6. bölüm / 7
Yarım Kalanlar6. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 6. Bölüm
- 1 1.Bölüm2.092 kelime
- 2 2. Bölüm2.083 kelime
- 3 3. Bölüm1.979 kelime
- 4 4. Bölüm2.144 kelime
- 5 5. Bölüm1.819 kelime
- 6 6. Bölüm1.581 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Karakterler5 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tufan
Derya'nın gittiğini önce anlamadım.
Sabah okula geldiğimde her şey normal gibiydi. Koridor aynıydı, sınıflar aynıydı, insanlar yine kendi telaşındaydı. Ben de çantamı bırakıp arkadaşların yanına geçtim.
Ama Derya yoktu.
İlk başta önemsemedim.
"Geç kalmıştır," diye düşündüm.
Sonra ilk ders başladı.
Yine yoktu.
İkinci ders oldu.
Yine yoktu.
O zaman içime bi huzursuzluk çöktü.
Teneffüste Ece'yi gördüm.
Yanına gittim.
"Derya nerede?"
Ece bana baktı.
"Sen bilmiyo musun?"
"Neyi?"
Bir an sustu.
"Derya okuldan ayrılmış."
Ne diyeceğimi bilemedim.
"Ne?"
"Kaydını sildirmiş."
"Ne zaman?"
"Dün."
Dün.
Kelime kafamda dönüp durdu.
Dün onu koridorda görmüştüm.
Bana bakmıştı.
Hiçbir şey söylemeden gitmişti.
Ben de arkasından bakmıştım.
Ama durdurmamıştım.
"Niye?" diye sordum.
Ece başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum. Kimseye doğru düzgün bi şey söylememiş."
O an boğazım düğümlendi.
Derya gitmişti.
Gerçekten gitmişti.
Sadece okuldan değil, hayatımızın içinden de çekilip gitmiş gibi hissettim.
Sınıfa döndüm.
Her şey aynıydı ama bir şey eksikti.
Derya'nın sırası boştu.
O boş sıraya uzun süre baktım.
Sonra dün olanları düşündüm.
Elif.
Derya'nın bizi gördüğü an.
Sonra hiçbir şey söylemeden gitmesi.
Bir anda içimde bi şey yerine oturdu.
Ben Elif'ten hoşlandığımı sanmıştım.
Belki hoşlanıyodum da.
Ama aşık değildim.
Bunu şimdi anlıyodum.
Çünkü Elif yanımdayken kafamın bi köşesinde hep Derya vardı.
Derya bana kızdığında nedenini anlamaya çalışmıştım.
Benden uzaklaştığında günlerce ne olduğunu düşünmüştüm.
Ama onun yokluğunu ilk kez gerçekten hissedince anladım.
Benim için önemli olan kişi başkaydı.
Geç kalmıştım.
Hem de çok.
O gün derslere girmeye çalıştım.
Olmadı.
Öğretmenin söylediklerini duymuyodum.
Defter önümde açıktı ama tek kelime yazamadım.
Derya'nın boş sırasına baktım.
"Keşke sorsaydım."
İçimden geçen tek şey buydu.
Keşke yanına gitseydim.
Keşke o gün koridorda durdursaydım.
Keşke "Nereye gidiyosun?" deseydim.
Ama dememiştim.
Çünkü her şeyi zamana bırakmıştım.
Şimdi zaman elimden bi insanı alıp götürmüştü.
Akşam eve gittiğimde odama kapandım.
Telefonumu elime aldım.
Derya'nın konuşmalarına baktım.
Eski mesajlarımız duruyodu.
Saçma sapan konuşmalar.
Okulla ilgili şeyler.
Birbirimize attığımız kısa mesajlar.
Bazıları yıllar önceydi.
Hepsini tek tek okudum.
Sonra telefon elimden kaydı.
Başımı ellerimin arasına aldım.
"Ben ne yaptım?"
Cevap yoktu.
O gece ilk defa Derya'nın gerçekten hayatımdan çıktığını hissettim.
Ve kendimi tutamadım.
Ağladım.
Sessizce değil.
Kendimi durdurmaya çalışmadan.
Çünkü içimde biriken ne varsa artık taşıyamıyodum.
Elif'i düşündüm.
Ona karşı hissettiklerimi düşündüm.
Sonra Derya'yı.
