3. bölüm / 7
Yarım Kalanlar3. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 3. Bölüm
- 1 1.Bölüm2.092 kelime
- 2 2. Bölüm2.083 kelime
- 3 3. Bölüm1.979 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm2.144 kelime
- 5 5. Bölüm1.819 kelime
- 6 6. Bölüm1.581 kelime
- 7 Karakterler5 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Son dersin zili çaldığında sınıftaki herkes aynı anda hareketleniyor. Sandalyeler çekiliyor, çantalar kapanıyor, koridordan sesler yükselmeye başlıyor. Ben defterimi yavaşça çantama koyarken Ece yanıma geliyor.
"Bugün çıkışta ne yapıyoruz?"
"Hiçbir şey. Eve gidicem."
"Emin misin?"
"Evet."
Ece bir şey söylemeden bana bakıyor. Son zamanlarda eve gitmek konusunda biraz fazla istekli olduğumu fark etmiş olacak ki daha fazla üstelemiyor.
Tam çantamı omzuma geçirirken kapının önünde Tufan'ı görüyorum.
Bir süredir eskisi kadar konuşmuyoruz. Aynı okulda olsak da derslerimiz, uğraştığımız şeyler ve çevremizdeki insanlar değiştikçe araya ister istemez bir mesafe giriyor. Eskiden günün yarısını beraber geçirirken şimdi bazen günlerce doğru düzgün konuşmadığımız oluyor.
Ama onu gördüğümde hâlâ tanıdık bir his oluşuyor içimde.
Tufan kapının yanında Mert'le konuşuyor. Üzerinde koyu renk bir mont var, çantasını tek omzuna atmış. Mert bir şey anlatırken o başını sallıyor. Sonra gözleri bir anlığına sınıfın içine kayıyor ve beni görüyor.
Bakışlarımız birkaç saniyeliğine kesişiyor.
Eskisi gibi el sallamıyor. Ben de yapmıyorum.
Sadece hafifçe başını eğiyor.
Ben de aynı şekilde karşılık veriyorum.
Ece bunu fark ediyor ama bir şey söylemiyor.
Koridora çıktığımızda Tufan'la yan yana geliyoruz. Birkaç saniye ikimiz de konuşmuyoruz. Eskiden böyle bir sessizlik olduğunda mutlaka birimiz saçma bir şey söylerdi. Şimdi ise sessizlik olduğu gibi kalıyor.
Sonunda Tufan bana bakıyor.
"Nasıl gidiyo?"
"İyi."
"Yoğun musun?"
"Biraz."
Başını sallıyor. "Anladım."
Ben de ona bakıyorum.
"Sen?"
"Ben de iyiyim."
Konuşma yine bitiyor.
Garip değil aslında. Sadece eskisi gibi değil.
Birlikte yürürken Mert önden gidiyor, Ece de benim yanımda. Tufan birkaç adım gerimizde kalıyor. Arada bir bize yetişiyor ama sonra yine Mert'in yanına geçiyor.
Bir zamanlar dört kişi aynı adımda yürürdük. Şimdi herkes biraz kendi tarafında.
Ama aramızda kötü bir şey yok.
Tufan hâlâ benimle konuştuğunda eski rahatlığı tamamen kaybetmiş değil. Ben de ona karşı mesafeli davranmaya çalışsam bile bunu uzun süre sürdüremiyorum. Çünkü yıllarca hayatımda olan birine bir anda yabancı gibi davranamıyorsun.
Okulun merdivenlerine geldiğimizde Tufan yanıma yetişiyor.
"Yarın erken gel."
"Neden?"
"Mert'le bir işimiz var."
"Ben niye erken geliyorum?"
"Gel işte."
Gözlerimi deviriyorum. "Emir mi veriyosun?"
Tufan hafifçe gülümsüyor.
"Yok. Rica."
"Öyle söyle o zaman."
"Yarın erken gel."
"Bak şimdi oldu."
Kısa bir sessizlik oluyor.
Sonra Tufan, "Görüşürüz Derya," deyip Mert'in yanına gidiyor.
Ben arkasından bakıyorum.
Eskiden arkasından bakıp onu çağırırdım. Şimdi çağırmıyorum.
Ece koluma giriyor.
"Konuşmanız garipti."
"Niye?"
