Yarım Kalanlar kitap kapağı

2. bölüm / 7

Yarım Kalanlar

2. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Berfin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 2. Bölüm

Tufan'la arkadaşlığımızın yanında Ece ve Mert'in de hayatımıza girmesiyle işler biraz daha karışmıştı. Dört kişi olduğumuzdan beri okulda nereye gitsek beraber giderdik. Kantine iniyorsak dört kişi, bahçeye çıkıyorsak dört kişi, ders çıkışı yürüyorsak yine dört kişi. Bazen birimiz diğerlerinden önce sınıfa gelir, boş sıraya oturup diğerlerini beklerdi. Kimse kimseye "Beni bekle" demek zorunda kalmazdı çünkü zaten bekleyeceğimizi bilirdik.

Ece benim en yakın arkadaşımdı. Bir bakışımdan ne düşündüğümü anlayacak kadar uzun zamandır yanımdaydı. Bazen konuşmama bile gerek kalmazdı. Yüzüme bakar, "Bir şey oldu sana," derdi. Ben de ne olduğunu anlatmak istemiyorsam üstelemezdi. Sadece yanımda otururdu. Mert de Tufan'ın aynı şekildeydi. Tufan'ın sinirlendiğini, canının sıkıldığını ya da bir şeyi kafasına taktığını çoğu zaman bizden önce fark ederdi.

Dördümüzün birbirine benzeyen hiçbir yanı yoktu aslında. Ece daha sakindi, Mert olaylara biraz daha uzaktan bakardı. Tufan olduğu yerde duramayan, sürekli bir şeylerle uğraşan biriydi. Ben ise çoğu zaman üçünü susturmaya çalışan kişiydim. Buna rağmen bir araya geldiğimizde garip şekilde birbirimizi tamamlıyorduk.

Bir gün öğle arasında sınıfta yalnızca dördümüz kalmıştık. Herkes bahçeye çıkmıştı ama bizim canımız istememişti. Ece sıranın üzerine oturmuş telefonuna bakıyor, Mert arka sırada başını masaya koymuş uyumaya çalışıyor, Tufan da benim defterimi karıştırıyordu.

Defterimi elinden aldım. "Yine ne arıyosun?"

"Hiç."

"Benim defterimde ne işin var?"

"Merak ettim."

"Benim notlarımı mı merak ettin?"

Tufan omuzlarını kaldırdı. "Belki."

Ece telefonundan başını kaldırmadan, "Derya, bırak bence. Bunun merakı hiç bitmez," dedi.

Mert gözlerini açmadan konuştu. "Tufan'ın merakı değil o. Can sıkıntısı."

Tufan ona döndü. "Sen uyu."

"Uyuyorum zaten."

"Konuşuyosun ama."

"Rüyamda konuşuyorum."

Ece gülümseyerek telefonu masaya bıraktı. "Siz ikiniz gerçekten çocuk gibisiniz."

Tufan hemen bana baktı. "Derya da çocuk."

"Ben niye çocuk oldum?"

"Benimle arkadaş olduğun için."

"Ne alaka?"

"Bilmem."

Başımı iki yana salladım. Tufan'ın mantığı bazen gerçekten kendisine bile yetmiyordu.

Ama böyle anlarda kendimi iyi hissederdim. Dördümüzün aynı sınıfta olması, ders arasında birbirimizin yanında bulunması, herhangi bir şey olduğunda ilk birbirimizi aramamız zamanla o kadar doğal hale gelmişti ki başka türlü bir okul hayatı düşünemiyordum.

Birbirimizin evine de giderdik. Ece'nin evinde saatlerce oturup ders çalışmamız gerekirken iki saat boyunca başka şeylerden konuştuğumuz olurdu. Mert'in evine gittiğimizde Tufan mutlaka bir şeyleri karıştırır, Mert de arkasından söylenirdi. Ben de ikisini izleyip dururdum. Bazen Tufan'la Mert tartışır, Ece araya girerdi. Bazen de ben Ece'yle bir şeye takılır, diğer ikisi bizi dinlerdi.

Aramızda hiç kimsenin dışarıda kalmadığı bir düzen oluşmuştu.

Bir gün okul çıkışı hep beraber yürürken Ece bir anda durdu. "Bir dakika."

Hepimiz dönüp ona baktık.

"Ne oldu?" dedim.

