8. bölüm · Yalnızlığın Gölgesinde

7:Asıl Oyun

Ay She

Keyifli Okumalar!
Bakma Bana Öyle- Müslüm GÜRSES

"Kader zorlasa da almam, alamam seni hayatıma."

Bertan'ın cümlesi beynimin içinde yankılanıyordu. Gel tanış dediği adamı zaten tanıyordum. Gel tanış dediği adam son günlerde zamanımın çoğunu kapsıyordu. Gerek fiziksel olarak gerek de düşüncelerimde edindiği yerle...

Göz göze geldiğimiz andan itibaren ondan kopamamıştım. İdrak etmeye çalışıyordum. Onun burada olduğunu idrak etmeye çalışıyordum.

Onun burada olmamasını istiyordum.

Bütün yalanlarım,bütün oyunlarım gün yüzüne çıkmıştı. Ya da zaten gün yüzünde miydi?

Onu kandırdığımı öğrenmişti. Ya da ben onu yalanlarımla ikna ettiğimi sanarken aslında oyun olan o muydu?

Öğrenmiş miydi?

Yoksa zaten her şeyi biliyor muydu?

"Mısra?"

Bacaklarımdaki prangaların kollarıma geçeceğinin düşüncesiyle donup kalmıştım. Samimi gülüşler içerdiği gözlerinde yer edinen soğukluk ağır bir şekilde yutkunmama sebep olmuştu.

Sorularla dolu bakışlarımı onun ifadesizliğinden çekmeden bir adım attım. Ona doğru...

Onun dışından her şey sallandı. Bütün dünyam döndü ama o içimi ürperten soğukluğuyla dimdik karşımdaydı.

Bir adım daha attım.

Her attığım adım beni kaçtığım şeylerine kucağına bırakmak içindi.

Gerçekleri öğrenmesin diye çabaladığım iki kişi vardı. O iki kişi de karşımda yan yana durmuş bir şekilde bana bakıyordu.

Düşünme Mısra, düşünme.

Belli etme Mısra, belli etme.

Her attığım adımla bedenime söylediğim yalanların yükü biniyordu bir bir. Saniyeler içinde Yaman ve Bertan'ın önünde olsam da onun bakışlarının eşliğinde ilerlediğim için saatler geçmiş gibi hissetmiştim.

Ne olduğunu ya da ne olacağını bilmiyordum. Yaman'ın ne tepki vereceğini bilmiyordum. Tek bildiğim şey Bertan'a bir şeyler çaktırmamam gerektiğiydi.

Aramızda birkaç adım vardı. Sabah sıfırladığım mesafe akşamında dağları aşmıştı. Bakışlarıyla bana yardımcı olsun istedim. Beni bu bilinmezlikten alıp çeksin istedim. En başından beri biliyor olmasın, o da bana oyun oynuyor olmasın istedim. Hissettirdikleri gibi, baktığı gibi samimi olsun istedim.

Bunun için ona yalvarabilirdim.

Sabah öptüğüm adamın oyundan ibaret olmamasını istiyordum.

"Hoşgeldiniz," sonuna 'savcım' diye eklemek üzereydim. Son anda dilimi ısırıp buna engel oldum. Benim konuşmamla beraber kahve gözlerindeki soğukluğu hemen kaybetti ve günlerdir içimi sıcacık eden o bakışını sundu bana.

Sadece bu bile yetti.

Sadece bakışlarındaki geçiş bile yetti.

Gözlerimin ardı sızladı.

Hiçbir zaman samimi değildi, benim gibi.

Her zaman rol yapıyordu, benim gibi.

"Hoşbuldum."

Sesindeki neşesi boğazımda büyük bir düğüm oluşmasına sebep olmuştu. Yutkundum. Boğazımdaki düğüm geçsin diye yutkundum. Geçmedi. Boğazımı acıtmaya devam ederken orada büyüdü.

Bana doğru uzattığı sağ eline baktım. "Resmi olarak tanışmamızın vakti geldi. Ben Yaman."

Geçmişe atıfta bulunan cümlesi bir süre beynimde yankılandı. Tahmin ettiğim şeyi onaylamıştı. Benimle yediği ilk yemekte bile biliyordu benim yalandan ibaret olduğumu.

