13. bölüm / 15
Yanlış GezegenAşk Dumanı
Bölümler 15Şu an: Aşk Dumanı
- 1 Gizli Sevda2.786 kelime
- 2 Sessiz Aşklar da Yakar2.165 kelime
- 3 Belki Bir Gün2.354 kelime
- 4 Henüz Başlamamış Bir Aşk4.808 kelime
- 5 Kalbim Seni Ezberledi5.940 kelime
- 6 Gezegen3.926 kelime
- 7 Sonsuz Umut6.152 kelime
- 8 Sana Doğru6.703 kelime
- 9 Sessiz Sevgim3.129 kelime
- 10 Gözlerinde Kayboldum3.177 kelime
- 11 Dilsiz Aşk4.428 kelime
- 12 Huzurum Sensin5.977 kelime
- 13 Aşk Dumanı5.674 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Beyaz Lale5.508 kelime
- 15 Umutun Hilali7.050 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeniden merhabalar satır arkadaşlarım. Burayı her zaman kısa kesiyorum direk bölüme yönlendiriyorum biliyorsunuz. Bence böylesi daha iyi . Öğüt tarzı yazmak isterdim ama zaten bölümlerde geçiyor. O yüzden gerek duymuyorum. Zaten bir çoğunuzda burayı okumadan atlıyor. Gereksiz ve sıkıcı buluyor. Ama lütfen bölümlerde öğüt tarzı yerleri , karakterin kendi düşüncelerini, hayatını lütfen ama lütfen geçmeyin! Eğer geçersiniz zaten okumanın bir anlamı kalmaz. Okumadığın yerden bir şey kaçırırsın mantığı kalmaz. O yüzden hiçbir yeri atlama olur mu?
Öğüt tarzıları sıkıcı bulabilirsin haklısında gerçekler her zaman can sıkıcı olur . Ama işte gerçekler kaçamazsın bundan da kaçma bana eşlik et. İyi ki kısa tutayım dedim yazdıkça yazasım geliyor. Ben en iyisi daha fazla uzatmadan iyi okumalar diliyorum. Şimdilik kaçtım bb...

Mecnun Leylanın aşkından gözyaşı dökdü. Ve bu dökülen her gözyaşı kırmızı bir lale oldu. Mecnun Leylaya ' senin aşkın için bu kırmızı lale gibi yanıyorum' dedi. Umudum sen benim ardımdan Mecnun gibi, gözyaşı dökersen bu beyaz lale olsun isterim. Mezara getirilen beyaz lale. Sadece hayatta olmadığım da o kıymetli gözyaşlarını dökebilirsin. Hayatta olduğum sürece seni Leylanın Mecnunu aşkla yaktığı gibi yakmayacağım. Bizimkisi huzurlu bir aşk olsun Külleri hiç kimseye sıçramasın. Ve beyaz lale gibi masum olsun.
🌆
Mantıklı düşünen biri misiniz?
Sizi bilemem ama ben bu soruya cevap vermek yerine anlatabilirim.
'Katılmaz mısınız?' Üçünün de sorduğu soru duraksamamızı sağlamıştı.
Bakışlarımı direk bana bakmakta olan Umuduma çevirmiştim.
Ve sorunun cevabını vermiştim. Olumsuz cevap verip, seri adımlarla kafeden arkamıza bile bakmadan çekip çıkmıştık. Şuan Kübrayla evlerimize doğru yürüyorduk.
Mantıklı olan sizce bumu?
Eğer evet dediyseniz güzel. Çünkü biz hiçbir zaman mantıklı düşünmeyiz.
Ne de olsa aşkta mantık olmaz.
Eeee yani kaldınız mı kalmadınız mı?
Şaçmalamayın tabi ki kaldık. Kübrayla birbirimize bakıp başımızı sallamamızla her şey çok ani gelişmişti. Öyle ki Umudumun yanına hangi ara oturduğumu, edebiyat hocamızın ne zaman ailemize mesaj atıp haber verdiğini, Serap ablanın bizim için servis istediğini inanınki bunları anlamamıza müsaade edilmemiş her şey çok hızlı gelişmişti.
Kısacası şuan Umudumun yanındaki sandalyedeydim. Yemekler yavaş yavaş servis edilmeye başlamıştı. Ben ve Kübra ise yeni yeni üstümüzden şaşkınlığımızı atmaya başlamıştık. Tabi hala ortama uyum sağlayamamıştık kendimizi buraya ait hissetmiyorduk. Ki bu çok normaldi...
"Rahat ol."
Sesi bulunduğumuz konumdan dolayı yakınımdan gelmiş ve kalbimin hızını bastırmaya çalışmıştım.
Belli etmeden derin nefes alıp boş boş baktığım masadan bakışımı çekip içimi titreten gözlerine baktım.
"Rahatım."
Kafasını yana eğip daha dikkatli baktı suratıma.
"Yalan söylerken gözlerinle anlaşmalısın."
Ah gözler ah!
"Belli mi?"
Gülümser gibi olmuştu ama bu durum çok kısa sürmüştü.
"Belli gerginliğin."
Gözlerimden kalp çıkmıyor buda iyi bir şey.
"Normal çünkü buraya ait değilim."
"Neden böyle hissediyor sun?"
Gözlerimle samimi sohbette olan aileye çevirdim.
"Baksana siz bir ailesiniz. Birbirinizi tanıyorsunuz ve sıcak samimi ortam oluşturuyor sunuz. Burada olmaması gereken aynı zamanda yabancı olan biziz."
"Neden buradasın o zaman?"
Sorusu karşısında kalbime bir yük binmişti.
"Ne?"
"Neden gitmedin?"
Gitmemi istermiydin Umudum?
Gözlerimde duygu geçişi belli olmasın diye çok uğraştım. Ve omuzlarımı düşürmemek için.
"Kırmak istemedim hem sende kalmaz mısın diye sormuştun. Şimdi ne oldu kalmam seni rahatsız mı etti?"
Başını anında olumsuz anlamda salladı.
"Saçmalama tabi ki rahatsız olmadım."
"O zaman neden soruyorsun?"
"Sen burada kalmaktan rahatsız değilsin. Asıl rahatsızlığın buradaki insanların senin hakkında olumsuz düşünceler düşünmesinden korkman.Bunu seni denemek için sorumdan anladım."
Benimi denemişti? Ve bir sorusuyla beni benden dahamı iyi anlamıştı?
Bir şey diyemezken tekrar konuştu.
"Hiç kimsenin senden rahatsız olduğu yok. Olsalardı teklif bile etmezlerdi. Bu teklifi sadece burayı güzel yaptığınız veya mahcup oldukları için demediler. Gerçekten halam samimi bir şekilde dedi."
Kelimesinde bir yere takılmış ve şok olmuştum.
"Halan mı?"
Gayet rahat şekilde omuz silkip konuştu.
"Evet edebiyat hocası yani Şule benim halam."
"Hı."
Salakça tepkime dudakları kıvrıldı.
Kendime içimden sövüp konuştum.
"Bilmiyordum şaşırdım."
"Benim tayfadan başka bilen yok. Bide sen oldun."
Umudumun tayfasından biri olmak ve bana paylaşması gülümsetti. Kalbim dudaklarıma rağmen daha geniş gülümsedi.
"Hiç belli etmiyorsunuz. "
"Gerek de yok zaten."
