9. bölüm · Yanımda Kal; yalnızlık

8. Bozgun

Nithegga The l

Birkaç yıl önce...

Abim yaklaşık 1 aydır görevden gelmişken şimdi yeniden göreve gitme hayalleri kuruyordu.

Anlamıyordum.

Benimle kaldığında bile bazen gidiyor ve birkaç gün sonra veya bir hafta sonra geliyordu.
Ama abime bu da yetmiyordu. Gitmek istiyor, aylarca beni yalnız bırakmak istiyordu.

Ben buna dayanamıyordum ama sanırım askerliği abim için benden daha önemliydi.

Kısa görevlere gitmeyi hiç sevmiyordu. Zaten bir aydır da sürekli albayla tutuşuyordu uzun vadeli göreve gitmek için ama şükürler olsun ki albay şimdilik izin vermiyordu. Ailesinin yanında kalmasını istiyordu.
Biliyordum, ne olursa olsun en geç şekilde bir ay sonra abim gidecek yine aylarca yanımda olmayacaktı. Yaklaşık 3-4 ay süren bu görevler çok büyük bir özlemle sonlanıyordu. Ne olursa olsun sakince görevden dönüyor, bana sıkıca sarılıyordu.

Her gidişinde ona kızıyordum. Beni anlamasını isterken, o ise beni anlamamakta ısrarcıydı. Bugün cesaretimi toplayacak, gitmemesi için onunla konuşacaktım. Yine beni yalnız bırakmaması için elimden geleni yapacaktım.

Alp baba tabii ki de beni yalnız bırakmıyordu. Sadece eskisi kadar dinç değildi. Babamı çok seviyordum ama abimin de yeri bende başkaydı. 10 yaşında hayatıma giren Barlas Ege ondan sonra yaşadığım yıllar süresinde benim için çok önemli bir yer tutmuştu.
Kimse yanımda yokken bile o hep yanımda olmuştu. Şimdi ise kız arkadaşlarım yanımda olmaya çalışırken abim benden gidiyordu. Ve ben bunu hiç istemiyordum.
Bundan önceki görevlerinde hep 'gitme' demiştim ama bugün 'yanımda kal, abi' diyecektim.

Yapmayı yeni öğrendiğim mercimek çorbasını karıştırırken kokusunu içime çektim. Abimin en çok sevdiği çorbaydı.
Birden kapı çaldığında elimdeki çorbayı masaya bıraktım ve hızla kapıya doğru koşturdum. Abim gelmişti. Kapıyı yavaşça açtım. Abimin koca, heybetli vücudu askeri üniformasının içinde daha da heybetlenmişti. Öyle bir yakışıyordu ki ona bu üniforma. Ama işte abimin gidişi bana hiç yakışmıyordu.
"Ege," dediğimde koca postalları bana doğru iki adım attı ve beni sıkıca göğsüne doğru bastırdı. Onu 3 gündür görmüyordum ama benim için haftalar gibi geçmişti. İnsan rahata, iyiye çabuk alışıyordu. "Abi'm..." Dedi içtenlikle.

Kollarımı onun etrafına doladım. "Özledim seni."

Abimden aldığım "Ben de, ay tenli'm, ben de." cevabı beni tatmin etmişti.

Onun göğsünden ayrıldım Ve başımı kaldırarak yüzüne baktım. "Ben buradayım. Giden ben değilim. Sensin. Özlüyorsan gitme."

Dudağının kenarına gülücük yerleşti. "Gitmezsen yıldızlarım artmaz ama , güzelim."
Benim hatamdı. Yıllar önce ona söz verdirmiştim. Benim için yıldızlar kazanacak yıldızları da benimle birlikte üniformasının üzerine yerleştirecekti. Yapmaz olaydım. Bu sözün bir önemi yoktu ama her bir şey söylediğimde bu sözü kullanıyordu. "Teğmen oldun işte. Yetmez mi?"

Başını yavaşça iki yana salladı. İçeriye geçti ve postallarını çıkarmaya başladı. Devasa postalları neredeyse yarısı kadar olan beyaz spor ayakkabılarımın yanında yerini aldı.
İçeriye girer girmez kendi odasına doğru ilerledi. Üstünü değişecekti. İçeriye girip kapattığı kapıya birkaç saniye boyunca baktım. Gitmesin.

"Gitme, abi, yanımda kal." Dedim ama o beni duyamayacak kadar uzaktaydı. Mutfağa doğru ilerledim ve yemeklerle donattığım soframa baktım. Çok güzel yapmıştım. Mutfaktan çıkıp Alp babamı çağırmak için merdivenlere doğru ilerledim. Trabzanların yanına ulaştığımda "Alp baba!" Diye seslendim. "Gel! Yemek hazır."

