3. bölüm · Yanımda Kal; yalnızlık

2. Kader bağı

Nithegga The l

Merhabalar efendim merhabalar nasılsınız ????
İyi okumalar dilerimmm.

★★★
Anne babası bırakıp gittiğinde ona ayağı kaldıran çocuğa bakıyordu Kumru. Herkes ona gülerken veya acıyarak bakarken tek bir kişi onu ayağa kaldırmak için gelmişti.

"Hadi kalk abiciğim. Burada kimse kalkmana yardımcı olmayacak," demişti sakin sesiyle. Ardından elini uzatarak "benden başka." Diye eklemişti.

Kumru onun elini tutarak ayağa kalktığında birlikte yetimhaneye girmişlerdi. Ardından o çocuk bavullarını taşımasına yardım etmişti ama daha fazla konuşmamışlardı. Şimdiyse saat akşamı buluyorken Kumru ne yapacağını bilmiyor, onu getirdikleri bu odada sessizce ranzasında oturuyordu. Ona bir küçük dolap vermiş bir de çarşafların yerini göstermişlerdi. Kumru bilmezdi. Kıyafetler nasıl yerleştirilmeliydi ki ?

Ya çarşaf onu nasıl takacaktı ki ?

Kumru küçüktü. Bilmezdi. Odada 2 tane daha kız çocuğu vardı. Ama Kumru onlar hakkında hiçbir şey bilmiyordu çünki ağzını bıçak açmıyordu. Babası gelene kadar hiç kimseyle konuşmak istemiyordu. Kız çocuklarından biri ona yaklaştığında yaklaşık 7-8 yaşlarındaydı. Kumru o kızı gördüğünde şaşırmıştı ama merakını saklamaya devam ederek ağzını açmamıştı.

"Merhaba," dedi küçük kız çocuğu korkarak. Kumru cevap vermeyince onunla konuşmak istediğini belli etmeye çalıştı. "Ben Belinay, senin adın ne? Senin ne kadar fazla kıyafetin var öyle?" diye merakla sormuştu. Buradaki çocukların fazla kıyafeti olmazdı. Belinay da daha öncesinde bu kadar fazla kıyafeti hiç bir yerde görmemişti.

Kumru daha fazla dayanamayarak "Ben de Kumru. İstersen kıyafetlerimi seninle paylaşırım." Demişi. İlk arkadaşı böyle kazanmışken hayatı boyunca o kızdan ayrılmayacağını bilmiyordu.

Belinay şaşırarak "Nasıl yani? İzin verir misin senin kıyafetlerini giymeme ?" diye sordu. Yetimhanede çocuklar kıyafetlerini paylaşmazdı.

Kumru küçük kız çocuğuna gülümseyerek heyecanla başını sallamıştı. Sonrasında ayağa kalkarak kendinden sadece bir kaç santim küçük olan kızın elini bir abla edasıyla tutarak kendi bavullarının yanına getirmişti. Belinayın elini bıraktığında hiçbir şey söylemeden bavulu yere yatırdı ve açmaya başladı. Bavulu açtığı gibi yere düşen bir kaç parça kıyafet vardı. Belinay en üstlerde duran çiçekli elbiseye bakarken gözlerini kaçırmıştı. İstemekten utanıyordu. Kumru ise Belinayın hangi kıyafete baktığını anlamış olacakki elbiseyi oradan aldı ve Belinaya doğru uzattı. "Bence bu sana çok yakışır. Dene istersen."

Belinay mutluluktan havalara uçarken Kumrunun minik kalbi arkadaş olmanın verdiği mutlulukla çırpınıyordu. Birlikte Kumrunun kıyafetlerini ayırmaya ve paylaşmaya başladılar. Tabii bunu yaparken saati unutmuşlardı.

Saatler geçerken hava kararıyor, güneşin ışığı kendi yerini gecenin karanlığına bırakıyordu. Yetimhane çalışanı tek tek odalara girerek uyumalarını söylüyor ve ışıkları kapatıyordu. Belinay ve diğer kız hızla yataklarına girdiklerinde Kumru ranzanın alt katında oturmuş uyuyamıyrodu. Kumru kendi yatağından başka yatakta uyuyamıyordu.

Babası bilmez miydi ki Kumru'nun başka yerlerde uyuyamadığını ? Nasıl bırakmıştı onu burada ?

Yıldızları sayarken kalbindeki buzların erimesini istiyirdu ama olmadı. Babası öğretmişti geceleri korkarken yıldızları saymayı. Yıldızların parlaklığının onun korkusunu alacağına inanırdı. Ama şimdi yıldızlar yetmiyordu korkusunun azalmasına. Yıldızlar yardımcı olmuyordu ısınmasına. Ranzasından yavaşça kalktığında ses çıkarmamaya çalışıyordu. Spor ayakkabılarını ayağına geçirdi ve dışarıya doğru ilerledi. Kapı sesi bile Kumru'yu tedirgin etmişti. Bahçeye çıktığında karın hala yağmaya devam ettiğini fark etti. Artık sevebilir miydi ki karı?

Bahçenin köşesindeki küçük park gibi yeri gördüğünde oraya doğru ilerledi. Salıncaklardan birine oturmadan önce karı temizlemişti. Ne yapacaktı burada ? Nasıl kalacaktı babasından ayrı ? Kendini bildi bileni bir gün bile babasından ayrı bir çatı altında kalmamıştı. Şimdi ise bundan sonraki hayatını babandan ayrı yaşayacaksın diyorlardı. Daha doğrusu babası diyordu. İşte buydu küçük Kumru'nun bile canını yakan. Babası hep ona 'Dünya'm' diyorken neden şimdi dünyasını kapı dışarı etmişti ki...

Bugün anne babasının onu o karların içinde bırakıp gitmesine rağmen iyi kalbi izin vermiyordu onlara nefret beslemesine. Belki de dönerlerdi.