"Bilmem. Eskiden daha çok konuşurdunuz."
"Eskiden."
Tek kelimeyle cevap veriyorum.
Ece başını sallıyor. Daha fazla soru sormuyor.
Ben de okulun kapısından çıkarken bir kez daha arkama bakıyorum. Tufan hâlâ içeride. Mert'le konuşuyor.
Sonra önüme dönüyorum.
Bazı insanlar hayatından tamamen çıkmıyor. Sadece eskisi kadar yanında olmuyor.
Tufan da benim için şu an tam olarak öyle.
Tanıdığım, güvendiğim, konuştuğum biri.
Ama eskisi kadar değil.Dersliğe girdiğimde sınıfın çoğu yerini almıştı. Ben de fazla oyalanmadan en arka taraflardan birine geçip oturdum. Bugünkü derslerden biri yine ayrıydı. Tufan’la aynı sınıfta olmayınca ister istemez daha az karşılaşıyorduk zaten.
Aslında son zamanlarda aramızdaki mesafenin tek sebebi bu değildi.
Tufan’a karşı eskisi gibi davranmıyordum. O da bunun farkındaydı ama nedenini sorduğunda geçiştiriyordum. "Bir şey yok." diyordum mesela. O da fazla üstüme gelmiyordu.
Ama vardı.
Birkaç gün önce onu okulun koridorunda görmüştüm. Yanında bir kız vardı. Kız bir şey anlatıyor, Tufan da onu dinliyordu. Sonra ikisi beraber yürümüşlerdi.
Belki ortada gerçekten hiçbir şey yoktu. Belki kız sadece bir sınıf arkadaşıydı. Hatta büyük ihtimalle öyleydi. Ama ben onları gördüğüm anda içimde garip bir şey olmuştu.
Nedenini kendime bile açıklayamıyordum.
O günden sonra Tufan yanıma geldiğinde eskisi gibi konuşmamaya başladım. Mesaj attığında cevap veriyordum ama kısa. Yanımdan geçerken selam veriyorsa alıyordum. Bazen göz göze geldiğimizde istemeden bakışlarımı kaçırıyordum.
Yani tamamen soğuk değildim.
Sadece eskisi kadar yakın değildim.
Ders başladıktan bir süre sonra öğretmenin anlattıklarına odaklanmaya çalıştım. Ama aklım yine aynı yere gidiyordu.
Yanındaki kız.
Kendi kendime kızdım.
"Ne alaka şimdi?" diye fısıldadım.
Yan sıradaki Ece bana dönüp kaşlarını kaldırdı.
"Bir şey mi dedin?"
"Yok."
"Suratından belli oluyor ama."
"Ne belli oluyo?"
"Sinirli olduğun."
Kalemimi elimde çevirip defterime baktım.
"Sinirli değilim."
Ece bir şey söylemedi. Sadece bana birkaç saniye baktı, sonra önüne döndü. Beni benden daha iyi tanıyordu bazen ve bu hiç hoşuma gitmiyordu.
Ders boyunca Tufan’ı düşünmemeye çalıştım.
Ama insan düşünmemeye çalıştığı şeyi daha çok düşünüyordu.
Teneffüs olduğunda çantamı toparlayıp ayağa kalktım. Koridora çıktığımda kalabalığın arasında onu gördüm. Mert de yanındaydı.
Tufan beni fark edince başıyla selam verdi.
Ben de aynı şekilde karşılık verdim.
Eskiden olsa yanına gider, Mert’e laf atar, Tufan’la birkaç dakika uğraşırdım. Şimdi ise olduğum yerde kaldım.
Tufan bunu fark etmiş olacak ki bir süre bana baktı.
"Ne bakıyosun?" dedim.
"Bi şey yok."
"İyi."
"Sen bi garipsin bugün."
"Bugün mü?"
Tufan hafifçe kaşlarını kaldırdı.
"Son birkaç gündür."
Omuz silktim.
"Öyle gelmiştir."
Mert, Tufan’a bakıp sonra bana baktı ama araya girmedi.
Tufan da daha fazla üstelemedi.
"Tamam o zaman."
"Tamam."
Yanından geçip gittim.
Arkamdan seslenmedi.
Ben de dönüp bakmadım.
Ama içimde bir yer, onun nedenini sormasını bekliyordu.
