7. bölüm · Uzak Gelecek

Bahçe

Tolunay Erel

Bahçe her zamanki gibiydi.
Ağaçlar yerli yerinde. Banklar eski. Taşlar hafif nemli.
Âlim gelmeden önce oradaydı Gizem.
Bu bilinçliydi.
Çantasını bankın yanına koydu.
Oturmadı.
Ayakta bekledi.
Beklemek…
Bu onun alışık olduğu bir şey değildi.
Âlim uzaktan gördü onu.
Yavaşladı.
İçinden bir ses, geri dön dedi.
Ama ayakları dinlemedi.
Yanına geldiğinde ikisi de konuşmadı.
Bir süre.
Bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Ama tanıdıktı.
“Merhaba,” dedi Âlim.
“Merhaba,” dedi Gizem.
Göz göze geldiler.
Bu kez Gizem ilk çeken olmadı.
Âlim hafifçe gülümsedi.
“Feride,” dedi,
“beni buraya çağırmadı ama…
gelmiş olmama şaşırmadı.”
Gizem başını salladı.
“Beni de,” dedi.
“Kaçmamam için çağırdı.”
Bu cümle,
aralarındaki havayı değiştirdi.
Âlim oturdu.
Gizem de.
Aralarında boşluk vardı.
Ama bu boşluk artık bir mesafe değildi.
“Ben,” dedi Âlim,
“bir şey varsaymak istemedim.”
Gizem başını eğdi.
Sonra tekrar kaldırdı.
“Ben de,” dedi,
“bir şey açıklamak istemedim.”
Bir an sustular.
Sonra Gizem konuştu.
Bu kez kaçmadan.
“Gülüyordum,” dedi.
“O gün.”
Âlim başını salladı.
İtiraz etmedi.
“Ama bu,” dedi Gizem,
“seninle ilgili olmayan bir gülüştü.”
Âlim bunu duyduğunda rahatlamadı.
Ama ağırlaşmadı da.
“Bunu bilmek iyi,” dedi sadece.
Gizem derin bir nefes aldı.
“Ben,” dedi,
“yavaşım.”
Âlim hafifçe güldü.
Sessiz bir gülüş.
“Ben,” dedi,
“beklemeyi biliyorum.”
Bu bir söz değildi.
Bir iddia da.
Sadece gerçeğin sade hâliydi.
Gizem başını yana eğdi.
Onu süzdü.
İlk kez.
“Biliyorum,” dedi.
“Bu yüzden buradayım.”
Bahçeden bir grup geçti.
Gürültü oldu.
Sonra sessizlik geri geldi.
Âlim ayağa kalktı.
“Ben,” dedi,
“seni bir yere çağırmayacağım.”
Gizem şaşırdı.
Ama hoşuna gitti.
“Tamam,” dedi.
Âlim bir adım attı.
Sonra durdu.
“Ama,” dedi,
“eğer bir gün…
yanımda yürümek istersen,
yavaşlarım.”
Gizem cevap vermedi.
Ama o gün ilk kez,
Âlim giderken arkasından baktı.