'Neden,' diye sormak istedim. 'Neden seninle oynamama göz göre göre izin verdin,' demek istedim. 'Neden benimle oynadın,' demek istedim. 'Neden bile bile benim daha da batmama izin verdin,' diye haykırmak istedim yüzüne.

İçimdeki yangının aksine yüzüme onun alışık olduğu gülümsemelerimden birine kondurdum. Uzattığı elimi tutmamla yüzümdeki gülümseme silinecek gibi oldu ama son anda sabit tutabilmiştim. Teni daha deminki bakışları kadar soğuktu. Benim sıcak elim onun elinin içinde kaybolup gitmişti.

Gözlerimiz gibi ellerimiz de birbirine kenetlenmişti.

"Mısra. Tanıştığıma memnun oldum, savcım." Savcım kelimesini bastırarak söylememle anlık elimi daha çok sıkmıştı. Zaten yumuşak tuttuğu için ekstra sıkması canımı yakmamıştı ama ben onun canını sıkmış gibiydim.

Ondan geri adım gelmeyeceğini anladığımda elini çeken ben olmuştum. Bertan tekrardan tekli koltuğa oturmuştu, ben de L koltuğun Bertan'ın karşısındaki kısmına kuruldum. Yaman da eski yerine oturduğunda Bertan hemen söze atladı.

"Yaman Savcı'ya senden ve yemeklerinden çok bahsettim. En sonunda dedim ki bahsetmek yerine getireyim kendisi görsün."

Bertan'ın yüzünü yüzüne sövmek istesem de mimiklerimi kontrol altında tuttum. "Ya..." dedim uzatarak sahtelik dolu bir neşeyle. "Keşke gelen kişinin savcı olacağını da söyleseydin. Daha çok özenirdim." Alttan alttan yaptığım imayı kapmış olacak ki tatlı bir biçimde gülümsedi. "Bugün yaptığın sarma bile yeter. Hem biz öyle çoklarda gözü olan kişiler değiliz. Azla yetiniriz." Duraksayıp Yaman'a baktı. "Değil mi savcım?"

Yaman'dan onay beklerken o ise gülerek kaşlarını kaldırdı. "Valla ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim." Bakışlarını bana çıkardı. "Uzun zamandır güzel bir ev yemeği yemiyorum." İçimden ona doğru haykırmak istesem de dışımdan yaptığım tek şey başımı sallayıp gülümsemekti.

"Kusura bakmayın siz de Mısra Hanım." Ağzından çıkan hanım kelimesinin tonlaması derin bir nefes vermeme sebep oldu. Avukattan hanımlığa yükseliş. "Bertan çok ısrar edince geri çeviremedim."

"Yok ne kusuru Yaman Bey. İyi ki gelmişsiniz. Güzel bir ev yemeği yersiniz. Kötü mü olur?"

Her kelimesini ayrı ayrı bastırmamla yine dalga geçercesine kaşlarını havalandırmıştı. Şu an, tam olarak şu an yüzüne bir yumruk geçirip o güzel gülümsemesini silmek stiyordum.

İnat dolu bakışmamızın uzamasına engel olan bendim. Zaten diken üzerinde oturduğum koltuktan kalktım. Elimle hazırladığımız yemek masasını gösterip "buyrun yemekler soğumadan geçelim," dedim. Bertan ayaklanıp Yaman'la beraber önden ilerlemeye başladılar. O sırada da ben yüzümdeki gülümsemeyi silip arkalarına takılmıştım. Gerginliği yüz metre öteden okunan Peri de yanımda yerini almıştı. "Ne yapacağız Mısra?"

Peri yanımda bir şeyler fısıldarken benim bakışlarım hala Yaman'daydı. Anlık kafasını bana doğru çevirdi. Yine ifadesiz bakışlarıyla bana eziyet çektirdikten sonra Bertan'ın dediği bir şeye gülerek önüne döndü.

Benden daha iyi oyuncular da varmış!