Kumrunun bilmediği bir şey vardı. Bu zamana kadar bu yetimhaneden bırakıldığı kişi tarafından geri alınan bir çocuk dahi olmamıştı. Bebeğini doğduğu gibi getirip bırakan vardı. Anne babası öldüğü için bırakılan vardı. Ama en acı olanlar anne babasının yaşayıp yaşamadığını bilmeyen sadece çocukluğundan beri bu yetimhanede olanlardı.

'Annem babam ölmüştür o yüzden gelip alamıyordur beni' diye kendini avutan da vardı, 'annem babam kötü insanlardı o yüzden beni bıraktı' diyerek kendine ayakta tutmaya çalışan da. Bu çocuklardan hiçbiri haksız değildi ve de hiçbiri bırakılmayı hak etmemişti. Küçük bir çocuk terk edilmeyi hak edecek kadar ne yapabilirdi ki?

Kumru terk edilmeyi hak edecek ne yapmıştı ki ?

İşte hayatın acı gerçeğiydi bu. Büyükler kendi günahlarını masum çocuklara atarak onları günah keçisi belliyorlardı. Ve bu zamana kadar, bu dünyada hiçbir günah keçisi uzun bir süre ben mutluyum diyememişti.

Şu an anne babası gelip onu alsa affedebilir miydi onları?

İyi kalpli Kumru dayanamazdı babasının bir 'kızı'm' deyişine.

Günah keçisi olan Kumru onca yılın acısını çıkardı babasından.

Tiksinerek bakarlardı yetimhane çocuklarına oysa onların yaşadıklarının milyonda birini yaşasalar kalpleri o günah keçileri kadar temiz kalamazdı.

Bu dünyanın en temizleriydi günah keçileri. Ailesinden o kadar çile çekip hiçbir şey olmamış gibi hayatını devam edenler. Ya da devam etmek zorunda kalanlar.

Omuzlarına bırakılan sıcak ceketle irkilmişti Kumru. Biz de salıncaktan ayağa kalkıp arkasını döndüğünde günah keçilerinden biri olan Barlas'la karşılaşmayı beklemiyordu.

"Korkma küçük kız. Otur hadi." Derken kendisi de yandaki salıncaklardan birinin üzerindeki karı temizleyip oturmuştu. "Ela demek ha. Çok güzelmiş ismin." Dedi. İsmini müdürden öğrenmişti.

"Benim adım Ela değil. Babam bana hep Kumru'm der. Kumruyum ben." Derken sesi bile titrememişti Kumru'nun.

"Sen istemiyorsan diğerleri sana Kumru der ama ben sana onları hitap ettiği gibi etmeyeceğim. Yeşil gözlerine de Ela ismi yakışır zaten." Derken küçük kıza gülümsüyordu.

Kumru da omzumdaki ceketle salıncağa geri oturduğunda abisine dönerek gülümsedi.

"Abi, anne ve babam dönmeyecekler mi? Ben onları çok özledim." Diye sorarken dudakları titriyordu Kumru'nun.

Barlas yetimhanedeki ilk günlerin acısını iyi biliyordu. Zaten bu yüzden bu kızın yanındaydı.

"Biliyor musun ? Ben buraya geldiğimde senden de küçüktüm." Dediğinde kendine dönen şaşkın gözlere burukça bir gülümsemeyle baktı. "Seni de mi anne baban bıraktı?" diye merakla soran kıza cevap vermemesi imkansızdı.

"Benim babam öldü. Annem de beni buraya bıraktı." Diyerek kendini açıkladı Barlas.

Vedat'tan önceki eşindendi Barlas. Onunla da para için evlenmişti ama Barlasın babası ölünce onu bırakarak başka biriyle evlenmişti. İşte cani olmak böyle bir şeydi. Barlas da buraya bırakıldığı ilk gün annesinin kalbindeki küçük bir merhamete tutunmak istemişti. Sonrasında ise annesinin kalbinde küçük bir parça bile merhamet olmadığını anlamıştı.

Bir anne kendi evladını bırakacak kadar cani olabilir miydi ?

Barlasın ki olmuştu.

Bir anne sadece para için evlenip sonrasında evladını bırakacak kadar cani olabilir miydi ?

Kumrunun ki olmuştu.

Kumrunun minik kalbi hemen yaşla dolmuştu. Ya onunda babası ölürse... O zaman onu buradan almaya gelmezdi ki kimse.

Barlas Kumru'nun yaşla dolu gözlerini gördüğünde kaşları çatıldı. O da bilmiyordu ama öz kardeşi olan civcivi ağlatmak istemezdi. Hızla ayağa kalktığında "Hadi bakalım Ela. Uyku zamanı." Dedi.

Kumru da ayağa kalktı ama hala dolu olan gözleriyle Barlas'a bakarak "Ben uyuyamam. Korkarım." Dedi.

Barlas küçük kızın tam önünde durarak dizleri üzerine çöktü. Elanın omuzlarını sıvazladığında "Sana bir sır vereceğim ama kimseye söylemek yok. Anlaştık mı?" dedi.

Ela meraklı gözlerle bakarak "Ben çok iyi sır tutarım ki. Hiç kimseye söylemem." Dedi.

Barlas elini çenesine koyarak düşünüyormuş gibi yaptı. "Çok iyi sır saklıyorsan söyleyeyim. Ben de buraya ilk geldiğimde geceleri korkuyordum. Sonrasında öğrendim ki denizi, denizle konuştuğumuzu düşünürsek tüm korkularımız geçip gider. Yanımızda hiç kimse olmasa bile." Dediğinde küçük kızın saçlarındaydı eli.

Kumrunun siyah saçları aynı Barlas'ınki gibiydi. Abisininki gibi...

