5. bölüm / 15
Yanlış GezegenKalbim Seni Ezberledi
Bölümler 15Şu an: Kalbim Seni Ezberledi
- 1 Gizli Sevda2.786 kelime
- 2 Sessiz Aşklar da Yakar2.165 kelime
- 3 Belki Bir Gün2.354 kelime
- 4 Henüz Başlamamış Bir Aşk4.808 kelime
- 5 Kalbim Seni Ezberledi5.940 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Gezegen3.926 kelime
- 7 Sonsuz Umut6.152 kelime
- 8 Sana Doğru6.703 kelime
- 9 Sessiz Sevgim3.129 kelime
- 10 Gözlerinde Kayboldum3.177 kelime
- 11 Dilsiz Aşk4.428 kelime
- 12 Huzurum Sensin5.977 kelime
- 13 Aşk Dumanı5.674 kelime
- 14 Beyaz Lale5.508 kelime
- 15 Umutun Hilali7.050 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhabalar yeni bölümle bambaşka heyecanla buradayım.
Beğenip yorum yapmayı esirgemeyin.
Herkese teşekkürler.
Yazım yanlışları için de özür dilerim.
Uzatmayıp iyi okumalar deyip kısa kesiyorum.
🌌
"Oha neler olmuş. "
Kübranın şok olmuş sesine omuz silkip arkama yaslandım.
"Eee tanımazlıktan gelince sen ne yaptın?"
"Bir şey yapmadım."
"Nasıl bir şey yapmadın ? Vursaydın elini masaya bana bak lan sen beni nasıl tanımazsın deseydin."
Etraftakilerin bize bakmasıyla Kübranın kafasına geçirdim.
"Keşke demekle kalsaydın gerizekalı. "
Ne yaptığını yeni fark etmiş olacak ki elini masadan çekip gözünü kantine çevirdi .
"Dön lan önüne."
Herkes söylenerek önüne dönmeye başladı.
Siz şimdi diyeceksiniz Kübranın okulda sözü geçer mi tanındık kişi mi? diye. O yüzden cevap vereyim.
Evet Kübra tanındık biri ama okulun reisi falan değil. Sadece tüm okulun ne halt yediğini biliyor. Ve bu yüzden herkes ağzını kapatır yoksa Kübra herkesin foyasını ortaya döker.
Dökmedi de değil bir kaç kişinin yediği haltları ortaya dökmüşlüğü var.
Bunu Kübra nereden biliyor ? Diye soruyorsunuz biliyorum.
Ama şimdilik bu sorunun cevabı bende gizli kalsın.
Zamanı gelince anlatırım.
"Anlatsana kızım gözüne iki saattir bakıyorum anlat diye."
Kübranın dediğiyle kendime geldim.
Evet o bana bakıyordu.
Ama ben ona boş boş düşünceler eşliğinde bakıyordum. O yüzden fark etmemiştim.
"Sonra bir şey yok marketten çıktı işte bende eve gittim ders falan çalıştım. Sonra yatmaya yakın iyi geceler güzel gözlüm yazdı cevap vermedim kırgındım. Sonrada işte sabah oldu okula geldim öyle."
"Anladım şimdi bir şey yazdı mı ?"
"Bilmiyorum telefon sesizde."
İnanamaz gözlerle bana baktı.
"İnanamıyorum sen merak etmiyorsun Umudunu."
"Kırgınım Kübra."
"Salak mısın sen? O senin sevdiğinden haberi yok ona göre adımını atıyor."
"Olmayabilir tamam benimde yoktu ama onu tanımazlıktan gelmedim."
"Sanki hiç bu zamana kadar adam akıllı konuştun ya."
"Evet konuşmadım belli etmekten korktum. "
"Aynı durum ondada var işte oda soğukkanlılığını koruyor."
İçmeye fırsat bulamadığım buz gibi çayımı ellerimin arasına alıp derin nefes aldım.
"Canımı yakıyor böyle davranması."
"Biliyorum ama en azından öncekiler gibi yanmıyor Hilal oda seni seviyor. Güzel günler olacak sabret."
Beni sevdiğini duymak gülümseme sebep oldu.
Umudum 'dan duymak herhalde kalp krizi geçirmeme sebep olurdu.
"Seviyor."
"Evet seviyor akıllı arkadaşım daha fazla çocuğu kırmadan bak mesajlarına."
Kafamı olumlu anlamda salladım.
"Aferin bende soğumuş çayları tazeleyeyim bununda kıymetini bil."
Ayağa kalkıp bana göz kırptı.
"Şapşal ."
"Sende aşık şapşalsın."
Demesiyle yok olması bir oldu.
Ben panikle kantine göz gezdirmeye başladım.
Çok yüksek söylemese de yan masalarda olan kişilerin duyma ihtimali vardı. Onlara baktığımda kendi halinde olduklarını gördüm. Gözükerde duyan yoktu.
İçimden Kübraya sayarak telefonu mu çıkardım . Umudun gönderdiği dört mesajla karşılaştım.
Günaydın gezegenim.
Gezegen yazısıyla kaşlarımı çatarak diğer mesajları okudum.
Ops görünmezlikten geliyorum.
Dünde iyi geceler mesajıma cevap vermedin.
Noldu gezegenim verdiğin şansı gerimi alıyorsun? Hemde bu kadar kısa sürede.
Aldığım yoktu sadece kırgındım. Ama Kübranın da dediği gibi kırgınlıklarım boşunaydı. O benim sevdiğimden habersizdi. Ne yapıyorsa yakalanma korkusuyla yapıyordu. O yüzden şimdi boş yere trip atmam onu kaybetmekten başka işe yaramazdı. O isteyene kadar bu oyunu devam etirmeliydim.
Aklımın dediğine elim hizmet edip yazmaya başladı.
Ben; Günaydın bilinmeyen.
Verdiğim şansı geri falan aldığım yok. Sadece kafam karışık. Nasıl davranacağımı bilmiyorum .
Bu arada gezegen derken bilinmeyen?
Yazar yazmaz çevrim içi olmuştu.
Benim yazmamı mı bekliyordu?
Eğer öyleyse şuan heyecandan zıplaya zıplaya merdivenden ine bilirdim.
Rezil olmak bile umrumda değil.
Umudumun benim mesajımı beklemesi bir hayalimdi. Ve hayallerim gerçekleşiyor du.
İmkansızım; İşte şimdi günüm aydı.
- Biliyorum kafanın karıştığını ama sana söz veriyorum zamanla bu gidecek.
Evet hala imkansızım diye kayıtlıydı. Ne diye kaybedeceğimi bilmiyordum.
Umudum yazsam daha kötü. Babamın bakışlarını üzerime çekmiştim. O yüzden onu görürse sonumu düşünüyorsunuz dememe gerek yok.
Ben; Umarım bilinmeyen.
İmkansızım; Her şey güzel olacak gezegenim.
Ben; Neden gezegen diyorsun bilinmeyen.
İmkansızım; Çok meraklısın.
Ben; Neden söylemiyorsun?
İmkansızım; Sebepsiz yere seni merak ettirmek hoşuma gidiyor.
Ben; Merak etmedim . Sadece sebebini merak ettim .
Yazdığım mesajı gönderdiğimde fark ettim.
Silmek istesem de görmüştü çok geçti !
Allah kahretsin beni!
Tam salağım aptalım. Gerizekalı yıda ekle yazar eksik kalmasın.
Yazıyor yazısını görür görmez çıktım.