Çok geçmeden cevap geldi. "Geliyorum, kızım!"
Daha iki yıl öncesine kadar bana kızım demezdi.Ben ona 'Alp amca' derdim. O da bana 'Güzel kız' derdi hep. Ama ben ilk kez ona baba dedikten sonra o da bana kızım demeye başlamıştı. Bu anda sosyal hizmetler çalışanının gelme zamanı ile tokuşuyordu. Babam sosyal hizmetler geldiği için ona 'baba' dediğimi düşünmüştü. Ama ben gerçekten içimden geldiği için ona 'baba' demiştim. Babaya 'baba' denmez miydi?
Çok şaşırmıştı o an. Anlayamamıştım ona böyle hitap etmemden hoşlanıp hoşlanmadığını. O yüzden akşama hitap etmeden önce birkaç saniye boyunca yüzüne bakmıştım ve o da yanlış anlayıp "Kendini bana 'baba' demek zorunda hissetme. Bana baba demesen de bırakmam seni. Korkma." Demişti.

Oysa ben sadece ona böyle hitap etmemi sevip sevmediğini anlamaya çalışıyordum. Ama sevmişti.
O an küçük bir tebessüm belirmişti yüzümde. "Baba'ya baba denir. Sen benim babamsın. Amca diyecek halim yok ya."

Babam sık sık gülümserdi ama kahkaha atması nadirdi. Ve bu an nadir olan onlardan biriydi.
Dudaklarından çıkan gür kahkaha ile birlikte ben de gülmüştüm. Babamın dudaklarından çıkan kahkaha.
Abim görmüştü bizi böyle gülerken. Yanımıza gelip "Ne o bensiz ne kaynatıyorsunuz?" Diye sormuştu. Alp baba sevincini saklayamadan "Kızım bana baba demiş tabi güleceğim." Demişti ve bakışları beni bulduğunda gülmeye devam etmişti. O an Alp baba belki fark etmemişti ama abimin gülüşü donuklaşmıştı.

Kendi babasından başka birine baba demezdi. Çünkü onun babası onu gerçekten sevmişti ve Ege'yi bile isteğe bırakmamıştı. Kalkıp abime sıkıca sarılmıştım. "Senin zaten Baba diyebileceğin biri var. Kendisi olmasa bile onun mezarı var. Ama artık benim de var." Diye kulağına doğru fısıldamıştım.

Kollarımı bedeninden ayırdığımda elleri yüzümü avuçlamıştı. "Ve de bir abin var."
Gülümsemiştim. "Ve de bir kız kardeşin var." O gün tarih 14 Mayıs 2018 gösteriyordu.

Şimdi ise o gidecekti ve benim birer abim olmayacaktı. Keşke yıllar önceki gibi olsaydık. Ama abim inadına uzun vadeli göreve gitmem istiyordu.
Mutfağa geçip oturdum. Birkaç saniye sonra abim gelmiş ardından akbaba'da içeriye girmişti. "Oo neler yapmış bu kız!" Diye yükselen Alp babaydı.

Abim durgundu. "Abi, noldu?"

Bakışları gözlerimi bulduğunda yutkundu. "Hiç," dedi ve hiç deyişinden belli oldu bir şeyler olduğu.
Hepimiz sofraya oturduğumuzda abim sarma yemeye başlamıştı. Oysa hep mercimek çorbasından başlardı. Alp baba çorbadan bir kase kendine aldı. Ama abim damağındaki dolmalarla oynuyordu. "Abi, neden çorba yemedin?"

Abim tepki vermedi. "Abi?"
Başını birden kaldırdı. "Noldu?"
Başımı yavaşça sola doğru yatırdım. "Abi, duymuyordun. Bir şey mi oldu? Çorba?"
Yutkundu bir daha. Bir şey söylemek istiyordu ama söyleyemiyordu.
Gözünü kapatıp derin bir nefes aldıktan sonra bana doğru baktı ve ağzındaki o baklayı çıkardı. "Yarın gidiyorum."
Elimdeki çatalı yavaşça tabağıma bıraktım. Sandalyemi geriye doğru ittirdiğimde abim "Ela," dedi ama ben duraksamadan ayağa kalktım ve odama doğru ilerledim. Merdivenleri çıkarken ayaklarımı yere vuruyordum. Odamın kapısını kapattım ve kilitledim. Kapının önünde yere oturdum ve sırtımı kapıya yasladım.
Biliyordu kırılacağımı o yüzden hemen söyleyememişti. Keşke hiç söylemeseydi.

Yine gidecekti. En acısı da yine dönüşte benim ona sıkıcı sarılmamı bekleyecekti.
Adamın kafası yavaşça üç kez tıklatıldı. Alp baba değildi. O iki kez tıklatırdı. Ege'ydi.
Kapının arkasından yükselen ses düşüncemi doğruladı. "Abicim?"
Cevap vermedim. "Ela? Orman gözlüm gelebilir miyim?"
Yine cevap vermedim ama kapı açılmak için hafifçe zorlandı. Açılmadı. Çünkü kilitliydi.
Kapının diğer tarafından sıcaklığını hissettim. Sırtı sırtımdaydı ve aramızda kapı vardı. Bugün bu kapının bu tarafına geçemeyecekti. En azından bugün. "Git! Burada sabaha kadar dursan da umursamayacağım seni! Git buradan."
Birkaç dakika boyunca sessizlik oldu.

Ardından...