Kandırdığımı sandığım adam yanındaki savcıyı bile yalan bakışlarına inandırıyordu!
Hızlı adımlarla yanımdaki Peri'yi ardımda bıraktım. İçim içime sığmıyordu. Onunla konuşmak istiyordum fakat yemek bitmeden yapamazdım bunu. Şu an tek yapabileceğim şey onun bakışlarına maruz kalmaya devam etmekti.

Düşünme Mısra, düşünme.

Yaman duvarın dibindeki sandalyeye kurulmuşken Bertan da yanına oturmaya hazırlanıyordu. "Bertan fırında yemek vardı. Onu getirebilir misin?" Tam dizlerini kırıp oturacakken benim ricam üzerine doğruldu. "Tabii canım, hemen." Küçük bir gülümseme yolladım ona. Arkasına dönüp mutfağa giderken ben de asıl oyuncunun karşısındaydım. Bertan'ın mutfağa girdiğini gördükten sonra avucumu masaya yaslayıp ona doğru eğildim.

"Oyundu değil mi?"

"Oyundu."

"Yalandı her şey."

"Senin gibi."

"Ne zamandan beri?"

O da benim gibi öne doğru eğildi. İkimizin de bakışlarından nefret akıyordu. Sessiz ama sert bir tonda "yalana büründüğünden beri," dedi. Cevabıyla sıktığım dişlerim gıcırdamıştı. Bu yüzden anlık gözlerimi kapatıp elimi ve kendimi masadan uzaklaştırdım.

O da yalandı benim gibi.

Niye belli etmemişti? Ne diye beni tutuklamak varken benimle oynamıştı? Ve neden bugün bir anda karşıma çıkmıştı?

"İşte asıl yemek geldi."

Bertan'ın gelmesiyle ikimiz de yüzümüzdeki nefreti silmiştik. İkimizin de rol yeteneği muazzamdı. Bertan borcamı kenara bırakıp yemekleri servis etmeye başladı. Ben de pilavları servis edip yerime oturdum. Bertan elindeki borcamı mutfağa götürmek için tekrar ayaklanınca biz yine asıl duyglarımızla baktık birbirimize. Yanımızdaki Peri de her an kaçacakmış gibi sandalyenin kenarında oturuyordu.

"Neden yaptın?"

"Burada mı konuşalım istersin," dalga geçer gibi sırıtıp arkasına yaslandı. "Bana uyar."

Dalga geçercesine konuşmasıyla sağ gözüp seğermeye başlayınca anlık başımı eğip gözlerimi kapattım.

Şimdi olmaz Mısra, şimdi olmaz.

İçeriye tekrardan giren Bertan'la gözlerimi açıp yüzümdeki gülümsemeyle başımı kaldırdım. Madem oyun istiyor, oynayalım.

"Buyurun başlayın lütfen. Yorumlarınızı çok merak ediyorum."

Başımı sağa eğip tatlı tatlı konuşmamla Yaman da bana uymaya karar verdi. "Görüntüsü bile enfes. Elinize sağlık."

Sandalyeye yeni oturmuş Bertan yüzünü buruşturarak bize baktı. "Sizli konuşmayı bıraksanız mı? Adliyede yeterince bu soğukluğa maruz kalıyorum, bari siz burada yapmayın."

Önümdeki tavuğu deşmeyi bırakıp gülümsememin altında yatan terslikle ona döndüm. "Niye savcım? Siz severdiniz resmiyeti." Çatalındaki tavuğunu ağzına atmadan önce bana cevap verdi. "Her şeyin bir yeri var."

Bir süre herkes önündeki yemekle ilgilendi. İlk başta Peri ellerini kucağında birleştirmek dışında bir şey yapmamıştı. Bu gerginliği Bertan'ın gözünden kaçmazdı. Bu yüzden bacağını onu uyarmak için dürtmüştüm. O da benden aldığı uyarıyla kendine çeki düzen verip yemeğine başlamıştı.

"Davan nasıl gidiyor Bertan? Çocukla alakalı bir şeyler bulabildin mi?"