Belki de asıl canımı sıkan şey buydu. Tufan’ın yanındaki kız değildi sadece. Onu gördüğümden beri kendime kızmam, neye sinirlendiğimi bile tam olarak bilmemem ve Tufan’ın bunu fark ettiği halde sormamasıydı.
Belki de sorsaydı söylemezdim.
Ama yine de sorsun isterdim.Koridor biraz sakinleştiğinde Ece yanımdan ayrılıp kendi sınıfına geçti. Ben de çantamı omzuma takıp merdivenlere doğru yürüdüm. Aslında biraz hava almak istiyordum. Ders arasında okulun içi her zamanki gibi kalabalık oluyordu, herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu.
Merdivenin başına geldiğimde arkamdan ayak sesleri duydum.
Dönüp bakmadım.
"Tufan."
Sesinden tanımıştım.
Adımlarım yavaşladı ama durmadım.
"Ne var?"
"Bi dakika durur musun?"
"Niye?"
"Konuşucaz."
"Konuşacak bi şey yok."
Bunu söyler söylemez arkamdan yetişip önüme geçti. Merdivenin başında durdu. Ben de istemeden durmak zorunda kaldım.
Tufan birkaç saniye yüzüme baktı.
"Sen niye benimle konuşmuyosun?"
"Konuşuyorum."
"Hayır, konuşmuyosun."
"Az önce konuştuk."
"İki kelime konuştuk Derya."
Omuz silktim.
"Ee?"
Tufan'ın yüzündeki ifade değişti. Şaka yapacak gibi değildi artık.
"Ne yaptım ben sana?"
"Hiçbir şey."
"Hiçbir şey yapmadıysam niye böyle davranıyosun?"
"Nasıl davranıyorum?"
"Benden kaçıyosun."
"Kaçmıyorum."
"Yanına geliyorum gidiyosun. Mesaj atıyorum kısa cevap veriyosun. Bir şey soruyorum 'bilmiyorum' diyosun. Bugün de resmen yüzüme bakmadın."
Bir an sustum.
Çünkü söylediklerinin hepsi doğruydu.
Ama bunu ona anlatmak istemiyordum.
"Abartıyosun."
"Abartmıyorum."
"Tamam Tufan, ne istiyosun?"
"Sebebini bilmek istiyorum."
Gözlerimi başka tarafa çevirdim.
"Sebebi yok."
"Var."
"Yok."
"Var."
"Yok dedim ya."
Tufan derin bir nefes aldı. Sonra biraz eğilip yüzüme bakmaya çalıştı çünkü ben sürekli başka tarafa bakıyordum.
"Bir kere de kaçmadan konuş benimle."
Kaşlarımı çattım.
"Kaçmıyorum."
"Şu an bile gözlerime bakmıyosun."
İstemeden gözlerine baktım.
"Bakıyorum."
"İyi."
Birkaç saniye öylece kaldık.
Sonra saçımın önüne düşen bir tutamı elimle düzeltmeye çalıştım. Tufan bir şey söyleyecek gibi oldu ama sustu. Ben de saçımı kulağımın arkasına sıkıştırıp tekrar ona baktım.
"Başka?"
"Başka ne?"
"Konuşacak başka neyin var?"
Tufan başını hafifçe yana çevirdi.
"Yanında gördüğün kız yüzünden mi?"
Kalbim bir an hızlandı ama belli etmemeye çalıştım.
"Ne kızı?"
"Demek kız var."
"Ben öyle bi şey demedim."
"Ama yüzünden belli."
"Hiçbir şey belli değil."
Tufan bu kez hafifçe başını salladı.
"Tamam. O zaman söyle."
"Ne söyleyeyim?"
"Onu gördün."
Sustum.
İnkâr etsem daha saçma olacaktı.
" gördüm."
"Nerede?"
"Koridorda."
"Ee?"
"Yanındaydı."
"Evet."
"Beraberdiniz."
Tufan bir an sustu, sonra şaşkın bir ifadeyle baktı.
"Beraber değildik."
"Ben gördüm."
"Yanımdaydı diye beraber mi olduk?"
"Ben öyle demedim."
"Ama öyle davranıyosun."
Sesimi biraz yükselttim.
"Çünkü ne olduğunu bilmiyorum Tufan."