Çıkmakla da kalmayıp telefonu tamamen kapattım.
Evet iyice rezil oldum alkışlayın beni!
Utancımdan ölmek üzereydim. Aynı şeye geliyordu zaten salak kendim. Ne diye böyle bir şey yazdım?
Sadece merak etmedim demek istemiştim oysa ki.
Utancımdan ısırdığım dudağımın acısıyla kendime geldim.
Dudağımı serbest bırakıp kapalı telefonuma bön bön bakmayı son verip başımı kaldırdım.
Ve kaldırır kaldırmaz ödüm bokuma karıştı.
Kusura bakmayın ben annem gibi terbiyeli değilim.
Kübra eğilmiş şekilde bana bakıyordu. Bunu beklemediğim için yerimden sıçradım. Benim sıçramam la sandalye sallandı.
Düşmedim ama neredeyse düşecektim.
Sandalyenin tok sesine etraftakilerin bakışı bizi buldu.
Onları umursamayıp gülmemek için kendini zor tutan arkadaşıma bakışımı yönlendirip, sinirle konuştum.
"Ödümü patlattın gerizekalı ne müneccim gibi tepemde dikiliyorsun?"
Bunu dememle daha fazla gülmesini tutamadı. Kantindekiler bize deliymişiz gibi bakıyorlar.
Doğru bakışa bir şey diyemezdim. O yüzden umursamadım.
Kübra gülmesinin arasında zor zor konuştu.
"M münnecim ne be?"
Düşündüm. Gerçekten neydi?
"Ne bileyim ya?"
"Salak bilmediğin kelimeyi mi kullandın?"
Evet bilmediğim kelimeyi kullanmıştım!
"Bilmediğim değil kulak aşinası olduğum kelimeyi kullandım."
"Ne fark eder sonuçta duyduğun kelime anlamını bilmiyorsun."
Annem söylerdi genellikle bu kelimeyi.
"Anlamı ne ki?"
Sırıtmasını durdurup ciddi şekil büründü.
"Bilmiyorum ki."
"Bide benle dalga geçiyor sanki kendi çok iyi biliyor."
"Ben biliyorum demedim bilmediğim kelimeyi ben söylemedim."
"Çok konuşma anlamına bak."
"Nereden?"
"Alnımdan bazen gerçekten gerizekalı olduğundan şüphe ediyorum."
Göz devirdi.
"Diye diye ettin işte ."
Gülmemek için yanağımı ısırdım.
"Google amcadan öğren zeki arkadaşım."
Gülüp dediğimi yapmaya başladı.
Yeni fark ettiğim sıcak çayı avucumun arasına aldım.
Gülümseyip bir yudum aldım. Sıcak çayın mideme inmesini sağladım.
Çay gerçekten insana mutluluk huzur veriyordu.
Hem ne demiş Aşık Veysel
'Benim verebileceğim çok şey yok aslında...
Çay var içersen,
Ben var seversen ,
Yol var gidersen.'
Siz gitmeyin sevin.
Gitmekten daha özel birşeydir sevmek. Hem siz sevginin sıçağıyla ısının, aynı zamanda da ısıtın.
Sevmek güzel bir şey azizim... Her neyse daha fazla edebiyat yapmayayım.
Kendimize gelelim.
Bir, iki, üç gel kendine. Hop tamamdır.
"Buldun mu?"
"Buldum."
"Neymiş."
"Yıldız falcısı demekmiş."
"Benim kullandığım cümleyle çok anlamsız."
Kafasını olumlu anlamda sallayıp getirdiği çayı içmeye başladı.
Aramızda kısa süre sessizlik olurken Kübranın konuşmasıyla çok uzamadı.
"Konuştun mu imkansızınla? Yada artık ne demeliyim? İmkansız bir şey kalmadı nede olsa artık."
Kübranın hatırlatmasıyla reziliğim bir kez daha aklıma geldi.
Telefonu hala açmamıştım. Açtığım da ne tepkiyle karşılaşacağımı kestiremiyordum.
"Konuştum. Ama rezil oldum."
Gülüp gülmemek arasında kaldığını görünce konuştum.
"Sakın gülme. Zaten utanıyorum. "
"Tamam gülmedim."
Tam bir şey söyleyecekken çalan zil sesiyle susmak zorunda kaldı.
15 dakika 'dır kantinde oturuyorduk. Umutu daha görmemiştim. Ama bu zil şimdi sınıfta göreceğimin habercisiydi.
Bana bakıp güler miydi acaba?
Aman tek baksın da gülerse gülsün.
"Hadi kalk sınıfa gidelim yoksa bizden önce geliyor tarihçi Serpil."
Dediğine mecbur uymak zorunda kaldım. Geldiğimizden beri kantinde oturuyorduk zaten. Her ne kadar rezil olmuş olsamda Umudu görmek istiyordum. Çünkü onu görmediğim gün geçmemişti. Cumartesi ve pazar günü bile görmüştüm. Takıldıkları yere gider uzaktan 5 dakika bile olsa seyreder eve dönerdim. Buna belki takıntı diyeceksiniz. Diyebilirsiniz belki onun hakkında her şey bilmek, akşamları uyumadan balkona çıkıp gökyüzüne baktığını bile bilmem belkide takıntı. Ama takıntı kötü bir şey değil. Zarar vereni var diyeceksiniz. Yanılıyorsunuz o takıntı değil elde etme hırsı işte bundan korkun uzak durun. Benim masum takıntım dan sevgimden değil. Çünkü bu ona zarar vermez incitmez. Ben onu uzaktan hissettirmeden sevdim sırf sevgimle inçitmeyeyim diye. O bana adım attı. Belki onun sevgisi incitecek beni. Ama onla incinmeye bile varım . Sırf o yolda Umut var diye.Önemli olan beraber incinmek çünkü herkes yanındakiyle mutlu olmayı başarır. Ama herkes aynı duyguyu paylaşmaz.
Özelikle incinme duygusu gerçekten çok hassas duygudur . Herkesle paylaşılmaz.
Benim beraber incinmek istediğim biri var sizin var mı?
Var cevabı verenler incineceğinizi bilseniz bile gidin tutun elinden. Sevdiğinizle incinmek hafif olacaktır. Çünkü bir yandan sevgi iyileştirecektir.
Ama eğer onsuz bu maceraya devam ediyorsan zor iyileşirsin. Başaramazsın demiyorum. Başarırsın. Her insan güçlüdür. Ama birlikten de kuvvet doğar.
Yok diyenler sabredin sizinde olacaktır . Sizi inciteceğini bilseniz bile adım atacaksınız benim gibi beraber incinmek isteyeceksiniz.
İşte bunun adı sevgi. Her şeye rağmen seviyorsun...
Sizle konuşurken sınıfa da varmıştık. Tam yerimize doğru ilerleyeceğimiz zaman ilerleyemeden durduk.
Çünkü sıramız doluydu.
Asıl önemli olan bu değil . Benim sıramda hatta benim oturduğum yerde Umut oturuyordu.
Şaşkın vaziyetle Kübraya döndüm.
"Bunların bizim sırada ne işi var?"
Merak ettiğim soruyu Kübra sordu. Ama cevabı maalesef yok bende.
"Bilmiyorum şaşkın vaziyetim şuan."
"Kalbini aldı şimdide bizim sırayı aldı bu nasıl iş ya?"
Etrafa göz gezdirip Kübraya sinirli şekilde baktım.
"Şunu ulu orta söyleyip durma."
"Herkes kendi halinde."