Yaman'ın hala burada olduğunu kabul edemediğim için sert sesini işitmem ellerimin titremesine sebep olmuştu. Mimiklerimi ve duygularımı bastırabilirdim ama vücudumun verdiği tepkileri kontrol edemiyordum. "Maalesef. Bizimkiler çalışıyor gece gündüz. Yakında buluruz ama bir şeyler." Boğazını temizleyip düşünceli bir ses tonuyla devam etti. "İnşallah direkt kendisini buluruz."

"İnşallah."

Bir süre daha çok bilgi vermeden başka davalar hakkında konuştular. Arada gerginliğini masada bırakan Peri de katıldı onlara. Benim uzun zamandır uzak olduğum konular olduğu için sessiz kalma hakkımı kullanmıştım. Başım önüme dönük bir şekilde yemediğim yemeğimle uğraşıyordum. Kendimi onlardan soyutlayıp beni bekleyen sonu düşünüyordum. O sonu bilmemek beni daha da geriyordu.

Yaman boşu boşuna benimle oynamamıştı. Bir planı vardı, buna emindim. Bu planını bilmemek canımı sıkıyordu. Ben ipler kendi elimde sanarken en başından beri beni kukla gibi oynatan olurmuş. Evet ipler elimdeymiş ama benim iplerimde onun elindeymiş.

"Dur tahmin edeyim o zaman," bir anda yükselen seslerle masadakilere odaklanmak zorunda kalmıştım. Bakışlarımı yemekten kaldırdığımda saniyesinde kahve gözlerinin kafesine girmiştim. Gözleri parıldarken küçük bir gülümseme sundu bana.

"Aşçısın sen."

Onun bu gülüşü ve benim sohbetten uzak kalmam anlık olarak gaflete düşmeme sebep olmuştu . Ama kolay adapte oldum ve gözlerimi gözlerinden ayırmadan "cık, yanlış cevap savcım," diye neşeyle konuştum. İkimiz de benden bunu beklemediğimiz için anlık bir duraksama yaşadık. Ben daldığım yerden onun gülüşü ve gözleriyle çıktığım için kendimi yine neşeli sohbetlerimizdeki gibi hissetmiştim.

Boğazını temizleyerek kendini ilk toparlayan oydu. "O zaman öğretmen olabilir misin?" Aslında tek düze bir cevap vermeye kararlıydım. Ama onun yalan bakışlar beni de o çukura itti. Ne zaman o çukurdan çıkmıştım ki zaten? "Çok sıkıcı." Yüzümü buruşturmamla o da sevimsiz bir şekilde yüzünü ekşitmişti. "Katılıyorum." Ekledi sonra. "Ama çok kutsal bir meslek." Başımı sallayarak onu onayladım. Herkes hakkıyla yapamazdı.

Ellerimi masaya koyup birbirine kenetledim. "Bilemeyeceksiniz galiba savcım, pes edin."

O da beni taklit ederek başını kibirle bir gülüşle aşağıya doğru eğdi. Tabii bu sırada da göz temasımızı kesmemişti. "Bu dikliği nerede görsem tanırım," işaret parmağıyla beni gösterdi. "Sen bir avukatsın."

Bu cevabıyla bende ne görmek istedi bilmiyorum ama ben ona istediğini vermemekte inatçıydım. "Güzel tahmin," sırtımı rahatça sandalyeye yasladım. "Ama yine yanlış savcım."

Aramızdaki gerginliği bitirmek imkansızdı. Onun etrafına yansıttığı memnuniyet ve neşeye rağmen arkasında gizlediği kibiri sezebiliyordum. Yine o kibirle bir ifadeyle baktı bana. 'Biliyorum,' diyordu bana. 'Ne olduğunu, ne olmadığını gayet iyi biliyorum Mısra,' diye de devam ediyordu.

"Mısra eski avukat," Bertan büyük ihtimalle anlamdıramadığı bakışmamızı böldü. Ona döndüğümde vücudunun gerginliğini fark etmiştim. Bir şeyler anlamaması için aptal olması gerekiyordu. En azından bir şeyler sezdiğine emindim. Aramızdaki gerginlik fark edilmeyecek gibi değildi. Zaten ne diye Bertan'ın yanında, en beklemediğim anda karşıma çıkmıştı ki?!

"Eski mi? Neden?"