Kumru otların arasından ses duyduğunda irkildi. Arkasına baktığında hiç bir şey olmadığını gördü. Kumru korktuğu anlarda olduğu gibi başını kaldırıp yıldızlara bakacakken yıldızlara ihtiyaç olmadığını fark etti.

Kumru bu gece ilk kez yıldızları saymayı bıraktı.

Çünkü artık gökyüzüne bakmasına gerek yoktu; hayatının en parlak yıldızı, hemen yanında, omuzlarındaki ceketin sıcaklığında duruyordu.

Barlas'la el ele yetimhaneye doğru yürüyorken ne Barlas Kumrunun heyecandan kızaran yanaklarını gördü ne de Kumru Barlasın gözünden akan yaşı.

Belki de kaderlerinde birlikte olmak yoktu ama bu bağın arasına kader bile giremeyecekti. İşte bazen kaderin bile yenildiği anlar oluyordu. Belki de kanla bağlı olduklarını bilmiyorlardı ama bundan sonra canla bağlı olacaktılar.

★★★

3 AY SONRA - 1 KASIM 2024

Bugün son zamanlarda geçirdiğim en güzel günlerden biriydi. Aylardır çektiğim korku bitiyor ve babam bugün böbrek nakli oluyordu. O gizli kahraman ise kimliğini saklamıştı. Bir insan neden bunu saklardı bilmiyorum ama belki de amacı sadece iyiliktir. Yaptığı iyiliği birilerinin gözüne sokmak değil de birinin hayatını kurtarmak istemiştir. Açıkçası ona çok minnettardım. 3 aydır ne doğru düzgün yemek yiyor ne de nefes alabiliyordum. Babama her an bir şey olabilirmiş gibi geliyordu. Ve en büyük korkumdu; Yapayalnız kalmak. Terk edilmek. Yine.

Belki babam beni bile isteğe terk etmiyordu ama terkedişti işte. Acıtıyordu.

Belki öz ailen beni isteyerek terk etmişti ama babam öyle değildi. O beni isteyerek terk etmezdi.

Son kez babamın kapısının odasına tıklatarak içeriye girdim. "Baba hazır mısın?"

Babam bana cevap vermeden eliyle kendi yanını işaret etti. Yanına doğru yürüdüm ve yatağının köşesine oturdum. "Bir sorun mu var?"

"Yok, kızım," dedi 3 aydır her zaman olduğu gibi yorgun olan sesiyle. İşte buydu bana acı veren; Gözümün önünde kayboluşu. Her geçen gün bir parça kaybedişi. Yakıyordu canımı.

"Babam," dedim son derece içten sesimle. Elim hala gür olan saçlarına doğru gitti. Beyaz tutamları vardı ama hala gençti. "Bak böbrekte bulundu. Bugün ameliyat olacaksın ve iyileşeceksin. Evimize döneceğiz. Sonra her şey çok iyi olacak."

"Güzel kızım benim. Canım. Canımın içi. Şu yıllardır bana sorduğun ama cevapsız bıraktığın soru var ya?" dediğinde anlamıştım neyden bahsettiğini.

O kadından bahsediyordu.

Aşık olduğu.

Merakıma yenik düşmeyecektim.

"Bir şeyler anlatmak istiyorsan ameliyattan sonra anlatırsın. Şimdi yorma kendini." Diyerek ayağa kalktığımda gülümsedi.

"Otur şuraya be kızım. Sen de biliyorsun ameliyattan sağ çıkamama ihtimalim olduğunu da. Yapma böyle."

Dudağım titremişti. Evet vardı böyle bir ihtimal. Babamın hastalığı çok fazla ilerlemişti ve bedeninin kaldıramama ihtimali de vardı. Hiç düşünmek istemeyeceğim bir ihtimal.

Gözlerim dolduğunda başıma aşağıya doğru eğdim. Yanına geri oturdum. "Ama babaaaaa..."

"İnan bana şu an bunu anlatmak benim için çok zor ama anlatmam gerek artık. Bilmen gereken, öğrenmen gereken şeyler var." Dediğinde kaşlarım çatıldı. Neden bir şeyleri benden saklamış gibi konuşuyordu ki.

"Tamam, anlat."

Derin bir nefes aldı. Sanki anlatmaya zorlanıyordu. "Bunu anlattığımda istersen bundan sonra benimle konuşma. Hakkındır ama şunu bil ki seni şu hayattaki her şeyden çok sevdim. Kendi kızımdan bile."

Başını aşağıya doğru eğdi ve gözünden bir damla yaş aktığını gördüm. Ama öyle bir strese girmiştim ki, yerimde hareket edemedim. "Şimdi anlatacağım şeyleri daha önce anlatmadım. Yararı olmayacaktı. Boşu boşuna seni üzmenin bir anlamı yoktu ama artık öyle değil. Kalacak mıyım gidecek miyim belli bile değilken seni yüzüstü bırakmak istemiyorum. Tüm olanları bir video kaydı ile öğrenmeni istemiyorum."

Yutkundum. Yutkundu.

"Yıllardır bunu söyleyeceğim gün için kendimi hazırlamaya çalıştım. Açıkçası nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama... Çok özür dilerim. Ne olursa olsun beni sensiz bırakma olur mu, kızım?" dediğinde çok üzgündü ve de pişman. Ne olmuştu ? Ne yapmıştı ? Bu kadar pişman olacak ve bunun o kadınla ne ilgisi vardı ? Benimle o kadının nasıl bir bağ vardı ki.

"Baba yapma, ben seni asla bırakamam ki," dediğimde başını iki yana salladı. "Belki de bundan sonra beni bu kadar çok sevmeyeceksin."

Anlayamıyordum. Allah kahretsin ki söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. "Baba, hayır! Seni çok seviyorum ve sevmeye devam edeceğim."

Yine derin bir nefes aldı. "Yıllar öncesinde bir kadına aşık oldum. Yıl 2012 tabii o zamanlar." Gülümsedi.

