14. bölüm · Yalnızlığın Gölgesinde

12:Yanındayken Benim

Ay She

Keyifli okumalar!
The Night We Met- Lord Huron

Her şeyden habersiz Bertan önce önünde dikilen Peri’nin sırtıyla bakıştı. “Ne diye dikiliyorsun,” onun da cümlesini tamamlatmamıştı Yaman’ı görmesi. Önce şaşkınlıkla havaya kalktı kaşları sonra bir ben bir de Yaman arasında gitti göz bebekleri. En sonunda ikimizin alakasını sorguladığını belli edercesine çatmıştı sarı kaşlarını. Hala ağzı açık bir şekilde bekleyen Peri’nin ardından çıktı ve bize doğru adımlamaya başladı. O sırada yanımdaki adam gülümseyerek “Hoşgeldiniz,” dediğinde ben de şaşkınca ona baktım. Burada tek gerilen ben miydim?

Bakışlarımı onun üstünde çekmeden yavaşça sandalyeyi salladım. O bu sarsıntıya bana bakarken Bertan’ın soğuk sesi doldurdu odayı. “Senin burada ne işin var Yaman?” Birkaç adımla tam önümüzde durduğunda Yaman başka bir konuya takıldığını belirtmişti. “Yaman değil, savcım de.” Bertan anlamsız bir şekilde yanımda saçmalayan adama bakıyordu. Ben ise tırnaklarımı sertçe sırtına bastırdım. Sırası mıydı Allah aşkına? Arkadan Peri masum masum “adliyede değiliz ki,” dediğinde Yaman gayet ciddi bir şekilde cevap verdi. “Mesai saatleri içindeyiz ama.”

Onun bu cevaplarına gülen tek kişi bendim. “Savcım bugün cumartesi,” diyen yine bendim. Benim bu mantıklı cümlemle beraber kaşlarını çatarak bana döndü. Ben hala gülerek ona bakarken gözleriyle konuşmuştu benle. ‘Senin için çabalıyorum burada ne diye beni bozuyorsun,’ diye sitem ettiğine emindim. Bertan ve Peri’ye rağmen gülümsemem daha büyümüştü. O da hala bana bakarken bir şeyleri anlamdırmaya çalışan Bertan’ın sesi böldü bakışmamızı. “Tekrardan soruyorum o zaman savcım,” savcım kelimesinin üzerine bastırması sinirimi bozduğu için gülmüştüm. Bertan’ın ters bakışları beni bulunca sandalyeyi tutmayan elimin tersiyle ağzımı kapattım.

“Burada ne işin var savcım?”

Bu soru keyfimi tamamen kaçırmıştı. Ne diyecekti? Mısra’yı tamamen kuklam yapacağım bu yüzden oyun başlamadan ondan özür dilemem gerekiyordu ve ben de lale buketini kaptım ve karşısına dikildim mi? Ya da dün kırıcı şeyler söyledim o yüzden özür dilemek için geldim mi? Tedirgin bir şekilde Yaman’ın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordum ki o benim aksime gayet rahat bir şekilde cevapladı Bertan’ın sorusunu. “Geçen ki yemek için teşekkür etmeye gelmiştim.” Dediğinde Bertan masadaki boş yemek tabaklarını çevirdi gözlerini.

“Yemek için teşekküre geldin ve tekrardan yemek mi yedin?”

Yaman dudaklarını içeriye büzdü ve başını salladı. “Galiba bu yemekler için de ayrı teşekkür etmem gerekiyor.” Bu dediği göz devirmeme sebep oldu. Bu kaotik ortamı dağıtmak için Peri’ye doğru yürüdüm. Çünkü Bertan Yaman’ın cümlesinden sonra bakışlarına ekstra terslik bulaştırmıştı. Hala şaşkınca bize bakan Peri’nin kolundan tutup kendime çektim ve sıkıca ona sarıldım. “Hoş geldin canım,” dedim herkesin duyabileceği ses tonuyla. Sonra sessiz bir şekilde ekledim. “Gelmeden önce haber vermeliydin!” Kulağında fısıldamala ondan gelen cevap kolunu çimdiklememe sebep olmuştu. “Ne bileyim ben eve erkek atacağını!”

O acıyla yüzünü buruştururken ondan ayrılarak Bertan’a baktım. O ise hala bakışlarını karşısındaki adama kitlemiş bir şekildeydi. Yaman ise boş bir ifadeyle Bertan’ın bakışına karşılık veriyordu. Ortamdaki gerilim tüylerimin kalkmasına sebep olurken gülmeye çalışarak Bertan’ın koluna dokundum. “Hadi yemekleri getirelim, açsınızdır siz,” dikkatimi kendi üstüme toplamaya çalışmam işe yaramış, Bertan bakışlarını savcıdan çekmişti. Benim bakışlarımla denk düşünce bir şeyler söylemek için ağzını açmıştı ama Peri’nin cümleleri ona engel olmuştu. “Biz yedik Mısra. Çok acıkmıştım ben, Bertan’ı da aldım hemen yemeğe geçtik.”

Peri yanımızdan ayrılmadan önce gayet normal bir şeyler söylüyormuş gibi konuşmuştu. Ama ağzından çıkan yüzümde oluşan gülümsemenin yavaş yavaş düşmesine, karşımdaki adamın kolunda olan elimi de indirmeme sebep olmuştu. Yarım bir nefes alıp kalbime çöreklenen o hissin geçmesini bekledim. O his ki uzun zamandır beni bırakmıyor, yalnızlığıma yük oluyordu. O his ki yanımdakiler tarafından kucağıma bırakılıyor ve beni yok edecek bir saatli bomba olduğunun farkında bile değillerdi. Sadece saatini bekliyordu.