"Bilmediğin için mi bana kızıyosun?"
"Ben sana kızmıyorum."
"Resmen kızıyosun."
"Tamam, kızıyorum."
Bunu söyleyince ikimiz de sustuk.
İlk defa açıkça söylemiştim.
Tufan'ın yüzündeki şaşkınlık biraz daha belirginleşti.
"Neye?"
"Ne bileyim."
"Nasıl yani ne bileyim?"
"İşte bilmiyorum."
Bir an gözlerimi kapattım.
Aslında bütün mesele buydu. Ne hissettiğimi kendime bile açıklayamıyordum. Tufan'ı başka bir kızla görünce içimde oluşan o anlamsız huzursuzluğu mantıklı bir yere koyamıyordum. Üstelik ortada yanlış bir şey olduğuna dair elimde hiçbir şey yoktu.
Sadece görmüştüm.
Hepsi buydu.
"Seninle ilgili bi şey yok," dedim sonunda. "Sadece biraz kafam karıştı."
Tufan başını salladı.
"Ben de günlerdir ne olduğunu anlamaya çalışıyorum."
"Anlamana gerek yok."
"Var."
"Niye?"
"Çünkü arkadaşız."
Bu kelime içimde garip bir şekilde yankılandı.
Arkadaşız.
Evet.
Öyleydik.
Ben de başımı eğip ayakkabılarıma baktım.
"Tamam."
"Tamam ne?"
"Konuşmamız gerektiği kadar konuştuk."
Tufan hafifçe güldü ama bu kez gülüşünde eğlence yoktu.
"Sen gerçekten çok zor bi insansın."
"Sen de çok ısrarcısın."
"Çünkü kaçıp duruyosun."
"Kaçmıyorum."
"Tamam, kaçmıyosun."
İkimiz de birkaç saniye sustuk.
Sonra Tufan kenara çekildi ve yolumu açtı.
"Git."
Yanından geçerken duraksadım.
"Ne?"
"Bir şey yok."
Birkaç adım attım. Sonra arkamdan seslendi.
"Derya."
Döndüm.
Tufan olduğu yerde durmuş bana bakıyordu.
"O kız sınıftan. Bana bir şey soruyodu. Hepsi bu."
Başımı salladım.
"Tamam."
"Gerçekten."
"Tamam dedim."
"İyi."
Bu kez gerçekten döndüm ve merdivenlerden aşağı inmeye başladım.
İçimdeki o garip sıkıntı tamamen geçmemişti.
Ama en azından artık nedenini biliyordum.
Tufan da biliyordu.
Belki aramızdaki mesafe bir anda ortadan kalkmayacaktı. Zaten ben de bunun olmasını istemiyordum. Birkaç gün içinde her şey eskisi gibi olsun diye uğraşacak değildim.
Ama en azından birbirimizin yüzüne bakmadan geçip gitmiyorduk artık.
Bazen bir şeyi düzeltmek için uzun konuşmalar gerekmiyordu.
Bazen sadece "Neden?" diye sormak bile yetiyordu.
Tufan anlatımı ile
Askerlik çocukken kafama koyduğum bi şeydi. Ama insan dışardan bakınca bunun sadece üniforma giymek olduğunu sanıyor.
Değilmiş.
Eğitime başladığım ilk gün bunu anladım.
Sabahın erken saatlerinde kalkmak, yatağını toplamak, üstünü başını düzgün hale getirmek, verilen saatte hazır olmak... Bunların hepsi basit şeyler gibi duruyodu ama gün geçtikçe insanın hayatının tamamını düzene sokuyodu.
İlk haftalar özellikle zordu.
Vücudum alışık değildi. Koşular, kondisyon çalışmaları, uzun süre ayakta kalmak, sürekli hareket halinde olmak... Akşam olduğunda yatağa uzandığım anda uyuyakalıyodum.
Ama ertesi sabah yine kalkıyodum.
Çünkü burda kimse sen yoruldun diye beklemiyodu.
Önce temel eğitimler başladı. Disiplin, düzen, takım çalışması ve sorumluluk üzerine yoğunlaşıyoduk. Bir işi tek başına iyi yapmak yetmiyodu. Yanındaki kişinin ne yaptığını da bilmen gerekiyodu.
Sonra dersler geldi.
