8. bölüm · Varlığım
8. Bölüm
Olayın üstünden 1 hafta geçmişti. Tabii ki Atlas çok kez gitmeye çalışmıştı ama ben bir şekilde engellemiştim onu. Sabah uayndigimi sanıyordum telefondan saate baktım 13.54 olmuştu. Niye bu kadar uyumuştum. Hızla ayağı kalktim ve banyoya koştum. Yüzümü yıkadım ve sacimi topladım. Odamdan çıkıp alt kata indim sadece Atlas vardı. Saçımı kaşıyıp içeri girdim.
Atlasla göz göze geldim. Güldü ve yanima yürüdü "uyanmasaydın ya" göz devirdim ve güldüm"bende beklemiyordum bu kadar uyumayı" saçımı okşadı ve beni kendisine çekti. Etrafa baktim "diğerleri nerede?" Gözlerimi inceledi. Fazla derin bakıyordu.
Yavaşça tokat attim. Gözlerini kocaman açtı "he şey diğerleri mi?" Etrafa baktı "bilmiyorum işleri varmış" güldüm ve saçlarını karıştırdım "sersem" belimden sıkıca tuttum ve yüzüme yaklaştı "özledim" kaşlarımı kaldırdım "alla alla" sırıttı "valla valla" burnunu burnuma değdirdi dudağına küçük bir öpücük kondurdum. "Yetmedi" diye mırıldandı "mızmızlanma atlas."
Belimi okşadı "iyi iyi" onu ittim ve mutfağa yürüdüm. Mızmızlanıp arkamdan yürüdü. Dolabı açtım ve yiyecek bir şeyler çıkardım.
"Aç mısın?" Diye sordum hazırlarken. "Hayır" diye mırıldandı ve yanimda tezgaha yaslanıp beni izledi.
Dolaptan birkaç şey çıkarıp masaya koydum. Atlas hâlâ yanimda, tezgaha yaslanmış beni izliyordu.
“Bir şey demeyecek misin?” dedim, sessizliği bozarak.
Omzunu silkti.
“Sadece seni izliyorum.”
“İzleme,” dedim, kaşlarımı kaldırarak.
“Zor,” dedi, dudak kenarıyla gülümseyip elini saçına götürdü.Biraz peynir kestim, sonra arkamı döndüm. Atlas çoktan yanıma gelmişti.
“Atlas, bir adım daha atarsan gerçekten kafana tencereyle vururum,” dedim gülerek.
Güldü, ellerini havaya kaldırdı. “Teslim oluyorum.”
“Olman iyi olur,” dedim, tabağa uzanırken.Ama o, ellerini indirmedi.
Aksine, belimden tuttu yine.
“Atlas—”
“Sus,” dedi alçak bir sesle.
“Bir dakika.”
Nefesim kesildi, başımı kaldırdım. Gözleri gözlerimdeydi yine.
O kadar yakındı ki, kalbimin atışı duyulacak gibiydi.
“Böyle bakma bana,” dedim.
“Nasıl bakayım?”
“Normal bak.”
“Sen normal biri misin ki?”
Bir an durduk, ikimiz de gülümsemeye çalıştık ama gülümsemedik.
Çünkü o an fazlasıyla ciddiydi.Atlas başını eğdi, alnını benimkine dayadı.
Atlas hiçbir şey demedi.
Sadece kollarını biraz daha sıkı sardı belime.
Bir süre öyle kaldık.
Sessiz, sabit, nefes nefese.Sonra, midesinin guruldaması bütün büyüyü bozdu.
Başımı kaldırdım, kahkahayı bastım.
“Az önce aç değilim diyordun!”
“Yalan söyledim,” dedi utanmadan.Sersem."
“Senin için yalan söylemeye değerdi,” dedi göz kırpıp.
“Atlas, sustur beni gerçekten,” dedim gülerek.
“Elimde bir yol var ama beğenmeyebilirsin,” diye mırıldandı yaklaşarak.
“Atlas!”
“Şaka şaka…” dedi ama gülüşündeki o ciddiyet yüzünden pek de şaka gibi durmuyordu.
Atlas hâlâ bana bakıyordu, gülüşü biraz yaramaz, biraz da sıcak.