"Yarın ödev var mıydı?"

Mert hiç düşünmeden, "Vardı."

Tufan da aynı anda, "Yoktu," dedi.

Ece ikisine baktı. "Hanginiz doğru söylüyo?"

Mert, "Ben."

Tufan, "Ben."

Ben çantamdan defterimi çıkarıp sayfayı açtım. "İkiniz de yanlışsınız. Pazartesiye."

Ece derin bir nefes verdi. "Sizinle niye arkadaşım ben?"

Mert, "Bilmiyorum," dedi.

Tufan hemen, "Ben biliyorum. Çok sevdiği için."

Ece ona ters ters baktı. "Kendine pay çıkarma."

Ben gülerek defterimi kapattım. "Hadi yürüyün."

Yolumuza devam ettik.

Bir süre sonra konuşmalarımız azaldı. Sokakta akşamüstünün sessizliği vardı. Ece benim yanımda, Tufan'la Mert biraz önümüzde yürüyordu. Onları izlerken Tufan'ın Mert'in omzuna kolunu attığını gördüm. Mert önce itmeye çalıştı ama sonra vazgeçti.

Ece bana bakıp, "Bunlar birbirlerinden hiç ayrılmıyo," dedi.

"Biz de ayrılmıyoruz."

"Evet ama sen ve Tufan daha garipsiniz."

"Niye?"

"Çünkü birbirinizi sinirlendirmek için özel çaba harcıyosunuz."

"Onun suçu."

Ece güldü. "Tabii."

Bir süre sessiz kaldık. Sonra Ece koluma girdi. "İyi ki varsınız."

O kadar basit söylemişti ki bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Ben de ona baktım. "İyi ki siz varsınız."

Önümüzde yürüyen Tufan arkasını döndü. "Ne konuşuyosunuz?"

"Hiç," dedim.

"Kesin benim hakkımda."

"Her şey senin hakkında değil Tufan."

"Olmalı."

Mert başını salladı. "Kendini fazla önemli sanıyosun."

Tufan ona bakıp, "Sen kıskanıyosun," dedi.

Mert kahkaha attı. "Neyi kıskanıcam?"

"Beni."

"Allah korusun."

Tufan bu sefer gerçekten bozulmuş gibi yaptı. "Ayıp ettin."

Mert kolunu onun omzuna atıp, "Gel lan buraya," dedi.

Dördümüz yeniden yan yana yürümeye başladık.

Bizim arkadaşlığımız böyleydi. Bazen birbirimizi kızdırırdık, bazen birbirimize laf atardık ama biri gerçekten zor durumda kaldığında diğer üçünün yanında olacağını herkes bilirdi. Bunun konuşulmasına bile gerek yoktu.

Bir gün ders çıkışı Ece'nin morali bozuktu. Normalde en çok konuşanlardan biri olmasına rağmen o gün tek kelime etmiyordu. Ben hemen fark ettim ama sormadım. Yanına oturup sessizce bekledim. Birkaç dakika sonra Tufan geldi, Ece'nin karşısındaki sıraya oturdu. Mert de arkasından geldi.

Kimse "Ne oldu?" diye sormadı.

Ece bir süre önündeki deftere baktı. Sonra kendi kendine, "Bugün biraz canım sıkkın," dedi.

Tufan başını salladı. "Tamam."

Mert de, "İstersen konuşuruz," dedi.

Ece gözlerini kaldırıp ikisine baktı. "Şimdi istemiyorum."

"Tamam," dedim.

Sonra dört kişi sessizce oturduk.

O an fark ettim ki arkadaşlık sadece birlikte gülmek değildi. Bazen birinin yanında sessizce durabilmekti. Ece konuşmak istemediğinde onu zorlamıyorduk. Tufan canı sıkkın olduğunda Mert onun yanında oturuyordu. Ben bir şeyleri kafama taktığımda Ece hiçbir şey sormadan yanıma geliyordu.

Kimse diğerinden sürekli iyi olmasını beklemiyordu.

Bu yüzden birbirimizin yanında rahattık.

Ertesi gün Ece normale döndüğünde sanki hiçbir şey olmamış gibi yine bizimle konuşmaya başladı. Tufan da bunu fırsat bilip ona laf atmaya başladı. Ece de karşılığını verdi. Mert ikisini dinlerken başını iki yana sallıyordu.