Tik tak…

“Anladım,” dedim tek düze çıkan sesime engel olmayarak. Bakışlarım konacak bir yer ararken terleyen elimi üstüme sürdüm. Bertan’a sırtıma dönerek Yaman’a baktığımda ise onun çatılan kaşlarıyla karşılaştım. Soru işaretleri içeren gözlerinden kızdığı için kaşlarını çatmadığını anlamıştım.

Bir süre bende duran bakışları yavaş yavaş yumuşamaya başlamış, küçük bir tebessüm oluşmuştu dudağında. “Mısra,” avukat demeyi es geçmiş ve yumuşak bir sesle konuşmuştu Yaman. “Hıı,” ona olan küçük yanıtımın ardından hem beni şaşırtacak hem de güldürecek o yanıtı verdi. “Ben doymadım.” Kaşlarım hızlıca havalanırken önündeki boş tabaklara baktım. Elim havaya kalkıp istemsizce masada duran tabakları gösterirken ağzımdan da şaşkın cümlelerim dökülmüştü. “Doymadın mı?” Benim tabaklarımı göstermemin ardından alınmış gibi kaşlarını çattı. “Doymadım. Ne demek istiyorsun? Ayı gibi yiyorsun mu demek istiyorsun?” Çocuksu alınganlığı beni gülümsetirken başımı sağa sola sallayarak ona doğru yaklaştım. “Evime gelen misafire asla böyle bir şey söylemem,” masadaki boş tabakları toplarken aynı zamanda da ona laf yetiştiriyordum. “Ama düşünmediğimide söyleyemem yani,” dediğimde ise gözlerini kısarak bana bakmaya devam etti. “Keşke bunu düşündüğünü de söylemesen misafirine.”

Gülüşümü gizlemediğimde onun da yaladan sildiği tebessümün tekrardan yerinde olduğun fark ettim. Ben tabakları tepsiye koyduktan sonra Yaman bana izin vermeden tepsiyi kucakladı ve ayağa kalkarak mutfağa doğru yürümeye başladı. Bertan hala anlamsız bir şekilde bıraktığım yerde duruyor ve sevmediği bir şeye bakar gibi Yaman’ı kesiyordu gözleriyle. Yaman da bu bakışları kaçırmamış olacak ki onun yanında geçerken birkaç saniyelik bir duraksama yaşadı. Sonra ise anlamsız bir sırıtışla yanıt verdi Bertan’ın bakışlarını.

Bertan da ben de bunu beklemediğimiz için bizi arkasında bırakıp mutfağa ilerleyen adama şaşkınca baktık. Bertan eliyle onu işaret ederek “gerçekten ne alaka Mısra,” dediğinde göz devirip ben de mutfağa ilerlemek için yürümeye başladım. “Söylediği gibi işte Bertan.” Ben de Bertan’ın yanında küçük bir duraksama yaşamıştım çünkü eliyle kolumu sarmıştı. “Bu yakınlığınızı anlamadım. Sadece bir kere görüştüğün adamı evine nasıl alırsın?” Onun bu sorusuyla alaylı bir gülümseme oluştu yüzümde. Kolumu çektim. “Onu bu eve getiren sensin Bertan. Hem de onun varlığından bile haberim yokken. Şimdi gerçekten beni sorgulayan sen misin?”

“Seni sorgulamıyorum sa-,” ona olan kırgınlığımı göz ardı edemediğim ve şu an mutfakta olan adamın yanına gitmek istediğim için cümlesini tamamlamasına izin vermedim. “Sonra konuşalım Bertan,” tam yanından geçip gidecekken “ve adama öyle bakmayı kes. O benim misafirim. Ben senin misafirlerine nasıl davranıyorsam sen de benim misafirlerime o şekilde davran lütfen,” diye onu uyardım. Şüphe dolu bakışlarına ekstra hüzün eklenince derin bir nefes aldım ve onun yanından geçip gittim. Bertan’ı seviyordum. O benim abimdi. O benim yol göstericimdi. O benim öğretmenimdi.

Ama benim için yaptıklarını yine sırtıma yük bindiren de oydu.

Mutfaktan içeriye girdiğime kulağıma dolan cızırdama sesiyle bakışlarım ocağı bulmuştu. Tahmin ettiğim gibi pilavın üstünde bulunduğu ocağı yakmıştı Yaman. Telaşlı bir şekilde ocağı kapatmaya çalıştığını görünce yine takılı kaldığını anladım. Ocak annemlerden kaldığı için bir hayli eskiydi ve arada düğmeleri takılı kalıyordu. Yaman en sonunda pes edip pilav tenceresini kaldırmıştı. “Hay ben böyle ocağa,” diye söylenirken arkasından ona yaklaştım. “Hey! Ocağıma kötü şeyler söyleme. Yerken parmaklarının da arada kaynadığı yemekleri ben bu ocakta yapıyorum.” Elindeki tencereyle ocağın önünden çekilmişti. “Onun dilinden sadece ben anlarım,” diyerek ocağın başına ben geçtim ve biraz uğraştıktan sonra kapatmıştım. Elinde tencereyle beni izleyen adama baktığımda gözlerinden ciddiyet aktığını fark ettim. “Kaçıncı yüzyılda yaşıyorsun Allah aşkına? Onun dilinden ben anlarım ne? Bu sözü en son büyük büyük annemden duydum ve bu ocak tehlikeli.” Hem tencereyi mutfak taşına bırakmış hem de dolaptan temiz tabak alarak içine pilav doldurmaya başlamıştı. O sırada ben de taze fasulyenin altını kapatmıştım. “Niye temiz tabağımı kirletiyorsun Yaman?” Benim cümlemle pilav doldurduğu tabağını kenara bıraktı. “Ben tikli biriyim. Ben yemiş olsam bile aynı tabaktan bir daha yemem.” Damarımdaki kanı fokurdatacak kadar gıcık biri olduğunu biliyordum ama asla bu kadarını beklememiştim. Ağzım açık bir şekilde ona bakarken bu halime güldü ve önceden pilav yediği tabağını aldı. O tabağa da pilav doldururken bana gülerek söyleniyordu. “Şaka yaptım Mısra, o bakışlarını çek benden,” dediğinde ona kınıyormuşcasına olan bakışlarımı düzelttim. “Senin için katıyorum. Peri yemeyeceğine göre bu sefer benimle yemen için engel yok.”Bu hareketi, düşünceliğinin inceliği ve odunluğunun emir vakisi arasında top sektiriyordu. Tek kaşımı kaldırarak onu sorgulamaya başladım. Benim için mi doymadım demişti? Ama bunu yapması için bir sebep yoktu ki. Hayır, gerçekten yoktu. Evet, yalnız yemeyi çok sevmiyordum ama o bunu bilmiyordu. Ve evet, şu an o bana yemek katmasa gece yatağa aç girerdim. Ve yine evet, onun benim için pilavın üstüne doldurduğu taze fasülyeyi yiyecektim.

