4. bölüm · Yanımda Kal; yalnızlık
3. Tesadüf
Herkese merhabalar. Bu bölüme de
hoş geldinizzz !!!!
İyi okumalar!!!!
★★★
8 KASIM 2024
Aylar sonra bu kadar rahat olmanın verdiği hazzı anlatamazdım. Aylardır bu kadar rahatça dışarıya çıkamıyordum. Her şeyi hızlıca halledip babamın yanına dönme derdiyle baş etmeye çalışmak cidden çok zormuş. Babamın ameliyyatından tam bir hafta geçmişti. Babamı dikiş izlerinin iyileşmesi ve böbreğin bedene alışması nedeniyle hastanede uyutuyorlardı ama iyiydi. Ben de artık kızlarla birlikte konser hazırlıklarına katılıyor onlara yardımcı oluyordum. Önümüzdeki bir haftada bu şekilde ilerleyecekti. Bugün sabah beni şirketten aramışlardı ve konserle ilgili güvenlik sorunlarının cevaplarının bugün akşam çıkacağını söylemişlerdi. Ben kızlara sürpriz yapmak istediğim için onlara beni aradıklarını söylememiştim. Açıkçası hem heyecanlı hem stresliyim. Cevapların evet çıkacağını hissediyorum ama yine de korkuyorum. Sonuçta problem de bir ihtimal. Hava kararmaya başlamıştı ve 1-2 saat içerisinde şirkete gidecektim. Kızlara da babamın yanına uğrayacağımı sabahtan söylemiştim. Ve cevaplar hayır çıkarsa kızlara ne diyeceğimi düşünmedim. Alis de akşama evde olmam gerektiğini bana ve tüm kızlara bir sürpriz olduğunu söylemişti. Bence gizli sevgilisiyle tanıştıracaktı.
Son birkaç haftadır arist ciddi bir şekilde telefonla uğraşıyor ve sürekli bir şekilde sırıtıyordu. Ve tüm kızlar bilir ki bu aptal aşk alametleridir. Umarım Alis hata yapmamıştır.
Yaklaşık birkaç dakika önce hastaneden çıkmıştım. Kendime kahve almıştım ve şimdi ise arabama doğru yürüyordum. Arabaya bindiğimde derin bir nefes aldım ve arabayı çalıştırdım. İşte günün en stresli ve heyecanlı kısmı başlıyordu. Eve gidip üstümü değişecek daha sonrasında ise güvenlik şirketine gidecektim. Ve eğer cevaplar evet olursa bu gece eve hoparlörde şarkıyla eğlenerek girecektim. Aylar sonrasında hepimizin buna ihtiyacı vardı. İşte bugün o ihtiyaç giderilecekti. En azından öyle hissediyordum. Şarkı açtım.
Açılan şarkıyla dudak büzerek ekrana baktım. Yıldızlara bak.
Belki de bu aşıkların şarkısıydı ama bana öyle değildi. Ben bu şarkıyı açtığımda abimsiz geçen günleri hatırlıyordum. Ve şu an abimsizdim.
Gözlerim dolduğunda bağırarak şarkıyı eşlik etmeye başladım.
‘... Sonuna geldik
Çocuk aklı ermez hiç
Her ayrılığa
Görmez olmasın gönül, unutmasın hikayeyi
O ahşap yazlık evi...’
Abim reşit olduktan sonra bazen geceleri gelir beni yetimhaneden kaçırırdı. Hiç kimse anlamazdı gittiğimizi. Giderdik deniz kenarına. Bakardık gelip giden vapurlara. Ben hep bizim de teknemiz olsa da denizlerde gezsek diyordum. Ama abimle hiç tekne seyahati şansımız olmamıştı. Ve şu an kendimi bile açıklayamadığım bir gerçek vardı. Abimi çok özledim. Hep abimden ayrı kalırdık ama bu seferki biraz fazla oldu. Abim bir bir hafta giderdi, 3 hafta giderdi, bir ay giderdi, 2 ay giderdi ama abimsiz neredeyse yedinci aya girecektim. Bazı geceler onun için ağlıyorken bazı geceler de sadece görev geri dönecek diyordum. Abimin genelde olduğu askeriyedeki Albay Gökhan Dağcı, Alp babanın eski silah arkadaşı olduğu için bazen askeriyeye gidip Gökhan abiyle çay içiyor, sohbet ediyordum. Ama bu son zamanlarda onun için de zaman bulamamıştım. Tabii Gökhan abi silah arkadaşını ziyarete gelmişti. O zaman da ona Barlas’ı sormuş ve ‘sabretmen gerek güzel kızım,’ cevabını almıştım.
Arabayla sahili kenarından ilerlerken denize doğru baktım.