Yutkunmama sebep olan abimin dudakları arasında mırıldandığı şarkıydı. "Sakın çıkma patika yollara,"
Gözlerimin dolması an meselesiydi. Bana hep söylerdi bu şarkıyı. "O dağlara, kırlara."
Ellerim gözümden akan o yaşı silmek için havalandı. "O karlı ovalara."
Abimin duyamayacağı kadar kısık olan mırıldım şarkıya eşlik etmeye başladı. "Seni saklar, vermezler."
Aynı anda abimin dudaklarından aynı mırıltı dökülmüş kalbimdeki o kuytu köşeye dokunmuştu.
"Seni saklar, vermezler."

Ya abimi saklar, vermezlerse o dağlar?

"Bana geri getirmezler..."
Yavaşça ayağa kalktım ve kapının kilidini açtım. Sessizce geçip yatağıma oturdum. Birkaç saniye'nin ardından kapım yavaşça açılmıştı. Kapı ile duvar arasında kalan küçük aralıktan başını içeriye doğru sarkıttı. "Gelebilir miyim?"

Omuzlarımı çektim.
Kendini anlam çıkarmış gibi "Git demiyorsan, gelebilirim demektir!" Dedi.
Sinir ediyordu beni. Yatağımın üstünde duran -birkaç ay önce abimin bana hediye aldığı- ayıcığı aldım ve ona doğru fırlattım. "Sus, aptal!"
Sözlerimi duyduğu gibi "Hii abiye aptal de-" diyecekti ki devamını getirmeden ayıcık o çok yakışıklı olan suratına darbe indirmişti.
Ayıcık yere düştüğünde abimin eli gözüne doğru gitti. "Gözümü çıkardın!"

Eli gözüne vuruyorken dudağından acı dolu iniltiler dökülüyordu. Gözüne bir şey mi yapmıştım ki.

Endişelendiğinden dolayı hızlı ayağa kalktım ve ona doğru yürüdüm. "Abi, iyi misin? Ne oldu?"

Elini gözünden çekmesi için elimi elinin üzerine kapattım ama inatla gözünün üzerine kapatıyordu. "Abi!"
Sitem eden sesi "Ne abi! Kör oldum!"
Bu sefer sitem eden bendim. "Off! Abi! Çocuk gibisin! Elini çeksen bakacağım!"

Elini bir anda gözünün üzerinden çektiğinde gözüne birkaç saniye boyunca inceledim. Ama gözümde hiçbir şey yoktu.

Kaşlarım çatıldığında abinin dudakları arasından gür bir kahkaha yükseldi. Katıla katıla gülüyorken gülüşleri arasından zorlukla "Hani umursamıyordun?!" Dedi. Bir katıla katıla gülmeye devam etti. Cidden sinirlerimi bozuyordu.
Omzuna indirdiğim tokatla birlikte gülüşü daha da eğlenceli hal aldı.
Ben de güldüm ama sonra yarın gideceğim aklıma gelince dudaklarımdaki gülüş öylece kaldı. Donuklaştı.

Abim benim gülmediğimi görünce gülüşünü birden kesti. "Ama Ela," adımı derken a harfini uzatmıştı.

"Abi gidiyorsun," dedim. "Yine. Yine. Yine. Kal dememe rağmen kalmıyorsun. Yine beni bırakıyorsun."

Ağzını açmaya niyetlenmişken lafını böldüm. "Sen de onlar gibi olmaya başladın."

Yutkundu. Böyle düşünmem onu cidden kırmıştı. Onu kırmak istemezdim ama onun her gidişi de beni kırıyordu. Ve artık bunu anlaması gerekiyordu.

"Abi, anlasana! Yanımda kalman gerek! Benim bir babam var, bir de sen!" Sesim pürüzlüydü. "Hani? Bir de abin var diyordun! Yoksun, abi! Yok!"

Gözümden akan yaşı silmek için eli yüzüme doğru ilerledi. İzin vermedim. Elini tutup geriye doğru ittiğimde başını hafifçe sola doğru yatırdı.

Yapma.

Böyle diyordu gözleri. Ama gidecekti. Bugün benimle konuşacak yarın sabah erkenden bu evden çıkacaktı. Sonrası büyük bir belirsizlik.

Ve ben belirsizliklerden nefret ederdim.

"Ege, Sen hiç düşünmüyor musun? Sen gittikten sonra şu kapıyı," dediğimde ben de sözünün devamını getirmek istemiyordum. Ama zorundaydım. Elimle kapıyı işaret ettim. "Şu kapıyı üniformalı birkaç asker çalsa ben ne yapacağım?"

Hala yapma diyordu gözleri. Ama kendisi yapıyordu. O yapıyorsa ben de yapacaktım.

Dudakları düz çizgi halini aldı. "Vatan sağ olsun diyeceksin."

Kaşlarım çatıldı. Onu göğsünden geriye doğru ittirdim. "Ne diyorsun sen! Bana bunu reva mı görüyorsun yani?!"
Beni omuzlarımdan tuttu ve sıkıca sarıldı. "Ben buyum! Biliyorum sana da zor ama ben buyum. Sen istediğin şeyi yapıyorsan bırak ben de yapayım."