"Neden?"
Sorum havada asılı kaldı. Göz temasımız garsonun yemekleri servis etmesiyle kısa süreliğine yok olmuştu.
Bu sürede masaya göz attım.
Herkes kendi halinde konuşuyordu.
Tekrardan Umuduma bakacaktım. Ama bir çift gözle göz göze gelmemle bakışlarım sabit onda takıldı.
Kalbim hızlı bir şekilde attı.
Umutun annesi bana bakıyordu . Bu bakış sanki bir şeylere anlam vermek istercesineydi. Heyecanımı gizlemek adına başımla hafif selam verip gülümsedim. Bir tepki vermemişti. Aynı donuk bakışlarla bakıyordu.
Ne yani sevmemişmiydi beni? Yutkunup daha fazla bakmayıp bakışlarımı kaçırıp Kübraya çevirdim. Beratla hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Daha doğrusu tartışıyorlar demek daha mantıklı gelirdi. Ne konuştuklarını bilmesem de ikisi de birbirine kilitlenmiş durumdaydı. Öyle ki başka zaman olsa bakışlarıma karşılık verecek olan Kübra şimdi hissetmemişti bile. Bu düşüncemle içimdeki ship damarım sinsi sinsi gülümsedi. Bakışlarımı onlardan çekip Umuta bakmadan yanında oturan deve beye baktım. Hala onun bu masada ne işi olduğunu anlam vermemiştim. Telefonda ki bakışları ona bakmakta olan gözlerime karşılık verdi. Gözlerimi kaçırmayıp duygu barındırmayan bakışlarla bakmaya devam ettim. Bakışlarımı çekmemem dudaklarının kırılmasını sağladı. Göz kırpıp telefonuna tekrar döndü . Bu davranışıyla göz devirip önüme döndüm. Yemeklere kısa süre bakıp Umuta baktım.
Benim bakışımla eş zamanlı bana baktı.
"En son soru sormuştun galiba."
Başımı olumlu anlamda salladım.
"Evet ama cevap vermek zorunda değilsin."
Bakışını benden çekmeden ekmek sepetine uzandı. İlk baş bana uzatıp almamı bekledi. Gözlerimi gözlerinden çekmeden bir tane aldım. Kendiside bir tane alıp ekmeğin paketini açarken konuşmaya başladı.
"Sınıfta da fark etmişsindir. Halamla muhatap olmadığımı hatta terslediğimi bile görmüşsündür."
Evet görmüştüm hatta sizde birinde şahit olmuştunuz. İlk defa şiir okuduğunda yani bana o gün bile terslemişti. O zaman sadece bir hocayı tersliyor sanmıştım. Ama Şule hoca onun halasıydı. Halasını terslemişti. Sebep?
"Evet."
İçimden geçenlere rağmen kısa cevap vermiştim.
"Anlaşamıyoruz."
Göz devirmemek için kendimi çok zor tuttum. Baya açıklayıcı olmuştu!
"Sebep?"
"Üzmemesi gerekeni üzdü ve beni karşısına aldı."
Son sözünü söyleyip benim aklımı daha fazla karıştırıp gözlerini benden çekti. Çorbasını içmeye başlamıştı.
Çorbaya boş gözlerle baktığımı fark edince kendime gelmek için gözlerimi kırpıştırdım. Şule hoca ve Umutun arasında neler olabileceğine dair yürüttüğüm teoriler aklımda dolanırken bir sesle son buldu.
"Rahat olun kızlar."
Şule hocanın bakışları Kübrayla benim aramda dolanıyordu.
"Gerginliğiniz çok belli. "
"Belli olduğunu bende söylemiştim."
Umuta cevap verme gereksinimde bulunmayıp konuştum.
"Rahatız hocam biz."
"Yalancı."
Umuta ters biçimde bakmak istesem de yapmadım.
"Hilal haklı hocam biz iyiz. Hem biz moralinizi bozmak istemeyiz."
Kübranın bu sözleriyle kaşlarını çattı.
"Moralimizi veya rahatımızı bozduğunuz yok kızlar böyle düşünmeyin lütfen."
Şule hocaya katıldığını belli eden bir şekilde Beratın annesi konuştu.
"Şule çok haklı biz sizin bu masada olmanız bizi rahatsız etmiyor. Lütfen tedirginliği atın."
Kübrayla aynı anda gülümseyip başımızı salladık.
"Hanımlar yine her zamanki gibi haklı olduğuna göre soğutmadan yemekleri yiyelim."
Beratın babasının sözleriyle masadakilerinin yüzünde gülümsemeler oluştu.
Buna Umuttun konuşmaya dahil olmayan annesi ve babası da geçerliydi.
"Baba işin gücün yemek."
Beratın sözüyle dudaklarım kıvrıldı.
"Sen sus haylaz arkadaşlarının yanında almayayım ayağımın altına."
Berat he he çok alırsın bakışı atıp çorbasını höpürdeterek içmeye başladı.
"Düzgün iç şunu bozuk kafa."
Bu sözle Kübraya içimden küfürler mırıldanıp onunla aynı anda utandım. Masadakiler şaşkınlıkla bakarken bir kahkaha sesi yükseldi.
Umut gülmemek için kendini kasarken onun aksine yüksek sesle gülen kahkahası masayı inleten bir adet deve bey vardı.
"Bozuk kafa kim?"
Beratın annesinin saf bir şekilde sorduğu soruya dudaklarım kıvrıldı.
"Kim olacak hayatım bizim olmayan çocuk."
Ben gülmemek için dudağımı ısırırken Kübranın ne bok yedim ben bakışıyla karşılaştım.
İlgilenmiyorum bakışı atıp omuz silktim. Bana kötü bakış atamayacak kadar karışık ortam oluşturmuştu. Beratın annesinin ve babasının karşısında oğullarına bozuk kafa demişti.
Güldüğüme bakmayın kötü durumdu.
"Baba sende daha fazla gömme istersen."
"Ne gömeceğim lan seni gömen gömüyor zaten."
Bunu Kübraya bakarak söylemişti. Kübra mahcup şekilde bakıp açıklamaya çalıştı.
"Şey ben aslında öyle demek istememiştim . Tamam bozuk kafa diyorum ama durduk yere de demiyorum. Fakat gerçekten sizin yanınızda demek istememiştim."
Açıkladı mı kendini dahamı fazla batırdı bilinmezdi.
"Doğru söze ne denilebilir kızım. Bizim 17 senede yeni yeni fark etiğimizi sen ilk başta fark etmişin."
"Buğra!"
Adının Buğra olduğunu öğrendiğim Beratın babası karısının saçının bir tutamını okşayıp göz kırptı.
"Yalan mı Nazlım?"
Nazlı hanım bu durumdan etkilenmiş olacak ki bir şey diyemeyip susmuştu.
"Doğru söyleyin ya ben evlatlık çocuk muyum?"
"Bininci defa daha söylüyorum maalesef oğlum evlatlık değilsin."
Masadakiler bu cevapla gülmeye başlamıştı. Kübra bile gülerken Berat ona seninle sonra hesaplaşacağız bakışı attı. Omuz silkip gülmesine devam etti.
Benim gülmemle Umutun bakışları bende durdu. İlk gülüşüme baktı sonra bakışları gözlerime takıldı. Bir tepki vermeden azalan gülüşümle bende onun siyah gözlerine bakıyordum.