“Ben tabakları aldım, sen de kaşıkları al gel.” En son cacıkları da kaselere doldurduktan sonra tabakları tepsiye yerleştirdi ve bana bir kez daha bakmadan muutfaktan çıktı. Mutfakta tek kaldığımda tırnağımla yaslandığım tezgaha bastırdım. Onu anlamıyordum. Onun bana olan davranışlarını açıklayamıyordum. Evet, hala bana yakınlaşmak için iyi davrandığını biliyorum ama bu iyi davranmanın da ötesindeydi. Bana hissettirdiği yalandı, yalan olması lazımdı. Onun yanında gülebiliyor, sinirlenebiliyor, konuşabiliyordum. O herkesten yabancıyken gerçek gülüşlerime, gerçek duygularıma da herkesten yakındı.

Bertan ve Peri bile iki yıldır gerçek bana yabancıyken bu adam nasıl bana bu kadar tanıdıktı?

Yanaklarımı şişirip nefesimi verdikten sonra iki bardak çay doldurdum ve küçük tepsiyi koyduğum bardaklarla mutfaktan çıktım. Salona doğru döndüğümde Bertan ve Yaman’ın karşılıklı oturmuş, birbirlerine attıkları boş bakışlarla karşılaşmıştım. Sakin bir şekilde tekli koltukta oturan Peri ise onlardan tamamen uzakta, telefonuna dalmış durumdaydı. Sandalyelere kurulmuş iki adamı es geçerek Peri’ye ilerledim ve tepsiyi uzattım. Ancak dibine girdiğimde beni fark etmiş ve gülümseyerek, elinden telefonu indirmeden tepsideki bardağı aldı. Bardağını sehpaya bırakmadan telefona gömüldüğünde tepkisiz bir şekilde masaya ilerledim.

Ben hala birbirlerine bakan iki keçi beklerken bir anda kahve gözlerle karşılaşmıştım. Çatık kaşlarına anlam veremediğim için başımı yana eğdim. O ise başına sağa sola sallayarak hala ona bakan Bertan’a tekrardan gözlerini çevirdi. Bu anlamsız bakışmanın ne kadar süreceğini kestiremediğim ve bölmek istemediğim için masanın başındaki sandalyeye kuruldum. Sol tarafımda Yaman, sağ tarafımda Bertan varken oturdum o sandalyeye.

Tepsiyi sol tarafıma koyduktan sonra Bertan’a çayını uzattım. Benim çayı ona uzatmam sayesinde en sonunda gözlerini bana çevirmiş ve tek tek gözlerine parıltı kondurmuştu. “Eline sağlık canım,” dediğinde gülümseyerek “afiyet olsun,” demiştim. Tam tepsideki kaşıklara uzanmıştım ki Yaman iki kaşığı da almış birini benim gözüme doğru uzatmıştı. Şaşkın bir şekilde gözümün dibindeki kaşığa bakarken aynı zamanda çok beklemeden aldım elinde kaşığı.

Sert bir şekilde kaşıkla tabağına daldı ve “ben çok acıktım hadi Mısra,” diye sitem etti. Her hareketi ve lafları beni daha çok şaşırtıyordu. “Gören de kıtlıktan çıktın sanar Yaman, daha on dakika önce 2 tabak gömdün,” kendi yemeğimle ilgilenirken aynı zamanda ona laf yetiştiriyordum.

Duraksayıp bana baktı. Sonra ise her zamanki sırıtşlarından gönderdi. Bu sayede yine saçma sapan bir cümle kuracağına emindim. Şu sırıtışı da yalan olduğunu öğrendiğimde adama otomatikmen yüklenmişti.

“Senin yemeklerinden önce meğer ben kıtlıktaymışım Mısra, sadece farkında değilmişim.” Bu cümleden sonra önce Peri ağzındaki çayı sehpaya doğru püskürdü, Bertan da elindeki bardağa düşürecek gibi oldu. Ben ise onun bu durumuna alışık oldğum içlim sadece başımı sağa sola sallamakla yetindim. “Afiyet olsun Yaman, afiyet olsun.”