Son sözlerinde haklı oluşu canımı yaktı. "Evet, beni özlüyorsun, bekliyorsun. Ama şöyle düşün. Bir gün sen sahne almaya başladığında farklı ülkelere gideceksin. İşte o zaman da ben seni bekleyeceğim.

Gözyaşlarım hala akarken güldüm. "Off abi ya!"
Burnuma küçük bir fıske vurdu. "Abiye of denmez!"

★★★

"Sen..." Dediğimde devamında ne söylemem gerektiğini ben bile kestiremiyordum. Neydi amacı? İyilik yapıp boşluğa atmak istiyorsa yanı başımda işi neydi? Yanımda olmak istiyorsa Bu iyiliği neden saklamıştı?
Yanlış mıydı yaptığım? Yanlış mıydı hiç kimseye güvenmeyip de bu adama durduk yere güvenmek?

Amacını bilmediğim şeyleri sevmezdim.
Sonraki adımı tahmin edemediğim olayları sevmezdim.
Sebepsiz olan şeylerden nefret ederdim.

Amacı sadece birilerini üzmek miydi yoksa farklı bir amacı daha mı vardı?
Olmasın.

Yıllarca herkese güvenmekte zorluk çekmiştim. Kızlar hakkında bile bir şey söyleseler kolayca inanacak biriydim. Çünkü ben küçük yaşta vurulmuştum. Ve en derine ait olan yaralar asla iyileşmezdi. Ben bunu en yakınımdan, babamdan öğrenmiştim. Şu an babam bana geri gelse affeder miydim bilmiyordum ama Karam yaptığının sebebini söylemezse onu affetmeyeceğim kesindi. Sebepsiz yere birini yanına yaklaştıramazdım ama onu yaklaştırmıştım. Benim manipüle mi etmişti yoksa ben manipüle olmaya dünden razı mıydım?

Söylemiş miydim? Sonraki adımını tahmin edemediğim olaylardan nefret ederim!

Bu olayı bana nasıl açıklayacaktı ki. Yapmak istedim ve yaptın mı diyecekti? Demesin.
İyilik yapmak istiyorsa bunu yapıp sonrasında hayatımdan sessizce çıkıp gidebilirdi. Ama çıkıp gitmemişti. Tüm varlığıyla buradaydı. Ve ben bu varlıktan nefret etmek istemiyordum. Bunu kendime söylemek istemiyor olsam bile sanırım ondan hoşlanıyordum.

Ama biliyordum unutmamam gereken bir şey vardı. Ben yalnızdım. Yalnızlık dönüp dolaşıp beni bulurdu. Çünkü ben...
Çünkü ben yalnızdım işte.

Ama ona daha yanımda kal dememiştim. Gitmemeliydi.
Anneme 'yanımda kal' dedim. Gitti.
Babama 'yalvarırım yanımda kal' dedim. Gitti.
Abime 'yanımda kal' dedim. O da gitti.
Karam'a dememiştim o lanetli sözcüğü. Gider miydi ki benden? Ama o bana hiç gelmemişti ki? Birkaç haftadır tanıdığım bu insana karşı olan hislerimden nefret ediyordum.

Ve evet, belirsizlikten nefret ediyordum.
Birkaç kez art arda yutkundum. Konuşmak istemiyordum. Soru sormak istemiyor, sorduğum sorunun cevabını almak istemiyordum. Bir kişinin daha hayatından çıkmasını istemiyordum. Değer verdiğin kişinin bana ihanet etmesine artık istemiyordum. Çok muydu bu istediklerim ya da çok muydu istemediklerim?

Artık incinmemek istiyordum. Artık birileriyle aile olabilmeyi, koşulsuz birinin bana sadık olmasını istiyordum. Ve evet, sanırım çoktu bu istediklerim.
"Neden?" Fısıltsı dudaklarımın arasından çıktığında gözyaşlarım akmaya başlamıştı. "Neden ya?"
Tam dudaklarını aralayacağı sırada bir adım geriye doğru gittim. "Amacın sadece iyilik yapmaksa iyiliğini yapıp gitseydin ya," bir adım daha geriye çekildim. "ya da yanımda olmak istiyorsan söyleseydin yaptığın şeyi. Neden sakladın?"
Elini kaldırdı ce yüzüme yaklaştırdı. Anında "Hayır!" Deyişimle birlikte birkaç adım daha gerilemiştim.

Git!
Git burdan! Git!

"Kumru, sakin ol." Dedi ve benim aramıza koyduğum mesafeyi azalttı. Ellerimi önüne doğru kaldırdım. "Gelme üstüme! Yalan söyleyeceksin! Herkes aynı."
Yapabilseydim bir adım daha geriye gidecektim ama sırtımın duvara çarpmasıyla birlikte durmak zorunda kaldım.

"Kumru, ben nasıl söyleyeceğimi bilemedim."

Bakışlarım gözlerine doğru tırmandı. Yalan söyleyip söyleyemediğini anlamak için gözlerine bakıyordum.

