9. bölüm · Uzak Gelecek

Başvuru

Tolunay Erel

Gelen Ses
Telefon sabahın erken saatinde çaldı.
Âlim henüz kahvesini koymamıştı.
Ekranda tanımadığı bir numara.
Açmadı.
Telefon sustu.
Bir dakika geçmedi.
Tekrar çaldı.
Bu kez açtı.
“Âlim Erdem?” dedi karşıdaki ses.
Resmî. Ölçülü.
“Ben,” dedi Âlim.
“Ben sosyal hizmetlerden arıyorum.”
Cümle orada durdu.
Devam etmeden bile ağırdı.
Hülya mutfaktan baktı.
Âlim eliyle işaret etti. Sorun yok.
Ama değildi.
“Amcanız,” dedi ses,
“bir başvuruda bulunmuş.”
Âlim gözlerini kapattı.
Geç kalmıştınız, diye düşündü.
Ama yine de geldiniz.
“Ne başvurusu?” dedi.
“Vasi değişikliğiyle ilgili.
Geçmişe dönük bazı itirazlar var.”
Âlim gülümsedi.
Ama bu gülümseme dışarı taşmadı.
“Ben reşitim,” dedi.
“Kardeşim de askerî okulda.
Dosyalar kapalı olmalı.”
“Biz de öyle düşünüyoruz,” dedi ses.
“Ama sizi bilgilendirmek zorundayız.”
Telefon kapandı.
Ev sessizdi.
Hülya yanına geldi.
Bir şey sormadı.
Âlim sandalyeye oturdu.
Ellerini dizlerinin üzerine koydu.
Yine mi, dedi içinden.
Tam şimdi mi?
Aynı Gün | Gizem
Gizem fakülteye girdiğinde Âlim’i görmedi.
Normalde bunu fark etmezdi.
Ama fark etti.
Feride’ye mesaj attı.
“Âlim bugün yok mu?”
Feride birkaç dakika sonra cevap verdi.
“Var ama… biraz dağıldı.
Kendi işi.”
Gizem telefonu kapattı.
Bu “kendi işi” ifadesi…
Ona yabancı değildi.
Herkesin bir noktada içine çekildiği yer.
Kütüphaneye girdi.
Ama oturmadı.
Bahçeye çıktı.
Boştu.
Bir banka oturdu.
Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
Beklemek, diye düşündü.
Bu sefer benim sıram mı?
Akşamüstü
Âlim fakülteye geldi.
Geç.
Yorgun.
Bahçede biri vardı.
Gizem.
Ayağa kalkmadı.
Koşmadı.
Sadece oradaydı.
Âlim durdu.
Bu kez o kaçmadı.
Yanına gitti.
“İyi misin?” dedi Gizem.
Bu soru,
ilk kez bu kadar sade ve doğrudandı.
Âlim başını salladı.
“Olacağım,” dedi.
“Biraz geçmiş geldi.”
Gizem başka soru sormadı.
Yanına oturdu.
Aralarında yine boşluk vardı.
Ama bu kez o boşluk, birlikte taşınan bir şeydi.
“Ben,” dedi Gizem,
“bir şeyleri zorlamayacağımı söyledim.”
Âlim baktı ona.
“Biliyorum.”
“Bu,” dedi Gizem,
“gitmeyeceğim anlamına geliyor.”
Âlim’in boğazı düğümlendi.
Ama bunu göstermedi.
“Bunu bilmek,” dedi,
“yeter.”
Güneş yavaş yavaş indi.
Bahçe karardı.
İlk kez,
hiçbiri kalkmak istemedi.
Uzak Ama Yakın
Âlim o akşam eve geç döndü.
Hülya uyumuştu. Işıklar kısıktı.
Telefonu masaya bıraktığında ekranda bir bildirim yandı.
Bir e-posta.
Gönderen adı: Ateş Erdem
Âlim açmadı.
Bir süre ekrana baktı.
Sonra bilgisayarı açtı.
E-postayı oradan okudu.
“Âlim,
Yıllar geçti.
Bazı meseleler zamana bırakılınca daha sağlıklı çözülür.
Aile içinde konuşulması gereken konular var.
İpek de seni görmek istiyor.
Müsait olduğunda haberleşelim.”
Ne suçlama vardı.
Ne tehdit.
Ama her kelime,
eski bir kapıyı zorluyordu.
Âlim sandalyeye yaslandı.
Zamana bırakmak, diye düşündü.
Bıraktık. Siz gelmediniz.
Bilgisayarı kapattı.
Cevap yazmadı.
Ertesi Gün | Fakülte
Feride her şeyi anladı.
Âlim’in omuzları biraz daha düşüktü.
Konuşurken kelimelerinin arasında boşluklar vardı.
“Onlar mı?” dedi sadece.
Âlim başını salladı.
“Henüz gelmediler,” dedi.
“Ama kapıyı çaldılar.”
Feride nefes verdi.
“Bu,” dedi,
“Gizem’i ilgilendiriyor mu?”
Âlim durdu.
“Hayır,” dedi net bir sesle.
“İlgilendirmeyecek.”
Feride onun yüzüne baktı.
“Bazen,” dedi,
“insan korumak isterken duvar örer.”
Âlim cevap vermedi.
Gizem
Gizem o gün Âlim’i yalnız bırakmadı.
Yanına gitmedi.
Mesaj atmadı.
Ama kampüste kaldı.
Bahçede.
Kütüphanede.
Aynı havayı paylaştı.
Bu da bir var olma biçimiydi.
Akşamüstü defterine kısa bir şey yazdı.
“Bazı insanlar sorunlarını saklamak için değil,
başkasına bulaştırmamak için susar.”
Kalemi bıraktı.
Bu cümle kimin içindi,
bilmiyordu.