"Gencim ama böyle çapkın falan değilim yani. Bir gün bir kafede otururken bir kadın geldi. Baktı gözlerimin içine 'Deniz gözlerin beni de taşır mı içinde ?' dedi." Yüzündeki gülümseme silindi. Yerini öfke doldurdu veya nefret. Mavi gözleri vardı babamın. Gözleri çooook yakışıklıydı.

"En büyük yanlışımdı. 'Taşır' dedim. Zamanla yaklaşmaya başladık. Ama bir gece bir yanlış yaptık. Çok içmiştik. Evli değildik ama çok aşıktık işte."

Hayal kırıklığı vardı gözlerinde. Aklına gelen şeyle yeniden gülümsedi. Burukça bir gülümsemeydi.

"İlk önce yanlış olduğunu düşündüğüm şeyin çok güzel bir sonucu oldu. Yaklaşık 3 ay sonra küçük bir kızım olacağını öğrendim. Kız çocuğu erkeklerin en büyük hayalidir."

Anıların içinde kaybolmuş gibiydi. Nasıl düşüneceğini, nasıl hissedeceğini bilmiyor gibiydi.

"Tabii eğer doğru kadını bulmuşsa. İşte benim de yanlışım bu kısımdaydı. Çok aşıktım ama yanlış kadına. Yanlış zamanlar aşkı yutamaz ama yanlış kadınlar aşkı yutar. Ve ben bunu her zerremde hissettim. Evlendik. Bir gün onu aradığımda bir hastaneden açıldı telefon. 'Hastanın nesi oluyorsunuz?' dediler. Ben de 'Kocasıyım' dedim."

Yaşlar gözüne akın ederken alay edercesine güldü.

"'Yok beyefendi yanlışınız var. Hastanın kocası zaten burada' dediler bana."

Ağzım açık kalmıştı. Ne yani aşık olduğu kadın evli mi çıkmıştı? Ama hala bu hikayenin benimle olan bağını anlayamıyordum. Yıl 2012 olmazsa o kadından olan bebeğin ben olduğunu düşüneceğim.

Babam susunca devam etmesi için "Sonra..." dedim Büyük bir merakla.

"Kalktım gittim hastaneye. Tam odaya gireceğim içerden birilerinin bağırma sesleri geldi. 'Sen benim karımsın. Bana bunu nasıl yaparsın?' diyordu bir erkek sesi daha doğrusu kocasının sesi."

Serum iğnesi takılı olan eli gözlerindeki yaşları sildi. Birileri babamı çok üzmüştü. Bu zamana kadar yanımda başını eğmeyen adam, aşık olduğu kadını anlatırken hüngür hüngür ağlıyordu. Ayağa kalktım ve yatağın yanında dizlerim üzerine çöktüm. Elim babamın ıslanmış yanaklarına doğru gitti ama babam izin vermedi. Elini kaldırdığında elimi avuçları arasına aldı.

"Sonrasında aşık olduğum kadın bağırdı. 'Bu çocuklar bana kavgalarımızı hatırlatıyor. Onlarla yapamıyorum. O yüzden seni aldattım.' Adam da bayağı sinirli böyle o da 'Benim kızımı anladım da kendi oğlunu da mı istemiyorsun?' dedi. Meğersem aşık olduğum kadın kendi canından olanı bile sevmiyormuş. Ben nasıl böyle bir kadına aşık olmuşum bilmiyorum."

Derin bir nefes aldım. Babam sustuğu için sanırım konuşma sesi bana geçmişti. Bir sorun vardı. Çok büyük bir sorun. Babam lafı dolandırıyordu.

"Baba..." dedim duraksayarak. "Kimdi o kadın?"

Göz bebekleri titredi. İlk kez babamın korktuğunu gördüm. Ya neyden korkuyordu. Beni kaybetmekten mi ? Sevdiği kadın için neden onu bırakayım ki. Yoksa o kadına bir şey mi yapmıştı ? Benim babam yapmazdı. Anlayamıyordum.

Peki ya o kadın kimdi ki. Neden bunu bana anlatmak zorunda hissediyordu ?

"O kadın... Annen. Sevdiğim, aşık olduğum kadın, Müge..."

Nefes alamadığım hissettim. Gözlerim dolarken ne yapacağımı bilemedim. Elim avuçlarının arasından çekildiğinde yutkundum.

"Ne ? Na- nasıl yani?" dediğimde babam bozguna uğramıştı.

Bağırmak istedim. Çığlık atmak, biğazım yırtılana kadar ağlamak istedim. Benim annem nasıl bir kadındı öyle? Evli haliyle başkalarıyla görüşmüş, bir adamı üzdüğü yetmiyormuş gibi başkalarına da bulaşmış. Kendi evladını nasıl bırakırdı ki insan ? Peki diğer çocuk? Ona ne olmuştu ? O ?

O benim abim miydi?

Bir dakika...

"Baba, erkek çocuk dedin o?" dedim sorgularcasına.

Cevap vermeden önce başını aşağı yukarı salladı. "Evet o abin. Abinle anneleriniz bir. Yani sizin aslında kan bağınızda var."

Bozguna uğramıştım. Benim yıllarca 'abi' dediğim adamla kan bağımda varmış.

Babamın bizden yıllarca sakladığı şeye gelirse konu ona kızamazdım.

Babamın özel hayatı ile ilgili bir şeyi anlatmadığı için bağırıp çağıramazdım. Ama ya annem ? Böyle bir sebepten evlat mı terk edilirdi ? Evet, belki bir dönem kızgınlık olabilirdi babama ama onu affedecektim. Ona olan kızgınlığım geçecekti. Çünkü bunu bana anlatmaya da bilirdi ve anlattığı şeyle sadece ailemden daha çok nefret ettim.