Yalandı. Onun söyledikleri değil. 'Gözler yalan söylemez' sözü tam olarak yalandı.
Babam da bana Seni asla bırakmayacağım demişti. Ama son 13 yıldır onun kokusu bile burnuma değmemişti.
Ne bir zamanlar aşık oldum gözlerini görmüştüm ne de bir zamanlar mı belası oldu onun yüzünü. Zaten şimdi görsem hatırlamazdım. Yetimhanedeyken oturmaya başlamıştım o yüzünü. Çizmeye çalışmıştım unutmamak için ama olmadı. O yüzden aklımdan silindi. Hem de hiç olmamış gibi. Anılarım aklımdaydı hatırlardım. Ama tüm anılarımdaki yüzler silikti. Yoktu. Unutmuştum.

Zaten akılda kalmayı hak edecek yüzler değildi. Sanırım bu da avuntumdu.

"Benim hatam," dediğimde kaşları çatıldı. "O da ne demek?"
Yurkundum. "Hiç kimseye güvenemiyorken Seni ilk gördüğüm andan beri güveniyordum. Hep bu güvenimin de boşa çıkacağını da biliyordum."
Şaşırmış gibi havalandı. Dudaklarına birbirine bastırdı ve ardından "Tamam, cidden gerçekleri bilmek istiyor musun?" Dedi. Fısıldıyordu. Ve çok yakın olduğumuzu da şu an anlamıştım.
Başımı aşağı yukarı salladım. "Sana güvenmeye devam etmek istiyorum."
Derin bir nefes aldı ve tek seferde "Korktum," dedi.
Kaşlarım çatıldı. Bu da ne demekti şimdi. Neyden korkmuştun?
"Neden korktun?" Sorumu yanıtsız bırakacağını düşündüm ama öyle olmadı.
Elleri yüzüme doğru yaklaştı. Yüzüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Nefeslerimiz birbirine çarpıyorken "Minnetle aşkı birbirinden ayıramamaktan korktum." Dedi. Ardından "Senin minnetini sevgi sanmaktan korktum." diye ekledi. "Sana karşı hissettiğim şeyin sevda olmamasından korktum." Dedi boğazından çıkan sesle.
"Sen?" Bozguna uğramıştım.
Onun dudağından dökülen kelimeler biz daha bozguna uğramama sebep oldu. "Ben seni sevdiğime emin oldum, Laris, şimdi sen söyle. Bana bir şans sunar mısın?"
Bu bir soru muydu?

Peki bunun cevabı bende miydi?

Ben bu soruya cevap vermeli miydim?

Ve sanırım bu soruyu cevapsız bırakacaktım. Çünkü daha bu soruya cevap bulamamıştım. Şimdi biraz da benim düşünmem gerekiyordu.
Ona karşı hissettiğim bu şeyi sevda mıydı?

Ellerim göğsüne yerleştiğinde gözlerinin içinin parladığını gördüm. Gri gözlerinin içinde yeşil çizgiler vardı. O çizgilerin arttığına gözlerimle şahit oldum. Ama bu sefer bozguna uğrayan ben değildim. Onu sadece arkaya doğru ittirdiğimde boş bulunduğundan iki adım sendeledi.
Onun geriye gitmesi ile birlikte benim için alan açılmıştı. Onun beden hapsinden çıktım ve asansörün kapılarına doğru yürüdüm. Yukarıya çıkmak için tuşu bastım. Sırtımdaki gözlerini hissediyordum.

Asansörün kapıları açıldığında asansöre bindim ve yüzümü ona doğru döndüm. Gözleri gözlerime bakıyordu. Sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi gözlerine baktım ve asansörün kapılarının kapanışını izledim. Ardından babamın odası olan katı tuşladım. Peki şimdi ne olacaktı?

Babamın odasının karşısına geldiğimde aklımda dönen binlerce soru vardı.
Ameliyattan yaklaşık bir hafta sonra onu görmüştüm ve hiç de ameliyat olmuş gibi gözükmüyordu.
Göreve gitmesi engelleyecek yara benim babamın hayatını mı kurtarmıştı ?
Beni kendi ile duvarın arasına almışken söylediği sözler, anlattığı şeyler cidden onun hislerine mi aitti ?
Babamın odasının kapısını açtım ve kapatarak kapıya yaslandım.

Ben seni sevdiğime emin oldum, Laris, şimdi sen söyle. Bana bir şans sunar mısın?

Sunar mıydım ?
İşte bunu bilmiyordum.
Babam uyuduğu için odasına sessizce girdim ve kapıyı kapatarak yaslandım. Nefes alışlarım hızlanmıştı.

Yutkunmama sebep olan ise "Böyle nefesini kesen düşünceler umarım bir erkeğe has değildir, güzel kızım." Diyen babamın sesiydi.
"Baba!" Deyişim odada yankılandı. "Kızım!" Dedi benim niye heyecanımı sesine yansıtarak.

"Hayır tabi ki, baba, ne alakası var?"

İmalı imamı baktı ve "İnşallah öyledir."