"Garip ortam."
Gerçekten de öyleydi. Ama bu durumdan rahatsız olmayıp benimsiyordum.
" Ve samimi ortam."
İç çektiğini hissettim.
Kalbine fazlalık gelenin , böyle bir durumda bile iç çektirenin ne olduğunu merak ettim.
Ama sormayıp soyutlanmış şekilde birbirimize bakmaya devam ettik.
Taki bir patavatsızın o sözlerine kadar.
"Yalnız bu iki kızlar lakap takma konusunda çok usta."
Gözlerime Umuttan ışık hızıyla çekip Deve beye baktım . Oda bana bakıyor du tahmin ettiğimi yapmaması için kafamı olumsuz anlamda salladım.
"O ne demek?"
Umutun soruyla bana sırıtmaya başladı. Tahmin ettiğim olacaktı.
Ulan deve!
"Valla Kuzen bu kızlar çok değişik."
Sensin değişik.
Bir dakika o kuzen mi dedi?
"Ne diyorsun lan değişik?"
Masadakiler usul usul çorbasını içerlerken sinema seyreder gibi bizleri seyrediyordu.
"O malum lafını söylemeye ne dersin Hilal?"
İşine bak derim deve ! Bu arada ismimi de öğrenmişti.
Bir şey demeyip ters ters baktığımda Berat lafa dahil oldu.
"Ne lafı oğlum?"
Bu durumdan zevk alıyordu benim utandırdığının gayet iyi bir şekilde farkındaydı. Ve bu onu daha fazla eğlendiriyordu.
"Bozuk kafa gibi lakap."
"Ne demek bu Ozan?"
Tarık hocanın yani Şule hocanın kocasının söylediğiyle deve beyin ismini öğrenmiş olmuştuk.
Ozan garip isimdi.
"Deve bey."
Benim ona sesleniş biçimimi söylemişti. Şule hocanın içtiği çorba genzine kaçmış olacak ki öksürmeye başladı. Tarık hoca eşinin zarif bir şekilde sırtını sıvazlıyordu. Masadakiler ise anlamaya çalışıyordu.
Umutun kaşlarının çatıldığını fark etmiştim.
"Ne saçmalıyorsun?"
Umuta gözüyle beni işaret etti.
"Sınıf arkadaşının bana hitap şekli."
Sınıf arkadaşı demesiyle sinirli bir şekilde bakmamak için kendimi zor tuttum. Evet şuan bu durumda bile buna takılmıştım. Ben onun sevdiği kadını o ise benim sevdiğim adamdı. Tabi annesinin ve babasının yanında bunu belli edemeyecek kadar iyi oyuncuyduk. Hem daha bana bile bilinmezlikten geliyordu orası ayrıydı.
Umut bana bakıp kaşlarını sorgulayıcı biçimde kaldırdı.
"Bu doğrumu?"
Yanlış anlama ihtimali beni korkuturken konuşacakken Kübra benden önce davranıp araya girdi.
"Doğru oda Hilale cüce hanım diyor."
Bu sefer Tarık hoca öksürmeye başlamış Şule hoca sırtına vurmaya başlamıştı. Fakat nazik değildi anlayacağınız işler tersine dönmüştü.
Diğerleri ise sessizce yemek yeyip gülüyorlardı.
Berat az önce deve beyin kahkahalar güldüğü gibi gülüyordu.
"Deve cücemi oynuyorsunuz oğlum bu yaşta?"
Tarık hocanın oğlum demesine kaşlarımı çatmıştım.
"Demi Tarık abi tam deve cüce bide bunların gece gündüzü vardı. Yok mu sizde onlar?"
"Aslında var gece."
Ozanın dediğiyle kaşlarımı çattım.
"Çok güzel o kimmiş?"
Beratın sorusuyla yüzünde sinir bozucu gülümsemesiyle Umuta bakıyordu.
"Simsiyah saçları ve gözleriyle geceyi andıran tabi ki benim kuzenim."
Umutun bakışını göremesem de kötü kötü şekilde baktığını anlamıştım. Anlamama kolaylık sağlayan kısık sesle attığı küfürdü.
Bunların arası kötü müydü?
Ve nasıl kuzen oluyorlardı?
"Bulaşma bana."
Sinirle tıslaması Ozan da küçük bir etki bile yapmamıştı.
"Neden gece sinirleniyor musun?"
Masanın altındaki elini yumruk yaptığını göz ucuyla görmüştüm.
"Bana böyle demeyi kes."
Ozan Umutun yüzünü inceleyip gözlerini kısıp konuştu.
"Damarına basılınca nasıl oluyormuş gece?"
"Çocuklar uzatmayın."
" Biricik oğluna söyle hala."
Umutun dediğiyle afalladım. Kübrayla aynı anda ağzımız beş karış açıldı.
Kübra Umutun hala dediğini ve Ozanın oğulları çıkmasını hazmetmeye çalışırken konuşamadı. Ben ise birini az önce Umuttan öğrendiğim için ona pek şaşırmadım. Ama deve beyin oğulları çıkması kuzen çıkmaları beni gerçekten afallatmıştı. Tartışmada sessiz kalmış olsam da şaşırdığımı belli etmeden geri duramadım .
"Oğlu derken?"
Sorumla birlikte aralarındaki gerginlik biraz olsun yok olurken Tarık ve Şule hoca gülümsemişti.
"Siz bilmiyordunuz demi?"
"Yok ya biliyoruz ama bilmiyor gibi yapıp şaşırma numarası yapıyoruz."
Beratın sözüyle Kübra sinirli bir şekilde bakıp konuşmuştu. Ama Berat gayet iyi bir şekilde eğleniyordu.
"Öylemi?"
"He arada yaparız öyle şeyler."
Berat gülümseyip kafasını iki yana sallayıp bakışını kaçırdı.
"Okulda pek bilen yok. Bunun sebebi Ozanın bilinmek istememesi o yüzden şaşırmanız gayet doğru."
Tarık hocanın açıklamasını sindirmeye zorlamıştım kendimi.
Oğulları benim gıcık olduğum lakabıyla da deve bey çıkmıştı ve Umutla kuzen çıkmışlardı. Bu masada Kübranın uzun ömürlük dedikodusu çıkmıştı. Benim ise sevdiğim adam hakkında bileceklerimin bu kadarla da sınırlı olamayacağını anlamamı sağlamıştı.
Daha bilmediğim neler çıkacaktı Umudum?
"Bu kadar zevzeklik yeter çocuklar. Yemeğinizi yiyin ondan sonra kalkar konuşursunuz."
Bunu söyleyen sevdiğim adamın babasıydı. İlk defa bizle muhatap olmasına mı şaşırmalıydım? Yoksa diğerlerinin aksine katı olmasınamı?
İkisine de aynı anda şaşırıp kahverengi gözleri bana değmesiyle anında bakışlarımı kaçırdım. Kısa süre daha bakışı bende durmuş yemeğini yemeye devam etmişti.
Umutun babası beni tedirgin etmişti.
Annesi ise bu olaylara yorum yapmıyordu. Bakışlarından da bir anlam çıkaramıyor dum. Gülse bile kısa sürüyordu. Annesi de beni tedirgin etmişti söylememe gerek kalmadan anlayın.