“Ee sen de duy sesimi! En azından bugün mutlu olalım. Buna ihtiyacım var. Ve abime de ihtiyacım var. Benim haberlerimi ona götürüyorsun da son haberleri neden bana getirmiyorsun ki?” dediğimde dalgaların hırçın sesini ‘her şey iyi olacak’ olarak kabul ettim. Bahçe kapısının önünde duraksadığımda kapılar yavaş yavaş açılmaya başladı. Arabayı bahçeye bırakmayacaktım. Arabayı durdurduğumda kapılar yeniden kapanmaya başladı. İndim ve yaya giriş kapısından bahçeye girdim. Şimdi koca evimiz bana sırıtıyordu. İlk önce siteli ev düşünmüştük ama daha sonrasında bizim şarkılar verip eğleneceğimizi göz önünde bulundurarak az ev olan bir arazide bahçeli bir ev bulmuştuk.
Cebimden anahtarı çıkarıp evin kapısını açtım. Evde kimse olmadığını biliyordum kızlar bizim müzikalde şirketteydiler. Konser için style işini falan halledeceklerdi. Muhtemelen akşama ancak dönerlerdi.
Merdivenleri çıkarken kafamda ne giyeceğimi planlamıştım. Kendi odama girdiğimde giyinme odama doğru ilerledim.Sabah şirkete gittiğim için üzerimde bol baggy pantolon ve siyah uzunkollu bluz vardı. Hastanede giyindiğim giysileri fazla üzerimde tutmak istemediğim için hepsini çıkardım ve yıkamaya attım.
Üzerime daha rahat şeyler giyecektim. Gri eşofman altı ve gri sweatshirt aldım. İkisinin üzerime geçirdiğimde spor ayakkabılarımı da ayağıma geçirdim. Bu ayakkabıları aylar öncesinde almıştım ama giyinme odamda süs gibi duruyorlardı. Bugüne kısmetmiş.
Telefonumu da cebime yerleştirdikten sonra merdivenleri hızlı hızlı inmeye başladım. Kapıya ulaştığımda derin bir nefes aldım.
Her şey iyi olacak.
Montumu üzerime aldım ve çıkıp kapıyı anahtarla kilitledim.
Arabaya doğru yürürken içimden dualar ediyordum. Artık bazı şeylerin yoluna girmesi lazımdı.
Arabayı çalıştırıp geri geri gitmeye başladım. Arkadan Alisin arabasının geldiğini görünce hızlıca sokaktan çıktım. Muhtemelen arabamı görmüşlerdi. Ve telefonumdan yükselen arama sesi de bunu doğruluyordu. Arayan Sara’ydı. Aramayı açıp telefonu kucağıma bıraktım.
“Alo?” diyen Saranın sesini duyduğumda ben de aynı şekilde cevap verdim. “Alo. Efendim Sara.”
“Senin arabanı gördük evin önünde neden duramdın ? Bir sorun mu var ?” derken sesi meraklıydı Alisin.
Biraz düşündüm. “Hastanede üzerime kahve döküldüde ondan geldim. Üstümü değiştirdim şimdi hastaneye dönüyorum. 1 saate yeniden buradayım yani.” Dediğimde kendi aralarında birşeyler fısıldaşıyorlardı.
“Ee tamam o zaman. Akşam geç kalma sakın!” diyen de Alis’ti.
“Geç kalmam. Hadi kolay gelsin size.” Derken telefonu kapattım ve diğer koltuğa bıraktım. İyi ki çok trafik yoktu. Saat yaklaşık akşam sekize geliyordu.
Yaklaşık 20 dakikalık yoldan sonra şirketin önündeydim. Telefonumu da alıp arabadan indim. İçeriye girmeye korkuyordum. Bir anlık gelen cesaretimle dönen camların arasına doğru girdim. Birkaç saniye sonra içerideydim. Meşhur olan derin nefeslerimden birini aldım ve resepsiyona doğru ilerledim. Resepsiyondaki kız beni daha önce tanıyor olmalıydı ama sanırım bu gece nöbet başkasındaydı.
Resepsiyona yaklaştığımda ağzımı açmama bile izin vermeden kız “Saat 6’dan sonra çalışmıyoruz hanımefendi.” Dedi. En gıcık olduğum insan tiplerine benziyordu. Bakışları falan. Yakasındaki isimlikte Zeynep yazıyordu.
Rahatsız olduğumu belli eden bir ses tonuyla “Zeynepciğim Ferhata haber ver.” Dedim.
Normalde saat 6’dan sonra çalışmıyorlardı ama Ferhat bir arkadaşımızdı. Daha önceki konserimizde de zaten bizim güvenlik şirketimiz olma teklifinde bulunmuştu ama ondan önce biz bir güvenlik şirketi ile konuşmuştuk. Ferhat kendisi cevapları bana bizzat iletecekti.
