6. bölüm · YA BİR GÜN UNUTURSAK?

6

Ela Gül

"İyi yapmışsınız. Kızım memnun oldum çocuklar, bende Yeliz." Kısa bir tanışma faslından sonra mutfağa geçip yemek yemiştik.

"Sarmalar çok güzel olmuş baldız. Eline sağlık." Dedi Rüzgar. Onu tanımamız çok kısa bir süre olsada sevmiştim. Samimi bir çocuktu.

"Afiyet olsun eniştem." Dedim bende

"Ayıp olmazsa ben bir tabak daha alabilir miyim?" Dedi Deniz ve kafasına Atlas tarafından şaplak yemişti.

"Sarmalarımı rahat bırak Deniz." Bunu söylemesi hepimizi güldürmüştü.

"Ya bırak yesin. Koca bir tencere sarma sardım, var daha. Uzat tabağını Deniz." Diyerek ortamı sakinleştirmiştim. Sadece sarma yapmakla kalmamış onlar için börek, iki tane Deniz için bir porsiyon olarak gözüken ama tam boyutuna cheesecake yapmıştım. Üşenmemiş, içli köfte, kısır, patates salatası ve brownie tarzında bir kek yapmıştım. Kısacası lüks gün tabağı yapmıştım ama beni en çok yoran sarma olmuştu.

"Annem gibi yapmışsın, çok güzel olmuş. Eline koluna sağlık." Dedi Atlas.

"Yaa öyle mi? Afiyet olsun." Dedim.

"Evet oda böyle küçük, kalem gibi sarar."

"Çay demleyeyim mi? İçer misiniz? Yoksa Lavin'in yaptığı limonatayı mı içersiniz?" Diye sordu Annem.

"Valla Yeliz abla, çayla hiç uğraşmayın lütfen. Geç oldu zaten. Biz limonata içeriz." Dedi Toprak.

"Evet evet, Toprak haklı hiç gerek yok." Diye devam etti Atlas.

"Lavin gerçekten hepsi çok lezzetli olmuş. Küçükkende orda burda kazandığımız üç kuruşla ya da verdikleri harçlıkları birleştirip aldığımız gizlice pişirdiğin yemeklere gitti aklım. O zamandan belliydi elinin lezzetli olduğu." Dedi Rüya ve bu bizi üzmüştü. Annemin direk gözleri doldu. Can ortamı yumuşatmak adına lafa girdi.

"Geçti gitti arkadaşlar. Geçmişe takılarak yürürseniz, ileriyi göremezsiniz. Neyse Lavin'in limonatası meşhurdur. Diğer limonatalardan çok daha farklı içine başka bir şey koyuyor ama söylemiyor." Bunu demesi üzerine bizimkilerin hepsi bana baktı çünkü onlar biliyordu.

"Ben size bardak vereyim." Diyerek masadan kalkıp bardakları hazırladım, dolaptan limonatayı aldım ve masaya gittim hepsine doldurup servis ettim.

"Tahmin ettiğim şey mi?" Dedi Atlas. Bende kafa salladım. Annemle Canan abla da biliyordu. Sadece abim ve Can bilmiyordu. O yüzden ikisi de bana garip garip bakarken açıkladım.

"Biz kurumdayken, limonata çok nadir çıkardı. Çıkınca da en fazla bir bardak içebiliyorduk ama limonatayı o kadar seviyorduk ki anlatamam." Dediğimde Can lafımı böldü.

"Sen o yüzden mi sürekli limonata yapıp, kendi yaptığından başkasını içemiyorsun? O yüzden dalıp dalıp gidiyorsun."

"Evet öyle, her neyse bir gün limonata çıkacağını öğrendik. Yemekhanedeki abla da bizi çok seviyordu. Onun yanına gidip limonatayı nasıl yaptığını sorunca beraber yapmıştık. İçine koyduğum şey portakal. Çoğu yer saf limondan yapıyor ama ben hem portakalın suyunu koyuyorum, hem de limon kabuğuyla, portakal kabuğunu ezip içine koyuyorum çünkü ordaki abla öyle yapıyordu. Sizde limon parçacağı sanıyorsunuz." Dedim. Abimle Can gözleri kocaman olmuş bir şekilde bana bakıyordu.

"Ben evde denedim bir kaç kere böyle olmadı biliyor musun?" Dedi Lina.

"Vallahi bende denedim bende yapamadım." Dedi Rüya.

"KIYAMET ALAMETİ LAVİN HERKESTEN SAKLADIĞI SIRRINI AÇIKLADI." diyerek bağırdı abim ve hepimiz bir anda yerimizden sıçradık. Bizi korkutması hoşuna gitmiş olacak ki gülmeye başladı.

"Hepiniz çok komiktiniz. Sadece Atlas korkmadı niye korkmadın Atlas?" Diye sordu abim.

"Abi ben askerim. Bizim meslekte korkarsan ölürsün. Alışkanlık." Deyince ortam bir an sessizleşmişti ki asker olduğunu duyan Canan abla, onu çapraz soruguya almıştı.

"Rütben ne evladım?"

"Kıdemli yüzbaşıyım efendim."

"Bizim Can'da üsteğmen olarak yaptı. Kalsın istediler ama o istemedi." Dedi Canan abla.