Ve sadece gergin olan ben değildim.
Umudun yanımda bir şeyler homurdandığını işittim. Ama tam ne dediğini anlamamıştım. Ona baksam da bana bakmamış buz gibi olan çorbasını sevmemesine rağmen önemsemeden içmeye başlamıştı. Hiç kimseden ses çıkmazken Aileler kendi arasında sohbet ederek yemek yemelerine devam etti. Kübra ile ben ise gerginliği fark etmiştik fakat bizi pek ilgilendirmediği için sessiz kalıp canımız istemese de yemek yemeye zorlamıştık kendimizi.
🌒
Küçükken hep merak ederdim.
Neyimi?
Amcamın dudaklarının arasında eksik olmayan sigarasının tadını.
Benim babam içmezdi annem rahatsız olduğu için. Bu yüzden babamda hiç görmezdim. Sürekli amcam da görür merakıma engel olamazdım. Bir gün içmek tadına bakmak istemiştim. Küçüklük aklıydı 7 veya 8 yaşında anca vardım. Amcamın balkonda masanın üstünde unuttuğu sigara paketinden bir tane almıştım. Gördüğüm şekilde yakıp çekecektim içime. Tam çakmağı ateşlerken amcam gelmişti. Ben korkarak ona baktığımda o ise yanıma yaklaşıp bir şey demeden elimde duran sigara ve çakmağı almıştı. Cebine koyup yavaşça yanıma çömelmişti. Bana kızacağını beklerken elleri saçlarımı baba şefkatiyle okşadı. Gözlerime bakıp gülümsemişti.
Kızmadığında mutlu olup bende ona gülümsemiştim. Gülümser şekilde ona bakarken konuşacağını anlamıştım. Tahminimde doğru çıkmış ve bana şöyle demişti. " Şimdi sadece tadını merak ettin . Eminim tadına baktıktan sonra bir daha içmeyeceksin seni tekrar zehirlemesine izin vermeyeceksin. Boş ver sadece tadını merak et küçük kızım. Büyünce bu merakın acaba dertlerime iyi gelir mi diye merak etmeye dönecek.Ve o zaman şimdiki gibi bırakamazsın. Bende sana şimdiki gibi engel olamam. Ama sen kendine engel olabildiğin kadar engel ol ve koru. Erkenden kendini boş yere kül etme olur mu?"
O zaman tam ne dediğini anlamamış olsam da kafamı olumlu anlamda sallamıştım. O gün kafa sallamak kolaydı. Çünkü daha dert ne onu bile bilmiyordum. Fakat şimdi her şeyi çok iyi biliyor farkındaydım. Ve direnmek asıl şimdi zor oluyordu. Artık sadece tadını merak etmiyordum. Derdime iyi gelir mi acaba diyede merak ediyordum. Amcamın dediği olmuştu fakat kendime engel olabildiğim kadar engel oluyordum. Kendimi erkenden kül etmek istemiyordum. Ben pes etmedim daha sigara içecek kadar dibe vurmadım . Fakat Umudum çoktan pes etmiş dudaklarının arasında sigara var. Çektiği dumanı onu rahatlatıyor mu bilemem ama onun çektiği zehir benim içime doluyordu.
Seni bu kadar kolay pes ettiren dibe çektiren ne Umudum?
"Çok sessizsin."
Yaslandığım duvara başımı yaslayıp bakışlarımı ondan çekip gökyüzüne baktım. Oda bana bakmıyordu sessizce sigarasının onu zehirlemesine müsaade ediyor bir yandan da gökyüzüne bakıp temiz havayı solumak istiyordu.
Söylediğini es geçip mırıldandım.
"Neden sigarayı bu kadar çok seviyorsun?"
Sigarasının kokusu burnuma dolarken sesini işittim.
"Benim için yanan tek o var."
Necip Fazılın sözlerini söylemiştik.
"Bu kadar nasıl emin oldu sence?"
Sorumla bakışlarını yüzümde hissettim. Fakat karşılık vermeyip tek tük yıldız olan gökyüzüne bakmaya devam ettim.
"Ne demek istiyorsun?"
Derin nefes aldım Umudun kokusu burnuma dolmak yerine sigara doluyordu. Ve ben bunu hiç sevmemiştim.
"Necip Fazıl sevdiği kadına şiirler yazıp onun için yandığını belli etti."
Duraksayıp bakışlarımı siyah gözlerine dikip konuştum.
"Onunda kendisi için gizliden gizliye yanmadığından nasıl bu kadar emin oldu?"
Afalladığını gözlerinden okudum. Bu aşkta sadece senin yanmadığını aslında gizliden gizliye söyledim. Benimde yandığımı ama anlamadın biliyorum.
Bitmekte olan sigarasını gözlerime bakarak son kez içine çekti. Yaslandığımız duvara aramıza izmaritini sürüp iz çıkarıp söndürdü.
"Bitmiş bir sigarayı söndürmek zorundasın. Söndürmediğin sürece hala yanar ve bir felakete yol açabilir." Benim gibi duraksayıp gözlerimden gözlerini çekip az önce sigarasını söndürdüğü duvara bakıp devam etti.
"Sigaranın son ateşini bile söndürürken iz çıkar."
Onun gibi beyaz duvarda iz oluşan yere baktım.
"Sevdiği kadının hayatında bir iz oluşturmadığınımı söylüyorsun?"
"Herkes yaktığı yere bakar. Küllerinin bir yere sıçrayıp sıçramadığına. "
Yutkunup aklımdaki o soruyu sordum.
"Ya sen yaktığında bir iz bırakacak mısın?"
Sorumla birlikte yutkunduğunu hisettim. Yaslandığı yerden doğrulup ellerini pantalonun cebine soktu.
"Onu yakmaya kıyamam. Ama o beni yakar mı bilemem."
Kalbim gülümserken heyecanımı belli etmemek adına yorum yapmadım.
Oda sana kıyamaz Umudum sen yandıkça kendisi de yanıyor.
Bunları şimdilik diyemeyeceğim için susmak en mantıklısıydı.
Susup gözlerimize baktım. Ve o an beni belimden tutup kendine doğru çekti. Kalbimin sesini gizlememe yardımcı olan dibimden son ses radyosunda şarkı çalan şahin arabası geçti. Mahalleye dolan şarkı şöyleydi.
"Ben sigara dumanının altında
Yana yana en sonunda kül oldum
Sen kibritin hiç yanmayan ucunda
Birinin hayatından geçmiş oldun."
Müslüm babanın da dediği gibi sigara dumanın altında değildik. Az önce sönmüştü ama kokusu hala tazeliğini koruyordu. Ve bir diğeri ise yana yana değil yan yanaydık. Dib dibe eli belimde bir şekilde hipnoz olmuş gibi gözlerimize bakıyorduk.
"Müslüm baba güzel söylemiş." dedim gözlerinden bir saniye bile gözlerimi çekemezken.
Sözüme karşılık olarak nefesini yüzüme çarptırdı.
"Güzel acı çekmiş."
Yüzüme çarpan nefesiyle titredim. Fark etimi işte orası muamma?
Başka bir şey demeden ne kadar o pozisyonda kaldık bilemem.
Şarkının sesi artık duyulmaz bir biçime gelmişti. Umutun belimdeki elinin baskısı da eş zamanlı olarak yok olmuştu. Derin nefes aldığını işittim ve hafif geri çekildi.