“Hanımefendi burası dingo’nun ahırı değil. Saat 6’dan sonra çalışmadığımızı belirtiyorum.” Dedi sevgili Zeynepciğim.
Derin bir nefes aldım. Böyle işçileri nereden buluyorlardı yaa? “Zeynep hanım Ferhat’ın geleceğimden haberi var. Arayın ve burada olduğumu söyleyin.” Dedim taşmak üzere olan sabrımla.
“Ferhat bey az önce odasına gitti ve onu rahatsız etmememizi söyledi. Arayamam.” Dedi o aşağılayıcı ses tonuyla.
Ferhat’ın acilen bu kız işten kovması gerekiyordu. Ergenlik döneminden geçtiğine adım gibi eminim.
Kızın yardımcı olmayacağını anlayarak kendim asansöre doğru yürümeye başladım.
Kızın arkamdan geldiğini anladığımda adımlarım daha da hızlandı.
“Sana diyorum. Gidemezsin.” Dediğinde konuşma haddini aşıyordu. Beni tanımayan biri gelip de bana böyle davranamazdı. Davranmamalıydı.
Kızın arkamdan ilerlerken ki fısıltısını duydum. Fısıldadığı sözle birlikte adımlarım durdu.
“Or*spu” demişti.
Hızla ona doğru döndüm. Kız kendisi de duyduğumu anlamış olacak ki o da durmuştu.
Kıza doğru yürüdüm. “Ne dedin sen!?” dediğimde yutkundu ve üste çıkmak için “Neyden bahsediyorsunuz hanımefendi ben hiçbir şey söylemedim.” Dedi.
Az kalmıştı şimdi delirecektim.
“Sakın! Sakın beni tanımadan benim hakkımda böyle ithamlarda bulunma! Şu an isteseydim o söylediğin sözü seve seve sana yedirirdim. Şükret ki acelem va-“ dediğimde sözlerim başkasının sözleriyle bölündü.
“Kumru, bir sorun mu var?” diyen Ferhat’tan başkası değildi.
Ferhat’ın sesi arkamdan geliyordu. Arkama dönmeden önce kızın suratına baktım. Kaşlarımı usulca havaya kaldırdığımda gülümsüyordum. Ferhat bir kadına karşı böyle bir kitapta bulunmayı asla normal karşılamayacaktı. Tabii ben söylersem.
Kızın “Özür dilerim.” Diyen fısıltısını duydum.
Arkama döndüğümde Ferhat’a doğru ilerledim. Kısaca sarıldığımda bir elimle omzuna vurdum. “Yok bir sorun. Bir yanlış anlaşılma oldu da.” Dedim.
Ferhat’ın gözü birkaç saniye Zeynep’in üzerinde oyalandıktan sonra “Bu iki oldu.” Dedi. Muhtemelen Zeynep benden öncesinde de birilerine saygısızlık etmişti.
Ortamdaki gergin havayı dağıtmak için “Ee Ferhat söylesene yapıyor muyuz konseri ?” diye sordum.
Dikkati dağılmıştı. “Arkadaşlara bana da söylememelerini ve herkesin sicilinin bir kağıtta bana gelmesini istedim.” Dediğinde yaklaşık bir saniye sonra ekledi. “Birlikte heyecanlanalım diye.” Dediğinde göz kırptı.
Küçük bir kahkaha attığımda ellerimi birbirine sürttüm. “Hadi o zaman.”
Ceketlerin iç cebinden bir zarf çıkarttı ve bana doğru uzattı. Ellerim titreyerek zarfı aldığımda gözlerim gözlerini buldu. Başını beni cesaretlendirmek ister gibi aşağı yukarı salladı.
Zarfın yapışkan kısmını açtığımda zarfın bir kısmı yırtılmıştı. İçimdeki kağıdı usulca çıkardığında Ferhat yırtık zarfı elimden aldı ve resepsiyonist olan kıza uzattı. Kız kağıdı aldı ve yanımızdan uzaklaştı.
Elimdeki katlı kağıdı açtığımda bir sürü yazılarla karşılaştım. Gözümü tüm kağıdın üzerinde gezdirdiğimde gözüne ilişen tek bir yazıydı. Kağıdın en aşağı kısmında daha büyük şriftle ‘test yapılan şahsiyetlerin hiçbirinin sicilinde problem yoktur.’ Yazıyordu.
Nefesimi tuttuğumu bu yazıyı okuduğumda anladım. Derin bir iç çekiç döküldü dudaklarım arasından.
Sonunda bir şeyler yoluna girmeye başlamıştı. Günler sonra konserimiz olacak ve kızlarla birlikte eğlenecektik.
İçime dolan mutlulukla bir anda yerimde zıplamaya başladım. “Evet! Evet! Evet! İşte bu!” diye vardığımda Ferhat’a sarıldım. “Teşekkür ederim.”