Ben de sıranın kenarında oturup onları izliyordum.

Bazen düşünüyorum da, okulda en çok hatırladığım şey dersler değildi. Hangi sınavdan kaç aldığım, hangi öğretmenin ne anlattığı ya da hangi gün hangi ödevi yaptığımız değildi. Hatırladığım şeyler daha küçük şeylerdi.

Tufan'ın sabahları sırama oturması, Ece'nin çantamı izinsiz karıştırması, Mert'in her şeye mantıklı bir cevap bulmaya çalışması...

Kantinde aldığımız tek bir şeyi dörde bölmemiz, yağmur yağınca aynı şemsiyenin altında sıkışmamız, sınavdan önce birbirimize başarılar dilememiz, birimizin morali bozulduğunda diğerlerinin hiçbir şey söylemeden yanında olması...

Dördümüz birbirimize gerçekten çok alışmıştık.

Bazen okulun koridorunda yan yana yürürken insanlar dönüp bize bakardı. Çünkü sürekli beraber olduğumuz için artık bizi tek bir grup gibi görüyorlardı.

Ben de öyle görüyordum.

Tufan, Ece, Mert ve ben.

Dört ayrı insan ama aynı sıraya sığdırılmış dört ayrı hayat.

Ve o zamanlar bunun değişebileceğini düşünmüyordum bile. Benim için okul demek biraz da onların olduğu yer demekti.

Tufan yine bir gün kalemimi alır, Ece yine bana bir şey anlatır, Mert yine ikimizi sakinleştirmeye çalışırdı.

Ben de her zamanki gibi üçünün arasında dolaşıp dururdum.

Hayatımızın en sıradan günleri bile bizim için böyle geçiyordu.

Birlikte.Geçmiş

Tufan Karaca'yla ilk tanıştığım günü düşündüğümde aklıma gelen ilk şey onun yüzü değil, sesi oluyor. Daha doğrusu sınıfın ortasında yükselen o kendinden emin ses.

"Ben buraya oturucam."

O zamanlar birbirimizi tanımıyorduk. Hatta adını bile bilmiyordum. Yeni sınıfın ilk günüydü ve herkes kendine bir yer bulmaya çalışıyordu. Ben cam kenarındaki sıraya oturmuş, önümdeki kitapları düzenliyordum. Yanımdaki sandalye boştu. Tufan da gelip tam oraya oturmak istemişti.

"Orası dolu," demiştim.

Bana bakıp şaşırmıştı. "Kimin?"

"Benim arkadaşım oturacak."

Yalan söylemiştim. Ortada arkadaş falan yoktu. Sadece yanıma yabancı birinin oturmasını istememiştim.

Tufan birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra sıranın diğer tarafındaki sandalyeyi çekti.

"Tamam."

Hiç tartışmamıştı. Bu kadar kolay vazgeçmesine şaşırmıştım.

"Sen yeni misin?" diye sormuştu sonra.

"Hayır."

"Ben yeniyim."

"Fark ettim."

"Adın ne?"

"Derya."

"Tufan."

"Memnun oldum."

"Ben de."

Sonra oturup önüne bakmıştı.

İlk karşılaşmamız bundan ibaretti.

Ne büyük bir olay olmuştu ne de birbirimizden hoşlanmadığımızı düşünmüştük. Sadece aynı sınıfta iki öğrenciydik.

Ta ki öğretmen bizi aynı gruba verene kadar.

İlk hafta yapılan bir ödev için sınıfı gruplara ayırmışlardı. Ben, Tufan ve birkaç kişi daha aynı gruptaydık. Tufan ödev boyunca sürekli fikir söylüyor, ben de söylediklerinin yarısına itiraz ediyordum. Bir noktada bana dönüp "Sen her şeye neden karşı çıkıyosun?" diye sormuştu.

"Çünkü her söylediğin doğru değil."

"Ben yanlış bişey söylemedim."

"Söyledin."

"Neyi?"

"Az önce."

"Neyi az önce?"

"Unuttum."

Tufan birkaç saniye bana bakmıştı. Sonra başını iki yana sallayıp gülmüştü.

"Sen çok değişiksin."

"Sen de çok konuşuyosun."

"Ben Karadenizliyim, normal."

O zaman Karadenizli olduğunu ilk kez öğrenmiştim.