"Ne olur ne olmaz yerin kulağı var."
Bunu dememle yere bakması bir oldu.
"Yerin kulağımı var? Hani niye görmüyorum."
"Allahım sen bana sabır bu kuluna da akıl ver."
"Amin."
Başımı iki yana salladım.
"Biz şuan hala sınıfın ortasında dikiliyoruz farkındasın demi?"
"Bu kadar çabuk mu?"
Sorum karşısında anlamsız şekilde bana baktı.
"Ne çabuk?"
"Duamın kabul olması."
Bu sefer sabır dileme sırası Kübraya geçmişti.
"Benle uğraşmaya bir son ver Umuduna odaklan."
Bir şey demeyip omuz silktim. Haklıydı şuan mal gibi sınıfın ortasında dikilen bizdik. Ve Umudun tayfası cam kenarını kapmış, yani bizim oturduğumuz yeri .
Peki sebep?
"Hilal bir yürü artık dikilmeye son ver."
"Yanlarına mı gideceğiz?"
"Lan sen cam kenarını bana bile vermezdin. Şimdi söz konusu Umut olunca pes mi ediyorsun?"
"Pes etmekle alakası yok sadece utanıyorum ve heyecanlanıyorum."
"Aranızda uyguladığınız politikayı uygulamaya devam et."
"Politika?"
"Çaktırmazlıktan gel politikası."
Bulduğu sıfatla gülümseyip kafa salladım.
"Uygulayalım bakalım ne kazanacağız?"
"O zaman hadi."
Kolumdan tutup sıraya yönlendirdi .
Ve ilerledikçe kalbim ağzımda atmaya başlıyor, ellerim titriyordu. Görmezlikten gelmek çaktırmamak inanın çok zordu. Hele ki sevdiğiniz adama duygularınızı çaktırmamak. Onunda seni sevdiğini bilmek ise işleri çıkmaza sokuyordu.
Ama Kübranın da dediği gibi çaktırmazlıktan gel politikasını uygulayacaktım.
Bizim dikilmemizle Umudun ve Beratın bakışları bizde durdu .
Diğer arkadaşları henüz yoktu.
Umut ilk Kübraya bakıp sonra bana baktı. Göz göze gelmemizle siyah gözleri deldi geçti mavi gözlerimi.
Bir renge siyah karşıtımı o renk bozulur siyah onu etkisi altına alır. Umudun gözleri de tıpa tıp bunun gibi benim mavi gözlerimi boyuyordu. Siyaha karışıyor du. Ama sıkıntı vardı siyah reng benim içimi karartırdı sevmezdim. Oysa şimdi çok seviyordum hemde siyaha boyanacak kadar. Garipti bu duygu ama güzeldi.
Sevmediğim bir şeyi bile bana sevdiren Umudum vardı.
Mavilerim boyanırken gözlerini benden çekti.
Kübranın beni gerçek hayata döndürmek için öksürmesiyle kendime geldim.
"Hayırdır?"
Beratın sesiyle ona baktım.
Dün ki dedikleri aklıma geldi.
Umutun sevdiği burada değil. Aynen böyle söylemişti bu sözü beni yerle bir etmişti. Ama şimdi bu sözün doğruluğu yerle bir oldu. Çünkü Umutun sevdiği tam karşısındaydı.
Henüz bunu başkalarının bilmesine gerek yoktu. Berat da biliyor sırf çaktırmamak için demişti. Öylede kalsın bakalım.
"Asıl size hayırdır. bizim sırada ne işiniz var?"
Kübranın sorduğu sorusuna cevap bekledim.
"Sizin sıra değildi."
" İki yıldır biz burada oturuyorduk hiç kimse oturmaya cesaret edemezdi ve bu öylede devam etmeli."
"Hadi oradan marul işine bak."
Kübranın sinirlendiğini hissediyordum.
"Bana bak bozuk kafa seni harcarım."
Tabi Beratında sinirlendiğini hissediyordum.
"Bende seni dürüm olarak sararım."
Kübra bana dönüp mırıldandı.
"Ben bunu gerçekten harcarım."
Sinirliydi ve bu çok tehlikeli bir Kübra oluşturuyordu. Sakin olmasını belirtmek için gözlerine baktım.
Belkide sakinleşecek ti ta ki duyduğu söze kadar.
"Ben bunu gerçekten sararım."
Berat da Umuta bakarak mırıldanmıştı ama duymuştuk.
Kübra sinirle ellerini masaya koydu.
"Sen kimi sarıyorsun lan?"
Evet Kübra sinirlendiği zaman erkeğe dönüşüyordu!
"Seni ama kollarımla değil fakat istersen onuda yaparım."
Berat da sinirlendirmeyi çok iyi beceriyordu.
Maşallah!
"Bende senin kafanı kırarım ama ellerimle değil ayağımla. Zira ellerim kirli saçına değmez. Ha istersen ellerimle de kırabilirim."
Ne oluyoruz arkadaş!
"Bas git elimde kalacaksın."
"Çok korktum ya. Korkudan altıma edeceğim şimdi o derece yani."
"Kübra tamam ben vazgeçtim onlar otursunlar ."
Kübra bir şey demek için dudaklarını aralamıştı ki ama bir ses ondan önce davrandı.
"İyi edersiniz Hilal hanım."
Bu ses onundu. İsmimle hitap etmişti. Hey benle muhatap olmuştu.
Tamam belki iyi bir şey demedi. Ama benle konuştu. Benle konuştu. Dün bir bugün iki. Devamı Allah kerim...
Bana bakan gözlere diktim bakışlarımı.
Bu oyunu sen başlattın bize de sürdürmek düşer Umudum.
"Bir kez daha vazgeçtim onlar oturmasın biz oturalım sıramızdan kalkmalısınız Umut bey. "
Bakışların da anlam yoktu hiçbir şey belli etmiyordu.
Ve bende başarıyordum. Heyecanımı içime atmayı becerebiliyordum.
Hadi alkış bana.
Teşekkürler teşekkürler.
Her neyse şımarmayalım konumuza dönelim.
"İşte şimdi iyi yapmadınız Hilal hanım kalkmayacağımı bence çok iyi biliyorsun."
Evet biliyorum. İnadın inattır sıra feda olsun otur demek istesem de onun inadına benimde damarlarımdaki inat gün yüzünü gösterdi.
Üzgünüm Umudum ama bende pes etmeyeceğim.
"Hayır bilmiyorum çünkü kalkacaksın."
Daha çok yanaştı sıraya.
"Yanlış bilgi kalkmayacağım. "
"Oğlum şunlara dil dökmene değmez boş ver konuşur konuşur gider."
Beratın kırıcı sesiyle sert biçimde gözlerim onu hedef aldı.
"Haddini aşma ."
Benim bu çıkışımla Kübra hariç sınıftaki çoğu kişi şaşırmıştı.
Buna Umutta dahildi.
Beni herkes içe kapanık biri sanıyorlar.
Aslında dışarıdan öyle gözükürüm.
Korkak, pısırık, içine kapanık, sevilmeyen daha nice kötü unsurlar barındırır bu sessizliğim.
Herkes sessizliğimi görür onun altında yatan asıl Hilali görmezler.
Bu lisede Kübra dan başka benim duvarımı yıkan yok.
Aslında isteseler yaparlardı . Çünkü çok bir şey değildi. Ama onlar kolaya kaçtı . İçimi bilmeden yadırgadılar .