Ferhat bir abi edasıyla sırtımı sıvadı ve “İşim bu Kumru, işim.” Dedi.
“O zaman sana iyi günler diliyorum. Benim bu haberi kızlara ulaştırmam gerek. Akşam birlikte eğleneceğiz kız kızayız ama istersen sevgilini de alıp gelebilirsin.” Dediğimde yüzüne yayılan gülümsemeyi görmemek mümkün değildi.
“Yok biz bu gece birlikte yemek yiyeceğiz. Size iyi eğlenceler.” Dediğinde ona el salladım ve çıkış kapısına doğru yürümeye başladım.
Arabaya bindiğimde kontağı açtım ve kağıdı da yanıma bıraktım. Size aldığımda müzik uygulamasına girmiş delicesine eğlenilecek bir müzik arıyordum. Arabanın üzerine açtım. Hava soğuktu ama bu an bu eğlenceyi hak ediyordu.
Şarkı da çalmaya başlamıştı. Yol boyu şarkıya eşlik edecek deliler gibi eğlenecektim. Hande Yener’den ‘alt dudak’ şarkısı çalmaya başladı.
‘Biz değil miydik, aşk ile yanan?
Eğer ayrılırsak ölürdük falan
Hani ne oldu bak ne hallerdeyiz
Sensiz yapamam lafı külliyen yalan!’
Art arda şarkılar çalarken deliler gibi bağırarak eşlik ediyordum. Marketin önünde durmuş bu gece için alkol almıştım.
Yaklaşık 10 dakikanın ardından bahçe kapısında durduğumda şarkıyı kapattım. Kapılar yavaş yavaş açılmaya başladı. Ellerim hızla telefonuma ve müzik uygulamasına gitti.
Şarkı hazırdaydı bahçeye girdiğimde son ses açacak arabadan inip kızların çıkmasını bekleyecektim. Atiyeden soygun var açacaktım.
Kapılar tamamen açıldığında arabanın bahçeye doğru soktum ve kapıya yakın bir yere geldim. Arabadan inerken votkalardan birinin ağzını açtım ve diğerlerini de çimenlerim üzerine bırakmıştım. Votkadan birkaç damla aldığımda şarkıyı açtım. Ve bağırarak eşlik etmeye başladım.
‘Hey sen ordaki yaklaş
Kendinden uzaklaş
Gel bana doğru!’
Evin kapısı açılmış kızlar sırayla dışarı çıkmıştı. Alis bana bakıyorken Sara, Belinay ve Hilal kahkaha atmaya başlamışlardı. Ne için böyle dans ettiğini anlamamışlardı ama eğleniyorlardı. Daha da fazla eğlenebilmeleri için “Şirketten beni aradılar. Sorunlar hallolmuş hepiniz ilk konserimize davetlisinizzz” diye en yüksek sesimle bağırdım. Gözleri büyürken bana doğru koşmaya başladılar. Elimdeki votkadan birkaç yudum daha aldım. Bu arada ilimle yerdeki votka poşetini gösterdiğinde onlarla teker teker gidip şişelere aldılar ve birlikte içmeye başladık. Deliler gibi bağırıyor içiyor şarkı eşlik ediyorduk. Şarkı değişmişti ama bizim de mutluluğumuz asla son bulmayacak kadar büyüktü.
‘Yanıyorum
Yangın var, yıkılıyor dünyam
Aşkından darmadumansam.’
Bir şarkı daha son bulduğunda hepimiz votka şişelerimizi tokuşturduk ve “Hızlı kaşarlar fazla yaşarlar!” diye bağırdık. Hepimiz öylesine yorgun düşmüştük ki çimenlikte bir yerlere serildik.
“Sanırım bu sefer başardık.” Diyen Saraydı.
“Sanırım falan yok ya başardık işte.” Diyem Belikoydu.
“Tabii ki de başardık.” Diyen Hilaldi.
“Bu aralar fazla mı şanslıyım yaaa” diyense Alisti.
“Kızlar votka biraz fazla almışım biraz daha içelim mi?” diyense bendim.
Mekanda falan geceleri içmiyorduk çoğu zaman. Ama birlikte olduğumuzda arada bir kaçamaklar yapıyorduk birkaç ayda birden bahsediyorum. Bugünkü ise bir başkaydı. İyi gelmişti. Gözlerimi kapattığımda tam şu çimenlikte uyuyasım vardı. Tam karşında birinin gölgesini hissettiğinde kızlardan birinin ayağa kalktığını anladım. Ama başımda henüz duyduğunu anlayınca “Hanginizsiniz başımın üstünde duran!?” diye sitem ettim. Gözlerimi araladığımda ise kızların bedeni olamayacak kadar cüsseli bir bedenle bakışıyordum. Barlasınki gibi cüsseliydi bedeni.