"Uzun hikaye," diyerek kestirip attım onu. "Yazarlık yapıyorum şu an." Yaman şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı. 'Ya bırak bu oyunları,' diye yüzüne yüzüne haykırmak istiyordum.

O da aynı şeyi sana yapmak istemiş demek ki Mısra.

Bertan benim yazarlık yaptığım gerçeğini her zamanki gibi göz ardı etti. Bir türlü kabul edemiyordu. Yazarlığı meslek olarak görmüyordu. En azından günümüzdeki yazarlığı. Dijitalden yazan yazar mı olur diyerek değişen düzene isyan ediyordu. İşte o zaman kafasını koparmak istiyordum. Sanat kadar insanı geliştiren ufkunu açan başka bir şey yokken insanların yok sayması, değerli görmemeleri beni deli ediyordu. İnsanlar sanattan yoksun kaldığı için cahilleşmiş, cahilleştikleri için zarar vermişlerdi.

"Çok iyi bir avukattı ama. Adliye koridorlarından fırtına gibi eserdi. Ona yanlışlıkla veya bilerek atılan hiçbir pası kaçırmaz adeta Tsubasa gibi basardı golü."

Bertan'ın yine o dönemlerimi heyecanlanarak anlatması akciğerlerimi havayla doldurmama sebep olmuştu. Şu akciğerler bugün şişe şişe patlayacaktı zaten.

"Bertan abartma lütfen," diye onu uyardığımda asla beni ciddiye almadı. "Abartmıyorum canım. Bakın savcım," yine yükseldiğinde bu sefer sandalyesini Yaman'a doğru çevirdi. "Ben doğu görevi için İstanbul'dan ayrılmıştım. Bu süre boyunca neler yaptıysa İstanbul'daki arkadaşlarım beni arayıp Mısra'yı şikayet ediyorlardı. Onun yüzünden iş bulamıyorlarmış."

"Benim yüzümden değil atılgan olmadıkları için." Ağzımın içinden mırıldanmam Bertan'ı keyiflendirmişti. Ellerini birbine vurup parmağıyla beni gösterdi. "İşte aynı kibir." Bakışlarımı ters bir şekilde ona çıkardım. "Beni deli ediyorsun!"

Beni takmayıp Yaman ile konuşmaya devam etti. Yaman da sandalyesine yaslanmış gayet ciddi bir şekilde onu dinliyordu. "Savcılar bile çekiniyormuş ondan." Bu son cümlesiyle karşımdaki adamın ciddi ifadesi silinmişti. Ben ise abartması sebebiyle Bertan'a yükselmiştim. "Yuh ama ya! Neyim ben? Vali mi? Cumhurbaşkanı mı?"

Bertan sağ bacağını diğerinin üstüne attıktan sonra "mübalağa yaptım," dedi. Sinirlerim artık son raddede olduğu için dayanamayıp gülmüştüm. Diğerleri de bana eşlik ederken ellerimle ağrıyan başımı ovuşturdum.

"İstersiniz sohbete çay içerken devam edelim." Peri'den gelen teklifi karşımda oturan adamlar kabul edince içimden sabır çekmek zorunda kalmıştım. Ben bu herifle ne zaman konuşacaktım?

Oyuncu pislik!

Yalancı adi!

Aynılarından sende Mısra.

"Çaydan önce ben bir ellerimi yıkasam."

Hemen atladım. "Tabii, ben lavaboyu göstereyim."

Yaman başını salladığında önden yürümeye başladım. Arkamdan gelen sert adımlar içimdeki nefreti körüklüyordu. Salondan çıktıktan sonra ben önde, o arkada devam ettik. En sonunda lavabonun ahşap kapısının önünde durdum. O da aramızda birkaç adım bırakarak arkamda durdu.

Konuşmasını bekledim.

Tek bir kelime de olsa bir şey söylesin istedim.

Yapmadı.

Onun yerine yanımdan geçip gidecek oldu. Ben ise buna izin vermedim. Öylece yanımdan geçip gitmesine müsaade edemezdim. Bana açıklama yapmak zorundaydı.