"Bana kızmayacak mısın ? Yani bunu senden sakladığım için." Diye sordu babam şaşkınlıkla.

"Evet, baba, daha önce anlatmanı isterdim ama... ama bu senin özel hayatın ve bunu anlatmak seni üzüyorsa eğer sana bağıramam, sana küsemem." Dedim. Tüm gerçekliği ile kendimi anlatmak istedim. Benim ailem beni kavga yüzünden evlatlıktan atmıştı. Hiçbir suçum yokken. Sebepsizce.

Bir anda odanın kapısı açıldı ve içeriye girenler doktor ve yanındaki hemşirelerdi.

"Alp bey ameliyat için hazır mısınız?" diye soran doktordu.

Babam doktora bakıp başını salladıktan sonra bana doğru döndü. "Affet beni. Eğer bu ameliyattan çıkamazsam askeriyeye git; Serhat albayın yanına. Kasanın şifresi seninle tanıştığımız gün.Abinle de arayı asla açmayın. Sizi seviyorum."

Kaşlarım çatıldı. Neden bunu yapıyordu bana ? Neden gideceğine inandırıyordu ? Neden yine yalnız kalacağıma inandırıyordu beni ?

İstemiyordum.

Yalnız kalmayı.

Babamsız kalmayı.

Yeniden kimsesizliği istemiyordum.

"Baba..." dedim gözyaşlarım yanağıma akın etmeye başlarken. "Baba, yalvarırım yapma! Gitme. Yine yalnız bırakma beni! Hem gidersen abim geri döndüğünde ona ne diyeceğim ki ben !?"

Babamın elini tuttuğunda o da elimi sıkıca kavramıştı. "Güzel kızım, seni çok seviyorum bunu asla unutma olur mu ? Beni affettiğin için teşekkür ederim."

Babamı hastane yatağıyla odadan çıkardıklarında bir süre sonra ellerimiz ayrılmak zorunda kaldı. Babam başını kaldırıp son kez bana baktı.

"Bana geri gel baba," diye fısıldadım bana baktığı son saniyede. Ardı ise büyük bir acı. O cam kapılar kapanırken babamın koridorda yok oluşunu izledim. Gitmişti. Geri gelip gelmeyeceğini bile bilmiyordum. Büyük bir boşluk içerisindeydim.

Ayağa kalktım ve koridorda dolanmaya başladım. Bir o tarafa, bir bu tarafa gidip gelirken gözlerim kolumdaki saati buldu.

18:22

Daha sadece 2 dakika geçmişti ve şimdiden saatler gibi geliyordu. Ve ameliyatın ne kadar süreceğini bile bilmiyordum.

Yaşa, babacığım.

Yaşa!

Kendin için olmasa bile benim için.

Yaşa!

Bu 10 yıl bana evlat olmayı öğrettin. Bana ailesi olmanın nasıl bir duygu olduğunu öğrettin. Ailesi olmaya bu kadar alışmışken beni bırakıp gidemezsin!

Çünkü artık bu yalnızlığa katlanabilecek ,kadar güçlü değilim. Evet arkadaşlarım vardı. Alis'im vardı. Hilal'im vardı. Sara'm vardı. Beliko'm vardı. Onlar beni sonuna kadar ayakta tutmaya çalışabilirdi. Yıllardır birbirimize destek oluyor, birbirimizin otunu, bokunu biliyorduk. Ama baba farklıydı... Babası olmak farklıydı. Kızlar benim kız kardeşlerim gibiydi düştüğümde ayağa kaldırırdı. Ama babam... Düşmeme izin vermezdi. İşte aradaki fark buydu.
Ameliyattan yaklaşık 1 saat önce arayıp kızlara babamın ameliyatının bugüne alındığını söylemiştim. Normalde babanın ameliyatı bir hafta sonra olacakken sanırsam döner bir hafta çabuk olmasını istemişti. Kızları telaşlandırmamak için arayıp söylememiştim. Sonuçta hepsinin bu koridorda benimle olmalarının bir anlamı yoktu. Ben perişan oluyordum onlar olmasın.

Bir anda koridorun diğer ucundan koşuşturma sesleri geldiğinde hızla başımı kaldırdım. Kızlar bana doğru koşuyorlardı. Onları gördüğümde onlara doğru yürümeye başladım. Sarılmaya ihtiyacım vardı. Onlar da koşar adım bana yetiştiklerinde etrafımı sararak sıkıca sarıldılar bana. Aile sıcaklığı tüm yorgunluğumu üstünden alırken kızlar sırayla sitem etmeye başlamıştı.

"Ne diye bize söylemiyorsun babanın ameliyatının bugün olduğunu!?" diyen Belinay'dı.

"Evet ya, biz de kötü bir şey oldu sandık öyle hızlıca ameliyata alındığında." Diyen ise Alis'ti.

"Bana bak Kumru! Biz senin kız kardeşleriniz. Bizi böyle dışlayamazsın. Duydun mu!?" diyen sesi inanılmaz ağlıyormuş gibi gelen Sara'ydı.

"Tamam be, gitmeyin güzelimin üstüne. Bizi düşünmüş. Ama hele bir Alp amca ameliyattan çıksın o zaman Kumru'dan hesabını soracağım." Diyen de Hilal'di.

Ağlamaya devam ediyorken güldüm. "Kızlar iyi ki varsınız!"

Hepsi bir anda geri çekildiğinde şaşkınlıkla onlara bakıyordum. Hepsi teker teker ellerini ortaya doğru uzatıp üst üste koymaya başladılar. En sonunda ben de elimi uzattığımda 'Hız-lı ka-şar-lar gü-zel ya-şar-lar' diye çok da yüksek olmayan sesi bağırdık. Hepimiz sırayla ameliyathane kapısındaki sandalyelere oturduğumuzda yine kara bulutlar gelmişti. Tüm koridora sessizlik hakimdi. Kızlar da biliyordu ki az önceki moral yükselmesinden sonra hiç kimsenin konuşmaması gerekiyordu. Her şey lazım olduğu kadardı. Güldük, eğlendik ama bundan sonra, bu ortamda birisinin gülmesinin fazla geleceğini biliyorduk. Saniyeler dakikaları buluyorken dakikalar saatleri buldu. Ama hala tek bir çıt bile yoktu.

