Unutma kitap kapağı

1. bölüm / 6

Unutma

Açılış ~ Umut (Gelecek)

Vaveyla Yazarı: Aurum Wander

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Açılış ~ Umut (Gelecek)

Reni

Gözlerim telaşla onu aradı... Elimde kalan son umutla...

Ama savaş meydanında attığım her adımla o umudumu da geride bırakmaya başlamıştım. Kanın metalik kokusu etrafımı sarmış beynimi bulandırıyordu ve kolumdaki kesiğin acısı düşünmemi zorlaştırmaya başlamıştı.

Etrafta yatan şövalyeler... Kimisinin acı içindeki çığlıkları kulaklarımı tırmalıyor, kimisinin de cansız ve renksiz bedeni ilerlememi engelliyordu.

Neden... Neden yaptı bunu?

Bunun cevabını verebilecek tek kişi kendisiydi, ama şu anda görmek ve de dinlemek isteyeceğim son kişi de oydu.

Ayağım kanla kaplanmıştı. Sadece ayağım değil ellerim ve üstüm de kırmızı kaplıydı. Etraftaki mavi alevler göğe kadar yükseliyordu o alevlerin ulaştığı her şeyi yakması ile oluşan çıtırdama sesi dayanılmazdı. Gökyüzünü kara dumanlar örtüyorken etrafı tek aydınlatan şey ise o alevlerdi.

O lanet alevler.

Onların arasında yürümek canımı yakıyordu.

Bu duyduğum acı fiziksel bir hissiyat değildi.

O dağılmış alevlerin kime ait olduğundan emin olmak, benim için yeterince zorluydu. İçimde bir şeyin yeniden uyanmasına izin vermemek adına dişlerimi sıktım. Sol elimin yardımı ile kolumdaki derin kesiği kavradım biraz da olsa kanamayı engellemek umudu ile.

Daha fazla kan kaybedersem bilincimi kaybedecektim.

O, burada bir yerdeydi.

Attığım son adım sonucu duraksadım. Etrafıma göz gezdirdikten sonra yerde yatan bir beden dikkatimi çekti.

Zırhının diğerlerinden farklı olması aradığım kişiyi bulmamı kolaylaştırmıştı. Onu sonunda bulmuş olmanın heyecanı ve korkusu bütün bedenimi sarmıştı. Ellerimin ve ayaklarımın titreyişini görmezden gelip o yöne doğru koşmaya başladım. Nefesim daha da ağırlaşmış ve midem bulanmaya başlamıştı ama bu bana artık engel olamazdı.

Ayağımın yıkım sonucu oluşan ve yere dağılmış tahta parçalarından birine takılması sonucu yere düşmem dahi beni durdurmaya yeterli olmadı.
Kendimi yerde bulduğumda hiç düşünmeden avuçlarımı toprağa sertçe bastırıp hemen kendimi toparladım böylece yoluma devam ettim.

Yerde soğuk bir şekilde yatan bedenin yanına kendimi bıraktım ve sol elini iki elimle kavradım. Elini o kadar sert kavramıştım ki parmak uçlarımın izleri teninde kalıyordu. Elleri çoktan buz kesmişti bild. Bu iyi değil diye geçirdim içimden.

~ "Ne olur dayan..."

Elini alnıma dayadım. Sadece güçlerime odaklandım, etrafımda yankılanan çığlıkları olabildiğince duymazdan gelerek.

Sadece ona odaklandım...

Avuçlarımın içinde yükselen sıcaklık parmaklarımdan bedenine doğru yayılıyordu. Büyümün sıcaklığını hissedebiliyordum ama karşılığında hiçbir şey olmuyordu. Yaraları kapanmıyor, nefesi düzelmiyordu.

Ben yeterli değildim.

Farkındaydım.

Ama denemekten başka çarem kalmamıştı. Bunca zamanın çabası ve eğitimi ne içindi? Bir kişiyi bile kurtaramayacaksam bu güçleri saklamanın ne anlamı vardı?

Gözlerimi sıkıca kapattım.

~ "Dur..." dedi, sesini güçlükle dudaklarının arasından çıkararak.

Onun sesini duyduğum an kalbim hızlanmaya başladı. Gözlerimi açtığımda yüzünü daha net inceledim. Dudakları kurumuş, gözlerinden kan ile karışık göz yaşları süzülüyordu.

~ "Konuşma, işe yarıyor. Bak, gözlerini açtın." dedim, sesim titreyerek.

Dudaklarım gülümsüyordu ama gözlerimden usulca yanaklarıma akan yaşlar aksini söylüyordu, kendi dediğime ben bile inanmıyordum.

Inanmak istedim.

Bir umut.