Ondan önce elimi kapının kulpuna koydum. Onun eli ise havada kaldı. Vücudu bana dönüktü. Yanımdaydı. Ama ne onun bakışları bendeydi ne de benim. Zaten yalan bakışları da uğramasındı bana.

Ona çok şey söylemek istiyordum. Açıklasın istiyordum. Yüzüne yüzüne bağırmak istiyordum. Biliyordum haksızdım. Adaleti elimi alıp bir top gibi çeviren onu da buna alet eden bendim. Ama o benimle oynamıştı. Bir amacı olmalıydı. Benimle oynamasının bir amacı olmalıydı.

Dilimin ucuna bir sürü cümle geldi. Hepsini geri yuttum. Boğazımdan akan giden sözcükler arkalarında birer birer iz bırakmıştı. Yanık izi. Yakıp gitmişlerdi.

"Neden?"

Benim hiçbir duygu içermeyen sessiz haykırışımla havadaki elini yumruk yapıp indirdi. Vücudu gibi kahvelerini de bana çevirdi. Bakışı artık içimi ısıtmıyordu ama tenimi yakıyordu. "Nedeni yok."

Verdiği cevapla ben de ona döndüm. Alev ateş olan bakışlarım onun kahvelerini delip geçti. "Ne demek nedeni yok!"

"Ne duyduysan o demek, Mısra!" Kelimelerin tek tek üstüne bastı. Ama en çok ismimin üstüne... Bana artık avukat demeyecekti. Artık beni tanıyordu.

Onun için artık avukat değil sadece Mısraydım.

Ben onun için hiçbir zaman avukat değildim.

"Madem en başından beri biliyordun neden benimle oynadın?! Neden hemen takmadın bileğime kelepçeyi?"

Bir adım attı bana doğru. Geri çekilmedim aksine başımı daha da dikleştirdim. "Gerçekten bunu mu isterdin?"

"Benim ne istediğim mi önemli olan Yaman?"

Güldü. "Demek artık savcı yok."

"Artık sana saygı duymam gerekmiyor," bakışlarım daha da keskinleşti aynı dilim gibi. "Zaten saygı duyulacak birisi değilmişsin." Benim iğrenir gibi çıkan sesimle gözlerinde şimşekler çaktı ama bunu yüzüne yansıtmamakta oldukça ustaydı. "Sen misin saygı duyulacak kişi?" Küçümseyici bakışlarının bendeki etkisininden birhaberdi. "En azından yalanlar üzerine kurduğum değil de gerçek olan bir kimliğim var."

Duraksadı. Yüzündeki gülümsemeyi sildi. "Sen bir savcıyı kandırabileceğini düşünebilecek kadar kibirlisin. Kendi benliğini yalanın üzerine kuran bir oyuncusun. Sen kimsin Mısra?" Ellerim soğuk metali sıkarken ağzımdan tek bir kelime çıkmadı. "Dur ben söyleyeyim. Sen sadece yalandan ibaretsin!"

Onun söyledikleri kalbimde yeni açtırdığım çiçekleri bir birkopardı. Kopardığı yerden akan kanlar ise uzun bir süre durmayacaktı.

"Birbirimizi yaralamak istiyorsak buna sonra da devam ederiz. Sana tek bir soru soruyorum Yaman." Bir adım da ben yaklaştım ona. Sıcak nefesi yüzüme çarpıyordu. "Neden?" Gözlerinde görmeyi beklemediğim o alaysı ifade içimde yatıştırmaya çalıştığım sinirimi hoplatıyordu. "Daha değil Yazar hanım, daha değil." En az sesi kadar buz gibi olan eli elimin üstüne kapandı. Gözlerini gözlerimden ayırmadan hafif bir baskı uyguladı kapı koluna. Kapı açıldığında elini ve bakışlarını çekmedi.

"Sen kafanda kurmaya başla. Eğer yazarlığın da avukatlığın kadar iyiyse yarın sabaha kadar halledersin." Benimle alay eden adama kafa göz dalmak istiyordum. "Şimdi izninle tuvalete gireceğim."