Aradaki farkı ilk defa bu kadar net gördüm.
Elif'i seviyodum belki.
Ama Derya...
Derya benim için çok daha başka bi yerdeydi.
Bunu ona söyleyemeden gitmişti.
Ben de arkasından sadece boşluğa bakakalmıştım.
O gece yatağa uzandığımda gözlerimi kapattım.
Derya'nın son kez bana bakışını hatırladım.
Hiçbir şey söylememişti.
Ben de söylememiştim.
İkimiz de sustuk.
Ve bazı sessizlikler insanın hayatında en çok kalan şey oluyomuş.
O gece bunu anladım.O gün okulun koridoruna girdiğimde her şey normalmiş gibi görünüyodu. İnsanlar gelip geçiyodu, bazıları konuşuyo bazıları aceleyle sınıflara giriyodu. Ben de onların arasından yürüyodum ama sanki ayaklarım bana ait değildi.
Derya’nın sırasına bakmamaya çalışıyodum.
Yine de gözüm gidiyodu.
Boştu.
Ne kadar bakmasam da o boşluk kendini belli ediyodu. Önceden orada Derya olurdu. Defterini masanın köşesine bırakır, bazen kalemini düşürür, sonra eğilip alırken bana bakardı. Bazen hiçbir şey söylemeden yanıma otururdu. Bazen de sadece "Nasılsın?" derdi.
Şimdi hiçbir şey yoktu.
Sanki o sıranın üstünden sadece bir insan değil, onunla beraber bir sürü şey silinmişti.
Ben ise hâlâ aynı yerdeydim.
Aynı koridorlarda yürüyodum.
Aynı insanlarla konuşuyodum.
Ama içimde bi şey sürekli yer değiştiriyodu.
O gün öğleden sonra Elif’i gördüm. Yanında başka biri vardı. İlk başta kim olduğunu anlamadım. Birlikte yürüyolardı. Elif bir şey anlatıyodu, çocuk da onu dinliyodu. Sonra çocuk güldü. Elif de güldü.
Ben olduğum yerde kaldım.
Nedense ilk hissettiğim şey kıskançlık değildi.
Daha garip bi şeydi.
İçimde boşluk oluştu.
Elif’e baktım.
Bir zamanlar onunla konuştuğum anları düşündüm. Bana yakınlaştığında hoşuma giden şeyleri, onun yanında kendimi iyi hissettiğim zamanları... Sonra Derya geldi aklıma.
Birden fark ettim.
Ben Elif’i sevdiğimi sanmıştım.
Belki de sadece yalnızlığımı onun yanında susturmuştum.
Belki Derya’dan uzaklaştıkça, onun bana karşı değişen tavırlarını anlamaya çalışmak yerine başka birinin ilgisine tutunmuştum. Çünkü daha kolaydı.
Derya’nın yüzüne bakıp "Neden böylesin?" demek zordu.
Onun sessizliğinin altında ne olduğunu anlamaya çalışmak zordu.
Ama Elif’in yanında olmak kolaydı.
Ben de kolayı seçmiştim.
Şimdi bunun farkına varmak içimi öyle bi sıkıştırdı ki nefes almak bile zor gelmeye başladı.
Elif beni fark etmedi.
Yanındaki çocukla konuşmaya devam etti.
Ben de olduğum yerde birkaç saniye daha durdum.
Sonra başımı eğip yürüdüm.
İçimden bi ses sürekli aynı şeyi söylüyodu.
"Sen onu sevmedin."
Bu cümleden kaçmaya çalıştım.
"Sevdim."
Ama kendi sesim bile inandırıcı gelmedi.
Sevseydim, Derya giderken neden fark etmemiştim?
Sevseydim, Derya bana bakmamaya başladığında neden sadece onun değiştiğini düşünmüştüm?
Sevseydim, onun sessizliğini neden bu kadar kolay kabullenmiştim?
Ve en kötüsü...
Derya giderken neden yanında değildim?
Akşam eve geldiğimde montumu bile çıkarmadan odama girdim. Kapıyı kapattım. Yatağın kenarına oturdum.
Telefonumu elime aldım.
Mesajlara baktım.
Derya’nın adı hâlâ oradaydı.
Eski konuşmalarımızı açtım.
Bir süre hiçbir şey yapmadan ekrana baktım.