“Kızlar, Barlas tam şu an kafamın üstünde durup boş boş bana bakıyor ola bilir mi ?” derken ayağa kalkmaya çalıştım ama nafileydi. Alkole dayanamıyordum işte. Daha bir şişe içtim ya ama. Biraz daha içecektim. Bu gece içilirdi. Tabi başımın üstündeki abim değilse.
Kafamın üzerindeki adam elini bana doğru uzattığında elini tuttum ve beni kendin doğru çekerek ayağa kaldırdı. Abim değildi ama tanıdık bir simaydı. Başka birinin de Alis’in başının üzerinde olduğun gördüm. Kimdi bunlar be?
Alis kafasının üstündeki adama bakarak “Kaan aşkım? Senin burada ne işin var?” dediğinde adam eğildi ve onu kucağına alarak “Bizi yemeğe davet ettin de bakıyorum parti bizsiz başlamış.” Dedi.
Az önceki gözleri kapalı ağzı açık bir şekilde uyuyan hepimiz bir anda gözlerimiz büyüterek Alise ve adıma bakmaya başladık.
“Ney!?” diyense tüm empatimizi kullanarak Alise bakan bizlerdik.
Kaan’ın kucağındaki Alis başını göğsünden kaldırarak “Bu taş benim sevgilim, gençler.” Dedi.
Büyük bir şok içerisindeydik. Bense birden elimi hala tutmaya devam eden adama çevirdin bakışlarımı. Yerde uzandığımda gölge düştüğünden yüzünü göremiyordum tam ama şimdi görüyordum. Beni hastaneye götüren askerdi.
Yüzbaşı Karam Ali Çelik.
Şu an algılıyordum. Alis’in kucağında olduğu adam da Alise mendil ve montunu veren adamdı.
Ellerimi Karamın elinden çektiğimde “Birlikte içelim mi?” diye bir öneri sundum.
Karam dudağının kenarıyla güldüğünde bakışlarım dudağına kaydı. “İçecek durumda olduğunu mu düşünüyorsun ? İnan bana buradan bakılınca öyle gözükmüyorsun.” Diyen adama çatık kaşlarımla baktım.
Birden midem bulandığında hızla yüzümü diğer tarafa döndüm. Sarsak adımlarla birkaç adım uzaklaştım ama başım dönüyordu. Düşecek gibi olduğumda birisi kolumdan yakaladı.
“Ne yapıyorsun düşeceksin!?” diyen ses Karama aitti.
Eğer ağzımı açarsam kusacaktım. O yüzden iki büklüm halimle onu karnından arkaya doğru ittirmeye çalıştığımda dudaklarından dökülen inlemeyle bakışlarım ona doğru döndü.
Daha fazla kendimi tutamayacağımı anladığımdan ağaç dibine yaklaştım ve içimdeki her şeyi çıkarmaya çalıştım. Sanırım alkol direncim biraz daha düşmüştü.
“Hadi hepiniz kalkın da yardımcı olalım size eve geçin sonra biz gidelim tanışma yemeği başka zamana artık.” Diyen ses de Karama aitti. Bu adam neden bu kadar fazla konuşuyordu ki.
Midemi biraz boşalttıktan sonra başımı kaldırdım ve kızlara doğru yürümeye başladım onları kaldırmamız gerekiyordu çünkü dışarısı çok soğuktu. Sara’nın başucunda durduğumda ayağımda dürtükledim onu. “Hadi kalkın ev zamanı.”
Hilal ve Belinay hiç zorlamadan kalkmışlardı.
Sarayı bir daha dürttüm ama kalkmak gibi bir fikri yoktu. Eğildim ve onu omuzlarından tutup sarstım. “Hadiii”
Saraya da ayağa kalkması için yardım ettiğimde hepimiz birbirimizin omuzlarından tutmuş birlikte yürümeye çalışıyorduk. Bir adım öne gidiyorsak iki adım da geriye gidiyorduk. Kaan ve Karam umutsuz vaka olduğumuzu görmüş olacak ki, arkadan itekleyerek eve doğru yürütmeye başladılar.
Gözlerimi araladığımda tüm dünyayı ters görüyordum. Çığlık atmam kaçınılmazdı. “Aah... Dünya neden ters!?” diye bağırdığımda ilk duyduğum ses Alise aitti. “Çünki içtik o yüzden ters görüyorsun bence.” Demişti.
“Hayır ya bence zehirlendik. Az önce de salonda koca koca adamlar dolaşıyordu.” Diyen muhtemelen Saraydı.
“Bence pembe kafa bu sefer haklı. Adamlar cidden kocamandı.” Diyen Hilal’di.
“Ama ben koca adamları görmedim. Neden ki?” diyen Belinaydı.