Samimiyetsiz bir şekilde gülüp başımı yana eğdim. "Buyurun savcım," elimi temasından kurtardığımda o da beni gözlerinin kafesinden salmıştı. Banyoya girip kapıyı kapattıktan sonra bir süre yerimde soluklanmak zorunda kalmıştım. Bir işler çevirdiği kesindi. Beni neden elinde oynatmıştı bilmiyordum. Söylememek de ısrarcıydı. Yine oyunu kendisi devam ettirmek istiyordu. Onun kurallarına göre oynamamı istiyordu ama ben daha bugün öğrenmiştim oyun tahtası üzerinde olduğumu.

Oyun tahtasındaki en yanlış hamleyi de ben yapmıştım. Bütün avantajlı hamleler ondaydı. Bütün üstünlük ondaydı. En ufak yanlışımda beni çıkarına göre yakacak veya kurtaracak olan yine oydu.

Düşünceler sanki beynime baskı yapıyordu. Sanki artık oraya sığamıyorlardı da taşmak istiyorlardı. Başım zonklarken derin nefesler verdim. Bu stres bana oldukça fazlaydı. En son avukat olduğum zamanlarda bu kadar strese maruz kalmıştım.

Vay be, yalandan da olsa o günlere döner gibi olmuştum!

Bu düşünce anlık gülümsememe sebep olurken hemen kendimi topladım. "Şimdi gülecek zaman değil Mısra!" Ben kendi kendime konuşurken karşımdan gelen Bertan'ı fark etmemiştim. "Ne yapıyorsun, adamın çıkmasını mı bekliyorsun Mısra?!"

Bertan'ın azarlar gibi çıkan sesi ona olan öfkemi de hortlatmıştı. Onun bana doğru gelmesine izin vermeden hızla yanına gittim. "Gecenin stresini atmaya çalışıyor olabilir miyim acaba?!"

Bakışları hemen yumuşayınca gözlerimi devirdim. "Özür dilerim canım," bana sarılmaya çalışınca hemen geri çekildim. "Sonra konuşacağız bunları!" Onu ardımda bırakarak salona doğru yürüdüm. Girdiğimde karşılaştığım manzara biraz olsun rahatlatmıştı. Masayı güzelce toplamışlardı. En azından bazen işe yarıyorlardı. Peri'nin mutfakta olduğunu seslerden dolayı anladığım için oraya yöneldim. Mutfağa girdiğimde onun adliyeden geldikten sonra hazırladığım tatlıları, kurabiyeleri tabağa koyduğunu gördüm.

Tek bir kelime etmeden dolaptaki tepsiyi aldım. Çıkardığım sesle Peri'nin bakışları bana dönmüştü. Endişeli bir hala bürünüp bana bir şey diyecek olmuştu ki kapıdan giren Bertan susmasına yetmişti.

Ben tabaklardan iki tanesini elime aldığımda Bertan da çayları doldurmaya başlamıştı. Peri de kalan tabaklarla arkama takılmıştı. Tabakları orta sehpaya koyduktan sonra Yaman'ın önüne küçük sehpalardan çıkardım. Orta sehpa büyüktü ama koltuklar arasında çok boşluk olduğu için yetişmezdi.

Daha bugünkü yaşadığım şoku atlatamamıştım. Nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Nasıl hissediyordum, onu bile bilmiyordum. Ama Yaman'ın bakışlarıyla hissettirdikleri kapanmayan yara izlerimi deşiyordu. Tırnağıyla onların üstüne çizikler atıyordu. Bir zavallıymışım gibi bakıyordu bana. Tiksiniyordu benden.

Halbuki onun aksine ben onun duygularıyla oynamamıştım.

Onun elinde yapması gereken bir şey vardı ama o yapmamış benimle oynamayı tercih etmişti. Avucuna hapsetmişti beni halbuki yapması gereken nezarethaneye atmaktı.

Tabii ki demirlerin arkasında olmayı tercih etmezdim. Olay sadece benimle oynamasıyla bitse minnetttar bile olurdum. Ama burada bitmeyecekti. Boşu boşuna yapmamıştı bunları. Boşu boşuna yalandan gülüşler göndermemişti bana. O samimi sözlerin hepsi bir amaca hizmet ediyordu.