Yaklaşık 3 saat geçmişti. Hilal ve Alis aralarında bir şey konuştuktan sonra kalkıp gitmiş ve ellerinde bardaklarla geri dönmüşlerdi. Hilal elinde kalan son çay bardağında bana doğru uzattığında "İç de için ısınsın, güzelim, soğuk burası." Demişti.

Evet, üşüyordum.

Ama sanırım bedenim değil kalbim üşüyordu. Yalnızlık üşütüyordu beni. Babamsızlık üşütüyordu.

Bardak ellerim arasındayken parmaklarımı ısıtıyordu. Ama üşümeme engel olmuyordu. Ya da olamıyordu. Dudaklarımın kuruduğunu çayı dudaklarıma doğru götürdüğümde anladım. İçtiğim çay bile genzimi yakıyorken ne yapmalıydım ?

Elimdeki yarısı boş olan çay bardağını yere bıraktığımda yorgundum. Başımın yanında oturan Belinay'ın omuzuna yasladım. O da başını başımın üstüne yaslamıştı. Göz kapaklarım ağırlaşıyorken uykuya yenik düşmemek zordu. Bir anda ameliyathane kapıları aralandığında hızla ayağa fırladım. Aniden hareket ettiğim için başım döndüğünde Belinay kolumdan tutmuştu. "İyi misin?"

Başıma onaylamak ister gibi salladım. Ardından doktora doğru döndüm. "Babam iyi mi ?"

Doktor derin bir nefes aldığında konuşmaya başladı. "Şöyle ki ameliyat başarılı geçti ama ameliyat sırasında bazı komplikasyonlar oluştuğu için şu an babanız yoğun bakımda. Merak etmeyin hayatı tehlikeyi atlattı."

Algılayamıyordum.

Hayati tehlike.

Yoğun bakım.

Komplikasyonlar.

Atlattı. Evet, atlattı. Demek ki her şey iyi. Sakin olabiliriz.

Kızlar kısık bağırışlarla etrafıma yığıldılar ve sarılmaya başladılar. Ben ise donup kalmıştım. Bitti. Atlattı.

Donup kaldığımı ilk fark eden ise Hilal'di. Beni omuzlarından tutarak sertçe sarstı. "Kızım doktoru duymadın mı? İyileşti, baban. İyi olacak."

Birden gülümsediğimde kızlar da gülümsemişti. Evet, sanırım ben bulmuşum. Gerçek arkadaşları, kız kardeşlerimi bulmuşum.

Buldun tabi ki Kumru böyle kızlar hiç bırakılır mı yaaaaaaaa ???

"Evet," dedim kısık sesle. Ardından beynime kan gitmesi ile bağırdım. "EVET! EVET! EVET! BİTTİ!"

★★★

İlahi Bakış Açısı.~

Babası kurtulmuştu tabii ki de sevinecekti. Doktorlar bu kızların parıltılarına gülerek bakıyordu.

Hepsinin birer yarası vardı ve onları birbirine tamamlamışlardı. Hepsi birbirinin yarasını sarıyor, birbirlerine kardeş oluyorlardı. Kızlar ne kadar çok yaralı olsalar da aralarından en yaralı olanı Kumru'ydu. Kızların bazıları hayatlarının bir dönemi dışlanmış, bazıları ailesi tarafından desteklenmemişti. Ama en kötüsü Kumru'ydu. Kızlar hepsi Kumrunun ne yaşadığını biliyorlardı ve onu destekliyorlardı.

Kumru küçük yaşlarında çok mutluyken bir anda bir günde tüm hayatı değişmişti. Anne babası çoğu zaman kavgaları yansıtmazdı. Ama bir gün çok kötü kavga ettiler. Anladığı kadarıyla annesinin başka bir sevgilisi vardı. Küçük Kumru hep annesinin o sevgilisinin de suçlardı ama şimdiki Kumru Alp babasının bir suçu olmadığını ve evli olduğundan haberi bile olmadığını öğrenmişti. Ön yargı her şeyi değiştirebiliyordu. Kumru önyargılı biri olduğunu düşünmüyordu ama bugün anlamıştı. Evet babasına kızmıştı. Yıllarca ailesinin onu neden bıraktığını biliyorken onu söylememişti ama söylerken de ne kadar acı çektiğini görmüştü. O an babasına kızamazdı. Bunun Kumruya hiçbir yararı olmamıştı. Kızlar dakikalardır koridorda birbirlerine sarılırlarken Alp babayı ameliyathaneden çıkarmış yoğun bakım odasına götürmüşlerdi. İyiydi. İyileşecekti.

Tabii hayat Kumruyu yine yalnız bırakmak istemezse.

Kumru yoğun bakım camından babasının yorgun olan bedenini izliyorken bilmediği bir şey vardı. O babasını izlerken onu da izleyen birileri vardı. Donör ulan kişi buradaydı. O kişi aylar önce onu görmüş sırılsıklam aşık olmuştu. Ona zarar vermekten korktuğu için ona yaklaşamayınca hayatına küçük yardımlarda bulunmuştu. Ama Kumrunun bundan asla haberi olmayacak. Tabii hayat Kumruyu mutlu etmek istemezse. Alp baba yoğun bakıma alınmıştı ama o donör uyandığı gibi Kumruyu görmek istemişti. O iyiydi ve birkaç gün sonra hastaneden ayrılacaktı ama daha onun da haberi yoktu zaten onlar yeniden karşılaşacaktı. Kader onları bir köşeye yazmıştı.