Gülümsedim ve babama doğru ilerledim. İyiydi. Ve öğlen taburcu olacaktı. "Babam taburcu mu olacakmış?"
Güldü. "Babasının bir tanesi gelsin bakayım."
Yatağının yanına oturduğumda yerinde öne doğru kalktı ve bana sarıldı. Onun sarılması ile birlikte Ben de kollarımı onun iyileşmeye başlamış bedenine sardım. Benim başım onun göğsümdeyken, onun burnu saçlarım arasındaydı. Saçlarım arasına öpücük kondurdu. "Kızım," dedi ve "Babam," dedim.
Onun kokusunu içime çektim. Bir zamanlar hiç tanımadığım adama şimdi öylesine bağlıydım ki. Kendime bile garip geliyordu bazen.
Bir akşam yetimhanede masama oturan adama şimdi 'baba' diyordum.
Hayat işte.
Bir zamanlar 'baba' dediğim adamı şimdi görsem hatırlamazdım.
Garipti. Hayat öyle şeylerle doluydu ki. Yaşamak yetmiyordu bu hayatı. Anı hissetmek gerekiyordu. Ve ben ne kadar süreceğini bilmediğim şu hayatta abimle anı yaşayamıyordum. Çünkü ona 'yanımda kal' demiştim ve o gitmişti. Geri gelsindi.
Babamın pür dikkat beni izlediğini "Ne oldu? Keyfin bozuldu sanki?" Dediğinde anladım.
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Söyle hadi."
"Baba," dedim. "Ben Ege'yi özledim."
Onun gözlerine kurulan keder benim gözlerime kurulmasın istedim. Beni bırakmayı göze alan biri için gözyaşı dökmeyeyim istedim. En azından verdiğim sözü bir gece tutayım istedim. Ağlamamak için çenemi kastım. Sıkabildiğim kadar sıktım çenemi.
"Gelecek." Dedi sadece.
"Gelmesin," dediğimde kaşları havalandı. "Gelmesin mi?"
Başımı yavaş yavaş salladım. "Ben ona kal dedim. O gitti. Gelmesin artık istemiyorum." İstiyordum.
Babamın eli saçlarıma dokundu. "Üzülmüş mü benim güzel kızım?"
"Hem de çok." Dedim. "Ama artık onun arkasından filan ağlamayacağım. Değmez. Beni bırakanlara laf etmeyi biliyordu. Onlardan ne farkı kaldı ki?"
Başını iki yana salladı. "Yanlış. O hayatın gerçekliklerinden uzaklaşmak için gidiyor,"
Babam devam edecekti ama lafını böldüm. "Ve o gerçekliklerin içinde ben de varım. Bunu unuttuysa, ben de onu unuturum."
Dudaklarımdan çıkan sözlere kendim uyuyacak mıydım bilmiyorum ama? Sen müddet olsa bile ona bana yaşattığı şeyi yaşatacaktım. Yanımda olsa bile ondan uzak duracak bu acıyı iliklerine kadar hissetmesini sağlayacaktım. Canım yanmıştı. Canı yanacaktı.
Hayatım boyu kim tutan biri olmamıştım tabii bazı olaylar dışında. Anneme kin beslerdim. Ondan nefret ederdim.
Babama kin beslerdim. Hayır, babama kin besleyemiyordum.
Annem de beni terk etmişti babam da. Annemden kolayca nefret edebiliyorken babamdan bir türlü nefret edemiyordum. Sanki babama karşı içimdeki his sadece kırgınlıktı. Beni sevdiğini biliyordum bir zamanlar. Beni o pis kadın yüzünden terk etti ve ben bunun yüzünden ona kırgındım.
Birden saatin kaç olduğu aklıma geldi. Geceydi. "Gecenin bu saatinde sen neden uyumadın, baba?"
"Uyu, uyu nereye kadar? Tüm gün uyuyorum zaten." Diyen babamla güldüm. O da güldü. Birlikte güldük. Ne kadar mutlu olduğumu hatırladım babamın yanında. Bu adamın bana tüm dünyaları vaat ettiğini hissettim tam kalbimde. Bu adam olmasaydı ben ne yapardım? Hiç bilmiyorum.
Kendimi tutamayıp bir daha ona sıkıca sarıldığımda dudaklarımdan dökülen tek kelime "Baba'm..." Oldu.
Aynı şekilde o da "Baba'm..." Dedi. Ölürdüm bir 'babam' deyişine.
"Baba biliyor musun?" Kollarımı onun bedeninden ayırdım. "Sana döner olan kişinin kim olduğunu öğrendim."
Kaşları havalandı. "Tanıyor musun?"
Başımı aşağı yukarı salladım. "Tanımadığımı düşünüyordum ama sana donar olan kişi dibimdeymiş. Evet doner olduğunu neden sakladığını anlayamıyorum."
Aramızda kısa bir sessizlik oldu ve bu sessizliği bozan telefonumdan yükselen arama sesiydi.
Telefonumu cebimden çıkardım. Ekranda yazan isimle şaşırmıştım.
Ferhat
Ferhat bu saatte beni neden arıyordu?
Aramayı açıp kulağıma yaklaştırdım. "Alo,"
Kulağımı dolduran ferhat'ın boğazını temizleme sesiydi. "İyi akşamlar, umarım rahatsız etmemişimdir. Az önce çevrimiçi olduğunu görünce dayanamadım."
Ne için dayanamamıştı? "Yok rahatsız etmedin de, bir şey mi oldu?"
"Sizin şu iptal olan konser var ya." Onaylamamı bekliyormuş gibi duraksadı.
Onaylayan mırıltı çıkardım. "Hıhı."
Ben onayladıktan sonra yeniden konuşmaya devam etti. "O konser de birisi sizi bilerek ihbar etmiş olabilir."
Birisi bizi neden ihbar etsindi. "Ne demek yani? Bizim konserimiz olmasın diye mi?"
Bu sefer mırıltıyla onaylayan oydu. "Muhtemelen. Uzun süredir o akşam olanlar kafamı kurcalıyordu. Oradan birini ihbar etmesi için birinin bir şey görmesi gerekiyor ama o gece polisi arayan hiç kimse yok. Yani en azından o alandan birisi yok. Birisi uzaktan bile isteği arayıp, işinizin önüne taş koymak için ihbar etmiş."
Birkaç saniye içinde söyledikleri beni bocaltmıştı. "Kim neden bize böyle bir şey yapsın?"
"Bilmiyorum." Dedi. "Bilmiyorum ama ben polis birimleri ile konuşup o gün onları Kimin aradığını öğreneceğim. Birkaç sene önce buna yetkim vardı. Eğer kanun değişmediyse, hala da buna yetkim var."
Birkaç saniye boyunca düşündüm ama aklıma gelen hiç kimse yoktu. Kim neden böyle bir şey yapsın ki. Üstelik Biz daha yeni bir gruptuk ve rekabette olduğumuz çok grupta yoktu. Ama şu an aklıma gelen tek bir şey vardı o da; bizim müzik yaptığımız şirketin rakip şirketleri olabilirdi.
Ama bizim konserimizin iptal edilmesi onların da çok hayrına olmazdı diye düşünüyorum. Sonuçta müzikle alakalı bir sorun yaşamamıştık.
Yine de aklımdaki Fikri Ferhat'a iletmek istedim. "Ferhat, çok bir ihtimal değil ama belki bizim müzik yaptığımız şirkete rakip olan şirketler böyle bir şey yapmış olabilir. Bunun ihtimali çok düşük çünkü bizim konserimizin iptal edilmesi onlara bir katkı sağlamıyor. Yani bence."
Telefonu diğer ucunda birkaç saniye daha sessizlik oldu. "Ben araştıracağım bu durumu. Senin de aklına birileri gelirse söyle."
Dudaklarım düz çizgi haline geldi. "Tamam söylerim. İyi geceler."
"İyi geceler." Dedikten sonra telefon kapandı. Bugün zaten cevabını bulamadığım bir soru yetmiyormuş gibi şimdi üstüne ikinci soru eklenmişti. Ve hiçbiri için cevabım yoktu.