Yemek boyunca Yaman’la ben konuşmuşken diğer ikiliden ses çıkmamıştı. Muhtemelen ikisi de bizim gereksiz yakınlığımıza şaşırıyorlardı içlerinde. “Domates salçası var mı bunun içinde?” Tabağımdaki son lokmayı da ağzıma atmadan Yaman’ın sorduğu soruya hızlıca başımı salladım. “Olmaz mı? Var ama yoğunluk biber salçasında. Domates salçası sevmem ben çok. Anneannem alıştırdı. O domates salçasını eve bile sokmazdı bırak yemekleri.” Siyah kaşlarını kaldırdı ve bitirdiği tabağını öne doğru ittirdi. “Benimki tam tersiydi.” Aslında devam edecekken odağı benden kayıp Bertan’a yönelmişti. Hala ona anlamsızca bakan Bertan’la göz göze gelince duruşunu dikleştirip ağzını kapatmıştı.

Ben devam etmesi için ona bakarken o bambaşka bir şeyle gelmişti bana. “Salçayı nereden alıyorsun? Sırrın kesin salça,” bu sorusuna hafif bir şekilde tebessüm ettim. Elimle önüme gelen saçlarımı arkaya savurdum. “Ben yapıyorum salçamı savcım,” önce tekrardan savcı demem onu gülümsetmiş sonra da dediklerimi idrak gerek gözlerini kocaman açmıştı. “Şaka yapıyorsun!”

Gülümseyerek başımı sağa sola salladım. Yandan Peri de bağırarak beni onayladı. “Ben şahidim savcım, her yer biber kokuyor salça zamanı.” Sonlara doğru yüzünü ekşitmesine göz devirdim. Savcı başını yana eğerek, hayran bir şekilde bana bakıyordu. Bir erkeği salça yaptığım içine etkileyeceğimi asla düşünmezdim.

“Bu kadar hamarat olmanı beklemiyordum av-,” az daha pot kıracağı için dilimi ısırmıştım. Bana avukat demesi Bertan’ın bizi daha çok sorgulaması demekti. Şu an bile yeterince sorguluyor ve beni yeterince strese sokuyordu.

Peri en sonunda tünediği koltuğundan kalkmış ve yanımıza doğru gelmişti. Bertan’ın arkasında durduktan sonra bir şey diyecekken gözleri masanın üzerindeki beyaz laleleri bulmuştu. Ne yapacağını anladığımda kaşlarımla ona engel olacaktım kı Bertan’ın bakışları beni bulmuştu. Biz göze göze gelmişken Peri de infaz sorusunu sormuştu. “Bu çiçekler kimden Mısra?!” Heyecanlı bir şekilde masadaki çiçeklerime gitmiş ve onları nazikçe kucaklamıştı. “Allah’ım! Çok güzeller,” Peri çiçeklere sevdasını belli ederken Bertan ilk sorusunu es geçememişti. “Kimden sahiden?” Sesindeki merak gözüne de yansımıştı. Ben cevaplamadan sol tarafımdaki adam hemen atıldı. “Ben aldım.” Bu cümleyle ortamda uzunca bir sessizlik olmuştu. Öyle ki çiçeklerle sallanan Peri bile durup şaşkınca Yaman’a baktı. Yaman anlık, alaysı bir ifadeyle Peri’ye bakmıştı. Ama bu çok ani olan ve kısa süreli bir şeydi.

“Eli boş gelemezdim ya? Teşekkür için.”

“Her teşekkür eden çiçek alsaydı Yaman,”

“Ee Bertan?”

“Odandaki laleri de mi sen aldın savcım?”

Peri’nin git gide beni batırması çileden çıkmama sebep olurken Yaman’ın ani itiraflarını engellmek için bir anda bağırdım. “Hayır!” Altı göz bir anda bana dönünce dişlerimi dudağıma geçirdim. “Yaman almadı onları.” Bertan kaşlarını kaldırdığında devam etmemi bekliyordu. Elimi enseme atarak utanıyormuş gibi yaptım. “Şey aldı,” dudaklarımı tekrardan dişlediğimde bu rollenmemi Yaman bile şaşkınca seyrediyordu. “Hani yemek yemeye gittiğim arkadaşım var ya,” gülümsedim utanarak. “O aldı işte.” Yaman otuz iki diş sırıtarak arkasına yaslanırken Bertan tek konumuz buymuş gibi “sonrasında çay içeceğin arkadaşın mı?” Demişti.

Ben ise sırıtarak “içtik ki,” demiş ve onları daha da şaşırtmıştım. Yaman ise keyifli bir şekilde gülüyor ve benim resitalimi seyrediyordu. “Ha bir de içtiniz?” Bertan’ın sorusuna kafamı salladığımda yerinde doğruldu. İşaret parmağımı ona doğru uzattım. “Başka hiçbir şey anlatmam!” Peri hala kucağında laleler varken yüzünü buruşturdu. “Vay be Mısra Hanım! Daha anlatmadığın ne marifetleriniz var acaba?” Ben Peri’ye bile dönmezken Yaman’ın ona olan sert bakışları dikkatimden kaçmamıştı. Bertan sabahtan beri ona ters davrenırken onu takmayan adam Peri’ye neden böyle bakıyordu?

Peri de bu bakışları fark etmiş olacak ki boğazını temizleyerek elindeki çiçeği yerine bıraktı. “Çok güzel çiçekler savcım, zevkiniz harika.” Bu sefer yüzünü buruşturan Bertan’dı. “Neresi güzel be? Kör oldun herhalde Peri.” Yaman, Bertan’ın bu tepkisine gülerek karşılık verdi.

“Kıskanma Bertan AYTÜRK. Büyüyünce sana da alırlar.”