"Karadenizli olmanın bununla ne alakası var?"

"Var."

"Nasıl?"

"Bilmem. Ama vardır."

O kadar ciddi söylemişti ki gülmemek için kendimi zor tutmuştum.

Sonraki günlerde birbirimizi daha fazla tanımaya başladık. Önce sadece sınıfta konuşuyorduk. Sonra teneffüslerde beraber yürümeye başladık. Bir gün Tufan kantine giderken bana da bir şey isteyip istemediğimi sordu. Başka bir gün ben onun unuttuğu kitabı sırasına bıraktım. Küçük şeylerdi ama zamanla alışkanlığa dönüştüler.

Ece'yle tanışmam ise daha farklı olmuştu.

İlk haftalarda yan sırada oturuyordu. Bir gün ders sırasında kalemim yere düşmüş, ben eğilip almaya çalışırken Ece kalemi benden önce alıp uzatmıştı.

"Bu senin."

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

Sonra birkaç saniye sessiz kaldık.

"Senin adın Derya değil mi?"

"Evet."

"Ben Ece."

"Memnun oldum."

"Ben de."

Birkaç gün sonra beraber teneffüse çıkmaya başladık. Ece'nin yanında insan kendini rahat hissediyordu. Çok fazla soru sormuyordu ama konuşmak istediğinde de susmuyordu. Kısa zamanda benim en çok görüştüğüm kişi haline gelmişti.

Mert ise Tufan'ın yanına sonradan gelmişti. Bir gün okul çıkışında Tufan'ı beklerken yanında Mert'i gördüm.

"Derya, bu Mert."

Mert elini kaldırdı. "Selam."

"Selam."

Tufan ikimize bakıp, "Bu da benim çocukluktan arkadaşım," dedi.

Mert hemen düzeltti. "Çocukluktan değil oğlum, geçen sene tanıştık."

"Ne fark eder?"

"Bir yıl fark eder."

"Abartma."

Ben gülümseyerek ikisini izledim. Daha o zaman Tufan'la Mert'in nasıl bir arkadaşlığı olduğunu anlamıştım. Sürekli birbirlerinin sözünü kesiyorlar ama birbirlerinden de ayrılmıyorlardı.

Dört kişinin aynı anda yakınlaşması bir anda olmadı. Yavaş yavaş oldu.

Önce teneffüslerde aynı yerde oturmaya başladık. Sonra ders çıkışlarında beraber yürüdük. Birimizin işi varsa diğer üçü bekledi. Birimiz sınava çalışıyorsa diğerleri notlarını paylaştı. Bazen saatlerce konuşurduk, bazen de kimsenin konuşası olmazdı.

O yıllarda Tufan'ı tanıdıkça onun askerlik konusunda ne kadar ciddi olduğunu da fark etmiştim.

Bir gün okul çıkışında çantasından küçük bir defter çıkarmıştı. İçinde bazı notlar vardı.

"Ne yazıyosun?" diye sormuştum.

"Bir şeyler."

"Ne?"

"Boşver."

Defteri kapatmıştı ama merak ettiğimi anlamıştı.

"İleride lazım olabilir."

"Neye?"

"Askeri okul için."

Başımı sallamıştım.

"Sen ciddi misin?"

"Evet."

"Gerçekten asker olmak istiyosun yani?"

Tufan denize bakarken, "İstiyorum," demişti. Bu kez sesinde hiçbir şaka yoktu.

Ben de bir şey söylememiştim.

O gün Tufan'ın bu konuda ne kadar kararlı olduğunu ilk kez anlamıştım.

Sonraki yıllarda dört arkadaş olarak büyüdük. Birbirimizin değişimini gördük. Çocukça tartışmalarımız oldu, birbirimize küstüğümüz günler oldu, sonra yeniden konuştuğumuz zamanlar oldu. Bazen Tufan'la iki gün boyunca doğru düzgün konuşmazdık. Sonra üçüncü gün sanki hiçbir şey olmamış gibi yanıma gelip kalemimi alırdı.

"Bu benim."

"Hayır."

"Artık benim."

"Ver."

"Gel al."

Böylece kavga biterdi.

Ece her seferinde bize bakıp başını sallardı. Mert de Tufan'a "Bir gün de normal davran," derdi.

Tufan da "Ben normalim," diye cevap verirdi.