Ama ben dünyayı hala ters görüyordum. Hep böyle kalacağının korkusuyla bir daha çığlık attım. “Ama ben hala ters görüyorum!?”
“Koltuka kafanı aşağı sarkıtarak ters oturuyorsunda ondan! Düzgün otur!” diyen erkek sesiyle irkildim. Aydınlandım resmen. “Aa ters oturmuşum.” Diyerek düzgün oturuşa geçtiğimde mutfak kapısından bana sırıtan bir kas torbası vardı. “Aa ters oturmuşsun!” dedi.
Ardından bir daha aydınlanma yaşadım. Bizim evde erkeğin ne işi vardı? Eve erkek mi atmıştım?
“Kızlar, fark ettiniz mi bilmiyorum ama eve erkek atmışım.” Dediğimde mutfak kapısı bana doğru yürümeye başladı. “Hass-“
Dudaklarım arasından küfür yuvarlandığımda koltuğa gömüldüm. Ardından bana doğru yürüyen şey mutfak kapısı değil de kas torbası olduğunu fark ettim.
“Aa Karam!” dediğimde gözlerini kapattı ve birkaç saniye nefes aldı. “Aa ben!” dedi bana imalı bir şekilde bakarak. Gözlerim kapanıyordu.
Gözlerimi yeniden araladığımda elinde tepsiyle bana doğru yürüyen ve Karamı görmeyi beklemiyordum. “Aa kahve..” dedigimde Karam gözlerini devirdi. Mutfaktan elinde tepsi olan bir kişi daha çıkmıştı ve onun elinde daha fazla kahve vardı. “Aa! Kahve!” dedi imalı şekilde.
Kahveyi almak için elimi tepsiye doğru uzattım. Kahvenin üzerinden dumanlar çıkıyordu. Şaşkınlıkla kahveye baktığımda “Karam bu kahveyi sen mi doğurdun?” diye sordum. Ya da sormuş bulundum.
Karam bıkmış bir şekilde bana bakarken odadan gülme sesi yükseldi. Bu Kaandı.
Karam başını umutsuz vaka der gibi iki yanı salladı. “Evet, Kumru ben doğurdum. Artık iç lütfen.”
Benim söylediklerim yüzünden Sara Kaan’ın elindeki kahveye tiksinircesine baktı.
Kaan bakışları gördüğünde gülerek “Yok benimki süni mayalanma” dedi.
Kahvemi içmek için bakışlarımı Karama doğru çevirdiğimde tişörtünün karın kısmındaki lekeyi gördüm. Kan lekesiydi. Hızlı ayağa kalktığımda başım dönüyordu. Düşecekken Karam iki omzumdan yakalamıştı. “Noldu ?”
Kaşlarımı kaldırarak elimi tişörtünün üzerindeki kan lekesini doğru götürdüm. “Kim vurdu sana?” dediğimde Kaan’ın “Aşk vurdu onu.” Diyem sesi odadaki sessizliğe sebep oldu.
Kafamın bir anda çalışmasıyla “Hii. Karam kanıyor bu. Hemen otur şuraya!” diye bağırdım.
“Bağırma! Bir şey yok! İyiyim ben. Ağlama.” Derken sesi sonlara doğru yumuşamıştı. Ağladığımı o söyleyene kadar farketmemişim. “Pansuman yapalım mı? Çok kanıyor.” Derken sesim acıklıydı.
Bir anda yüzümü avuçları arasına aldığında yüzümü yüzüyle aynı hizaya getirdi. “Sakin ol. Tamam pansuman yapalım. Ama ağlama. Canım yanmıyor.” Dediğinde suratına hala aynı ifade ile baktığımdan olsa gerek “Gerçekten...” diye ekledi.
Elleri arasından kurtulup mutfağa doğru ilerledim. Yukarıdaki dolabı açtığımda İlk yardım çantasını gördüm. Almaya çalıştım ama elim yetmiyordu. Tezgahı tamamen yaslanmıştım ama elim hala yetmiyordu. Birden elimin üzerinden bir el daha çantaya doğru uzandığında döndüm ve koca cüsseli bir bedenle burun burunaydım. Bu kadar yakın olmanın verdiği hisle yutkundum. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdığımda geriye doğru gitti ve İlk yardım çantasını ellerim arasına bıraktı. “Al bakalım.”
Fazla beklemeden salona doğru ilerlemeye başladığımda onun da arkamdan geldiğini biliyordum. Oturması için koltuğu işaret ettiğimde itiraz etmeden oturdu.
“Oooo!” dedi Kaan. “Fazla hızlı kaynaşmışsınız.” Diye de ekledi. Kızların hepsinin ellerinde kahveleri yarı bayık, yarı ayık bir şekilde kahve içiyorlardı.
Karamın tişörtünü yavaşça yukarıya kıvırdığımda üzeri kanlı bandajı gördüm. Muhtemelen bandajın üzerinden yaraya baskı yapılmıştı.