★★★

Ela Kumru Laris tarafından...

Babamın iyi olduğunu öğrendiğim gibi kızları babamın başında bırakıp kendimi hava almak için dışarı atmıştım. Kızlar hastaneye gelirken benim arabamı da getirmişlerdi. İstanbul'un kıyısında hiç kimsenin bilmediği bir sahil alanı vardı. Burayı kimseye söylemeyi düşünmüyordum. Geldiğimde hiç düşünmeden yere, kumların üstüne oturmuştum. Ayakkabılarımı çıkardığımda, ayağa kalktım ve dalganın vurduğu yerlerde yürümeye başladım. Su ayaklarıma temas etmeye başladı. Derin bir nefes alarak denizin havasını içime çektim. Gülümsedim denize. Sanki birisiymiş gibi.

"Teşekkür ederim!" diye bağırdığımda sesim ıssız denizde kaybolup gitmişti. Severdim ben deniz'le konuşmayı. Bence iyi geliyordu. Yine baktım o gece mavisi, dalgalı denize.

"Duyuyor musun beni? Şu hırçın dalgaların teşekkürümü ona götürsün." Diye yeniden seslendiğimde babama donör kişiden bahsediyordum.

Kumlara doğru yürüdüm ve yere uzandım. Burası yıldızların gözüktüğü nadir yerlerden biriydi.

Telefonumu elime aldım ve müzik uygulamasına girdim. Elim direkt tek bir şarkıya gitmişti.

Cümlelerim...

Bu şarkının melodisi bana abimi hatırlatıyorken gözlerimin dolmasını engel olamamıştım. Aylardır abimi görmüyordum. Sesini duymuyordum. Onu çok özlemiştim. Görevleri hep uzun olurdu ama bu seferki en uzun olanıydı. Ondan daha önce hiç bu kadar ayrı kalmamıştım.

'İnsan öyle boş bir eve ait hisseder mi?

Kalbim dolu, aklım alacaklı şişe dibi.'

Başımı bugün diğer günlerden daha hırçın olan denize doğru kaldırdım. Tam bağıracakken sesim boğazımda düğümlendi. Gözyaşlarımı daha fazla tutamamıştım. Dizlerimi kendime çektim ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. Omuzlarım sarılırken göğüs kafesim hızlı inip kalkıyordu.

"Abi..." diye fısıldadım ağlamalarımın arasından. Canım yanıyordu. Ne günah işlemiştim de böylesine yalnız kalmıştım?

İlk önce öz ailem terk etti beni bir hiç uğruna.

Ardından abim asker olup gitti. Evet, o beni terk etmemişti her fırsatta geliyordu ama askerdi işte.

Babam ise aylardır o kadar yorgundu ki. Nefes almak bile onu zorluyordu. Canım yanıyordu.

"Abime söyleyin bana geri gelsin! Onu çok özledim." Diye bağırdığımda yeniden kumların üstüne uzandım. Babam ne kadar çok bana yakın olsa da abim benim evimdi. O çok ait olduğum evim. Beni terk etmeyeceğini bildiğim evim. Belki çok aralıkla gördüğüm ama görmeden yaşayamayacağım evim.

Çok korkuyordum. Aylarca evimi beklemişken bir gün kapımıza başka askerlerin üzgün gözlerle gelmesinden çok korkuyordum.

Göz kapaklarım ağırlaşırken uykuya yenik düşüyordu.

Göz kapaklarım gözüme düşen ışıkla daha da sıkı kapandı. Çok soğuktu. En son sahilde uyukladığımı hatırlıyorum. Birisi benim burada bulmuş muydu? Bulmuştusa da neden yüzüme ışık tutuyordu ki. Gözlerimi aradığımda ışığın sahibini gördüm.

Güneş...

Sabah olmuştu ve ben geceyi burada geçirmiştim. Muhtemelen yatak döşek hasta olacaktım çünki geceyi inanılmaz soğuk geçirmiştim. Hapşurduğumda ağzımı kapatarak ofladım. Ayağa kalktığımda yanımdaki telefonumu da aldım. Şarjı bitmişti. Arabaya bindiğimde şarja takıp hastaneyi aramalıydım. Hastaneye dönüş vakti gelmişti. Yeniden herkesin gözünde güçlü olacak, en iyi ihtimalleri düşünecektim.

Arabama binmeden önce son kez denize baktım.

"Abimi çağırmayı unutma sakın! Barlas Ege artık bana geri gelmen gerek!" diye bağırdım ve arabaya bindim...

★★★

Hastane koridorları beni beklerken hastane kapısına doğru ilerledim. Hastane köşelerindeki son bir haftamızdı. Sonrasında babamı da alıp evimize dönecektim. Uzun süre boyunca kızlarla birlikte şirketin tuttuğu bir evde kalmıştık. Ev çok güzel ve çok büyüktü ama o eve taşındığımızda babam hastaydı ve tadını çıkaramamıştık. Bir hafta sonra o evde partilemeliydik. Bir andan hastane işlerini yürütürken diğer taraftanda konser için güvenlik problemlerini halletmeye çalışıyorduk ve yaklaşık 2 hafta sonrası için konserimiz vardı. Tüm personellerin siciline bakılmıştı ve cevaplar 1 hafta sonra açıklanacaktı. Eğer hiç bir problem olmazsa tam 14 gün sonra ilk konserimizle tarihimizi yazacaktık. En fazla 2 hafta sonra o tezahüratları dinlemem gerek yoksa ben yaşayamam.

Babamın odasının önüne ulaştığımda uyanık olduğunu biliyordum. Yolda gelirken aramışlardı. Kapıyı yavaşça araladığımda içeriden konuşma sesleri geliyordu.