"Üç oldu galiba."
Dediklerimle dudakları kıvrılır gibi oldu.
"Hayatını fazla kurtarıyorum bence saymayı bırakmalıyız."
Omuz silktim. " Hep sana denk geliyor. Yoksa bu kadar kurtarılacak bir şey yaşamıyorum başka zaman."
"Yoksa seni kurtarmam hoşuna gidiyor bilerek mi yapıyorsun?"
"Ne alakası var ya? Sen kimsin ki senin için canıma kastedeyim?"
Sözümle hiç alınmışa benzemiyordu. Dudaklarını bilmem dercesine büzdü.
"Bilmem belkide kurtarıcın olmamı istiyorsundur."
Ağzım hayretle açılırken kafamı iki yana sallayıp susmayı tercih ettim. Arkamı dönüp gitmeye yönlendim.
"Nereye gidiyorsun?"
Ona bakmadan cevap verdim.
"İçeri."
"Gidecek kadar niye sinirlendin?"
"Küstah tavırların hoşuma gitmedi."
Bu sözümle birlikte bileğimde elini hissettim. Bugün ikinci temas olurken düşüp bayılmamak için dualar okumaya başlamalıydım.
Bileğimdeki eli ona dönmemi sağlarken Ozanın da değdiği gibi gece gibi siyah gözlerine baktım.
"Tamam sakin ol rahatsız olduğun bir şey yapmayacağım." Bakışlarım bileğimdeki eline gidince rahatsız olduğumu düşünmüş olacak ki hızlı bir biçimde çekti. Oysa ben sadece ne güzel durduğuna bakmıştım.
İçimde burukluk hissederken tekrar sesini duydum.
"Hem arkadaşın gelir şimdi."
Bu doğruydu ve Umutun gitmemi istememesi de doğruydu.
"Ona da haber vermemiştim."
"Teklifimi duyunca haber veremedin tabi."
Bak hala küstah tavrını koruyordu.
İçimdeki ses seni sinir etmek için yaptığını söylüyordu.
"Senle alakası yok Kübra bana bakmıyordu sadece."
Düşünceli şekilde bakmaya başladı.
"Aslında seni o sıkıcı masadan kurtarmam bile kurtarıcın olduğunun kanıtı."
"Hayrına kurtarmış gibi konuşma. Kendini de kurtardın."
Bu sözümle birlikte bakışını benden çekip az önceki sigara izi olan duvara yönlendi.
"O masaya ordakilere alışığım. Ben sadece hava almaya çıktım asıl gergin olan sendin."
Umutun yaslanmış olduğu duvara yönlenip karşısında durdum.
"Yemeği gergin yedin Umut."
Bir yorum yapmayıp sessiz kaldı. Karşı çıkmadı dediğime ama neden gergin olduğunu da söylemedi.
Ben ise üstüne gitmeyip ikimizde sessizce durduk.
Bir süre sonra bana bakışına karşılık verdim. Ve verir vermez sorup sormamak arasında kaldığını gördüm. Ne soracağını bilmesem de "Sor."dedim
"Dev-" susup dudaklarını birbirine bastırdı. Ne diyeceğini anladığımda gülmemek için kendimi tuttum.
"Ozanla nereden tanışıyorsun?"
Karın ağrın şimdi belli oldu Umudum.
"Marketten."
Kaşlarını çattı. "Ne marketi?"
"Varlığımdan haberin olduğun markette onla da tanıştık ."
Bu sözümle bakışları değişti.
"Dayısının marketi."
Dediklerine pek şaşırmamıştım. Çünkü o gün Ozan orada çalışıyor muş veya sahibiymiş gibi tepki vermişti.
"Belliydi."
Kaşları çatıldı. "O ne demek?"
"Tavırları belli ediyordu."
"Nasıl tavırları vardı?"
"Oraya hakim gibiydi. Sürekli yardım etmek istemesinden şüphelenmiştim fakat söylememişti."
Devlet sırrı gibi saklamıştı.
Kendi kendine homurdanmaya başladı. "Yavşak."
"Neden öyle dedin?"
"Yavşak çünkü sana bile yavşamış."
Kıskandın mı Umudum?
Bu düşünceyle gülümsememek için kendimi tuttum.
"Anlaşamıyormusunuz?"
"Anlaşmaya gerek duymuyoruz demek daha mantıklı."
Gülümsedim. "Seninde hala tarafıyla anlaşamadığını sezdim."
Dikkatle bana baktı.
"Sen anlaşıyor musun?"
Omuz silktim. "Benle uğraşmadıkları sürece sıkıntı yok."
"Uğraşıyorlar mı peki?"
"Uğraşmalarına vakit ayırmıyorum."
Dudaklarının kıvrıldığını gördüm.
"Garipsin."
Kaşlarımı havaya kaldırdım.
"Daha öncede söylemiştin."
"Unutmuyorsun."
"Kolay kolay unutmam söylenenleri."
Bu doğruydu ama en çok sende geçerliydi Umudum.
"Güven meselen var değil mi?"
Sorusu karşısında keyiften yoksun güldüm.
"Kimin yok ki?"
"Doğru herkesin biri güvenini sarsmaya yetti."
"Belkide daha fazla kişilerdir. "
Gözlerime derin bir şekilde baktı.
"Güvenemez misin bir daha?"
Sorusu karşısında ne diyeceğimi bilemezken bir sesle vermeme gerek bile kalmadı.
"Hiç güvenilmeyecek kişiye güvenecek kadar salak değil kuzen ."
Deve bey yani Ozanın söyledikleriyle aşık oldum gerizekalı ne güveninden bahsediyorsun dememek için kendimi zor tuttum.
Bize yaklaşırken bana sorgulayıcı biçimde baktı.
"Öyle değil mi Hilal?"
Şey biri onlara gerçekleri kim söylemek ister?
"Doğru sana güvenecek kadar salak değilim."
Sözümle birlikte Umutun güldüğünü hissettim. Bakmasam da eğlenen sesiyle doğru olduğunu anlamıştım.
"Aldın mı kuzen cevabını?"
Ozanın yüz ifadesinde bozulmak yoktu. Tam tersi sırıtıyordu.
"Haklı zaten bana güvenmemeli. Ama sana da güvenmemeli eğer güvenirse de salaklığın levelini atlar."
Neden Umut için böyle söylüyordu?
Hem niye ikide bir bana salak deyip duruyordu?
"Salak demeyi kes."
"Salaklık yapmadığın sürece sıkıntı yok cüce hanım."
"Seni benim ne yapacağım ilgilendirmez. Ve salak deme hakkını vermez."
Gözleri kısıldı.
"Neden güvenmem demiyorsun?"
İkisininde bu sorunun cevabını meraklı şekilde beklediğini sezmiştim
"Neden söyleyeyim?" Çünkü en çok Umuduma güveniyorum demek istesem de onun yerine farklı cevap vermiştim. "Hayatımda zaten uygulamalı olarak gösteriyorum. Demesi de eksik kalsın bir zahmet."
Umutun gözlerinde ki duygu geçişi içimi burkmuştu. Ozan ise keyifle suratıma bakmıştı. Bir insana güvenmiyorum diye keyif duyması ne çeşit manyaklık?