İlk yardım çantasını açtım ve pamuğun üzerine dezenfekten sıktım. Yaranın kenarlarını yavaşça temizledim. “Acımıyor di mi?” diye sorduğumda az önce de olduğu gibi dudağının kenarıyla gülümsedi. Hayır anlamında başını yavaşça yukarıya kaldırdığında cıkladı.
Yaranın üzerine yeni bir bandaj yapıştırdım. Benden ancak bu kadar doktorluk olurdu. Yardım çantasını kapattığımda “Teşekkür ederim.” Dedi ve ayağa kalktı. “Biz artık gidelim.”
Sanırım ayılmıştım. Kapının önünde durduğumuzda bir de ayakkabılarını giydi ve bana doğru baktı. “İyi görevler, abi.” Dediğimde Karamın kaşları hafiften çatılır gibi oldu. Demem normaldir çünkü yaklaşık 30 yaşlarındaydı ve benden 7-8 yaş büyüktü.
Kaan göz kırparak “Bundan sonra sık sık görüşücez, abisi.” Dediğinde “Kardeşimi sakın üzme duydun mu abisi?” dedim. Buna cevap olarak asker selamı verdi. Ardından Karama doğru baktım ve “Her şey için teşekkür ederim. Görüşürüz, Karam.” Dedim. Bugün ben ne yaşamıştım. Kapıyı kapattıktan sonra kapının yanındaki boy aynasına takıldı bakışlarım. Yanakların pes pembeydi ve midemde farklı bir his vardı. Karnımda da olabilirdi. Gülümsedim. İşte bu gece de böyle son buldu. Ben ise sanırım bu geceyi sevdim.
★★★
Gözlerimi yavaşça araladığımda başıma saplanan ağrı ile yeniden gözlerimi sıkıca yummuştum. Muhtemelen çok dün gece çiçeğim için böyle başım ağrıyordu. Yavaşça doğrulmaya çalıştığımda koltuğun bir köşesine kıvrıldığımı fark ettim. Her yerim tutulmuştu. Gözlerimi yeniden aradığında kızların daha her birinin salondaki koltukların köşelerine kıvrıldığını gördüm. Sadece Hilal yoktu.
Ayağa kalktığımda mutfağa doğru ilerledim. Hilal oturmuş kahve içiyordu. Onu görünce gülümsedim ve ben de kahve makinesine doğru yürüdüm. “Günaydın!” dediğimde bana baktı ve gülümsedi. “Sana da günaydın, güzelim.” Dediğinde bilgisayarda bir şeylerle uğraşıyordu.
Kahvemi elime alıp karşısına oturduğumda. “Ne yapıyorsun sabah sabah? Ne iş merakı bu?” diye sordum.
“Sara’nın doğum gününe kaç gün kaldı?” diye sorduğunda düşündüm.
Bu gün 9 kasımsa eğer sadece Sara’nın doğum gününe sadece 6 gün kalmıştı. “6 gün kaldı ve bizim bir organizasyona ihtiyacımız var.” Dediğimde başını aşağı yukarı salladı.
“Diyorum ki bir tekne ayarlayalım. Zaten Sara’da çok istiyordu tekneye binmeyi.” Dediğinde gözlerim büyüdü. “Ama hava durumu ? Kışta hiç kimse tekne kiralamaz ki. Sadece sahil de durabiliriz.”
Bilgisayar ekranına bakmaya devam ederken “Offf. Evet ya. Açılamazsak eğlenceli olmaz ki “ dedi ve birden bire gözleri büyüdü. Alt dudağını ısırdı.
“Noldu kızz ?” dediğimde bilgisayarı bana doğru çevirdi ve otuz katlık binanın en yukarı mertebesinde olan eğlence mekanını gösterdi. Çok güzel gözüküyordu. “Oo çok iyi!” dedim.
“Arasak mı ya? Burayı kapatırsak çok iyi olur.” Dediğinde numara var mı diye baktım ve gözüme çarpan numarayla birlikte çok mutlu oldum.
Hilal telefonunu aldı ve bilgisayardaki numarayı tuşladı. Kaç çalıştan sonra açılmıştı telefon. Kahvemi yudumlarken bir yandan da hilal’i dinliyordum.
“Hıhı evet..... Rezervasyonunuz yok değil mi?....... O zaman biz bu gün içerisinde geliriz. Uygun mudur ?........... Çok teşekkür ederim. Görüşürüz.” Dedi ve telefonu kapattı.
“Ee...” dedim ve ardından “Noldu?” diye ekledim.
“Rezervasyonları yokmuş ama yüz yüze görüşelim dediler.” Diye açıkladı. “Gün içerisinde gideriz. Alp babanın yanına uğrayacaksın değil mi ?” diye sorduğunda “Evet babamın yanına uğrayayım sonra direkt oraya geçeriz.” Diye cevap verdim.