Mesajların çoğu sıradandı. Derslerden, okuldan, Mert’in saçma bi hareketinden, Ece’nin anlattığı bi şeyden bahsetmişiz. Arada birbirimize kızmışız. Sonra hiçbir şey olmamış gibi konuşmuşuz.
Ama şimdi her cümle başka bi anlam taşıyodu.
Derya’nın kısa cevaplarına bile yeniden baktım.
O zamanlar anlamamıştım.
Şimdi anlıyodum.
Kız bana uzaklaşırken ben onun yanından geçip gitmişim.
Belki bi kere daha sorsaydım.
Belki biraz daha ısrar etseydim.
Belki "İyi misin?" demek yerine gerçekten cevap bekleseydim.
Belki...
O kadar çok "belki" vardı ki kafamın içinde.
Hepsi birbirine giriyodu.
Telefonu bıraktım.
Ellerimi yüzüme kapattım.
Uzun süre öylece kaldım.
Sonra gözlerim doldu.
Ağlamak istemedim.
Ama tutamadım.
Sessizce ağlamaya başladım.
Kendime kızıyodum.
Derya’ya değil.
Elif’e hiç değil.
Kendime.
Çünkü bütün bunların içinde en büyük hatayı ben yapmıştım.
Bir insanın sana uzaklaşmasının nedenini merak etmeden onun uzaklaşmasına izin vermiştim.
Derya benim hayatımdan çıkarken ben başka şeylerle uğraşıyodum.
Şimdi onun yokluğuyla baş başa kalmıştım.
Ve insanın en kötü tarafı da buydu galiba.
Bir şeyi kaybetmeden ne kadar önemli olduğunu anlayamıyosun.
Ben Derya’yı kaybetmiştim.
Hem de kendi ellerimle.
Ertesi gün okula gittiğimde kendimi toparlamaya çalıştım.
Mert yanıma geldi.
"İyi misin oğlum?"
"İyiyim."
Yalan söyledim.
Bana baktı.
"Değilsin."
Cevap vermedim.
Çünkü ne diyeceğimi bilmiyodum.
Derya’nın gitmesinden sonra günler geçtikçe içimdeki ağırlık daha da arttı. İnsanlar hayatlarına devam ediyodu. Dersler yapılıyodu, sınavlardan konuşuluyodu, öğretmenler sınıfa girip çıkıyodu.
Bense aynı yerde takılı kalmış gibiydim.
Dersin ortasında öğretmenin anlattığı şeyleri duyuyodum ama anlamıyodum.
Defter açık duruyodu.
Kalem elimdeydi.
Ama aklım hep aynı yere dönüyodu.
Derya.
Bir gün Ece’yi koridorda gördüm.
Beni görünce durdu.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Sonra Ece, "Onu gerçekten hiç aramadın mı?" dedi.
Başımı kaldırdım.
"Aradım."
"Ulaşabildin mi?"
Başımı iki yana salladım.
Ece bi süre sustu.
Sonra, "Tufan, bazen bi insanı kırdığını anlamak için onun gitmesini beklememek lazım." dedi.
O cümle içime oturdu.
Cevap veremedim.
Çünkü haklıydı.
Ama haklı olması hiçbir şeyi düzeltmiyodu.
Ben Derya’nın gitmesini beklemiştim.
Onun yokluğunu görmeden varlığını anlayamamıştım.
Ve şimdi ne yaparsam yapayım, o günlere geri dönemiyodum.
Akşam yine odama kapandım.
Pencereden dışarı baktım.
Sokakta insanlar vardı.
Bir çocuk arkadaşının peşinden koşuyodu. Bir kadın telefonla konuşarak yürüyodu. Bir araba geçti.
Hayat devam ediyodu.
Benim içinse zaman sanki Derya’nın okuldan ayrıldığı günün içinde kalmıştı.
Gözlerimi kapattım.
Onun bana baktığı eski günleri hatırladım.
Ben fark etmemiştim.
Ya da fark etmek istememiştim.
Belki o günlerde bana söylemek istediği çok şey vardı.
Belki ben sorsam anlatıcaktı.
Belki sadece yanına oturmamı bekliyodu.
Ben ise onun sessizliğini yanlış anlamıştım.
Kendimi haklı çıkarmak için türlü türlü bahaneler bulmuştum.
"Belki kafası doludur."