Benimle geçirdiği saatlerin bir amacı vardı. Boşu boşuna bana katlanmamıştı. Altında yatan bir olay ya da birden çok olay vardı. Anlaşılan o ki daha söylememekle kararlıydı. Yeterince kıvrandığımı görmemiş gibi daha da batmamı istiyordu.

"Tamam başkomiser, geliyorum ben. Bertan Savcı'ya ben haber ederim." Yaman'ın kendisinden önce sesi gelmişti odaya. Bizim bakışlarımız koridorun başına döndüğünde o da elinde telefonla gözükmüştü. Çatık kaşları ve hızlı adımları iyi bir şey olmadığını gösteriyordu. "Savcım çocuk. Bulunmuş. Maalesef." Bu ansızın gelen ölüm haberi hepimizin içine karabulutlar çökmesine sebep olmuştu. Gün geçmesin ki ülkemde bir masumun canına daha kıyılmasın.

Bertan eliyle sıkıntılı bir şekilde yüzünü sıvazladı. Ağzının içinden söverken Yaman koltuktaki paltosunu eline almıştı. "Acilen çıkmamız gerekiyor," Bertan'a bakarak konuştuğunda o da başını sallayarak oturduğu koltuktan kalktı. "Savcım siz niye gidiyorsunuz?"

"Davan benim baktığım davayla birleşiyor. Detayları konuşuruz." İmalı bakışları beni bulunca kaşlarımı çattım. Benim yanımda konuşmak istemiyordu. Ne bekliyordu bir çocuğun öldürüldüğü dava hakkında bilgileri dışarı sızdıracağımı mı?

"Sizin davayla birleşiyorsa benim de gelmem gerekiyor. O davadaki ölen çocukların ailelerin avukatı benim." Üçü bir anda hızlıca çıkışa yönelince ben de el mecbur arkalarından ilerlemiştim. Bertan ve Peri hızlıca paltolarını giyerken Yaman kapıdan çıkmıştı bile. Ben de kapıya yaslanarak içeridekileri bekleyen ona baktım.

"Yemekler için sağ ol Mısra. Yediğim ya da yemediğim her şey çok güzeldi."

Alttan alttan yaptığı ima boş boş bakmama sebep oldu. "Afiyet olsun," diye mırıldandım sadece. Yaman daha fazla kapının önünde durmadı ve arabaya doğru ilerledi. Peri ve Bertan da en sonunda evden çıkmışlardı. Bertan saçımı küçük bir öpücük kondururken Peri çoktan arabaya doğru ilerlemişti. "Bizi bekleme, geç kalırız." Başımla onu onayladım. Bakışları ifadesiz gözlerimde ve bir ip kadar dümdüz olan dudağımda gezindi.

Bir şey söyleyecek olduğunda buna izin vermedim ve karşısından çekildim. Onlara arkamı dönerek içeriye girdim. Bertan da bir süre duraksayıp arabasına doğru ilerlemişti. Üçü de Bertan'ın arabasıyla gidecekti. Yaman anlaşılan kendi arabasıyla gelmemişti.

Kapıyı kapatmadan son kez ona baktım. Bakışlarımız kesişti. Vücudum baştan aşağıya buz kesti. Bir bakışıyla hem içimi sıcacık edebiliyor hem de beni donacağım bir soğuğun içine atabiliyordu. Üzerimdeki anlamsız etkisi geçecekti. Duygusal boşlukta olduğum bir anda yakalamıştı beni.

İpleri elime alma sırası bana gelmişti.

Asıl oyun şimdi başlıyordu.

...

Selam canlarımm!!
Biliyorum daha okuyan yok. Ama ben ileride benimle, karakterlerimle, duygularımla buluşacak bir sürü kişi olacağına inanıyorum. O yüzden her bölüm sonunu size ayırıyorum.
Nasıl buldunuz bölümü?
Evet bir şeyler açığa çıktı ama bu daha büyük sırları peşinden getirdi.
Sizce Yaman'ın amacı ne?
Daha yeni flörtleşmeye başlayan çiftime enemies sahneleri yazmak yük oluyor.
Sizleri seviyorum, beklemede kalın!