~ "Sen de yaralısın, önce kendini iyileştir." sesi gittikçe zayıflıyordu.

Böyle bir durumda bile hâlâ beni düşünüyordu.

Bunu yapmamalıydı.

~ "Benim yaralarımın şu anda bir önemi yok. Sen... ölüyorsun."

Parmaklarımın ucunda hissettiğim nabzı elimden kayıp gidiyordu. Bir an daha sıktım elini.

~ "Affet beni."

Elimi bıraktı ve kolyesini sımsıkı kavradı.

Gözlerini kapattı...

Titreyen ellerimi onun saçlarına götürdüm. Soğuk teller parmaklarımın arasına dolanıyordu. Dudaklarımı araladım ama tek bir kelime çıkaramadım.

Tam o sırada duymak istediğim son ses arkamdan yankılandı.

~ "Burada olmaman gerekiyordu."

O keskin sesi duyduğumda kas katı kesildim.

Beni görmezden gelmesi ümidiyle kılımı bile kıpırdatmadım ama ses yeniden yükseldi.

~ "Ayağa kalk."

Kendinden emindi.

Hızla kendimi toparladım ve arkamı döndüm.

Onu gördüğüm an gözlerim bir kez daha dolmaya başladı ama bunu ona göstermeyecektim.

Aramızdaki mesafe yeterliydi.

Onun da üstü kanla kaplanmıştı ama bunun sebebi benden farklıydı. Saçları dağılmış, yüzündeki ifade ise daha önce gördüğüm hiçbir hâline benzemiyordu. Gözlerinde öfke vardı ama bundan daha fazlası da vardı.
Onu tanımamı zorlaştıran, soğuk ve sert bir ifade.

~ "Sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun?"

Sesimi yükselttim ve yerimi korudum.

Tehdidimi umursamamış olacak ki keskin adımlarla bana doğru yaklaşmaya başladı. Bir adım geri çekildim. Sonra bir adım daha.

Ben, bana dokunmasına müsaade etmeyecektim.

Eteğimi kavradım ve kaleye doğru süratli adımlarla koşmaya başladım. Kapıya tam vardığımda o, çoktan arkamdaydı.

Elini uzatıp kolumdan yakaladı ve beni kendisine doğru çevirdi. Yaralı kolumu tutması sebebiyle boğazımdan acı içinde bir ses kaçtı.

Gözlerimiz birleştiğinde hiç zaman kaybetmeden bacağımı kaldırıp dizine doğru tekme attım. Darbenin etkisiyle tutuşu bir an gevşedi fakat beni bırakmadı.

Bunun işe yaramayacağını anladığımda bacağımda sakladığım son çarem olan hançere uzandım.

Hançeri kavradığım anda bileğimi yakalamaya çalıştı. Kolumu geri çekip bir adım yana sıyrıldım ve hançeri ona doğru savurdum. Beni engellemeye çalıştı ama ondan hızlı davrandım ve hançeri omzuna saplamayı başardım.

Hançer omzunu delip geçtiği an nefesi kesildi.

Bu onu durdurmak için yeterli olmamıştı.

~ "Yerinde dur."

Elimi bir kez daha kavradı. Hançeri omzundan çekip kendi eline aldı ve yere, benden uzağa fırlattı.

Yaptıklarının farkında değilmişçesine sergilediği bu sakin tavır beni çileden çıkarıyordu.

~ "Kes sesini! Sen bize ihanet ettin. Bana ihanet ettin!"

Ellerimi göğsüne koydum ve tüm gücümle ittim.

~ "Onun hiçbir suçu yoktu! İntikamını alacağın kişi o değildi!"

Onu bir kez daha kendimden uzaklaştırmak için ittim.

~ "Herkes hak ettiğini buldu. Neden böyle davrandığını anlamıyorum. O sana da ihanet etti."

~ "Bu, onunla benim aramdaydı. Sen kimsin ki aramıza giriyorsun?!"

Son bir hamleyle bütün gücümü topladım ve bir kez daha ittim ama bu sefer darbeme karşılık verdi.

İki eliyle bileklerimi sımsıkı kavradı.

Göz göze geldiğimiz an içimdeki öfke tarifsiz bir şekilde alevlendi.

Gözlerimi kapattım ve içimde yanıp tutuşan büyümü serbest bıraktım, son çarem buydu.

Ellerimden yükselen alevlerin sıcaklığına dayanamadı. Parmaklarının üzerindeki baskı bir anda kayboldu ve kollarımı serbest bıraktı.

Gariptir ki... avuçlarında yanıklar oluşmuştu bile. Ellerimi kaplayan bu alevler bana ait değildi...

Ona daha fazla hiçbir zaafımı göstermeye niyetim yoktu.