28. bölüm · Uzak Gelecek
İlk Paylaşım
Sıla, Gizem’in evine geldiğinde saat daha öğleni bulmamıştı. Üzerindeki montu çıkarmadan salona baktı, sonra doğrudan Gizem’e.
“Yüzün… anlatmadan da anlatıyor,” dedi. Patavatsızlığı her zamanki gibi hızlıydı ama sesinde aceleden çok merak vardı.
Gizem gülümsedi. Yorgun, ama ilk kez hafiflemiş bir gülümseme.
“Çay koyayım,” dedi. “Bu uzun.”
Mutfakta su kaynarken Sıla tezgâha yaslandı.
“Bak,” dedi, “ya bir şeyler çok kötü oldu ya da çok ciddi bir şey oldu. Ortası yok.”
Gizem çayı alıp salona geçti. Kanepede yan yana oturdular. Bir süre kimse konuşmadı. Sonra Gizem derin bir nefes aldı ve hastaneyi anlatmaya başladı.
Dedeyi.
Ateş’in babasını.
Koridorlardaki bekleyişi.
Âlim’in yüzündeki o tanıdık ama ilk kez bu kadar çıplak duran ifadeyi.
“Onu hep güçlü sandım,” dedi Gizem. “Orada fark ettim… güçlü olmak zorunda kalmış.”
Sıla’nın bakışı ciddileşti. Lafı bölmedi. Bu, Gizem için nadirdi.
“Bir şey söyledi,” diye devam etti Gizem. “Orada. Herkesin içinde değil, ama herkesin ağırlığı varken. Benimle ilgili. Hisleriyle ilgili.”
Durdu. Gülümsedi. “Kaçmadım.”
Sıla kaşlarını kaldırdı.
“Sen mi? Kaçmadın mı?”
Sonra başını iki yana salladı. “Tamam. Devam et.”
“Ben de anlattım,” dedi Gizem. “Çocukluğumu. Ailemi. Annemle babamın o bitmeyen beklentilerini. Erkek kardeşim İltekin’i. Onun zarar görmemesi için nasıl kendimi geri çektiğimi.”
Sesi biraz titredi ama ağlamadı. “Bunları ilk kez biriyle böyle konuştum. Ve o… dinledi.”
Sıla’nın sesi yumuşadı.
“Ve sonra?”
“Duvarlarım indi,” dedi Gizem. “İlk defa. Beni öptü.”
Bu kez gözlerini kaçırdı. “Öyle film sahnesi gibi değil. Sessizdi. Gerçekti.”
Sıla derin bir nefes verdi.
“Gizem…” dedi. “Bu senin için büyük bir şey.”
“Biliyorum,” dedi Gizem. “Korkuyorum hâlâ. Ama ilk kez korkuyla birlikte sakinim.”
Sıla kolunu Gizem’in omzuna attı.
“Bak,” dedi, “ben sabırsızım, biliyorsun. Bazen de ağzım beynimden hızlı. Ama seni böyle görmek… bunu istiyordum. Senin seçtiğin bir yerde durmanı.”
Gizem başını Sıla’nın omzuna yasladı.
“İyi ki geldin,” dedi. “Bunu tek başıma taşımak istemedim.”
“Zaten o yüzden buradayım,” dedi Sıla. “Çay soğur, dert soğumaz.”
Ev, konuşmalar ilerledikçe ısındı. Kelimeler döküldükçe yük hafifledi. Gizem ilk kez bir sabahı, gecenin ağırlığını yanında taşısa bile, yalnız karşılamıyordu.
Ertesi Gün
Fakültenin kapısından içeri girdiklerinde sabah hâlâ tam uyanmamıştı. Taş duvarlar geceyi üzerinde taşıyor, koridorlar fısıltıyla konuşuyordu. Âlim bir an durdu, dersliğin kapısına yönelmeden önce Gizem’e baktı.
Ne acele vardı ne de cümle.
Sadece bakış.
“Sonra konuşuruz,” dedi Âlim. Bu bir erteleme değil, söz gibiydi.
Gizem başını salladı.
“Buradayım,” dedi. Aynı sakinlikle.
Âlim derse girdi. Kapı kapandı. Gizem birkaç saniye yerinde kaldı. Kalbinin hâlâ geceyle konuştuğunu fark etti. Sonra adımlarını fakülte kafesine çevirdi.
Sıla çoktan gelmişti. Elinde kahve, cam kenarındaki masada oturuyordu. Gizem’i görür görmez ayağa kalktı.
“Bak şu yürüyüşe,” dedi. “Gece bir şey olmuş.”
Gizem gülümsedi. Oturdu.
“Oldu,” dedi. “Ve hâlâ oluyor.”
Sıla bardağı masaya bıraktı.
“Anlat,” dedi. Bu kez sabırsız değil, hazırdı.
Gizem, hastaneyi bir kez daha anlattı ama bu sefer kelimeler daha yerli yerindeydi. Âlim’in söylediklerini. Korkmadığını. Pişmanlık olmadığını. “Her şeyi bil” dediği anı.
“Biliyor musun,” dedi Gizem, “ilk kez biri bana ‘bil’ dedi. ‘Katlan’ değil. ‘Sus’ değil. Bil ve korkma.”
Sıla hafifçe güldü.
“Tehlikeli bir adam,” dedi. “İnsanı özgürleştiriyor.”
Gizem başını salladı.
“Ben de öyle hissettim.”
Bir an durdu. Çantasını açtı. Defteri çıkardı. Sayfaları karıştırmadı. Doğrudan arka kapağa yakın bir yere baktı. Yazdığı satırı Sıla’ya uzatmadı ama yüksek sesle okudu.
“Onu güçlü sandım.
Meğer güçlü olmak zorunda kalmış.
Şimdi yanındayım.
Bu, benim ilk bilinçli kalışım.”
Sıla bir süre hiçbir şey demedi. Sonra elini Gizem’in elinin üzerine koydu.
“Bak,” dedi, “sen yıllarca bilinçli gitmişsin. İlk kez bilinçli kalıyorsun. Bu başka bir seviye.”
Gizem defteri kapattı. Pencereden dışarı baktı. Fakültenin avlusunda öğrenciler çoğalmıştı. Hayat normal akıyordu. Ama onun içinde bir şey yer değiştirmişti.
O sırada kapıdan Âlim çıktı. Uzaktan göz göze geldiler. Konuşmadılar. El sallamadılar.
Ama bakış, kaldığı yerden devam etti.
Gizem defteri çantasına koydu.
“Bir şey değişti,” dedi Sıla’ya. “Ama ben değişmedim.”
Sıla gülümsedi.
“En iyisi de bu zaten.”