"Belki bana kızmıştır."
"Belki geçer."
Geçmemişti.
Tam tersine, Derya hayatımdan tamamen çıkmıştı.
Sonra Elif aklıma geldi.
Onu gördüğüm anı düşündüm.
Yanındaki çocukla konuşmasını.
Gülmesini.
Ve garip bi şekilde içimde hiçbir şey hissetmememi.
İşte o zaman emin oldum.
Ben Elif’i gerçekten sevmemiştim.
Onun ilgisi hoşuma gitmişti.
Yanımda birinin olması hoşuma gitmişti.
Ama sevgi başka bi şeymiş.
Bunu çok geç anlamıştım.
Sevgi, biri yanında yokken bile onu düşünmekmiş.
Birinin yüzündeki en küçük değişikliği fark etmekmiş.
Kırıldığını söylemeden önce anlamaya çalışmakmış.
Ben bunların hiçbirini zamanında yapmamıştım.
Derya bunları yaparken ben anlamamıştım.
Şimdi ise her şeyi tek tek hatırlıyodum.
Bir keresinde moralim bozukken yanıma gelip hiçbir şey sormadan kantinden sevdiğim şeyi almıştı.
Başka bi gün sınavdan kötü aldığımda "Bir daha çalışırsın." demişti.
Ben üzgün olduğumda konuşmamı beklemişti.
Ben onun üzgün olduğunu gördüğümdeyse çoğu zaman "Ne oldu?" deyip cevabı beklemeden gitmiştim.
İnsan bazen kendi hatalarını başkasının gözünden görünce utanıyomuş.
Ben kendimden utanıyodum.
O gece yine ağladım.
Bu sefer sessiz kalmaya çalışmadım.
Çünkü içimde tuttuğum her şey daha da ağırlaşıyodu.
Derya’nın gidişini değiştiremiyodum.
Geçmişte yaptıklarımı da.
Ama en azından artık kendime yalan söyleyemiyodum.
Elif’i sevdiğimi düşünerek kendimi kandırmıştım.
Asıl sevdiğim insanı ise gözümün önünde kaybetmiştim.
Ve bunun en acı tarafı, Derya’nın benden hiçbir şey istememiş olmasıydı.
Ne açıklama.
Ne söz.
Ne de bi karşılık.
Belki sadece anlaşılmak istemişti.
Ben onu bile yapamamıştım.
Günler geçtikçe daha içine kapanık biri oldum.
Mert konuştuğunda dinliyodum ama eskisi gibi karşılık vermiyodum. İnsanlar bi şey anlatınca başımı sallıyodum. Bazen biri ismimi iki kere söylemeden fark etmiyodum.
İçimde sürekli aynı düşünceler dolaşıyodu.
"Ya o gün konuşsaydım?"
"Ya onu durdursaydım?"
"Ya biraz daha dikkatli olsaydım?"
Ama hiçbirinin cevabı yoktu.
Çünkü geçmişin "ya"ları bugünü değiştirmiyodu.
Ben sadece kendi hatalarımla baş başa kalmıştım.
Bir gün sınıfa girip yine Derya’nın boş sırasına baktım.
İlk defa kaçmadım.
Uzun uzun baktım.
Sonra kendi kendime, çok sessiz bi şekilde,
"Özür dilerim Derya." dedim.
Beni duymadı.
Zaten duymasını da beklemiyodum.
Belki hiçbir zaman duymayacaktı.
Ama bunu söylemem gerekiyodu.
Çünkü ilk defa kendime dürüsttüm.
Ben Elif’i gerçekten sevmemiştim.
Ben sadece Derya’nın yokluğunu çok geç fark etmiştim.
Ve bazı insanlar hayatından çıktığında, geriye onları geri getirecek bi yol değil, yaptığın hataları hatırlatan sessiz bi boşluk kalıyodu.
Benim boşluğumun adı Derya’ydı.
Ne kadar düşünürsem düşüneyim, o boşluğu dolduramıyodum.
Sadece onunla yaşamayı öğrenmeye çalışıyodum.
Ama daha yeni başlıyodum.
Çünkü bazı acılar geçmiyodu hemen.
İnsan önce kabul ediyodu.
Sonra susuyodu.
Sonra kendi kendine hesap veriyodu.
Benim hesabım da daha bitmemişti.