Benden iğreniyorlar gibi baktılar, bundan arkadaş olmaz dediler, beni küçük gördüler. İlginç olanı ise benim hep sessiz kalmamdı.
Hayır uğraşmak istememden değildi.
Sadece kendi iç dünyamda huzurluydum.
Merak etmeyin şimdide amacım kendimi tamamen kendimi göstermek değil. Sadece ben onlara bu zamana kadar kendimle ilgili vermediğim bir bilgi verdim. İsteyenler o bilgiyi çoğaltacak istemeyende aynı şekilde yargılamaya devam edecek.
Farkında mısınız? Size de kendimi anlatmadım. Nasıl biri olduğumu, kaç kardeş olduğumuzu, annem ve babamı hatta size sevdiğim adamı tam anlatmadım.
Onları geçin soy ismimi bile söylemedim.
Hikayem daha yeni olduğun dan mı ? Hayır. 3 senedir bu lisedeyim beni daha tanımayan varlığımdan haberi olmayanlar var.
Kendimi tanıtmak erken yada geçe bakmam. Tanıtmamın sebebi benim hikayem herkesin ki gibi değil çok farklı.
Ben kendimi anlatamam . Uzun sözcükler kurmayı ben sevmem.
Beni benden bütün olarak dinlemeyeceksiniz . Beni siz bir yapbozun parçasını buluşuyor muş gibi bulup tamamlayacaksınız. Beni sizden dinleyeceğim. Hikayemin sonunda görüşlerinizi yazacaksınız . O kadar cümleyle değil tek cümle yeterli bile gelecek.
Devam edin beni cümlelerimde bulmaya...
"Ops sessiz kızın içinden canavar çıktı."
"Berat."
Umutun sesiyle susmak zorunda kaldı.
Umut beni korumuştu.
Evet salak zaten seni seviyor diyorsunuz biliyorum.
"Boş boş konuşmayın da çıkın sıramız dan. "
Kübranın sözüne Umut cevap verdi.
"Artık biz burada oturacağız."
"Sebep?"
"Ruhumu daha iyi görebilmek için."
Söylediği cümlelere mi öldüm desem? Yoksa gözlerime bakarakmı dediğinde öldümmü desem? Hangisi daha doğru olur bilemedim.
Bana ruhum dedi. Herkes sevdiğine kalbim derdi. Ama Umut ruhum demişti.
Kalp durur ama ruha bir şey olmazdı.
O beni duracak bir şeye koymadı. O beni sonsuza kadar sürecek ruha koydu.
Ve bunun anlamı altında nefesim kesildi.
Ruhum diyecek kadar çok seviyordu.
Heyecandan elim ayağım titrerken ona belli etmemek için ayrı savaş veriyordum.
Daha fazla nefessiz kalmamak için Umut dan bakışımı çektim.
Benim iptal olduğumu anlayan Kübra konuştu.
"Sevdiğine bu kadar sahip çıkman garibime gitti. Ama neden sadece bizim sıra?"
Kübraya baktım.
Bırak be dostum kalbimi aldı sırayı çok görme. Demek ister gibi baktım. Bana gülümseyip göz kırptı.
"Burası daha iyi."
"İyide bu nereye kadar böyle gidecek? Sen sevdiğine bakacaksın diye biz sıramızdan mı ayrı kalacağız?"
"Nereye kadar gider bilmiyorum ama öyle olacak."
"Uzatmayın daha fazla işte duydunuz Umutu. Bizim boşalan sıraya geçin oturun."
Kübranın koluna bıraktım.
Bana gözlerini devirdi.
Onuda anlıyordum. 3 senedir aynı sırada oturuyorduk. Ve ben derste cama bakmadan duramazdım.
Ama şimdi oda beni anlıyordu.
3 senedir camdan yansımasına ben baktım çaktırmadan şimdi sıra Umuttaydı. O bakmak istiyordu ve buna mani gelmeyecekti.
"Sevenlere her zaman saygımız var. O yüzden şimdilik bir şey demeyeceğim. Zaten kendim için demiyordum. Hilal cama bakmadan oturamazdı onun için dedim."
"Tamam Kübra idare ederim sıkıntı yok. "
"Emin misin?"
Bu soruyu Kübra sormamıştı.
Evet doğru tahmin Umut sormuştu.
Beni de düşünüyordu.
Ay ay ay bana bir şeyler oluyor.
Yok yok bayılmıyorum sakinim.
"Eminim Kübranın da dediği gibi sevenleri ayırmayalım."
"Peki sağolun ayırmadığınız için."
Ayrılmayalım Umudum . Zira birleşemeden ayrılırsak işte o zaman canım çok yanar. Eğer bir gün birleştiğimizde kendini bana daha çok bağlandığında ayrılırsak işte o zaman canım daha çok yanar. Kısaca biz ayrılırsak canım yanar . Birbirimizi inçitelim ona razıyım ama canımızı yakmayalım.
Bir şey değil der gibi kafamı sallayıp Kübraya baktım.
"Beni boş ver Kübra otursunlar daha fazla dikkat çekmeden hoca gelmeden yerimize geçelim."
Omuz silkip koluma girip son kez onlara baktı.
"Seni gözüm tuttu Umut ama o yanındaki bozuk kafayı gözüm hiç tutmadı. "
Berat da aynı şekilde bize baktı.
"Seni gözüm tuttu Hilal sinirim sana değildi ama o yanındaki marulu gözüm hiç tutmadı."
Marul = Kübra
Bozuk kafa= Berat
Kafamda geçen düşünce gülmemi sağladı.
"Hatırlat birgün seni harcıyacağım."
Berat omuz silkip rahatlıkla konuştu.
"Sende hatırlat ben de seni bir gün saracağım."
Berat ne kadar rahatsa Kübra ise tam tersi bir o kadar sinirliydi.
Son kez sinirli şekilde bakıp kolumdan çekiştirdi.
Umuta son kez bakmama mani oldu.
Bu duruma üzülürken Kübra sinirle söylenmeye başladı
"Bana marul diyor ya bide neymiş saracakmış ahh delireceğim ."
"Tamam sakin ol kıvırcık olduğun için dedi öyle bakma ya kötü amaçla değil."
"Hatırlarım Hilal ben sebze değilim insanım."
Hadi canım gerçekten mi!
"Haklısın ."
Sinirli şekilde bana bakıp benim köşe tarafa geçmem için durdu.
Kafamı olumsuz anlamda salladım.
"Ben ağız tarafta oturacağım."
"Sırf bu tarafta Umut oturuyordu diye demi?"
Omuz silktim.
Evet öyleydi.
Kafasını iki yana sallayıp köşeye geçti.
Kübra oturur oturmaz bende oturdum.
Sınıftaki kişiler bize hiç bakmamıştı. Kübra 'dan ve Umuttan çekindikleri için bakma girişiminde bulunmamışlardı. Ama dinleme ihtimalleri yüksekti.
Bunu pek umursamadığım söylenemezdi. Nede olsa hiçbiri Umutun kimi sevdiğini bilmiyordu.
Derin nefes alıp elime telefonu aldım. Aslında saate bakmak için almıştım ama kapalı olduğunu farkedince unuttuğum rezillik aklıma geldi. Mecbur açacaktım telefonu o yüzden daha fazla uzatmayıp açmaya başladım.
Telefonum açılırken hocada tam zamanında gelmişti. Hatta bu gün geç bile kalmıştı.
"Hayret ilk defa geç kaldı."
"Ters durum var bence."
Kübranın meraklı bakışları beni buldu.
"Nasıl?"