Ben tabakları masaya koyup sandalyeye oturdum, o da tam karşımda yerini aldı.Bir süre sadece sessizlik vardı, çatalın tabağa değen sesi dışında hiçbir şey duymadım.
Atlas birden konuştu.
“Bir haftadır beni tutuyorsun burada,” dedi, sesi yumuşaktı.
“Bunun farkındayım.”
“Farkındaysan güzel,” dedim, gülümseyerek. “En azından şikâyet etmiyorsun.”
Omzunu silkti. “Şikâyet etsem de gitmeme izin vermeyeceğini biliyorum.”Başımı eğip gülümsedim.
“Doğru tahmin.”
“Sen var ya…” dedi, başını iki yana salladı, “beni çıldırtıyorsun.”
Kahkaha attım. “İyi, amaç da o zaten.”
Atlas da güldü ama gözleri ciddileşti hemen ardından.
“Şaka bir yana,” dedi, sesini alçalttı, “iyi ki tutmuşsun beni.”
Bir an durdum.
Ne cevap vereceğimi bilemedim.
Sadece gözlerine baktım; o da gülümseyip bakışımı yakaladı.Sonra elini uzatıp parmak uçlarıyla yanağıma dokundu.
“Neden bu kadar sakinmiş gibi davranıyorsun?” dedi fısıltıyla.
“Çünkü paniklersem, sen daha beter oluyorsun,” dedim.
“Yani beni dengeliyorsun?”
“Birinin yapması gerekiyor,” dedim gülerek.
Atlas eğildi, masanın üzerinden elimi tuttu.
"Seviyorum seni" diye fısıldadı. Dudaklarım yukarı kıvrıldı. "Bende seni" o sırada kapı çaldı. Atlas göz devirdi ve arkasına yaslandı "bırak kapıda kalsınlar" güldüm ve ayağı kalktım "olmaz" dedim ve kapıya yürüdüm. Zaten kim olduğu anlaşılıyordu. Miracin bağırma sesleri vardı. Kapıyı açtım elif hızla içeri girdi rüzgar ve Miraç da dövüşüyordu.
Güldüm ve seslendim "gelmezseniz kapatırım kapıyı açmam" Miraç rüzgarın elinden kurtulup içeri girdi arkasından da rüzgar.
Miraç avazı çıkana kadar bağırdı "açım" göz devirdim ve kapıyı kapatıp mutfağa yürüdüm. Rüzgâr elindeki poşetleri lavabonun üstüne koydu. Rüzgara bir süre baktıktan sonra Elife döndüm. Koştu ve sarıldı. Sıkıca sarildim "naber aşkım" diye bağırdı "iyi güzelim" dedim ardından.
Miraç ikimizi de tutup ayırdı ve bana yalvaran gözlerle baktım "kilo aldığım için yemek vermiyo elif bana" elife yan gan baktı "nolur beni kurtar vera. AÇLIĞA DAYANAMIYORUM!" güldüm ve saçını karıştırdım "vah vahh canımben seni doyururum" elif koluna vurdu "yemeyeceksin" miraç dil çıkartıp boynum sarıldı "kurtardın beni" ağlamış gibi yaptı.
O sırada Atlas olaya el attı "öhm öhm" miracı yakasından tutup uzaklaştırdı. Miraç kafasını öne eğdi ve elleriyle oynadı. Ay gay gibi davranıyordu "lan gay oğlu gay" dedi Rüzgâr alayla. Miraç ona baktı ve cilve yaparak rüzgâra yaklaştı. Herkesin dikkati miraçdayken elife kaş göz işareti yaptım ve odaya çıktık.
Elif hızla yatağa yığıldı "abi o kadar yorulmuşum ki" güldüm ve telefonumu alıp koltuğa oturdum "nereye gittiniz" gözlerini kapattı ve mırıldandı "alışveriş yaptık biraz" başımı salladım ve telefondan gelen mesajları okudum. Elif de zaten o sırada uyumuştu.
