Bölümler 7Şu an: Açılış ~ Umut (Gelecek)
Reni
Gözlerim telaşla onu aradı... Elimde kalan son umutla...
Ama savaş meydanında attığım her adımla geride kalan o umudumu da bırakmaya başlamıştım. Kanın metalik kokusu etrafımı bir fırtına gibi sarmış midemi bulandırıyordu ve kolumdaki kesiğin acısı düşünmemi zorlaştırmaya başlamıştı.
Etrafta yatan şövalyeler... Kimisinin acı içindeki çığlıkları kulaklarımı tırmalıyor, kimisinin de cansız ve renksiz bedeni ilerlememi engelliyordu. Sonumuz böyle olmamalıydı. Keşke pişmanlıklarıma bir çare olsaydı ama yoktu işte.
Neden... Neden yaptı bunu?
Bunun cevabını verebilecek tek kişi kendisiydi, ama şu anda görmek ve de dinlemek isteyeceğim son kişi de oydu.
Ayağım kanla kaplanmıştı. Sadece ayağım değil ellerim, kıyafetlerim kırmızı kaplıydı. Saçlarımın bazı tutamları kurumuş kan lekeleri ile kaskatı kesilmişti. Etraftaki mavi alevler göğe kadar yükseliyordu ki o alevlerin ulaştığı her şeyi yakması ile oluşan çıtırdama sesi dayanılmazdı. Gökyüzünü kara dumanlar örtüyorken etrafı tek aydınlatan şey ise o alevlerdi.
O lanet alevler.
Ateş beraberinde ısı getirmez miydi? Bu alevler değil. Bunlar sahibinin ruhunun soğukluğunu taşıyordu, nefesimi her verdiğimde ağzımdan çıkan buhar bunun kanıtıydı. Alevlerin arasında yürümek canımı yakıyordu.
Bu duyduğum acı fiziksel bir hissiyat değildi.
O dağılmış alevlerin kime ait olduğundan emin olmak, benim için yeterince zorluydu. İçimde bir şeyin yeniden uyanmasına izin vermemek adına dişlerimi sıktım. Sol elimin yardımı ile kolumdaki derin kesiği kavradım biraz da olsa kanamayı engellemek amacı ile.
Daha fazla kan kaybedersem bilincimi kaybedecektim.
O, burada bir yerdeydi.
Attığım son adım sonucu duraksadım. Etrafıma göz gezdirdikten sonra yerde yatan bir beden dikkatimi çekti.
Zırhının diğerlerinden farklı olması aradığım kişiyi bulmamı kolaylaştırmıştı. Onu sonunda bulmuş olmanın heyecanı ve korkusu bütün bedenimi sarmıştı. Ellerimin ve ayaklarımın titreyişini görmezden gelerek o yöne doğru koşmaya başladım. Nefesim daha da ağırlaşmış ve midemin bulantısı artmıştı ama bu bana artık engel olamazdı.
Onu bulmuştum.
Onca yıkım sonucu oluşan yere dağılmış tahta parçalarından birine ayağımın takılması kendimi yerde buldum. Hiç düşünmeden avuçlarımı toprağa sertçe bastırıp hızlıca kendimi toparladım böylece yoluma devam ettim.
Yerde buz kesmiş bir şekilde yatan bedenin yanına kendimi bıraktım ve sol elini iki elimle kavradım. Elini o kadar sert kavramıştım ki parmak uçlarımın izleri teninde kalıyordu. Elleri çoktan buz kesmişti bile. Bu iyi değil diye geçirdim içimden.
~ "Ne olur dayan..." bu ona yapacağım son yalvarışımdı.
Elini alnıma dayadım. Sadece güçlerime, kalbime odaklandım, etrafımda yankılanan çığlıkları olabildiğince duymazdan gelerek.
Sadece ona odaklandım.
Avuçlarımın içinde yükselen sıcaklık parmaklarımdan bedenine doğru yayılıyordu. Büyümün sıcaklığını hissedebiliyordum ama karşılığında hiç bir şey olmuyordu. Yaraları kapanmıyor, nefesi düzelmiyordu.
Ben yeterli değildim.
Farkındaydım.
Ama denemekten başka çarem kalmamıştı. Bunca zamanın çabası ve eğitimi ne içindi? Bir kişiyi bile kurtaramayacaksam bu güçleri saklamanın ne anlamı vardı?
Gözlerimi sıkıca kapattım.
~ "Dur-" dedi, sesini güçlükle dudaklarının arasından çıkararak.
Onun sesini duyduğum an kalbim hızlanmaya başladı içimde alevlenen yeni bir umut ile. Gözlerimi açtığımda yüzünü daha net inceledim. Dudakları kurumuş, gözlerinden kan ile karışık göz yaşları süzülüyordu.
~ "Konuşma, işe yarıyor. Bak, gözlerini açtın." dedim, sesim titreyerek.
Dudaklarım gülümsüyordu ama gözlerimden usulca yanaklarıma akan yaşlar aksini söylüyordu, kendi dediğime ben bile inanmıyordum. O da farkındaydı.
Inanmak istedim.
Bir umut.
~ "Sen de yaralısın, önce kendini iyileştir." sesi gittikçe zayıflıyor, gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu.
Böyle bir durumda bile hâlâ beni düşünüyordu.
Bunu yapmamalıydı.