"Baksana selam falan vermedi. Önceden olsa güler yüzlü olarak sınıfa girer selam verirdi bence bir şey olmuş."
"Bugün fazla makyaj yapmış fark etin mi?"
İkimizde oturmuş kitaplarını masaya koyan Serpil hocayı izliyorduk.
"Evet o genellikle sadelikten yanaydı."
"Yine sadelikten yana sadece ağlamaktan şişmiş gözlerini kapatmak istemiş."
"Ağladığını mı söylüyor sun?"
"Ben söylemiyorum hocanın suratı söylüyor."
Haklıydı genelikle ılımlı samimi biriydi sürekli gülümsemeyi severdi Eksik etmezdi yüzünde tebessümü. Ama bugün gerçekten farklıydı.
"Ne olmuş olabilir?"
"Sevgilisiyle mi kavga etti acaba?"
"Sevgilisi mi vardı?"
"Yok muydu?"
"Bende sana soruyorum."
"Tamam bende sana soruyorum."
Ayyy fenalık geldi.
"Sen sevgili idasını attın ben değil."
"Evet ben dedim ama bir sor neden dedim?"
Derin nefes aldım.
"Neden dedin?"
"Tahmin yürüttüm sürekli neşe saçan biri bugün acı çekiyorsa sebebi basit bir şey değildir. Oda mutlaka aşk acısı."
"Sanki önceden aşk acısı çektin?"
"Evet çektim."
"Lan ne zaman ?"
"Okuduğum kitaptaki karakterde, seyrettiğim filmdeki kişilerde çok acı çektim hemde baya."
Manyak.
"Sanki sen ayrıldın te Allahım ya."
"Öyle deme ya onları ben kendi yerime koyuyorum oradakiler aslında benim."
"Ha bide ağla Feriha."
Gülümseyip konuştu.
"Ağlıyorum zaten."
Kafamı iki yana salladım. Konuşmama izin vermeyip konuştu.
"Ha sanki sen yapmıyor sun? "
"Yapmıyorum. "
"Nasıl ya filmde, dizide, kitapta, kıza kendini, erkeğe Umudu koymuyor musun?"
"Hayır."
"Neden."
"Çünkü adı üstünde onlar film,kitap . Ama bizim hayatımız bir film senaryosu yada kitap karakteri değil. Bizim hayatımız gerçek hayal ürünü kurgu değil . O kişi yerine kendimi koyamam . Benim kavuşup kavuşamayacağım kitap sayfasında filmde yok . Her gün yaşayıp görüyorum. Hem zaten hayatımda acı varken neden bir kitap sayfasında kendimi o karakterin yerine koyup bide onun için ağlayayımki? Benim acım yeter bana."
"Vay be etkilendim gerçekten. "
Birsey demeyip gülümsedim. Gülümsememe karşılık verdi.
Bakışımı Kübradan çekip hocaya baktım. Hiç konuşmadan tahtaya yazı yazmaya başlamıştı.
Ne derdi olduğunu bilmiyordum. Belkide bir erkek ağlattı yada ailesi. Belkide daha değişik bir şey oldu.
Bilemeyiz.
Geothe ne demiş? Dünya hasas kalpler için bir cehennem.
Ne kadar doğru bir cümle demi?
Bencede evet. Hasas kalpler her zaman daha çok kırılır acı çeker. Bu dünyada onlara cehennem ama ahirette onlara cennet olacak. Hiç şüpheniz olmasın.
Kafamı iki yana sallayıp hocaya daha fazla bakmayı son verdim. Ne olsa bakarak acısını görüp iyileştirecek halim yok. Bu ders dinlememeyi seçip açılan telefonu elime aldım.
Alır almaz kapının açılmasıyla geri sıranın altına koyup kalemliğimi üstüne koydum.
Telefonla uğraşmaya izin verilmiyor. Yakalandığı an alınıyor. Ailen gelmeden telefonu tekrar alamazsın. Ve benim ailemde telefonu almak için gelmez. Onlara kalsa ömür boyu okulda kalır telefon. Ama ben hayatta yapamam. Telefonum içinde Umut var olmaz.
O yüzden yakalatırmamaya dikat etmem lazım.
Uğraşan var tabi telefonla ama pek çaktırdıkları söylenemez.
Kim geldiğini görünce derin nefes aldım.
Müdür değildi bu rahatlamamı sağladı.
Umutun diğer arkadaşları Metin ve Akifti.
Geç gelmişlerdi sebebini merak etmiştim.
"Bu ne terbiyesizlik. Hem geç kalıyorsun hemde kapıyı çalmadan geliyorsun. Neresi bura dingonun ağırımı?"
Sınıfta hem gülüşmeler hemde şaşırmalar yaşanıyordu. Serpil hocadan böyle çıkış beklenmiyordu.
Çünkü böyle birşeyi takan hoca değildi. Dediğim gibi bugün o Serpil değildi.
"Yanlış sınıfamı girdik."
"Yok lan ne yanlış sınıfı bizimkiler orda."
"Şule hocanın içine ne kaçtı o zaman?"
Metin ve Akif in konuşmasını hoca böldü.
"Tepemin tası kaçtı."
"O içe mi kaçıyordu ya?"
Kübranın söylediğini aynı anda Berat da söylemişti.
Hoca bize bakarken bizde Umutun sırasına bakıyorduk.
"Mantıklı konuştu ilk defa gözüm yaşardı marul."
"Yumruğumla gerçekten yaşartacağım bozuk kafa."
"Marul!"
"Bozuk kafa!"
"Çok gaza basıyorsun ayağını çek marul."
"Uçurum yok en azından seni ezerim. Sıkıntı yok bozuk kafa."
"Marul!"
"Bozuk kafa."
"Yeter hoca bakıyor."
Benim dememle birlikte Umutta dahil olmuştu. Sessizliğini bozmuştu.
"Hilal haklı ne alıp veremediğiniz varsa teneffüste halledin."
Beni haklı bulmuştu.
İsmimi bugün ikinci defa söylemişti
Dudağımın kıvrılmasını engellemek için ısırdım.
"Bu gün bu sınıf baya haddini aştı. Sizde ayakta dikilmeyi son verin kış kış sıraya."
Sınıfta gülüşler uçuşuyordu.
"Tavukmu olduk?"
"Horoz mu olduk?"
"Tavuk mu horoz mu bilmem ama hayvan oldunuz o kesin."
Sınıfta çekinmeden her şeyi söyleyen Beyza lafa atlamıştı .
Akif sinirle Beyza ya baktı.
"İşin garibi de daha hala senden yüksekteyiz."
Beyanın sinirden gözlerinden ateş çıkıyordu.
Tam konuşacakken Hocanın bakışıyla susmak zorunda kaldı.
Metin ve Akif dikilmeye son verip sırasına yönlendi.
Ama bizim bu tarafa gelmişlerdi.
Anlamaz bakışlarla bakarken birbirinin kafasına vurdular.
"Yanlış yere geldik hoca akıl koymadı ki."
"Bana ne vuruyorsun o zaman gerizekalı."
"Kendime vurmaya kıyamadım. Sen niye vurdun?"
"Sen vurdun diye."
Metin ve Akifin konuşmasına Kübrayla gülmeye başladık.
Bizim gülmemizle bakışlar bizde durdu.
Metinin bakışları gülüşüm de durdu.
Bu davranışıyla gülüşüm dudaklarımda dondu kaldı.
"Yazmışsın ."
"Ne?"
"Gruba ismini ve fotoğrafını koymuşsun."