“Konuştuktan sonra söyleyelim kızlara hediye almaları falan için.” Dediğinde oturduğum yerden kalkmış boş kahve bardağımı bulaşık makinesine yerleştirmiştim. “Bana uyar.”
Kapıdan içeriye giren Alis gözlerini ovuşturuyordu. “Başım çatlayacak gibiii” diye homurdanıyordu.
“Kahve iç, geçsin.” Diyen Hilal’di. “Bu arada biz Sara’nın doğum günü için bir mekan ayarlamayı düşünüyoruz. Orayla konuşmaya gitmek istiyoruz.” Diye de tek nefeste her şeyi Alise açıkladı.
Alis biraz düşündükten sonra “Haaa. Benim hediyem hazır. Ama mekana siz gidin kafam çatlayacak gibi çünkü. Kaan ve arkadaşlarını da çağırsak mı ya? Sara kalabalık aileyi sever.” Dedi.
Açıkçası dün gece yeteri kadar rezil olmuştuk Kaan’ın arkadaşına. Ve Alis bize sevgilisi olduğunu veya görüştüğü biri olduğunu daha önce söylememişti. Bunun hıncını da alırdık ondan.
Hilal de elinde bilgisayarı ile ayağa kalkmış “Bana fark etmez de. Sen şu sevgililik işini ne zaman açıklamayı düşünüyorsun?” demişti.
Alis hızla gözlerini kaçırmış yere bakmaya başlamıştı. Ellerini mahçup bir şekilde önünde birleştirmiş parmaklarıyla oynuyordu. Bu onun yalandan mahcubiyet ifadesiydi.
“Kız! Yalandan mahcubiyet ifadeni topla da şu köşeye oturup bize her şeyi anlat!” dediğimde aynı mahcubiyetle yüzüme bakmış ünlü mahçup sırıtışını sunmuştu. Yavaşça ilerledi ve benim kalktığım yere oturdu. “Şimdi şöyle ki,” dediğinde “Kıvırma!” dedim.
“Offf tamam ya. Askeriyede bana çok iyi davrandı. Sonrasında ben ona kıyafetlerini götürüp geri verdim. Orada görüştük işte. Sonra numaramı istedi. Ben de verdim. Görüşüyoruz ondan beri.” Diye her şeyi kısaca açıkladı. Ama bunun hesabını daha kötü soracağımızı o da biliyordu. Hilal Alis’in önüne kahvesini bıraktığında Alis hemen kahveyi eline almış yudumlamaya başlamıştı. Bizden kaçmaya çalışıyordu.
Hilal birden aklına bir şey gelmiş gibi bana doğru döndü ve “İyi aklıma geldi ya, biz dün gece niye içtik?” sordu.
Söylememiş miydim ? Muhtemelen akşam eğlenmekten aklımın ucundan bile geçmemişti söylemek.
Gözlerim büyüyen mutfağın ortasına doğru gittim ve yerimde döndüm. “Size çok güzel bir haberim varr kii,” dediğimde aliste Hilal de bana merakla bakıyorlardı.
“Güvenlik sorunları halloldu. Konser yapmamıza hiçbir sorun yok!” diyerek pat diye söyledim.
İkisinin de gözleri büyürken, yüzlerindeki gülümseme görülmeye değerdi. İşte aynı anda ayağa kalkmış bana doğru koşmuşlardı. Birbirimize sarılarak dönmeye başladık.
“Ba-şar-dık!” diye bağıra bağıra zıplıyorken içeriye Sara ve Belinay girdi. “Noluyo?” diye ikisi de aynı anda tepki verdiler.
“Güvenlik sorunları halloldu sadece bir hafta sonra konserimiz var!” diye Alis’ti.
Belinay ve seranın da aynı şekilde gözleri büyüdü ve bize doğru geldiler. Birbirimize sarıldık.
“Hadi o zaman şirket arayıp posterleri çıkarabileceğimizi söyleyelim.” Dediğimde mutfaktan çıkmış bahçeye doğru ilerliyordum. Dün gece telefonum arabamda kalmıştı.
Telefonumu aldım ve şirketi aradım. Belki de tüm kötü şeylerim sonu gelmiş hayatımızın iyi bir devrini adım atmıştık. Bu adamı da Sara’nın doğum gününde doyasıya kutlayacaktık. En iyi olansa konserimiz Sara’nın doğum gününden bir gün sonraydı. Bundan sonra mutlu olacak doyasıya eğlenecektik. Şimdi ise ilk yapacağım babamın yanına gitmek, bu güzel haberi onunla paylaşmaktı.
★★★
O zaman bu kitabı Orman gözlü kızın hayatına adıyorum...
Orman gözlü kız için...