"Akıllı kız sevdim."
"Ozan uza."
"Zaten uzunum unuttun mu ben deveyim."
"Hay ben senin devene-"
Umutun küfrünü yarıda böldü.
"Şştt yanında kız var gece terbiyesizleşme."
Bu gereksiz gerilime bir son vermek için konuşacakken Kübra ve Beratın geldiklerini görünce sustum.
Kübra Umut ve Ozana bakıp sonra gözlerini kısıp bana baktı. Ben ise aynı şekilde bir Berata birde ona bakıp gözlerimi kıstım. Bu davranışımla artık ne ima ettiyse onu yutmak zorunda kaldı.
"Hilal artık gitmemiz gerek."
Demesiyle cebimden telefonumu çıkarıp saate baktım. Çok geç değildi fakat baya durduğumuz gerçeğini değiştirmiyordu.
"Gidelim."
Cevabımla üç ses birbirine karıştı.
"Eşlik edeyim."
"Bırakmamı ister misiniz?"
"Yalnız gitmeyin bu saatte ."
Üçü de birbirine bakıp kaşlarını çattılar.
"Ne oluyor lan iki kızı üç kişi mi bırakacağız?"
Beratın dediğine Umut dahil olup konuştu.
"Biz senle bırakırız diğer şahsiyet her şeye burnunu sokmasın."
"Kıskanıyor mu bu seni?" Kübranın yanımda fısıldamasıyla gülümseyip bakışımı kaçırdım.
"Sana sorduğumu hatırlamıyorum."
"Yalnız soru sormadın zaten direk konuya balıklama atladın."
Umutun dediğiyle Kübranın sinsi şekilde güldüğünü hissetmiştim.
"Doğru senin gibi kibar olmalıyım. Şimdi izle Kuzen." Duraksayıp bana baktı. "Size eşlik edebilir miyim kızlar?"
Umutun homurdandığını işitmiştim.
"Yavşaklığın batsın."
"Kibarlık yavşaklığa girmez kuzen yine yanlış bilgi edinmişsin. Annemi bir daha can kulağıyla dinle."
Keyiften yoksun gülümsedi. "Sende biraz adam olmayı öğren. Ama bu konuda sana tavsiye edeceğim hoca yok. Çünkü adamlık başkasından öğrenilmez kişinin kendisinde olmalı."
"Öfkelendi enişte yargı dağıtıyor."
Kübraya göz devirip konuya dahil olmayı seçtim. Birbirlerini sinir edecek bir şekilde bakış atan ikilinin dikkatini çekebilmek için boğazımı temizledim. Aynı anda bakışlarının bende durmasıyla bakışlarımı kaçırmamak için kendimi zor tutup konuştum.
"Aranızda ne var bilmiyorum ama bu gereksiz yükselmenize bizi dahil etmeyin."
Umut konuşacakken Ozan ondan önce davrandı.
"Okey kaptan bırakayım mı sizi?"
"Aman senin iyiliğin eksik kalsın. Yine yüzümüze vurmaya denersin."
Kübranın söyledikleriyle dudaklarım kıvrıldı.
Ozan sıkıntıyla saçlarını karıştırdı.
"O konuyu tamamen yan-"
"Bir dakika ne iyilikten yüzüne vurmasından bahsediyorsun?"
Beratın Ozanın lafını kesip Kübraya bakarak sorduğu soru onun umursamaz şekilde omuz silkmesini sağladı.
"İyilik işte sana ayrıntılı şekilde anlatayım mı?"
Berat derin nefes alıp Umut bana bakarak konuştu.
"Ne yaptı bu?"
"Ağır ol ne yapacağım lan kızlara."
"Şerefsizsin sen sana güvenemiyorum."
Umutun sözüyle Berat eliyle artı yapıp ardından bir yaptı.
Yine bir tartışma olacağını anladığımızda sıkıntılı nefes verip Kübra konuştu.
"İnşallah birbirinizi yersiniz."
Bana bakıp gidelim işareti verdi.
Kafamla onaylayınca üçüne tek tek bakıp konuştu.
"Babam gelecek takip falan etmeyin."
Üçünün de suratında ki ifade değişmişti. Umuduma son kez bakıp gözümle görüşürüz demek istedim. Bu hareketimle gözünü yumup tekrar açtı. Anlamış beni onaylamıştı.
İçimde kelebekler hareket ederken gülümseyip arkamı dönüp yürümeye başladım.
"Sekerek yürümediğin kalmıştı."
"Umut bakmasa yapardım."
Başını iki yana salladı. Aklıma içerdeki aile gelmesiyle adımlarım yavaşladı.
"Haber vermedik."
Yüzünde kızgın ifade oluştu.
"Sen bana haber vermeden Umudunla hava almaya çıkınca babamı aradıktan sonra Şule hocaya söyledim."
Rahat nefes alıp adımlarım tekrar hızlanmış ,gözüken arabaya doğru ilerlemeye devam etmiştik.
"Beratla hararetli sohbet içerisindeydin. Umutta dışarı gelmek isteyip istemediğimi sorunca senin bana bakmanı bekleyemedim."
"Hararetli sohbet değildir o . Yine beni sinirlendirmiş onun tartışmasını yapıyoruzdur."
He he bakışı attım. Omuzlarını indirip arabanın kapısını açtı.
"Senle inatlaşmayacağım yoruldum."
Bir şey dememe izin vermeyip arabaya bindi. Ardından vakit kaybetmeden bende arkaya Kübranın yanına binip kapıyı kapattım.
Dikiz aynasından Kübranın babası Yusuf amca bize gülümseyerek bakıp arabayı çalıştırdı.
"Nasıl geçti gününüz."
Umutun görünen bedenine bakıp fısıldadım.
"Çok güzel."
Kübra ekledi. "Bir o kadar da garip."
Yusuf amca yorum yapacak gibi olsa da geri vazgeçti.
Biz ise camdan akan yola bakıp farklı farklı düşüncelere kucak açtık...
🌑
Sessiz ve tamamı düşünceyle geçen kısa bir yolculukta eve gelmiştim.
Aileme kısa bir değerlendirme yapıp pijemalarımı giyip yatağın içine geçiş yapıp telefona bakmaya başlamıştım.
Yorgundum fakat bu Umudun yanımda yok olmuştu şimdi ise kendini belli etmişti. Yorgun olsam da saat daha erken olduğu için ve bu günü düşündükçe uykum kaçıyordu.
Belki sizin için pek bir şey olmadı ama Umutun benimle sohbet etmesi, yanımda olması ve onun hakkında yeni bilgiler edinmek benim için çok derin anlamlar içeriyordu...
Umudumla mesajlaşmamızı baştan başlayıp tekrar okumak için Whatsappa girdim ve girer girmez beklemediğim bir şey oldu. İlk başta sabit şekilde duran Umudumun ismiyle karşılaştım. Ve bir diğer beni mutlu eden ise yazıyor yazısıyla karşılaşmamdı. İçim içime sığmazken sohbete girmeden bekledim. Eski mesajları tekrar okumak yerine yeni mesajlarla dolacaktı. Bu düşünce gülümsetirken mesaj geldi gelir gelmez girmeyip bir iki dakika geçmesini bekledikten sonra hala çevrim içi olan benden mesaj bekleyen Umuduma girdim. Sevgili çiftler gibi uyumadan önce sevdiğim adamla mesajlaşmaya başladım.