Buda bir plandı demi Metin? Umuta numaramı vermenin bir numarasıydı.
"Evet."
"Sevindim." Duraksayıp hemen ekledi.
"Yani iyi olmuş."
Bir şey demeyip kafamı salladım.
Metin hala bana bakarken bakışımı kaçırdım.
"Sıramıza geçelim bu hoca daha fazla kış kış lamadan."
Bakmıyordum onlara. Ama Akif in dediğini Metin onaylamak amaçlı kafasını salladığını hissettim.
"Görüşürüz kızlar ."
Akifin dediğiyle elime ne zaman alıp oynadığımı bilmediğim kalemden bakışımı çektim.
"Görüşürüz."
Kübranın dediğine bende destek çıktım.
"Görüşürüz."
Metin kafasıyla sallayıp arkasını döndü.
Arkasını döner dönmez mırıldandı.
Ama ne dediğini duymamıştım.
Davranışları garip gelmişti. Bir anlam vermemiştim.
Derin nefes alıp arkama yaslandım
Metin ve Akif sırasına yönelirken sınıfa göz gezdirdim.
Hoca tahtaya yazı yazmaya devam ediyordu umursamamıştı. Sınıftaki kişiler ise yarısı bu tarafa bakıyor du. Önlerine bakmaya başladılar. Yarısı ise beni yine es geçmiş bakmamayı seçmişti.
İlgilenmedim asıl ilgilendiğim kişiye baktım. Metine bakıp bir şeyler söylüyordu. Ara sıra kaşları çatılılıyordu. Metin konuşmayı son verip önüne dönmüştü. Umutun ise suratında gülümseme vardı. Sebebini merak ettim. Sınıfa göz gezdirip onu inceleyen bir bende durdu.
Hemen bakışlarımı kaçırıp kalemi elime aldım. Yazı yazıyormuş gibi yaptım.
Hala baktığını hissediyordum.
Ona bakarken yakalanmıştım.
"Bakmıyor."
Kübranın sesiyle irkildim .
"Ne?"
"Seninki diyorum bakmayı son verdi cama bakıyor. Ha camdan yansımana bakıyorsa bilemem."
Dediğiyle rahatlayıp hemde utandım.
"Birazda o baksın ."
"Baksın tabi eniştem."
"Kübra. "
"Ne yalan mı? Eniştem değil mi?"
"Susmalısın."
"Utanıyor musun ?"
"Hayır ne alaka? Sadece birileri duyar diye."
"Ondan olmadığını ikimizde iyi biliyoruz sessizce konuşuyoruz."
Omuz silkip uzatmadım. Evet utanıyordum.
Ama bunu söylemeyi pek tercih etmedim.
Bir türlü açmaya fırsat bulamadığım telefonu aldım.
Hocaya baktım ders anlatıyordu kendi kendine.
Sınıftakilerde kendi halindeydi.
Kübrada uyuşa geçmişti.
Umut ise cama bakıyordu.
Camdan bana bakma ihtimali heyecanlanmamı sağladı.
Sakin olmaya özen gösterip yatış pozisyona geçip telefonu açtım.
Whatsappa girip Umutan gelen mesajları açtım.
-Gshdjidjrnfjjfu
- Anladım hiç merak etmiyorsun.
- Niye tek tik oldu mesajlarım?
- Siktir engellendim mi?
- Engelememişsin resmin var. O zaman utandın telefonu kapattın.
-Seni çok seviyorum benim utangaç güzel gözlüm.
- Eh napayım bende gelmeni bekliyim. O zmaan sana neden gezegen dediğimi anlatırım. Sen merak etmedin sadece ben anlatmak istiyorum.
Yazdıklarıyla yüzüm yanmaya başladı. Ama ayıretende yüzümde kocaman gülümseme oluştu.
Nasıl oluşmasın ki?
Bu sefer beni gülümseten hayallerim değildi gerçeklerdi.
Bana random atması , dalga geçmesi bile bir hayalimdi. Ama en çok beni gülümseten ise beni̇ tanımasıydı.
Utanıp telefonu mu kapatacağımı bilmişti.
Huhu noel baba gibi sesleneyim size.
Umudum beni tanıyordu.
Huhu!
Belki benim onu tanıdığım kadar tanıyor yada daha fazla . Miktarın önemi yoktu tanıyordu beni.
İçimden şuan noel baba gülüşü atıyorum.
Eve gidince dışımdan atacağım. Buda size sözüm olsun. Hadi sizde göbeğinizi hoplata hoplata noel baba gülüşü atın.
Ne alaka ? Diyorsunuz biliyorum. Alakası yok içimden geldi.
Atın gitsin gı!:)
Her neyse konuya gelelim.
Yazmaya başladım.
Ben; Bu rezilliğimi hiç yaşanmamış sayabilir misin?
Anında çevrimiçi oldu.
Kafamı masadan kaldırmadan Umudun olduğu tarafa döndüm.
Gülümsüyordu!
Benim için.
Huhu!
Onun yüzünde gülümseme oluşturuyordum.
Yüzünde gülümsemesiyle tutmak istediğim ellerini klavyede gezdirmeye başladı.
Heyecanla ne yazacağını bekledim.
Başımı tekrardan sıraya koydum koyar koymaz sönen ışık tekrar yandı.
İşte Umut benim sönen ışığımı yakan tek erkekdi.
Biliyordum bende onun yüzünde gülümseme oluşturan ailesinden başka tek kızdım.
Biz birbirimizin ilklerini oluşturuyorduk.
İmkansızm; Yüzümde ilk defa gülümseme oluşturduğun anı hayatta unutamam. İsmimi unuturum ama senle mesajlaşmamız da ilk güldüğüm bu günü unutamam güzel gözlüm.
Ah kalbim.
Ben; Rezilliğime gülüyorsun.
İmkansızm; Hayır tatlılığına.
Tatlı değildim ama bu mesajla erimeye başladım .
Ben; Böyle yazmaman konusunda anlaştığımızı sanıyordum .
İmkansızm ; İçimde sen varsın olmuyor.
Ben; Alışkın değilim böyle şeylere bilinmeyen.
İmkansızım ; İlk duyguyu beraber tatmamız benim için anlatamayacağım kadar özel .
Ben; İlk duygumuz derken?
İmkansızım ; İlk defa aşık oluyorum. İlk defa aşktan gözüm kör oluyor. Ve seninde ilk ve son duygun olmak için elimden geleni yapacağım.
Ben; Ne diyeceğimi bilmiyorum bilinmeyen.
İmkansızım ; Bir şey demene gerek yok sadece korkma tamam mı? Sevgim seni korkutmasın.
Bugün benim dediğim gibi sizlere oda diyordu. Sevgimden korkma diyordu.
Ben ; Emin olamıyorum. Hele ki duygularının yoğunluğu altında korkmadan edemiyorum.
İmkansızm ; Sana zarar vermem. Sapık falan da değilim. Sadece senin için atan bir kalbim var. Seni gözümden bile sakınıyorum benden korkma.
Ben; Korkma demekle olmuyor bilinmeyen . Nede olsa seni tanımıyorum.
İmkansızım ; Daha çok erken tanıman için buna hazır değilim. Uzaktan sevmeye alışmış biri hemen karşına çıkamaz. Sana yazmam bile benim için çok zor adımdı. O yüzden anla beni verdiğin şansı alma. Alacaksın diye ödüm kopuyor. Bunu yapma yeter. Seni kendime alıştıracağım eğer başaramazsam hayatından giderim.
