Bölümler 50Şu an: DURSEK 700 YIL ÖNCE.
- 1 VAROLUŞ BAŞLANGIÇ755 kelime
- 2 YAŞAM İÇİNDE YAŞAM BELİRTİSİ559 kelime
- 3 GAZ VE ATEŞ ZIT KUTUPLARIN ÇARPIŞMASI700 kelime
- 4 ATEŞ İMPARATORLUĞU BASKIN.781 kelime
- 5 ELEMENT DÖNÜŞÜMÜ.671 kelime
- 6 HİÇLİK KEŞİF.812 kelime
- 7 KEŞFETMEYE DEVAM.753 kelime
- 8 SİRKTE EĞLENCELİ SAATLER.1.023 kelime
- 9 HİÇLİK SARAYDA BULUŞMA.608 kelime
- 10 CLOVER AİLESİ.975 kelime
- 11 EN GÜÇLÜ KAHRAMANIN KAYBI.884 kelime
- 12 TEZ EKİBİ MEZARLIKTA.747 kelime
- 13 MEZARLIK KIRMIZI YARIK.812 kelime
- 14 BENİM KURALLARIM BENİM ADALETİM.573 kelime
- 15 MEZARLIKTA SON SANİYELER.686 kelime
- 16 HİÇLİK REZ ASİT İMPARATORLUĞUNDA.927 kelime
- 17 HİÇLİK KIZGIN DOKUNDUĞU YERİ KÜL EDECEK.659 kelime
- 18 İDDA'DA ANLASMAZLIK.1.200 kelime
- 19 REZ SIRADAN OKUL GÜNÜ.1.128 kelime
- 20 1/H'DA TANIDIK BİRİ.722 kelime
- 21 950 BİN VS 2 KAHRAMAN.591 kelime
- 22 SUPRAYZ MOTER FUCKHER.921 kelime
- 23 BÖRN NASIL GELDİ ASİT ŞEHRİ LUTONA.739 kelime
- 24 REZ HASTANEDE.475 kelime
- 25 OKULA YERLEŞMEYE DEVAM.742 kelime
- 26 ASİT İLK 100 YILI BAŞLANGIÇ.1.657 kelime
- 27 TEZ KAFA DAĞITMACA.1.112 kelime
- 28 YERALTI LUNAPARKI.608 kelime
- 29 KAYIP ÇOCUK DURSEK.483 kelime
- 30 DURSEK 700 YIL ÖNCE.1.032 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 GERİYE KALAN 100 YIL......834 kelime
- 32 GİZEMLİ CESET RUH LANETİ....859 kelime
- 33 REVİR REZ BİTİK...469 kelime
- 34 SINIF ORTAMI..1.092 kelime
- 35 İNSANLIK TEHLİKEDE...460 kelime
- 36 ÜST ÜSTE GELEN FELAKETLER..1.054 kelime
- 37 İMPARATORLUKLAR ŞOKTA538 kelime
- 38 LAZER ASİTİK314 kelime
- 39 ALTIN İMPARATORU341 kelime
- 40 PENÇE TİMİ685 kelime
- 41 Raund 2357 kelime
- 42 HERŞEY YERLE BİR486 kelime
- 43 İNSANLIK SON DİRENİŞ1.156 kelime
- 44 YILDIRIM RUH KOMBİNASYONU.997 kelime
- 45 YOKLUK HAİNLİK PEŞİNDE.635 kelime
- 46 ASİT OKULU HAFTA SONU TATİLİ.983 kelime
- 47 MUTLU PAZAR.771 kelime
- 48 YENİ İMPARATORLUK.569 kelime
- 49 TANRI DAĞI TOPLANTISI.1.364 kelime
- 50 TEZ BİLİNMEYEN GEÇMİŞ.1.002 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 30.DURSEK 700 YIL ÖNCE
Dursek doğmadan 700 yıl önce, ailesi 2000 yıldır bir çocuk hasretiyle yanıyordu. Aile, Dursek ana rahmine düşmeden önce oldukça mutsuzdu; anne ve babası, yıllar süren evlat hasretinin sıkıntıları içinde kavruluyordu. Nihayet, 2000 yılın ardından annesi Mary hamile kalmıştı ve ailenin mutluluğu kelimelere sığmıyordu. Mary, doğum yapmak için hastaneye kaldırıldığında baba Charles, acil doğum ameliyatının koridorunda heyecanla bekliyordu. Bir doktor, Mary'nin doğumhanesinden koridora yaklaşarak boynu bükük ve üzgün bir ifadeyle konuşmaya başladı.
Doktor "Beyefendi, size iyi bir haber vermek isterdim fakat yaşadığımız dünya buna müsaade etmiyor. Lafı uzatıp sizi daha çok üzmek istemiyorum."
Charles"Ne oldu, bebeğe bir şey mi oldu doktor?"