İmkansızım; Saat kaç güzel gözlüm?
Sorduğu soruyla kaşlarım anlamaz bir şekilde çatıldı.
Ben ; Ne?
İmkansızım; Saat gezegenim?
Ben ;Hayırdır gezegen diye diye uzaya mı düştün saat mi yok?
İmkansızım; Uzaya düşsem yanıma telefon yerine seni alırdım güzel gözlüm.
Ben ; Değişik gelen var sanki senle?
İmkansızım; Gelmez misin?
Seninle her yere gelirim.
Ben ; Canıma henüz susamadım bilinmeyen.
İmkansızım; Neden öyle diyorsun?
Ben ; Beni o uzay boşluğundan atmayacağını nereden bilebilirim?
İmkansızım; Çok enteresan hayallerin var gezegenim.
Ben ; Hayal değil gerçeği olması büyük olan ihtimal.
İmkansızım; Sen benim nefes almamı sağlayan asıl gezegensin. Seni nasıl yok edebilirim?
Sözleri gözlerimin parlamasını, kalbimin coşmasını sağlamıştı. Cümlesiyle ne diyeceğimi bilememiştim. En iyisi konuyu değiştirmekti.
Ben ; Bunu zamanla göreceğiz. Bu arada taktiğin işe yarıyor.
İmkansızım; Ne taktiği?
Ben ; Konu açma uzamasını sağlama taktiği
İmkansızım; Nerden anladın?
Ben ; Basitleşmiş taktiği uygularsan anlarım geliştirmelisin.
İmkansızım; Taktik önemli değil şuan senle yazışıyor olmam daha önemli.
Ben ; Bunlarda kız düşürme taktiğimi?
İmkansızım; Hayır hepsi sana özel.
Ekrana otuz iki diş gülümseyerek bakarken bir mesaj daha geldi.
-Uykun var mı gezegenim?
Ben ; Hayır saat daha erken.
İmkansızım; Harbi saat kaç?
Ben ;Ekranın yukarısına bakmak yerine bana sormak deliliğin kaçıncı seviyesi?
İmkansızım; Sadece sevdiği kızın çevrim içisine ve yazıyor yazısından başka bir yere bakmamak aşkın onu delirtiğinin büyük gösterisidir.
Ben ; 22:31 saat
İmkansızım; Utandı kaçıyor gezegenim.
Ben ; Sürekli böyle şeyler yazıp amacın beni utandırmaksa kabul ediyorum başarıyorsun.
İmkansızım; Şimdi öyle değil diye açıklamaya geçsem ondada utanacaksın ve inadına yaptığımı düşüneceksin demi?
Ben ; Büyük ihtimalle evet.
İmkansızım; O yüzden konu değiştirmek inatlaşmamak daha mantıklı.
Ben ; Değiştir bakalım.
İmkansızım; Hemen güzel gözlüm.
-Soru cevap yapalım mı?
Ben ; Olur asıl amacımıza gelelim.
İmkansızım; Benim asıl amacım o değil.
Ben ; Senin olmayabilir ama benim öyle.
İmkansızım; Bana alışmaya başlamadın mı?
O leveli atlayalı çok oluyor Umudum.
Ben ; Hayır.
İmkansızım; Olsun ben sabırlı erkeğim.
Ben ; Okulda tanındık birimisin?
İmkansızım; Sayılır.
Ben ; Sayılır derken?
İmkansızım; Soru sorma sırası bende güzel gözlüm.
Ben ; Sayılmaz bu net cevap vermedin.
İmkansızım; Ama sonuçta cevap verdim.
Ben ; Mızıkçılık yapıyorsun.
İmkansızım; Mızıkçılık yapmıyorum şuan itiraz ederek sen yapıyorsun.
Ben ; Tamam uzatma sor
İmkansızım; Sinirini sevdiğim kadın.
Ben ; Yok artık bir insanın siniridemi sevilir?
İmkansızım; Konu sensen onu bile severim.
Ben ; Harbiden kafayı bozmuşsun.
İmkansızım; Biliyorum söylemiştin.
Ben ; Her neyse konumuza dönelim.
İmkansızım; Dönelim bakalım.
Ben ; Sor bilinmeyen.
Yazıyor...
Çevrim içi
Yazıyor...
Çevrim içi
Yazıyor..
Tedirgince onu bu kadar zorlayan soruyu bekledim. Gelir gelmez kaşlarımı çatmadan duramadım.
İmkansızım; Bugün okula gerçekten gelmedin mi?
Bu nasıl soruydu?
Ben; Ne?
İmkansızım; Soru sordum cevap verir misin?
Ben; Gelmedim hem sende görmediğini söyledin.
İmkansızım;Demiştim.
Ben;Nereden çıktı o zaman bu soru?
İmkansızım; Boş ver sadece yalan söyleme bana tahammülüm yok.
Yalan söylemiyorum ki.
Ben;Sana yalan söylediğimi nereden çıkardın?
İmkansızım;Çok soru sordun gezegen soru hakları hep bana geçti.
Kaçıyor du.
Ben; Beni cevapsız bırakıyorsun.
İmkansızım; Sadece hissetiklerimdi bir şey arama altında.
Ben; Yalan söylediğimi mi hisettin?
İmkansızım; En kötü histi.
Ben; Sana yalan söylemiyorum. Hem niye söyleyeyim?
İmkansızım; Doğru hayatında hiçbir yerim yok.
Ben; Neden böyle davrandındığını gerçekten anlamıyorum.
İmkansızım; Nasıl davranıyorum.
Ben; Şüphe içerisinde davranıyorsun.
İmkansızım; Öyle davrandığım yok sadece soru sordum. Sende cevap verdin bu kadar
Ben;Cevabım tatmin etti mi seni?
İmkansızım; En sevdiğin çiçek ne?
Neden böyle davranıyor net cevap vermek yerine konuyu savuşturuyordu?
Ben; Konuyu değiştirip durma.
İmkansızım;Değiştirmiyorum soru sormaya devam ediyorum.
Ben; Daha ben sormadım.
İmkansızım; Sordun gezegen.
Sahiplik eki gitmiş miydi?
Ben; Onlar sayılmaz hem cevap bile vermedin.
İmkansızım; Seni tatmin etmese de bir cevap verdim.
Ben;Sinirimi bozuyorsun.
İmkansızım; Daha fazla kendi kendini yemeden en sevdiğin çiçeği söyle.
Ben; Zıkkımın kökü!
İmkansızım; Hwhehshsbbsjsnsnsn
Beni sinir ediyor bide gülüyor ya!
Ben; Tatmin oldun mu?
İmkansızım; Hayır.
Ben;Güzel beni anlarsın işte
İmkansızım; Yalnız senin gibi zarif hanıfendiye bu yakışmaz
Ben; Senin odun olduğunu böyle hareketlerin sende vücut bulduğunu biliyordum.
İmkansızım; Sevdiğim kadınla laf dalışına girmek bile çok güzel.
Ben;Yumuşamam ben bilinmeyen.
Yada birazcık yumuşamış olabilirim.
İmkansızım; Öyle amacım yok zaten gezegenim.
Ha şöyle sahiplik eki gelsin.
Ben; Bugün beni gördün mü?
İmkansızım; Soruma cevap vermedin.