★★★

Gözlerimi yavaşça araladım. Boynum tutulmuştu. Dün geç saatlere kadar babamla sohbet etmiştik. Sonrasında muhtemelen uyuyakalmıştım.
Babamın yatağında göremeyince ayaklandım. "Baba?"
Cevap banyodan gelmişti. "Üstümü giyiyorum, kızım."
Babam üstünü giyeceğim müddet de ben de gidip doktorla konuşabilirdim.

Odadan çıktım ve doktorun odasına doğru yürümeye başladım. Kapıya ulaştım. Kapıyı iki kez tıklattığımda içeriden "Gel," sesi yükseldi.
Kapıyı yavaşça araladım. "Müsait misiniz, doktor bey?"
Yüzüne samimi bir gülümseme kuruldu. Eliyle deri sandalyeleri işaret etti.

Kapıyı kapatarak ilerledim ve sandalyelerden birine oturdum. "Ben taburcu işlemleri için gelmiştim. Son testler filan demişti de hemşire. Ne zaman biter?"

Beni onaylamak istersin başına aşağı yukarı salladı. "Evet, son testlerimizi yaptık bu akşam tüm cevaplar çıkacak. Test sonuçları olumlu olursa akşam altı gibi çıkabilirsiniz."

Başım aşağı yukarı salladım. "Tamam, o zaman teşekkürler." Ayağa kalktım.

Saygıdan dolayı olsa gerek yavaşça ayağa kalktı ve "Ne demek. İşimiz bu." Diyerek beni geçirdi.

Kapıdan dışarıya çıktığında kapıyı arkamdan kapatmıştım.

Sonunda hastane köşelerinden kurtuluyorduk. Bir müddetçe kızlarla kalıyordum ama şimdilik muhtemelen babamla kalmaya başlayacaktım.

★★★

Yaklaşık 2 saat önce eve gelmiş, soframızı güzelce hazırlamıştım. Yirmi dakika kadar önce de Gökhan abiyi aramış Bir saat içinde burada olmasını söylemiştim. Birazdan gidip babamı alacak hep birlikte eve geçecektik. Ve kızlar da gelecekti.