Doktor "Hayır, bebek sağlıklı ama anne doğum sırasında çok zorlandığı için kan kaybından onu kurtaramadık. Başınız sağ olsun efendim."
Charles bir an duraksadı; gözleri kararmaya başladı ve birden yere yığıldı, titremeye başladı. Düşerken başını sert bir şekilde yere çarptı, kafası kanamaya başladı ve yerde öylece titremeye devam etti. Doktorlar, ilk müdahaleyi yapmaya hazırlandı ve diğer doktorları çağırdı. Hemen adamın kafasından akan kanı durdurmayı başardılar ve onu yatağa yatırdılar, fakat titremenin asıl sebebi kalp krizi geçirmesiydi. Yatmaya boşuna yatırmışlardı; adam çoktan ölmüştü. Doktorlar bunu çok geç fark ettiler ve Charles ile Mary'i morga kaldırdılar. Aynı zamanda, ziynet eşyalarını da dolaba koymak üzereyken Charles'ın telefonu çaldı. Arayan, Charles'ın babası Arthur'du ve doktor telefonu açtı.
Arthur"Oğlum, o kadar aradım.
Neden açmadın?
Ne oldu?"
Doktor "Efendim, ben oğlunuz değilim, ben doktorum."
Arthur"Oğlum nerede?
Onu bana ver!"
Doktor "Oğlunuz maalesef vefat etti, başınız sağ olsun."
Arthur "Ne diyorsunuz? Yıl 99326, Asit İmparatorluğu bu çağda bu kadar geri mi kalmış?
Şaka yapıyorsunuz, değil mi?"
Doktor "Neden şaka yapalım?
Biz doktoruz."
Arthur "Uzaktan eğitimle mi ? doktor oldunuz?
Ne anlatıyorsunuz bana?"
Doktor"Beyefendi, düzgün konuşun lütfen.
Ben insan gibi konuşuyorum."
Arthur "Bu mu insan gibi konuşmak?"
Doktor "Beyefendi, ağzınızı bozmayın. Tamam, üzgünsünüz, anlıyorum."
Arthur"Ne anlıyorsunuz?
İnsan alıştıra alıştıra söyler.
Hem oğlum, ne alaka, lan oğlum mu doğum yaptı?"
Doktor "Hayır, efendim."
Arthur"Eee, o zaman ne oldu?
Oğluma ne oldu? Gelinim ve yeğenim nerede?"
Diktor "Gelininde vefat etti, hayatta kalan tek kişi yeğeninizdir."
Arthur"Sizi okutan mektebin damarını sikiyim...., hastaneye geliyorum.
Sizden ve hastaneden şikayetçi olacağım."
Arthur telefonu kapattı. Ardından eşi Elina ile hastaneye gittiler. Hastane koridorunda birbirleriyle konuşmaya başladılar.
Elina"Arthur, evden beri ağzından küfürden başka bir şey çıkmadı.
Bu öfke ve şiddet neden?"
Arthur"Kafayı yiyeceğim, inşallah duyduklarım şakadır."
Elina "Ne duydun?
Söyle de biz de bilelim; apar topar bizi buraya getirdin, ne oluyor?"
Arthur "Şu an konuşamam, doktoru bulmam lazım."
Doktorun odasını bulmak için koridorda koşmaya başladı. Nihayet doktorun odasına ulaştı ve içeri dalarak doktorun yanına gitti.
Arthur"Amına koyduuuğumunnn doktoru!"
Doktorun yakasına yapıştı.
Doktor "Küfür etmeyin lütfen, yakamı bırakın."
Arthur "Lan şakanızı sikerim...., nerde oğlum?!"
Doktor "Sakin olun, morga gidelim. Orada oğlunuz."
Arthur "Lan, halamı şaka sikerim bak...., üç gün sulu sıçarsın."
Doktor "Yeter! Hep altan aldım!"
Sonrasında Arthur'un yakasından tutarak onu kendine doğru çekti ve kafa attı. Arthur yere düştü ve burnu kanamaya başladı. Bağırmalar yüzünden odaya birkaç kişi, doktor ve hemşire girdi.
Elina"Neeeee, oğlum öldü mü? Oğlummmm!"
Ağlamaya başladı elina hemen kendini toparlayıp konuşmaya devam etti.
Elina "Arthur, sakin ol.
Yeğenimizi alıp gidelim buradan, lütfen."
Arthur ayağa kalktı ve konuşmaya başladı.
Arthur"Seninle işim bitmedi doktor. Bunun bedelini çok ağır ödeyeceksin."
Doktor "Defolun buradan, bizim bir suçumuz yok.
Her şey o bebeğin suçu, ters doğuyordu.
Bebeği kurtaracağız diye her şey böyle oldu."
Arthur "Ne anlatıyorsun, şimdi bebeğimi suçluyorsun, kansız!"