Ellerini masaya koyan Bertan ters bir şekilde bana bakınca ben de aynı şekilde karşılık verdim. Misafirime davranma şeklini onunla sonra tartışacaktım. Kaş göz işaretiyle çiçeği gösterdiğimde ne demek istediğimi anlamıştı ama kafasını mekanik bir şekilde sağa sola salladı. Tek kaşımı kaldırdığımda ise ofladı. Elleriyle oynarken ağzının içinden “çiçekler güzelmiş,” dedi. İçimden ‘ya sabır,’ çekerken bu durumdan eğlenen tek kişi Yaman’dı.

“Bir dahakine sana alırım Bertan, üzülme.”

Bertan kafasını bir anda kaldırıp karşısındaki adama baktı. “Höst lan! Hele bir al o çiçekleri sana yedirmesini bilirim ben.” Yaman onaylamadığını belli ederek “bir savcıyı tehdit mi ediyorsun?” Dedi. “Ben de savcıyım lan!”

“Daha kötü. Meslektaşımdan moobing yiyorum.”

“Hemcinsim bana çiçek almayı düşünüyor.”

“Meslektaşın seni mutlu etmeye çalışıyor.”

“Hemcinsim siktirsin!”

Bu cümleden sonra ikisi de gülerken biz anlamsızca onlara bakıyorduk. Ne oldukları belli değildi. Hadi Yaman ne dolduğu belirsiz biriydi de ya Bertan? Savcı olacak adam yanındakileri de dengesiz yapıyordu.

Biraz daha güldükten sonra Bertan bir anda ciddileşmiş ve onun koluna vurmama sebep olacak o cümleyi kurmuştu. “Saat geç olmadı mı savcı? Ettin teşekkürünü git artık!” Üst üste iki kez koşma vurunca kendini geri çekmiş ve gözlerini kısarak bana dönmüştü. “Sana misafirlere nasıl davranman gerektiğini bu yaştan sonra öğretmemi istemiyorsan akıllı dur!”

Bana umursamaz bakan adamda ters bakışlarım varken az önce kovulan adama dönerken de gözlerime kadar ulaşan bir gülümseme vardı yüzümde. “Sen ona bakma. Daha çay içeceğiz zaten.” Başını sallayarak ban iç çektirecek küçük bir gülümseme oluşturdu. “Çay önemli,” onun bu imasına tek kaşıma kaldırarak cevap verdim.

Odamdaki çiçekleri alan oydu. O gün yemek yediğim oydu. Kahvehanede çay içtiğim yine oydu. Sandığımdan fazla vakit geçirmiştim onunla. Ve Yaman’la geçen her bir dakika bana eski günlerimi anımsatıyordu. Belki de beni avukat sandığını düşündüğüm içindi belki de onun sayesinde eskisi gibi davranabildiğim içindi. Şakalarımı, kahkahalarımı, duygularımı filtremeden yaşadığımda yanımda durduğu içindi. Ki ben bazen Bertan’ın yanında bile kendi düşüncelerimi susturur, onunkileri kabul ederdim.

“Ben getiririm çayları.” Bu teklif hiç beklemediğim kişiden gelmişti. Normalde elini hiçbir şeye sürmeyen Peri kendi isteğiyle bize çay getirmeye gitmişti. Bertan da benle aynı şeyleri düşünmüş olacak ki kısa bir bakış attı mutfağa giden Peri’nin ardından. “Kafasına taş düşmüş olmalı,” diye mırıldandığında gülümsemeden edemedim.

“Ben bir elimi yıkayayım.”

Yaman sandalyesinden kalkınca ben de doğruldum. “Ben de,” hafif neşeli çıkan sesimle boğazımı temizledim. Yaman önde ben arkada alt kattaki banyoya ilerlemeye başladık. Önümde yürüyen adamın lacivert bluzu sırtını iyice sarmıştı. Onun geniş omuzlarını incelerken ellerimi arkada birleştirmiş küçük adımlarla onu takip ediyordum. Onu, yani savcıyı tanıdığımdan beri yüzümden silinmeyen bir gülümsemeye sahiptim. Onu , yani Yaman’ı tanıdığımdan beri stresten gülümsemeyi bile unutan strese sahiptim.

Bana hissettirdikleri bile birbirinin tam tersiyken onun hakkında net bir karar nasıl verebilirdim? Yaman ve savcı benim gözümde tamamen farklıyken onu nasıl tek bir kişi olarak görebilirdim?

İmkansızdı.

Savcı imkansızdı.

Savcı yalandı.

İmkan dahilinde olan Yaman’dı.

Yalan olmayan Yaman’dı.

Savcı bana gerçekti.

Yaman ise bana yalandı.

Bir anda başımı sertçe yoldan beri onun incelediğim sırtına çarpınca elim istemsizce anlıma gitmişti. Omzunun üstünden bana dönünce ben de alttan ona ters bakışlarımı attım.

“Ne diye duruyorsun aniden?”

Yan bir şekilde döndü. “Banyoya geldik. Birlikte mi girelim içeriye?” Tek kaşını kaldırarak bana sarf ettiği cümlelerin bende bir etkisinin olmadığını henüz anlamamıştı. Dudağımın kenarını dişleyerek yavaş bir şekilde karşısına geçtim. “Niye girmeyelim ki savcı?” Ona yaklaştım. Bana üstten bakarken daha demin alay dolu bakışları gitmişti. Benim ona yaklaşmamla hafifçe yutkundu. “Sonuçta sadece elimizi yıkayacağız,” yine yaklaştım ve başımı yana doğru eğdim. “Değil mi?” Ona doğru fısıldamamla derin bir nefes almıştı.