Birden kapıdan yükselen sesle irkildim. Sanırım yemek yapmayı kendimi fazla kaptırmıştım.

Kapıya doğru yürüdün mü kapıyı yavaşça açtım. Tam karşımda birbirinden güzel 4 tane kız duruyordu. Hepsi aynı anda el sallamaya başlayınca Ben de onlara el salladım. "Selam,"
Hepsi bir ağızdan "Selam!" Diye cevap verdi. Güldüm.
Kapının karşısında anca girip elimle içeriye işaret ettim. "Buyurun, hanımlar."
Herkes teker teker içeriye geçti ve ayakkabılarını çıkarmaya başladılar.
İlk konuşmaya başlayan Belinaydı. "Oo kızım bu ne koku be! Döktürmüşsün yine!"
Kızlar birer birer onaylamaya başladılar.
Sara "Vallahi uzun zamandır elinden yemek yemiyordum." Dedi.
"Güzel kızlar yemek yapamıyor sanıyordum ta ki seni görene kadar." Diyen Alis'ti.
Hilal yavaşça yaklaşarak yapıldığı gibi kollarını bana doladı ve "Ben fazla konuşmam zaten ne söylemek gerekiyorsa söylediler. Yine hep olduğu gibi süpersin!" Dedi.
Gülümseyerek onun sarılışına karşılık verdim.
Hepimiz birlikte masalına doğru geçtik. "O zaman siz kalın burada. Ben gidip babamı alıp geleyim. Gökhan abi gelecek. Kapı çalarsa açın."
Girişe doğru döndüm ve ayakkabılarımı giydikten sonra montum üzerime aldım.

Evden çıkmış arabama binmiştim.

Hastanenin önüne ulaştığımda telefonumu açtım ve babamı aradım.
Karşı taraftan "Alo," diye ses yükseldi. "Baba? Yukarı çıkayım mı yoksa iniyor musun?"
Babama işte boğazını temizledikten sonra "İndim zaten çıkıyorum şimdi." Dedi.
Telefon kapandı.

Birkaç saniyenin ardından babam kapıdan çıktı elinde çantalar olduğundan dolayı hızla arabadan indim. Babama doğru yürüdüm ve elindeki çantaları aldım. "Babam... Sonunda gidiyoruz."

Çantaları bakacak koyduktan sonra sürücü koltuğuna geçtim. Babam da yan koltuktaki yerini almıştı. Biraz durgun gözüküyordu. Minik bir mırıltı ile onayladı ve sustu. Böyle davranması canımı sıkmıştı. Bir şey olmuş da benden saklıyormuş gibi davranıyordu. Oysa her şey iyiydi. Artık mutlu olmamız gerekiyordu.

"Baba, iyi misin?"

Cevap gelmeyince ona doğru döndüm. Babam dışarıyı izliyordu ve beni duymuyordu bile. Kaşlarım çatıldı. Kesinlikle bir şey olmuştu. "Baba!"
Birden bana döndü. "Evet, kızım."
Kaşlarıma havalandı. "Neye evet, baba?"
Ayılmak istermiş gibi başındaki yana salladı. "Uzun zamandır hastanedeyim ya kendimi biraz garip hissettim."

Sonrasında sustu. Dostluk ve yol boyunca hiç konuşmadık. Babamla birlikte iken hiç böyle bir suskunluk yaşamamıştık. En azından bu kadar uzun.

★★★

Arabayı kapının önünde Park ettiğimde kapıda olan diğer araçtan Gökhan abinin de geldiğini anladım.
Bugün güzel dolu dolu bir gün geçirecektik.
Yolda Ferhat'ı arayıp davet etmiştim.

Bagajdan babamın çantalarını aldım ve babamla birlikte eve doğru yürümeye başladık. Babam yine ağzını bile açmadı.
Kapının önüne geldiğimizde tam kapıyı çalacakken bir anda duraksadım. Babama doğru döndüm. "Baba, herşey yolunda değil mi?"

Başını aşağı yukarı salladı. "Yolunda." Dedi eli ile omzumu okşarken.

Kapıya verecek iki kez tıklattım. Kızlardan benim kapının açmasını beklerken kapını açan kişiyle kala kalmıştım. Onun buradaki işi neydi?
Bunu buraya kim davet etmişti ve o neden bu daveti icabet etmişti?
Şu anki şüphelerim Sara'nın üzerineydi.
"Senin burada ne işin var?"
Karam kanlı canlı bir şekilde karşımda duruyordu.
Tam ağzını açıp soruma cevap verecekken arkadan Gökhan abinin boğazını temizlemesi duyuldu. "Bu gün sana yardım eder diye düşündüm. Kötü mü yapmışım?"
Sesindeki imayı anlamamak imkansızdı.
Karam gidip Gökhan abiye aşk ilan mı yapmıştı?
Allah kahretsindi!!!

★★★

O zaman bu kitabı Orman gözlü kızın hayatına adıyorum...
Orman gözlü kız için...