Odadan ayrıldılar, bebeği alıp hastaneden çıktılar. Yıllar hatta yüz yılar geçti odadan çıktıktan sonra
600 YIL SONRA..........
DurseK, 600 yaşına kadar el bebek gül bebek yetiştirildi. Arthur ve Elina, onun tüm ihtiyaçlarını sürekli karşılayarak sevgiyle büyüttü. Arthur, yiğenine Dursek ismini vermişti; çünkü oğlunu ve gelinini çok seviyordu. Bir gün Arthur, Elina ve Dursek orman dağ evlerinde tatile gittiler. İki üç gün kalıp evlerine döneceklerdi. Arthur ve Dursek ormanda mantar toplamaya başladılar.
Arthur"DurseK, oğlum bu ormanda çok lezzetli mantarlar var.
Elina çok güzel mantar sote yapar; yersen parmaklarını bile yersin, anlamazsın."
Dursek"Annem çok lezzetli yemekler yapıyor, baba.
Parmaklarımı yersem şaşırmam zaten."
Arthur"Evet oğlum, bak şurada da var; topla onları da, bunlar da çok lezzetli bir mantar."
Dursek"Tamam."
Mantarları topladı. Hava kararmadan dağ orman evlerine döndüler. Elina kapıda onları karşıladı ve ellerindeki mantar dolu torbayı aldı içeri girdiler. Dursek ormanda dolaşmaktan, çok yorulmuş ve yatmak için konuştu.
Dursek "Baba, ben çok yoruldum. Ben yatmak istiyorum."
Arthur"Tamam, bugün çok dolandık. Git dinlen, Sana mantar sote ayırırız."
Elina"Aynen tatlım, git yat.
Yorgun gözüküyorsun.
Ben seni yarın kaldırırım. İyi geceler."
Dursek"İyi geceler."
Odasına gitti, güzel bir uykuya daldı. Saat on gibi uyanınca karnı acıktı ve mutfağa gitti. Dolabı açtığında soğuk bir meyve suyu ve kurabiye gördü; yemeye başladı ve kendi kendine konuştu.
Dursek "Bu kurabiyeler de çok güzelmiş.
Annem de her şeyi çok lezzetli yapıyor, doyamıyorum."
Yemeğe devam etti. Salona doğru yürümeye başladığında, anne ve babası yani dedesi ve babaannesi, salondaki masanın üstüne kafalarını koymuşlar ve öylece duruyorlardı.
Dursek "Anne!"
Seslendi, ayağına dokundu ama ses gelmedi. Bu sefer babasına seslendi, ondan da ses gelmedi. Dursek panik yapmaya başladı ve ağlamaya devam etti; durmadan babasını dürtüklemeye çalıştı ama neden ses gelmediğini anlayamadı. Bir sandalye alarak masanın üstüne çıkmaya çalıştı. Yemek masasına çıkınca babasının başını kaldırdı ve karşılaştığı manzara karşısında şok oldu. Babasının başını kaldırdığında, yüzünden kan damlamaya başladı; gözünden, ağzından ve burnundan kan akıyordu. Kanı görünce ağlaması biraz daha şiddetlendi ve masadan inmek için hareket ettiğinde birden masadan düştü ve bayıldı. Bir iki saat sonra tekrar uyanınca, gördüklerinin bir rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu anlamaya çalıştı. Rüya olmadığını anlayınca oturduğu yere diz çöktü ve ağlamaya başladı. Zor durumda ayağa kalktı, babasının cebinden telefonunu aldı ve rehberden dedesi Adrian'ı aradı defalarca.
Adrian "Ne var, Arthur?
Yoksa kazandığın mahkemeden paramı vereceksin?"
Dursek "Dede, korkuyorum. Yanıma gelir misin?"
Adrian"Yeğenim, sen misin?
Ne oldu?"
Dursek"BüyükBabam öldü. Büyük Annem de öylece masanın üstünde yatıyorlar.
Çok korkuyorum, orman evine gel!"
Adrian"Ağlamayı kes ve erkek ol, tamam mı?
Ben ananeni alıp geliyorum."
Dursek "Tamam."
Adrian, karısı Genma’yı ve polisi arayıp ormandaki dağ evine doğru yola çıktılar.
BÖLÜM SONU
Okuyucu"Napıyon lan sen?"
Yazar "Hiç."
Okuyucu "Nasıl hiç, bune amk?"
Yazar"Yok bir şey beya."
Okuyucu"Ne yapmaya çalışıyorsun sen? Ben bir şey anlamadım."
Yazar"Kafanızı çorba yapmaya çalışıyorum. Hatalarım gözükmesin diye, hahahaha."
Okuyucu "Gülme lan, komik değil bence. Bir dünya hata var zaten."
Yazar "Bulun o zaman, hehehehehe."
DEVAM EDECEK.......
DEVAM EDECEK
Bölüm etkileşimi