Kimse inanmazdı.

Ama herkes alışmıştı.

Şimdiki zaman

Yıllar geçmişti ama okulun koridorları hâlâ aynı kokuyordu. Sınıfların duvarları değişmiş, bazı öğretmenler gitmiş, bazıları gelmişti. Biz de değişmiştik. Artık eskisi kadar çocuk değildik. Konuşmalarımız da biraz farklılaşmıştı.

Yine de dört kişi bir araya geldiğimizde aramızdaki eski düzen kendiliğinden oluşuyordu.

O gün son dersten çıkınca Ece çantasını omzuna takıp bana baktı.

"Bugün nereye gidiyoruz?"

"Bilmiyorum."

Mert hemen, "Ben eve gidiyorum," dedi.

Tufan ona dönüp, "Sen her gün eve gidiyosun zaten."

"Çünkü evim var."

Tufan başını salladı. "Mantıklı."

Ece bana bakıp güldü. "Bunların konuşmalarını anlamaya çalışmayı bıraktım."

"Ben de."

Tufan bize bakıp, "İkiniz de çok konuşuyosunuz," dedi.

"Sen konuşuyosun asıl," dedim.

"Ben mi?"

"Evet sen."

Tufan hafifçe güldü. "Tamam tamam."

O gün okuldan çıktıktan sonra dört kişi bir süre yürüdük. Hava soğuktu. Ben ellerimi montumun ceplerine sokmuştum. Tufan bir şey anlatıyordu ama bu kez kimse onun sözünü kesmiyordu.

"Babam yine aradı," dedi.

Mert ona baktı. "Ne dedi?"

"Ne zaman başvuracağını soruyo."

"Sen karar verdin mi?"

Tufan başını salladı. "Verdim."

Ben ona baktım. Tufan'ın yüzündeki ifade ciddiydi.

Ece de bunu fark etmiş olacak ki sesini biraz alçalttı. "Korkmuyo musun?"

Tufan birkaç saniye sustu.

"Korkuyorum."

Bu cevabı beklemiyordum.

Sonra devam etti. "Ama istemediğim bişey değil. O yüzden korksam da yaparım."

Mert başını salladı. "Doğru."

Ben bir süre hiçbir şey söylemedim. Tufan'ın yanında yürümeye devam ettim.

Sonra bana dönüp, "Sen ne düşünüyosun?" diye sordu.

"Ne hakkında?"

"Başvurmak hakkında."

Omuz silktim. "Düşünüyorum."

Tufan gözlerini kısıp bana baktı. "Sen de mi?"

"Belki."

"Belki ne?"

"Belki başvururum."

Tufan'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

"Ben demiştim."

"Ne demiştin?"

"Birlikte yaparız."

Başımı çevirip önüme baktım. "Daha karar vermedim."

"Verirsin."

"Emin olma."

"Olucam."

Tufan'ın bu kadar kendinden emin konuşmasına alışmıştım. Ona itiraz etmek istesem de bazen ne diyeceğimi bulamazdım.

Ece yanımıza yaklaşıp, "Siz ikiniz yine kendi dünyanıza gittiniz," dedi.

"Hayır," dedim.

Tufan da aynı anda, "Yok," dedi.

Mert ikimize baktı. "Aynı anda yalan söylediniz."

Bu kez Tufan güldü ama ben sadece başımı salladım.

Yolun sonunda dördümüz ayrılacağımız yere geldik. Ece bana sarılıp yarın görüşürüz dedi. Mert, Tufan'ın omzuna vurup yarın erken gelmesini söyledi. Tufan da ona bir şeyler söylendi ama ben tam duymadım.

Sonra Tufan bana döndü.

"Yarın görüşürüz."

"Görüşürüz."

"Geç kalma."

"Sen geç kalma."

"Ben mi?"

"Evet sen."

Tufan başını iki yana salladı. "Tamam Yalçın."

Sonra herkes kendi yoluna gitti.

Ben birkaç adım yürüdükten sonra dönüp arkama baktım. Üçü de artık farklı yönlere gitmişti.

Çantamı düzelttim ve yoluma devam ettim.

O gün benim için sıradan bir gündü. Okul, arkadaşlar, dersler, gelecek hakkında konuşulan birkaç cümle...

Her şey olması gerektiği gibiydi.