"Anlayabiliyorum. Neden diye sormayacağım yanlış anlamayın lütfen ama herkesin kaldırabileceği bir meslek değil. Piskolojiniz alt-üst oluyor, korku duygunuz, duygusallık duygunuz yok oluyor. Benim hikayemi Lavin'den kaynaklı az çok biliyorsunuz. Benim kaybedecek bir şeyim yoktu. Hatta çoğu doğu görevine gönüllü gittim. Sayısız teröristle çatışmaya girdim, onların aralarına sızıp başlarını öldürdüm. Sayısız teröristin elinde esir kaldığımı da biliyorum. Can'ın arkasında kendi öz annesi var, arkasında biri var bırakmak zordur. Benim arkamda kardeşlerimden başka kimse yok. Evet beni evlat edinen ailem var ama evlatlık olduğumdan kaynaklı beni saymıyorlar. O yüzden bende saymamayı öğrendim." Ailesinin bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum, konusu hiç geçmemişti.

"O nasıl söz evladım? Senin bir ailende biziz. Öz ailenin yerini tabii ki tutmaz ama beni de Yeliz ablanı da bir anne say." Diyerek yanında oturan Atlas'ın omzunu sıvazladı Canan abla. Atlas bu duruma sevinmişti.

"Çok teşekkür ederim." Diyerek Canan ablanın elini tutmuştu Atlas.

"Ay size doyum olmaz ben kalkıyorum. Yeliz sende bize gel kız. Gençler otursun bizde kalırsın bu akşam." Dedi Canan abla.

"Olur vallahi gelirim. Sen iki dakika bekle pijamalarımı giyip geleyim. Levent sende ara karını oda gelsin bu akşam burda kalın." Dedi annem.

"Olur annem ararım. Gider alırım ben onu." Dedi abim. Sonrasında annem odasına gitti.

"Yeliz abla sende çocukları gönder. Siz baş başa kalın. Konuşacaklarınız olur." Yetişkinlerin çocuklarının bilmesini istemediği konular olurdu her zaman. Annemle Canan abla da böyleydi. Canan ablanın eşi de vefat etmişti. Hatta onlar ne kadar yakınsa eşleri de o kadar yakındı ve babamla, Can'ın babası ismet abinin vefatlarının arasında bir hafta vardı. Ahmet abinin yedisini okuttuğumuz gün, İsmet abinin ilk gecesini okumuştuk.

"İyi akıl ettin kız. Sabahtan beri başımın etini yediler zaten, Lavin ablaya gideceğiz diye. Hem siz mesleğinizi elinize almış çocuklarsınız bir şeyler öğrenirler belki." Demişti Canan abla ve bu bizi güldürmüştü. Onlar evden çıkınca abim yengemi aramıştı.

"Alo gülüm?"

"..."

"Lavin'in arkadaşları geldi. Annemde karını ara oda gelsin, burda kalırsınız dedi. Hazırlan da geleyim almaya." Dedi ama yengem ne dediyse abimin yüzü asıldı. Bu ara abimle yengemin arası limoniydi. Abim asla anlatmıyordu. Aralarında ne olduysa evden çıkmayan abim, eve girmiyordu.

"Tamam. Eve geliyorum ben, yüz yüze konuşalım." Diyerek telefonu kapattı.

"Beyler, kızlar size emanet ben eve kaçanzi. Yengenizle bu ara limoniyiz. Lavin abim anahtarını verir misin bana gece geleceğim büyük ihtimalle. Gelmeyip sahile de inebilirim ama anahtar yanımda dursun."

"Tamam abi vereyim."

"Hadi iyi eğlenceler, iyi geceler."

"Ben yolcu edeyim seni." Diyerek oturduğumuz masadan kalkıp kapıya geldik. Abim ayakkabılarını giyip bana baktı.

"Biliyorum, şu an bana sormamak için kıvranıyorsun. Olmuyor abim. Artık gitmiyor, yürütemiyoruz. Dipleri oynuyoruz artık, sizin haberiniz yok ama bu son altı aydır ufak tartışmalarımız oluyordu ama iki haftadır bu tartışmalar büyüdü. Şüphelerimde umarım yanılıyorumdur ama büyük ihtimalle başka biri var. Bunu dile getirdiğim zaman çok daha büyük kavga ediyoruz." Dedi abim beni kendi kadar iyi tanıyordu.

"Yorum yapmayacağım ama sanırım bizim abi-kardeş zamanımız gelmiş. Benimde sana anlatmak istediğim şeyler var." Dedim.

"Evet güzelim. Geldi de geçiyor." Diyerek sarıldık. Anahtarını verip yolcu ederken Can'ın kardeşleri geldi.

"Lavin abla." Diyerek boynuma atladı Cengiz ile Ceren. Bende onlara karşılık verdim.

"Hadi geçin içeri kapıda kaldık böyle. Hoşgeldiniz." Onlar önde ben arkalarında mutfağa geçtik. Saatlerdir mutfak sandalyelerinde oturuyorduk ve kimse bundan rahatsız değildi. Biz ne ara bu kadar büyümüştük? Mutfak sandalyelerinde oturmaktan rahatsız değildik, türk kahvesi içerken yüzümüz buruşmıyordu, hayatımızdan biri çıkınca üzülmüyorduk, gönül işleri zaten tartışmaya kapalıydı.

____________________________________________
Bölüm sonu efenimm
Nasıl buldunuz?