Bir süre ne o uzaklaştı ne de ben. Tam bana doğru bir adım da o atıp aramızdaki mesefayi sıfıra indirecekken saniyelik bir tereddüt geçti gözlerinde. O saniyeden sonra da duraksadı ve bana doğru atacağını düşündüğüm adımı geriye doğru yönlendirdi. Bozulduğumu belli etmemek için yüzümdeki ifadeyi değiştirmedim. O da eliyle banyoyu gösterdi ve “kadınlar önden lütfen,” dedi. Ellerim hala arakdayken başımı sağa sola salladım. “Misafirler önden,” gülümsedim ve ekledim. “Lütfen.”

Israr etmeyerek banyoya girdiğinde bir süre onun daha demin olduğu boşluğu inceledim. “Ondan etkilenmen aptallık. Şimdiye kadar seçebileceğin en yanlış erkek olur Mısra! Hemen kendine geliyorsun, hemen!” Elimle birkaç kez kafama vurdum. Tam bir kere sağ vuracakken banyonun kapısı açılmıştı. Elim havadayken sanki saçımı düzeltmek için kaldırmışım gibi yaptım ve bana bakan adama gülümseyerek salına salına banyoya girdim. Geldiğinden beri evin her tarafına yayılan parfümünü yanından geçerken tekrardan solumak nefesimi kesmek için yeterdi. Okyanus kokusu kullanıyordu. Çok ağır değildi parfümü ama asla hafif de değildi. Ona yakışıyordu.

Aynada ‘ben buradan asla silinmem,’ diye bağıran göz altlarımla bakıştım. Her ne kadar bugün ilaçlar sayesinde uyusam da birkaç günün uykusuzluğu hemen geçmiyordu. O yüzden de bu durum bedenime yansıyordu. Çok uyksuzu kalınca zihnim de kendini kapatıyordu. Zaten ben de gece uykusu yoktu bir de gün içinde de uykusuz kalınca bedenim karıncalanıyordu resmen. Kolumu kaldıracak halim bile olmuyordu bazen.

Yaklaşık yarım saattir bedenim tepki vermeye başlamıştı. Bu yüzden yüzüme tenimi buz tutturacak suyu birkaç kez çarptım. Ani hareketlerimle başımın döndüğünü hissedince suyu kapatarak ellerimi lavaboya dayadım. Birkaç saniye süren karartırının geçmesi için başımı eğerek derin nefesler aldım. Ellerimin titremesine engeleyemiyordum. Bir anda artmaya başlayan kalp atışlarımı da fark edince sabit durmayan elimle nabzımı ölçmeye çalıştım. Nabzımın da arttığını anlayınca aynanın sol tarafında olan dolabın kapağını açtım. Doğrulmaya çalışılarak ilk raftaki sakinleştiricinin kutusunu aldım. Beyaz kutuyu elime alır almaz kapağını açmaya çabaladım. Birkaç denemenin ardından kutuyu açmış ve içinden bir tane hapı alıp ağzıma atmıştım. Su olmadan içmeye alışık olduğum için zorlanmadan hapı yutabilmiştim. Hapı içtiken birkaç dakika sonra normale dönüyordum. Bana sadece birkaç dakika lazımdı ama kapının önünde bekleyen adam beni merak etmiş olacak ki kapıyı tıklatmıştı. “Mısra? İyi misin?” Endişeli gelen sesiyle elimdeki kutuyu sıkarak doğruldum. Kalp atışlarım hala normaledönmemişti. “Çıkıyorum.” Sesimin titremesini engelleyerek cevap verdim. Uzun süren psikiyatri döneminden sonra tek kullandığım ilaçtı. Çok ağır değildi ama bu gibi panik ataklarımda işe yarıyordu.

Özellikle birkaç haftadır yaşadığım stres bu ilacı kulllanmamı arttırmıştı. Hatta dün de anlık gelen panik atağım yüzünden içmiştim. Bugün de aynı durumu yaşamayı beklemiyordum ama Yaman ve düşündüklerim tetiklemiş olmalıydı. Elimdeki ilacı sıkmaya son vererek yerine koydum ve son bir derin nefesle kapıyı açtım.

Az önce yaşadığım durumu belli etmemek için derin bir tebessümle çıktım lavabodan. Karşımda endişeli gözlerle bana bakan adama sakin bir şekilde “Özlediniz mi beni savcım,” dediğimde derin bir nefes verdi. “Merak ettim Mısra.” Dudaklarımı içe doğru büzdüm. Cevap vermediğimde ikimiz de salona doğru ilerlemeye başladık. “Niye beklediniz ki? Girseydiniz salona,” yan yana yürürken sorduğum soru yüzünü buruşturmasına sebep olmştu. “Burada olmamdan sadece sen memnunsun avukat,”

Mısra değil avukat memnundu.

Mahçup bir şekilde ona baktım. Bertan gerçekten çocuk gibi davranıyordu. “Siz onların kusuruna bakmayın. Sadece şaşkınlar.” Elini havaya doğru salladım. “Umursamadım zaten. Arkadaşım olan sensin, onlar değil.” Yani umursadığı bendim. Bu cevabına yine bir şey demedim ve sakinleştiriciyle boşalan zihnimin tadını çıkarmaya başladım.

Salona girdiğimizde Bertan’ın ayakta olduğunu Peri’nin ise koltukta sessiz ama hararetli bir şekilde ona bir şeyler anlattığını gördüm. Bizim geldiğimizi gören Peri direkt susarken gülümsemeyi de eksik etmemişti. Bertan ise ter bir şekilde ikimizin üzerinde gezdirdi bakışlarını. “Klozete düştün sandım savcı?” Alay etmeye çalışsa da sert çıkan sesi gözlerimi devirtmişti bana. Şu an salonumun ortasında koca bir çocuk vardı. “Beni mi özledin Bertan?” Yaman’ın alaylı cümlesiyle düşüncem değişmişti. Salonumda bir değil iki çocuk vardı. İkisi de birbirinden haz etmiyordu.