Harita bilgisi, yön bulma, ilk yardım, iletişim, liderlik...
Hepsinin ayrı bi ağırlığı vardı.
Ben özellikle harita derslerini seviyodum. Önümdeki kağıda bakıp bir yerin nasıl göründüğünü kafamda canlandırmaya çalışmak hoşuma gidiyodu. Mert yanımda olsa kesin "Sen bunu niye seviyon?" derdi.
Burda Mert yoktu.
Onun yokluğu bazen garip geliyodu.
Sonra fiziksel eğitimler daha da arttı. Koşular uzadı, kondisyon çalışmaları ağırlaştı. İlk zamanlar "Ben bunu nasıl yapıcam?" dediğim şeyleri birkaç hafta sonra düşünmeden yapmaya başlamıştım.
İnsan alışıyodu.
Ama sadece vücudum değişmiyodu. Kafam da değişiyodu.
Eskiden bir şey ters gittiğinde hemen sinirlenirdim. Burda önce düşünmeyi öğrendim.
Bir de ekip çalışmasını.
Yanındaki insanı yarı yolda bırakamazdın.
Eğitim sırasında tanıştığım kişilerden biri de Elif'ti.
İlk başlarda fazla konuşmadık.
Aynı gruptaydık ama herkes kendi işine bakıyodu. Sonra zamanla daha çok konuşmaya başladık. Elif'in garip bi enerjisi vardı. Yorulduğunda bile belli etmemeye çalışıyodu.
Bir gün çalışmanın ardından yanıma gelip,
"Sen hep böyle ciddi misin?" diye sordu.
"Nasıl?"
"Böyle... sanki her an biri sana görev vericekmiş gibi."
İstemeden güldüm.
"Alışkanlık."
"Ben seni ilk gördüğümde çok soğuk sanmıştım."
"Çoğu kişi öyle sanıyo."
"Ben artık öyle düşünmüyorum."
Ne demek istediğini anlamıştım.
Elif son zamanlarda bana daha fazla yaklaşmaya çalışıyodu. Yanımda oturuyor, ders aralarında konuşmak için bahane buluyor, bazen de sadece birkaç dakika yanımda duruyodu.
Ben de bundan rahatsız değildim.
Hatta biraz hoşuma gidiyodu.
Bunu kendime itiraf etmem çok uzun sürmedi.
Ama yine de kafamın bi köşesinde başka şeyler vardı. Buraya gelme sebebim birileriyle yakınlaşmak değildi. Önümde tamamlamam gereken eğitim vardı.
O yüzden mesafemi korumaya çalışıyodum.
Elif bunu fark ediyodu ama vazgeçmiyodu.
Bir gün bana bakıp,
"Sen hiç rahatlamıyosun," dedi.
"Rahatlıyorum."
"Hayır."
"Nerden biliyosun?"
"Çünkü yüzünden belli."
Başımı iki yana salladım.
"Sen fazla dikkat ediyosun."
"Gerekirse ederim."
Ne diyeceğimi bilemedim.
Sonra zil çaldı ve herkes yeniden eğitim alanına geçti.
Günler böyle devam etti.
Sabah fiziksel çalışmalar, ardından dersler, uygulamalar, takım çalışmaları ve günün sonunda değerlendirmeler...
Her gün biraz daha yoruluyoduk.
Ama her gün biraz daha öğreniyoduk.
Ben en çok şu kısmı seviyodum: Kimse sana hazır olduğunu söylemiyodu. Kendin fark ediyodun.
Bir gün önce yapamadığın şeyi ertesi gün yapabildiğinde anlıyodun.
Ve o an insanın içinden garip bi gurur geçiyodu.
Elif de bu süreçte yanımda olmaya devam etti.
Bazen konuşuyoduk, bazen sadece aynı ortamda bulunuyoduk.
Benden hoşlandığını artık anlamamak mümkün değildi.
Benim ona karşı bi şeyler hissettiğimi de kendimden saklayamazdım.
Ama bunun neye dönüşeceğini bilmiyodum.
Şimdilik tek bildiğim şey vardı.
Buraya bunun için gelmemiştim.
Önce kendimi yetiştirmem gerekiyodu.
Sonrası...
Sonrasını düşünmek için daha çok zaman vardı.
Sizce Tufan ve Elif birlikte olacak mı??
✨🖤