Mesajından sonra usulca Umuta baktım.
Gülümseyen yüzü gitmiş endişeli bir hal gelmişti gözlerine hüzün düşmüştü . Aramızda mesafede olsa görebiliyordum. İnsan sevdiğinin her şeyini görürdü.
Ben; Bu benim için zor olacak ama senden korkmamayı deneyeceğim. Seninde deneme ne izin vereceğim. Kim kazanır pes eder gider? Sonunda üzülen sen mi olursun ben mi olurum? Bilemiyorum. Bilinmeyen bir yola sürüklüyorsun beni bilinmeyen.
Umarım ikimizde mutlu yola beraber adım atmayı başarırız.
İmkansızım ; Denemen izin vermen bile yeter. Aşk kazanacak inanıyorum. Hem sadece seni bilinmeyen yola sürüklemiyoum. Gizli bir umutlu yol var şimdilik görmesen de ileride göreceksin.
Senli bir yol var ...
Tam cevap yazacakken gelen sesle yerimden sıçradım.
Korkuyla doğruldum .
"Ay altıma edeceğim şimdi. Sabahtan beri sen rahat konuş diye bir şey demedim. Konuşmanız biter sandım. Ama yok arkadaş bitmiyor reklam arası da yok mübarek. Olsa tuvalete gideceğim onaada gidemiyorum."
Kübraya şok olmuş gözlerle baktım.
Ben onu uyuyor sanmıştım.
"Sen?"
"Ne ben ?" Duraksayıp yüzünü buruşturdu devam etti. "Eben gibi oldu bu."
"Uyumuyor muydun sen?"
"Uyacaktım da iki aşığın mesajını kaçırmak istemedim. Ne olsa bize kısmet olmayacak bari bizde film gibi izleyelim kaçırmayalım."
"Mesajları mı okudun sen."
"Evet. "
"Yok artık. "
"Ne yok artık burada mesajları okuyacağım diye boynu arayan tuvalete gidemeyen ben sana yok artık. "
Konuşmama izin vermeden devam etti.
"Aval aval bakma çekil yoksa altıma edeceğim rezil olacağım."
"Hoca?"
"Günaydın aşık kekim tren kaçalı çok oldu. "
Sınıfa baktım gerçekten hoca yoktu. Sınıf yarıya inmişti . Bu ders benim için çok hızlı geçmişti ne ara teneffüse girdiğimizi anlamamıştım.
Kübra tahamülsüzce bana bakınca ayağa kalkıp geçmesini sağladım.
Çok şükür bakışı atıp geçti tam gidecekken dönüp bana baktı.
"Reklam arası 15 dakika oluyor o yüzden sakın ben gelene kadar yazma."
"Deli."
Bir şey demeyip sınıftan çıktı.
Telefonu rahat şekilde elime aldım.
Umutun olduğu tarafa baktım.
Ama yoktu!
Hangi ara kayboldu bu çocuk . Arkadaşlarıda yoktu. Ah Kübra ah senin yüzünden Umudu kaçırdım.
Nereye gittiğini merak ediyordum.
Gerçi nerede olduğunu az da olsa tahminim vardı.
Genellikle teneffüs aralarında veya derse girmek istemediklerinde arkadaşlarıyla takıldıkları yer vardı.
Bir keresinde sürekli gittiklerinde gelmediklerinde merak edip Kübrayla takip etmiştik.
O zamandan beri biliyorum.
Neredeler mi?
Şöyle söyleyeyim. Bu okul diğer okulla birleşme.
Yani karşı karşıya değilde birleşme. Evet iki okul var. Benim içinde olduğum okulun ismi Güçlü Anadolu lisesi karşı okul yani diğer lise ise Dişli Anadolu lisesi.
İki okulun aralarında hiç bir sorunu yok. Hatta birbirimize giden kapı bile var. Ve iki okulun arasında olan bir teras var. Oraya her isteyen gidebilir.
Ama genellikle orası pek sevilmez. Yükseklik normal ama nasıl desem geniş bir teras değil. Duvarı basık bir teras. Ve hiç tenha değil. Bir deprem olsa ilk çökecek yer orası. Orada olanlar okul çevresini görebilir dışarıyı görebilir. Ama dışarıda olanlar o terası ve içinde kimin olduklarını görmüyor. Hocalarda genellikle oraya uğramıyor tehlikeli olduğu için.
Orayı herkes tercih edemez. Ama Umut ve arkadaşları tercih ediyor.
Tabi sadece onlar tercih etmedi. Karşı okuldan 4 kişilik grupta orada takılıyor. O nedenle onlardan başka hiç kimse gitmiyor.
Tabi Kübrayla biz hariç.
Yani gitmişliğimiz var.
Tehlikeli ama bize işlemiyor.
Umutun orda takılmasını istemiyorum tabi ki ama elimden gelen bir durum yok. Korkusuz olmak bizim suçumuz değil. Hayatın bize sunduğu bir mecburluk sadece.
Umut ve senin ne gibi yaşantınız oldu da korkularınızın üstüne gittiniz?
Sorunuz bu demi? Cevap veremem ben sadece kendi mi biliyorum. Umutun yaşam zorluklarını bilmiyorum. İlerde Umutla birlikte anlatmak için bunu rafa kaldırıyorum.
Derin bir nefes alıp düşüncelerimi kenara attım.
Mesaj atmak için telefonu elime aldım.
Görüldü atıp bırakmıştım. Bu yanlış anlaşılmaya yol açabilirdi .
Tam yazacakken yeni bir mesaj attığını fark ketim.
İmkansızım ; Şimdilik seni bunlarla sıkmak istemiyorum. O yüzden bu konuyu daha fazla konuşmayalım. Zamanı gelince her şeyi anlayacaksın gezegenim.
Konuşmak istemiyordu bu konuları. O halde bizde üstelemez dik.
Ben; Öyle olsun bakalım bilinmeyen nede olsa ben seni bulacağım.
Yine çevirim içi olmuştu. Yine kalbim coşmuştu.
İmkansızım ; Ben istemediğim sürece bulamazsın tarzı klasiklerine girmeyeceğim. Çünkü istesen bulursun.
Önemli olan istemen . Peki istiyor musun?
Kaybetmedim ki bulayım.
Ben; Hayır ama belki bir gün bilemem.
İmkansızım ; Daha yolumuz var uzun süre buradayız diyorsun.
Ben; Kitabın sonunu merak ediyorum bilinmeyen.
İmkansızım; Ben etmiyorum güzel gözlüm.
Ben ; Neden?
İmkansızım; Kitabın sonunu hissediyorum .
Ben; Nasıl bitecek bilinmeyen ?
İmkansızım; Söylemem heyecanı kalmaz. Zamanla yaklaşırız sona öğreniriz.
Ne yazacağımı bilemedim görüldü atıp bıraktım. Etrafıma bakınca yavaş yavaş geldiklerini gördüm. Yine dersimiz tarihti. Ama bu derse Şule hocanın geleceğini pek sanmıyordum. Çünkü kendisi iyi değildi.
Umutun ve arkadaşlarının da derse gireceğini düşünmüyordum. Aynı dersin birine girer diğerlerine girmezlerdi. Elbette yok yazılıyorlardı. Ama pek umursadıkları söylenemezdi. Derse girmezlerdi ama nasıl oluyorsa dersleri iyiydi. O yüzden onların sınıfta kalma ihtimali olsa hocalar geçmesi için oy verirler di. Onlarda bunu gayet iyi bildikleri için kullanıyorlardı.