Bertan Yaman’a ‘seni ne özleyeceğim be,’ bakışı atarken Peri de onun kabalığını örtmeye çalışıyordu. “Çayınız soğudu da o yüzden diyor.” Odadaki kimse buna inanmadığı için başka bir ses çıkmamıştı. Ben koltuğun en köşesine kurulurken Yaman önce sehpadan çay bardağını alıp bana uzattı. Sonra da kendi bardağını da alarak aramıza bir yastıklık mesefa olacak şekilde yanıma oturdu. Ne yakınımda ne uzağımdaydı. Ne kendi alanıma saygısızlık yapıyor ne de kendini benim alanımdan uzak tutuyordu.

Ortamda herkes şekersiz içtiği için belli bir süre çay kaşığı sesi bile duyulmamıştı. Bu can sıkıcı sessizliği sonlandırmak için televizyonu açmaya karar vermiştim. Koltuğun başında duran kumandayı alarak televizyonu açtım. En son izlediğim dönem dizisinden çıkmadığım için ekranda o belirmişti. Peri bir anda “yine mi bu dizi?” Diye sitem etmişti.

Yaman ise beklemediğim şekilde “bu dizi çok güzel aslında,” dediğinde hızlıca ona dönmüştüm. “İzliyor musun?” Diye sorduğumda başını aşağıya yukarıya salladı. “Bitirdim bile sen geç kalmışsın,” gayet normal bir konudan bahsediyordu ama ben garipsemiştim. Etrafımdaki kimse vakit ayırıp dizi izlemez, izlese bile sevmezdi. Yorum yapmaya değer bile bulmazdı bazı dizileri. Bu dizi de onlardandı. Peri sadece sosyal medyadan gördüğü kadarıyla yorum yapıyor ve izlemeyi reddediyordu. Bertan ise benimle izlediğini iddia ediyor ama birkaç sahne dışında hiçbirine gözünü bile değdirmemişti.

“Ben çok geç keşfettim bunu! Ama çok güzel değil mi? O dönemde gibi hissediyorum kendimi. Elbiseler, ayakkabılar, balolar…” Ben hayran hayran diziden bahsederken Yaman beni gülümseyerek dinliyor aynı zamanda elinde tuttuğu bardağından yudumlar alıyordu. “Baya özenmişler. İçine çekiyor gerçekten.” Yaman da bana katılınca daha mutlu olmuş ve yüzümdeki sırıtışa engel olamamıştım. “Abartıyorsunuz, sadece kadınları aşağılamaktan başka bir şey yapmıyor.”

Peri bize itiraz edince Yaman ona dönmeyerek cevapladı. “O dönem nasılsa öyle işlenmiş. Birkaç abartı yerler var sadece onun dışında güzel.” Çayından son yudumu aldı ve sehpaya koydu. “Gün içinde yeterince stres oluyorken akşam rahatlamak için, ruhumu dinlendirmek için izliyorum dizileri ben. Eğlenmeye çalışıyorum izlerken.” Sonunda bir kişinin benim gibi düşünmesine mutlu olmuştum. Dizi, film izlerken eğleniyordum. Kafamın dağılmasını sağlıyorlardı. Romantik bir dizi izlersem sırıtmaktan kendimi alamıyordum. Korku izlersem sabaha tırnağım kalmıyordu. Suç türünde izlersem ise olayı çözmek için sadece oraya odaklanıyordum.

“Hiç bu tür izlemezsin gibi gelmişti bana,” Yaman’a bakarak sorduğum soru üzerinde bakışlarını televizyondan çekip tekrar elalarıma odaklandı. “Sen çok önyargılısın haberin olsun.”

Bu tespitine gülüp ‘öyle mi’ dercesine kaşlarımı kaldırdım. Başıyla beni onaylarken hafiften bastıran uykum yüzünde esnemiştim. Elimdeki çay bardağını sehpaya bıraktım. O sırada da Yaman cevapsız bıraktığı soru hakkında konuştu. Tekrardan ona dönerek başımı koltuğa yaslı, büyük yastıklara dayadım. Kollarımı da başımın altına koyarak destek sağladım.

“Çok sevdiğim biri sayesinde başladım.” Gözlerinin içinden geçen hüzünle aklından geçen anıya daldığını fark etmek zor olmamıştı. Bertan ve Peri’yi yok sayarak sadece bana odaklı bir şekilde anlatmaya devam etti. “Çok severdi izlemeyi. Yanıma gelir, hadi birlikte izleyelim derdi. Ne kadar işim olursa olsun onu kıramazdım.” Derin bir iç çektiğinde bahsettiği kişinin kim olduğunu düşünmeye başladım. Onun için çok önemliydi. Annesi olsa annem derdi. Babası olsa babam derdi. Demek ki aileden değildi. Sevgilisi miydi? Sahiden sevdiği biri, sevgilisi var mıydı?

“Onunla başladım yani.” Kapanmak için can atan gözlerimi engellemeye çalışıyordum. Bana ilk defa bu kadar kendinden bahsetmişti. Sormam lazımdı. “Niye hep geçmiş zaman kullandın? Şu an hayatında değil mi?” Benim sorum üzerine küçük bir duraksama yaşadı, yüzüme bakarken yine uzaklardaydı. O duraksamanın ardından kendini toparlamak için boğazını temizleyip duruşunu dikleştirdi. “Bitirdim ya, o yüzden.”