~ "Benim yaralarımın şu anda bir önemi yok. Sen... ölüyorsun."
Parmaklarımın ucunda hissettiğim nabzı elimden kayıp gidiyordu. Bir kez daha sıktım elini, onu bırakmayı reddederek.
~ "Affet beni."
Elimi bıraktı ve kolyesini sımsıkı kavradı.
Gözlerini kapattı...
Titreyen ellerimi onun saçlarına götürdüm. Soğuk teller parmaklarımın arasına dolanıyordu. Dudaklarımı araladım ama tek bir kelime çıkaramadım.
Tam o sırada duymak istediğim son ses arkamdan yankılandı.
~ "Burada olmaman gerekiyordu."
O keskin sesi duyduğumda kas katı kesildim.
Beni görmezden gelmesi ümidiyle kılımı bile kıpırdatmadım ama ses yeniden yükseldi.
~ "Ayağa kalk."
Kendinden emindi.
Hızla kendimi toparladım ve arkamı döndüm.
Onu gördüğüm an gözlerim bir kez daha dolmaya başladı ama bunu ona göstermeyecektim.
Aramızdaki mesafe yeterliydi.
Onun da üstü kanla kaplanmıştı ama bunun sebebi benden farklıydı. Saçları dağılmış, yüzündeki ifade ise daha önce gördüğüm hiçbir hâline benzemiyordu. Gözlerinde öfke vardı ama bundan daha fazlası da vardı.
Onu tanımamı zorlaştıran, soğuk ve sert bir ifade.
~ "Sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun?"
Sesimi yükselttim ve yerimi korudum.
Tehdidimi umursamamış olacak ki keskin adımlarla bana doğru yaklaşmaya başladı. Bir adım geri çekildim. Sonra bir adım daha.
Ben, bana dokunmasına müsaade etmeyecektim.
Eteğimi kavradım ve kaleye doğru süratli adımlarla koşmaya başladım. Kapıya tam vardığımda o, çoktan arkamdaydı.
Elini uzatıp kolumdan yakaladı ve beni kendisine doğru çevirdi. Yaralı kolumu tutması sebebiyle boğazımdan acı bir ses kaçtı.
Gözlerimiz birleştiğinde hiç zaman kaybetmeden bacağımı kaldırıp dizine doğru tekme attım. Darbenin etkisiyle tutuşu bir an gevşedi fakat beni bırakmadı.
Bunun işe yaramayacağını anladığımda bacağımda sakladığım son çarem olan hançere uzandım.
Hançeri kavradığım anda bileğimi yakalamaya çalıştı. Kolumu geri çekip bir adım yana sıyrıldım ve hançeri ona doğru tüm gücüm ile savurdum. Beni engellemeye çalıştı ama ondan hızlı davrandım. Hançeri omzuna saplamayı başardım.
Hançer omzunu delip geçerken çevrelediği alan kan ile kaplanmaya başlamıştı, bir an nefesi kesildi. Bu onu durdurmak için yeterli olmamıştı. Bunu tahmin etmiştim.
~ "Yerinde dur."
Elimi bir kez daha kavradı. Hançeri omzundan çekip kendi eline aldı ve yere, benden uzağa fırlattı.
Yaptıklarının farkında değilmişçesine sergilediği bu sakin tavır beni çileden çıkarıyordu.
~ "Kes sesini! Sen bize ihanet ettin. Bana ihanet ettin!"
Ellerimi göğsüne koydum ve tüm gücümle ittim. Benden uzaklaşmasını istiyordum.
~ "Onun hiçbir suçu yoktu! İntikamını alacağın kişi o değildi!"
Onu bir kez daha kendimden uzaklaştırmak için ittim ama alabildiğim tek sonuç kolumun acısının artması oldu.
~ "Herkes hak ettiğini buldu. Neden böyle davrandığını anlamıyorum. O, sana da ihanet etti."
~ "Bu, onunla benim aramdaydı. Sen kimsin ki aramıza giriyorsun?!"
Son bir hamleyle bütün gücümü topladım ve bir kez daha ittim ama bu sefer sabrı tükenmiş olacak ki darbeme karşılık verdi.
İki eliyle bileklerimi sımsıkı kavradı. Göz göze geldiğimiz an içimdeki öfke tarifsiz bir şekilde alevlendi daha önce hiç kimseye karşı bu kadar öfke beslediğimi hatırlamıyorum.
Gözlerimi kapattım ve içimde yanıp tutuşan büyümü serbest bıraktım, son çarem buydu. Bu sefer kalbimden akan bu sıcaklık birini iyileştirmek için yannmıyordu.
Ellerimden yükselen ışınların sıcaklığına dayanamadı. Parmaklarının üzerindeki baskı bir anda kayboldu ve kollarımı serbest bıraktı.
Benden bir adım uzaklaştığı anda derin bir nefes aldi ve avuç içlerinde baktı.
Gariptir ki... avuçlarında yanıklar oluşmuştu bile. Ellerimi kaplayan bu ışık bana ait değildi.
Ona daha fazla hiç bir zaafımı göstermeye niyetim yoktu.
Tam o anda gözlerimi tekrardan açtım ve kendimi başka bir yerde buldum. Gökyüzü az öncekinin aksine aydınlık maviydi ve etrafımı saran kuşların çığlıkları az öncekinin aksine huzur veriyordu.
Bölüm etkileşimi