Ben; Verdim.
İmkansızım; O bir cevap değil.
Ben; Seni tatmiş etmese de bir cevap bilinmeyen.
İmkansızım; Ulan bu hallerini hastayım.
Onu sinir etmenin zevkiyle sırıttım.
Ben; Soruma cevap alayım.
İmkansızım;Gördüm güzel gözlüm günüm güzel geçti.
Kesin cevap vermişti rahatlamama yol açtı.
Ben; Lale
İmkansızım; O kim?
Ben; Sevdiğim çiçek
İmkansızım; Ha
Tepkisine kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
Ben; Şaşırdın mı?
İmkansızım; Sadece söylemene şaşırdım. Çiçek seçimine değil kendin gibi zarif çiçek seviyorsun
Ben; Leyla ile Mecnunun hikayesindeki laleleri biliyor musun?
İmkansızım; Mecnunun gözyaşıyla oluşan kırmızı laleler.
Ben; Mecunun Leylanın aşkıyla yandığı kırmızı laleler.
İmkansızım; Sence bende senin için Mecnun gibi yanacağım mı?
Ben; Sen Mecnun musun?
İmkansızım; Hayır ben bu kitaptaki senin Umudunum.
Sen bunun böyle olmasını isteyerek yazmıştın. Fakat zaten öyleydi Umudum.
Ben; Mecnuna özenme yanmazsın.
İmkansızım; Mecnuna özenmiyorum. Fakat Umut olarak yanmaktan korkuyorum.
Ben; Korkma bilinmeyen benim uğruma göz yaşı dökülmeyecek. O kadar değerli değilim.
İmkansızım; Sırf senin için gözyaşı dökecek erkeğim.
-Kırmızı lalemi seversin?
Ben; Hayır beyaz lale severim.
İmkansızım; Bir anlamı var mı?
Ben; Saf ve temiz anlamına gelir.
İmkansızım; Senin için bir anlamı var mı?
Gizli bir anlamı var Umudum
Ben; Var
İmkansızım; Nedir?
Ben ; Soru hakkın bitti ve benim uykum geldi bilinmeyen.
Bunu böyle söylemek istemiyorum.
İmkansızım; Anladım öğrenemeyeceğim . Belki bir gün yan yana olduğumuzda başın omzumda olduğunda söylersin.
Bende böyle hayal kuruyorum ve gerçekleşmesini istiyorum Umudum.
Ben; İyi geceler bilinmeyen.
İmkansızım ; İyi geceler güzel gözlüm.
Whatsapptan çıkıp telefonu baş ucuma koydum. Huzurla gözlerimi yumup dudaklarımda tebessüm vardı. Uykuya dalmadan önce düşündüklerim şunlardı.
Beyaz lalenin gizli bir anlamı ise pişman olma ve mezar çiçeği olmasıydı. Ben isterim ki biri benim yüzümden ağlayacaksa bu ben hayatta olmadığımda olsun isterim.
Çünkü bilirim bir kişinin göz yaşının sebebi olmak çok büyük bir yüktür. Ve ben bunu sırtlanamam . Bir diğer ise biri benden pişman olup özür dilemeye gelirse ona mezarı gösterin.
Hayatta oluyum veya olmayayım fark etmez siz gösterin ona o mezarı. Dilesin orada yatan bedenlerden eğer cevap alırsa gelsin söz affedeceğim. Ama bu çok imkansız biliyorum. Ve siz birini kırmadan önce iyice düşünün. Çünkü bazı pişmanlıklar bir o kadar anlamsız. İyice uyku beni ele geçirmeden Umudum için fısıldadım.
Mecnun Leylanın aşkından gözyaşı döktü. Ve bu dökülen her gözyaşı çölde birer kırmızı bir laleye dönüştü. Mecnun Leylaya ' senin aşkın için bu kırmızı lale gibi yanıyorum' dedi. Umudum sen benim ardımdan Mecnun gibi, gözyaşı dökersen bu beyaz lale olsun isterim. Mezara getirilen beyaz lale. Sadece hayatta olmadığım da o kıymetli gözyaşlarını dökebilirsin. Hayatta olduğum sürece seni Leylanın Mecnunu aşkla yaktığı gibi yakmayacağım. Bizimkisi huzurlu bir aşk olsun Külleri hiç kimseye sıçramasın. Ve beyaz lale gibi masum olsun...
🌄
"Anne ben çıkıyorum."
Ayakkabılarımı giyerken seslenmemle eş zamanlı olarak kapıda annem belirdi.
"Doğru düzgün kahvaltı da yapmadın. Aç aç zihnine ne girecek?"
"Aç değilim hem ders işlemeyeceği için sıkıntı yok."
Neredeyse boş olan küçük çantamı omzuma attım.
"Niye gidiyorsun o zaman okula?"
Milyon tane insan öğrenecek neredeyse anne ama sen hala bilmeyeceksin.
"Evde zaman geçmiyor ne yapayım?"
Başını iki yana sallayıp yazmasını düzeltti.
"Milletin evladı son hafta diye okula gitmez. Benim kız okula gitmek için hazırlanır."
Sevdikleri yok anne. Olsa o zaman hiç kimse okuldan gelmez.
"İşte ne güzel azimli ve hayırlı evladım."
"Keşke bu azmini derslerinde de görsek."
Konunun derse geldiğini anlayınca annemin yanağından öpüp ayakkabılarımı giymeden çağırdığım asansörün kapısını açtım.
"Kübra buluşma yerimizde bekliyor anne. En iyisi sen o konulara girmeden gideyim. Yoksa bir ömür boyu burada kalırız."
Bir şey demesine izin vermemek amaçlı asansöre binmiştim . Fakat yinede sesini duymuştum.
"Kaç tabi anca işine gelmeyince kaçarsın."
Annemin söylenmeleriyle derin nefes alıp aynada kendime baktım. Her sabah yaptığım gibi kendime çeki düzen verdim. O arada gelmiştim zaten. Asansörden inip mutlu bir şekilde binadan çıktım. Telefonumun titremesiyle cebimden çıkarıp baktım.
Her sabah olduğu gibi yine sitem eden mesajını gördüm.
Kıvırcığım; Bir kerede bekleyen ben olmayayım ya:(
Ben; Bir kerede sızlanma ya
Kıvırcığım; Sana demesi kolay nede olsa ben bekliyorum sen değil.
Ben; Geliyorum işte
Kıvırcığım; Senin geliyorum demelerini bilmiyorum sanki.
Kübraya tekrardan cevap yazacakken çarptığım cisimle durmak zorunda kaldım. Telefondan kafamı kaldırıp neye çarptığıma baktım. Kaldırımın kenarına çarpmıştım. Kendime kızıp kaldırıma çıkıp yürüyecekken adımlarım dondu.
Bu sefer bir şeye çarpmamıştım fakat çarpmış gibi etki yaratmıştı. Gördüğüm şeyle kalbim de tuhaf bir baskı hissettim. Adımlarım düğümlenmiş gibiydi adım atamıyordum. Bunun sebebi ise gördüğüm çiçekti. Hayır bu sadece çiçek değildi laleydi. Ve bir kez daha hayır ait olduğu yerde durmuyordu. O bir demet beyaz laleydi. Ve en acısı da çöpteydi...
Bölüm etkileşimi