Kaşlarımı anladığımı belli edercesine hareket ettirdim. Sakinleştirici içtiğim için mi bilmez düşüncelerimi filtrelemek daha zor geliyordu. O yüzden yine sormamak gerek bir soru sordum ona. “O bitirmedi mi? Yani ben bitirdim dedin ama o?” Sorduğum soruyla bütün bakışların beni bulduğunu fark etmiştim. Peri ve Bertan bu kadar açık sözlü olmama şaşırmışlardı. Çünkü uzun zamandır ben kimseye bu kadar açık değildim. Çünkü uzun zamandır ben kimsenin yanında bu kadar rahat hissetmemiştim.

Yaman benim sorum üzerine kaskatı kesilmiş ve adeta nefes almayı bırakmıştı. Uyuşan zihnimle bile sorduğumsoruya pişman olmuştum. Göz kapaklarımı taşıyamadığım için en son onun ifadesiz bakışlarına şahit olmuştum. Sonrası ise karanlıktı. Bilincim tamamen kapaanmamıştı ama gözlerima artık açık değildi.

Aradan ne kadar geçti tam bilmiyordum ama bilincim tamamen kapanmadan önce Yaman’ın “sorduğun sorunun cevabını dinlememek kabalıktır, öğrenemedin mi bu yaşına kadar?” Dediğini duymuştum.

Ona gülerek ya da güldüğümü sanarak ağzımın içinden cevap verdim. “Dinliyorum ben seni, sadece gözlerimi dinlendireceğim.” Duydu mu duymadı mı emin değilim ama en son küçük bir gülüş sesi duymuş ve tamamen zihnimi karanlığa hapsetmiştim.

Karşısında uyuyakalan kadına gülümseyerek bakıyordu Yaman. Onun yanındayken kendini iyi hissediyordu. Açıkça sorduğu sorular ve verdiği cevaplar haricinde onunla vakit geçirmeyi seviyordu. ‘Bana verdiği cevapların yarısını arkadaşlarını da verse bu durumda olmazdı,’ diye düşündü. Ne Bertan’a ne de Peri’ye açıkça duygularını ifade edemiyordu ya da etmek istemiyordu. Onlar da buna alıştığı için Mısra bir şey demedikçe üstelemiyorlardı büyük ihtimalle.

Mısra’yla konuşmaya başladığında beri varlığını yok saymıştı onların. Çünkü Yaman da normalde bu kadar açık ifade edemezdi kendini. En azından son yıllarda. Son zamanlarda Mısra ile konuşabiliyor ve rahatlayabiliyordu. Başkasıyla değil Mısra ile konuşmayı seviyordu. Onu kandıran, savcılık makamına saygısızlık yapan kadınla. ‘Sen de çok masum değilsin Yaman,’ diye geçirdi içinden.

Yan tarafta oluşan hareketlilikle bakışlarını Mısra’nın bakır saçlarından çekti. Bertan’ın ayağa kalkıp Mısra’ya doğru yürüdüğünü görünce onu kaldıracağını anladı.

Bertan ansızın karşılaştığı adamı yok sayarak uyuyan kadına yöneldi. “Yine mi sakinleştirici kullanmış?” Peri’nin yersiz sorusuyla Bertan kaşlarını çatarak ona döndü. Nerede ne konuşacağını bilmezdi Peri. Patavatsızdı ve bunu çoğunlukla bilerek yapıyordu. Sonra patavatsızım bahanesnin altına sığınıyordu.

Yaman duyduğu cümleyle kaşlarını havaya kaldırmıştı. Bilmiyordu sakinleştirici kullandığını. Nasıl bilebilirdi ki zaten? Onu ne kadar tanıyordu da güveniyordu?

Bertan, Peri’nin gereken uyarıyı aldığına emin olduktan sonra eğilip uyuyan kadını sarsmamaya özen göstererek kucakladı. Sıkıca tuttuğu kadınla doğruldu ve onun göğsüne yaslanan başıyla gülümsedi. Tenine değen kirpikleri, yanağında ufak tefek çiller, orantılı dudakları, küçük burnuyla yüzü güzel bir uyum içindeydi. Bertan birkaç saniye yüzünü inceledikten sonra derin bir nefes alarak merdivenlerin yolunu tuttu. Yaman’ın yanından geçerek omzundan ona döndü ve ekledi “iyi geceler savcım.” Yaman aldığı mesajla gülümsedi ve ayağa kalktı. O da Bertan’ın arkasından ilerlerken “sana da iyi geceler savcım,” dedi ve onlar yukarıya çıkarken Yaman, Peri’ye bir şey söylemeden çıkışa ilerledi.

Peri kapanan kapının sesiyle kasmamaya çalıştığı bedenini serbest bıraktı. Onu burada beklemiyordu, onun bu kadar yakınlarına gireceğini düşünmemişti. Titreyen ellerini saçlarından geçirirken aynı zamanda salladığı ayağını durdurmaya çalışıyordu.

Olamazdı. Mısra’yla bu kadar yakın olamazdı.

O bu kadar yakınlarındayken Peri’ye rahat uyku yoktu.


Merhabalarrrr!
O bölüm sonu ne ya? Peri noluyor noluyor? Sizce Peri ve Yaman’ın ilişkisi ne? Peri neden onunla yüz yüze gelmek istemiyor? Tahminlerinizi bekliyorum.
Yaman ve Mısra’nın bu tür şakalaşmalarını seviyorum. Yaman Mısra’nın yanındayken o kadar kendi oluyor ki anlatamam… o bile şaşırıyor. Lan diyor ben kimim doıajwjdrowşdewofe
En sevdiğiniz sahne hangisi oldu?
Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum sizi seviyorum