Asaf yazmıştı
Asaf
Vera nasılsın
Asaf
Heyyy Veraaa orda mısın
Asaf
Özlettin be
Sırıttım ve cevap yazdım
Vera
Kusura bakma bugün fazla uyudum görmemişim mesajını
Asaf sanki telefonun başında nöbet tutuyordu çünkü anında dönüş yaptı
Asaf
Sorun değil
Asaf
Eee nasılsın. Görüşemiyoruz uzun süredir
Haklıydı uzun süre olmuştu görüşmeyeli
Vera
Maalesef biraz yoğundum
Asaf
İster mısın bugün çıkalım
Vera
Yarın olsa olur mu? Bugün biraz yorgunum da
Asaf
Tamam tamam canım sorun yok
Vera
İyi tamam görüşürüzzzz
Asaf
Görüşürüzz
O sırada kapı açıldı. Kafamı kaldırdım Atlasla göz göze geldik. "Girebilir miyim" diye mırıldandı. Gülümsedim "gel" dedim ve ayağı kalktım. Yaklaştı ve telefona baktı "kiminle konuşuyorsun?" Telefona baktım. Aslında biraz tereddüt ettim çünkü Atlas sevmiyordu Asafı. "Kimse ya" dedim ve telefonu kapatıp komodin'in üzerine koydum.
Zorlamadı ve başını sallayıp elini belime koydu "bugün yarıda kalmıştı öpücüğüm" gözünü kapattı "düşünüyorum hatta yarıda bile kalmadı sen çok küçük öptün" güldüm ve yanağını sıktım "yetmiyor mu allah allah" cıkladı ve yanağımı içten bir şekilde öptü "yetiyor mu?"
Sırıttım ve dudaklarına baktım. Yaklaştım ve öptüm. Bu sefer geri çekilmedim. Elini belimde gezdirdi. Bir eli de yüzümde duruyordu.
Atlas’ın parmakları hâlâ belimdeydi. Öpüşümüzün sıcaklığı dudaklarımda duruyordu. Geri çekildiğimde yüzüme uzun uzun baktı, sanki biraz önce olanları kafasına kazıyormuş gibi.“İşte böyle…” dedi nefesi hâlâ düzensizken, başını hafif eğip dudaklarıma yeniden yaklaşarak. “Bunu sayabilirim.”Gülümsedim.
Bir şey söyleyecek oldum ama daha konuşamadan elini çeneme koyup yüzümü kendine çevirdi.“Az önceki kesinlikle daha iyiydi,” diye mırıldandı, sesi kısık. “Ama hâlâ… tam değil.”Kaşlarımı hafif kaldırdım. “Ne eksikmiş?”Bunu duyunca o tanıdık, hafif ukala ama sıcak gülümsemesi yüzüne yerleşti.
Başını eğdi, dudakları kulağıma çok yakın bir yerden geçti.“Beni özlediğini hissetmedim.”Nefesim boğazıma takıldı. Sanki kasıtlı yapıyordu. Elini belimde biraz daha yukarı çıkardı, parmakları çıplak tenime değdi.
“Atlas—”
“Söyleme,” diye kesti.
“Göster.”Bu kez öpmek için eğildiğinde, hiçbir şey düşünemedim. Sadece ona doğru uzandım. Bu sefer öpüşümüz yavaş değildi. Sanki ikimiz de tutuyorduk kendimizi ve nihayet bırakmıştık. Elini enseme koyup beni kendine çekti, nefesim tamamen kesildi.
Aramızdaki hava ağırlaşmıştı, kapının yanında, loş ışığın altında nefes nefese kalmıştık. Dudaklarımız ayrıldığında Atlas’ın bakışları koyulaşmıştı.“Tamam…” dedi fısıltıyla, parmağı dudaklarımda gezinirken. “Şimdi hissettim.”
Göz devirdim ve sırıttım. Yavaşça iitekledim "hadi git" ofladı "Hayır" o sırada bir alkış sesi yükseldi. Alkış! Sesi!. Elimi alnıma vurdum ve utançla sesin olduğu yere baktim. Elif,Miraç ve rüzgar...
Yüzümü kapattim ve bağırdım "çıkın" elif kahkaha attı miraç ağzı açıktı zaten. "Oha kızım mükemmeldi" dedi Elif bağıra bağıra. Onlara baktim ve hepsini odadan itekledim. Miraç kapı arkasından bağırıyordu "hala şoktayim" ağlar gibi yapıp kendini yatağa attim ve elimi yüzüne koydum "şaka gibi" dedim ve yorgani yüzüme kadar çektim.
Bölüm biraz kısa ama okuyan yok so sadd