"Alp baba, vallahi iyi ya. Sence Kumru iyi olmasa bizim burada ne işimiz olsun?" diyen Sara'ydı.

Ardından Hilal konuşmaya başladı. "Alp abi, emin ol birazdan burada olacak."

Şu anda beni en mutlu edense babamın önceki yorgunluğundan eser olmayan sesiydi. "Bana bakın, yalan söylüyorsanız eğer hepinizi kovup, kendim de kızımın yanına giderim ona göre!"

Gülerek içeri girdiğimde "Babam da babam. Babaların en yakışıklısı. Babaların en iyisi. Sen beni mi merak ettin ? Buradayım merak etme. Hava almak için çıkmıştım ama uyuya kalmışım." Dedim ve babamın kızgınlıkla bana baktığını gördüm. Evet, beni defalarca aramıştı ama ven bunu telefonumu arabada şarja taktığımda görmüştüm.

"Kızım..." dediğinde aylar sonra ilk kez bu kadar güçlü söylüyordu.

Ölürdüm bir 'kızım..' deyişine.

"Babam..." dedim ben de içim giderek. Gözlerim dolmuştu."İyisin."

Gülümsedi burukça. "Beni affettiysen iyiyim."

Başımı sola yatığımda gözümden akan yaşı tutamadım. Bir türlü kabullenemeyecekti ondan vazgeçmeyeceğimi. Derin bir nefes aldığımda yanına yaklaştım ve yatağının yanında dizlerim üzerime çöktüm. "Asla! Asla sana küsmem. Küsemem ki. Sen benim babamsın. Babalara ve abilere küsülmez."

Gülümsedi. Tüm yorgunluğum toz olup uçtu. Küsülür müydü bir bakışına yumuşadığım adama?

Eli yüzüme doğru ilerledi ve gözümden akan yaşı sildi.

"İyiyim artık. Ağlama sen." Dediğinde hızla gözyaşlarımı silerek ayağa kalktım. "Tabii ki iyi olacaksın. Bundan sonra yok öyle kötü olmak filan."

Kızlara baktığımda gülümsedim. "Siz iki dakika bekleyin ben doktorla konuşayım. Sonra siz eve geçersiniz. Gece boyu buradaydınız. Yoruldunuz. Gidin uyuyun."

İlk ayağa kalkan Sara oldu. "Üzgünüm Alp bey babacığım ama vallahi yoruldum. Ben Kumruyla gideyim. Sonra da eve geçelim."

Herkes güldüğünde babamda gülmüştü. Aylar sonra onu bu kadar mutlu görmek iyi gelmişti. Sarayla kapıdan çıktığımızda Sara kapıyı kapattı.

"Kız gece hepimizden sakladığın yavuklunun yanına mı gittim doğruyu söyle." Dediğinde keyifliydi. O da Alp babamı çok seviyordu.

Yıllar önce dans grubumuz kurulduğunda ailesinden gizli bize katılıyordu Sara. Sonra iş ciddiye bindi ve bir anda fotoğraflarımız bir yerlerde yayınlanmaya başlayınca ailesi de bir şekilde öğrenmişti. Bir zamanlar yaraları en çok sarılmaya ihtiyaç duyanlardan biri de Saraydı. Hala bazen uzaklara dalıp gidiyordu. Söylemese bile birileri ailesinden bahsettiğinde üzülüyordu. Ben ve kızlarsa üzüldüğünü anlayacak kadar tanıyorduk onu. Mümkün olduğunca onun yanında aile konuları açmıyorduk. Ha bu arada ailesi Sarayı reddetti ve biz Saraya hep aile olacaktık.

Kıkırdadım. "Maalesef evet, sizin daha sevgiliniz bile yokken biz nikah günü bile aldık." Dediğimde bir anda bana doğru döndü ve çoğu zaman yaptığı hareketi yaparak tek kaşını kaldırdı.

"Şaka maka Alis de bence durum Mecnun haa." Dediğinde omzuna kolumu attım.

"Bir biziz bize erkek kaçmasını bekleyen. Aslında senin de bir Mecnunun var da işte-" dediğimde kafama yediğim dayakla sustum. Daha doğrusu zorunda bırakıldım. DBir kaç saniye sonra yeniden çöpçatanlık deneyimime devam etmek istiyordum. "Ama şimdi sizde bir birinizi-" diye devam etmek istediğimde Saranın "Barlasla yollarımızın ayrı olduğunu kabullen artık!" diye sitem eden sesiydi.

Adını duymamla özlem duygusu kalbime bir damga daha vurdu. Barlas'ım gel de aşkını ilan et bu kıza.

"Biliyorum sen asker yolu beklemek istemiyorsun ama siz cidden bir birinize bağlısınız. Ama sen nasıl istersen. Konuyu kapatıyorum. Kalbini kırmak istemem. Zaten ayrılma sebebiniz de öküz abim olduğu için çok ta tarafını tutamıyorum." Dediğimde onun da kırılmasını istemediğim için konuyu kapattım.

Sara adımlamayı bıraktığında ben de durdum.

"Ben senin abini çok sevdim. İnan, bana kalsa yıllarla da beklerim. Ama abin onu bekleyen birilerinin olmasını kaldıramadı. Yapacak bir şey yok."

Sara 26 yaşındaydı bizden daha büyüktü ve grupumuzun en olgunuydu. Abimle de hala bir birlerini seviyorlardı. En azından ben buna inanıyordum. Aralarında ne geçmişti bilmiyorum ama çok iyi anlaştıkları dönemde birden bire ayrılmışlardı ve biz de ne Sara'nın ne de abimin üzerine fazla gitmemişdik. Ama ben olanları öğrensem öğrensem Barlas'tan öğrenirdim.

Tabi beyefendi teşrif ederseeee...

★★★

O zaman bu kitabı Orman gözlü kızın hayatına adıyorum...

Orman gözlü kız için...