Kübrayla benim durumumda pek farklı sayılmaz. Biz derslere girerdik genellikle. Okulda takılacak yer bulamazdık. Okul çevresinde kamera vardı ve müdür bizi fark ederse ailemize derdi . Bunu risk alamazdık. Umutun tayfası pek aileyi kafalarına takmazlardı. Tabi bunun sebebini ayrı merak ediyordum.
Kübrayla derse girmemişliğimiz var. Diğer okulun bahçesine giderdik genelikle orada pek kamera yoktu.
Dersimiz iyi değildi bizi ders değil hocalara iyi davranmamız kurtarırdı.
Bizim okul maceramız böyle. Tabi yeni macera eklenir mi ne olur bilemem . O yüzden beraber devam edeceğiz yaşamaya.
Sıkıldığımı anlayınca ayağa kalktım. Bazılarının bakışı bende durunca umursamadım. Eteğimi düzeltip, topladığım saçımdan çıkan tutamları yana attım kakül gibi. Kübranın ve benim dağıttığım kalemleri toplayıp kalemliğe koydum, kitapları düzenledim . Çantamdan her zaman yanımda bulundurduğum parayı aldım. Kübranın çantasına uzandım. Onunda parasını alıp çantaları birbirine yasladım. Telefonu elime alıp koridora çıktım.
Para önemliydi sınıfta genelikle para bırakmazdık. Önceden sınıfta para çalma meselesi olmuştu. O günden beri paramızı bırakıp gitmezdik. Ben olduğumda Kübranın parasını ben alır verirdim, Kübra olduğunda ise o alır verirdi bana. Birimiz duruyorsak almazdık ama giderkende alırdık şimdi benim yaptığım gibi.
Kübranın bana güveni sonsuz benimde ona güvenim sonsuz.
Kübranın yanına gitmek yerine mesaj yazdım . Tuvalet kokusu çekemezdim.
Sınıftan çıktım ben bu derse girmeyelim. Zaten Serpil hoca gelmez. Terasa çıkacağım oraya gelmene gerek yok. Her zamanki oturduğumuz yerde buluşalım.
Gönderdik den sonra seri adımlarla terasa yönelmeye başladım.
Merak ediyordum Umutun orada olup olmadığını görmek istiyordum. Biliyordum görmezsem içim rahat etmeyecekti.
Pek kullanılmayan merdivenden çıkmaya başladım. Terasa giden merdivendi . Ama eski olduğu için tok ses çıkarıyordu. Daha fazla ses yapmamak için parmak uçlarımla çıkmaya başladım.
Kübra benim bu halimi görse karnı ağrıyana kadar gülerdi. Şuan tam bir kanguruya benzediğime yemin ederdim. Evde adımlarımı hızlı hızlı vuran ses çıkaran ben ne hallere gelmiştim.
İşte aşk nelere kadir.
Toplam 6 merdivendi. Benim nefes nefes kalmama yetti. Terasın önüne geldiğimde duvara yasladım.
Nefesimin düzene girmesini sağlamaya çalıştım.
Gözümü kapatıp elimi kalbime koyup derin nefesler aldım.
Gözümü açacakken bir ses ben den önce açmamı sağladı.
Terastan gelen Akif in sesiydi.
"Umut kör kütük aşık olmuş duyda inanma."
"Oldum valla beni görmüyor ama arada göz göze geliyoruz . Anasını satayım kalbim çıkacak gibi atıyor. "
Umutun sesiyle bu sefer yorulduğumdan değil heyecandan kalbim hızlı atmaya başlamıştı.
"Şuan yazışıyorsunuz yani?"
"Oooo hemde nasıl yazışıyorlar. Derste bir görsen ağzı kulaklarında. Bir kız ilk defa Umutu güldürdü . Film sahnesi gibi seyret anasını satayım. "
Beratın Metine verdiği cevapla tebessüm ettim.
"Nereden buldun numarasını ?"
Metinin sorusuyla gülüşüm yüzümde dondu.
Ne demekti bu?
"Tesadüf eseri"
Umutun cevabı tatmin etmedi. Daha açıklayıcı bir şey bekledim. Ben Metin verdi, sınıf grubu falan bir oyun sanıyorken o tesadüf eseri diyordu.
"Tesadüf derken?"
Akif in sorusunun cevabını merakla bekledim.
"Tesadüf işte kurcalamayın sonuçta buldum ve yazıyorum. "
Cevap vermedi.
"Güzel tesadüfmüş ."
Metinin dediğine kısa cevap verdi.
"Öyle."
Yaslandığım duvardan doğrulup Umuta baktım. Sırtını duvara yaslanmış derin düşüncelere kucak açmıştı.
Arkadaşlarına baktım. Akif telefonla uğraşıyordu. Berat sigara içiyordu . Metin ise aşağı bakıyordu . Baktığı yer neresi bilmiyordum ama aradığı kişiyi henüz bulamamış gibiydi.
Geri adım atıp tekrardan Umuta baktım. Bu sefer telefonu almıştı.
Daha fazla durmayıp gitmeyi seçtim. Yakalanmamak için en doğru yoldu.
Yavaşça merdivenlere yönelip yavaş adımlarla inmeye başladım.
Düşünceler sorular tabi hemen esir aldı.
Metin verdi sanmıştım. Bütün oklar onu gösteriyordu. Metinin biranda gruba ismini yaz, resmini koy demesi tesadüf olamazdı . Onca zaman demedi de neden Umutun yazdığı gün denk geldi. Metinin haberi yokmuş gibi sorması da neydi? Numaramı o vermediyse kim verdi ? Tesadüf derken? Umutta numaram önceden olduğunu sanmıyordum. Tamam seviyor olabilir ama onda numaram yoktu. Kaydetseydi profili önceden gözükürdü. Ama işte o gün bana yazdığı gün gözüktü . Yani yeni kaydetmişti. Metin bu gün bana sevindim demişti. Gruba ismimi kaydettiğim Umudun işine yaramadıysa neye sevindi?
Sorularımla kafayı yiyecekken elimde telefonumun titremesiyle düşüncelerim dağıldı.
Son merdivende olduğum yerde durup baktım.
İki mesaj vardı biri Kübra dan diğeri ise Umuttandı.
Kübranın kini üstten okudum.
Tamam pullu bekliyorum.
Okundu olarak işaretleyip Umudun mesajına baktım.
Gezegenler Güneş çevresinde dolanır. Ondan aldıkları ışığı yansıtır. Bende senin etrafında dolanıp ışığınla dolaşan gezegenim. Ama ben beraber senle gezegen olmak istiyorum. Her ne kadar ben etrafında dönsem de sen benim gezegenimsin.
Bana neden gezegen dediğini açıklamıştı .
Mutlu muydum?
Evet.
Heyecanlı mıydım?
Evet.
Huzurlu muydum?
Evet.
Kalbim çok hızlı atıyor muydu?
Evet.
Dediği cümleler nefesimi kesiyor muydu?
Evet.
Özel hissettiriyor muydu?
Evet.
Peki onun gezegeni olmak duygusunu tatmak istiyor muydum?
Evet hemde çok.
Peki bunların yanında sonunu kötü hissediyordum?
İşte bunu bilmiyordum.
Bilmek de istediğime emin değildim.
Ben gezegen olmak istiyordum.
Hangi gezegen bilinmeyen?
Bu sorunun cevabı ne bakalım?
Bölüm etkileşimi
