2. bölüm / 6
Unutma1.1 ~ Bir Hatıra
Bölümler 6Şu an: 1.1 ~ Bir Hatıra
Reni
Bu anı o kazanın sabahıydı. Hiçbir şeyden habersiz, kendi akışında ilerleyen o sıradan hayatıma huzur içinde devam ediyordum ta ki kaderin kaçınılmaz gerçekleri ortaya çıkana kadar.
•••
Gözlerimi kapatıp çimenlere uzandım. Etraf oldukça gürültülüydü; kuşların neşeli ötüşleri, atların nal sesleri ve talim yapan ağabeyimin kılıcının havayı yaran sesi birbirine karışıyordu. Çimenlerin dün gece yağan yağmurdan hafif ıslak oluşları, sanki zemin beni kendine çekiyormuşçasına hissetmeme sebep oluyordu.
Çiçeklerin huzur veren kokusu eşliğinde kendimi yavaşça uykunun kollarına bırakmıştım ki birinin bana seslendiğini duydum.
~ "Reni! Reni! Baksana ne buldum!" bağırarak yanıma doğru koştu Lui.
Lui on bir yaşına basmak üzereydi, benden ise iki yaş büyüktü. Ailesinin talihsiz bir kazada hayatını kaybetmesinin ardından babam onu malikânemize hizmetkâr ve benim oyun arkadaşım olarak kabul etmişti. O zamandan beri tek dostum Lui'ydi.
Uyuyor numarası yapıp onu görmezden gelecektim. Ne de olsa buraya biraz huzur bulmak için gelmiştim. Fakat bir yandan da böylesine büyük bir heyecanla bana göstermek istediği şeyi merak ediyordum.
Lui, tepki vermemiş olmama rağmen başucumda dikilmeye devam etti. En sonunda merakıma yenik düştüm ve gözlerimi açtım.
Karşımda, her zamanki gibi kocaman bir tebessümle duran Lui vardı. Siyah saçları güneş ışığı altında ayna gibi parlıyordu.
Gözlerinin içi heyecandan adeta alev içindeydi.
~ "Bana bir şey gösterecektin, değil mi?" Tek bir gözümü açarak Lui'ye baktım. Güneş ışığı görüşümün çoğunu engelliyordu.
O ise yalnızca gülümsemeye devam etti. Bir anda arkasında sakladığı ellerini bana uzattı ve sanki bıraktığı anda kaçıp gidecekmişçesine sıkıca tuttuğu kocaman çiçeği gösterdi.
Çiçeğin sayısız beyaz yaprağı vardı. Öylesine saf ve zarif görünüyordu ki neredeyse dalından koparılmış olmasına üzülmeme sebep olacaktı. 'Ancak bir yandan da böylesine güzel bir çiçeğe sahip olduğum için içimde tarifsiz bir mutluluk filizleniyordu.'
Yerimden doğruldum ve çiçeğe doğru uzandım.
~ "Teşekkür ederim, Lui. Gerçekten çok güzel bir çiçekmiş. Nereden buldun bunu?" dedim merakla.
Bunu sorduğum anda Lui'nin yüzünde tuhaf bir ifade belirdi. Sanki nereden aldığını söylemekte tereddüt ediyordu. Bu kendinden emin olmayan tavrının sebebini anlamam ise uzun sürmedi.
~ "Annemin bahçesine mi girdin?" dedim şüpheyle.
...
Cevap belliydi.
~ "Evet..." dedi mahcup bir tebessümle. "Ama biliyorsun ki o bahçedeki çiçekler uzak memleketlerden getirtiliyor. Çok nadir ve oldukça güzeller. Ben de senin onlardan hiç değilse birine sahip olabileceğini düşündüm."
~ "Öyleyse bu küçük hediyeni kabul edeceğim. Ama bir daha böyle bir şey yapmayacaksın." dedim gülümseyerek.
Annem, Lui'nin bahçeye izinsiz girdiğini öğrenirse hiç hoş bir manzara ortaya çıkmazdı.
Tam yeniden konuşmak üzere ağzımı açmıştım ki ağabeyim yanımıza geldi.
~ "Ne yapıyorsun yerde, Küçük Prenses?" dedi, çamura bulanmış elbisemi işaret ederek. "Prenseslere böyle çamurlu elbiseler yakışmaz. Annem seni görmeden üzerini değiştirmelisin."
Yanakları antrenmandan dolayı kıpkırmızı olmuş ve saçları terden sırılsıklamdı.
~ "Biz de zaten içeri geçiyorduk," diye belirttim Lui'ye işaret ederek.
~ "Elindeki çiçek de nereden çıktı öyle?" dedi ağabeyim merakla, ya da şüpheyle. Gözleri tehditkâr bir şekilde Lui'ye çevrildi.
~ "Annemin bahçesinden aldım."
Ağabeyime yalan söylemekten hiç hoşlanmazdım. Ancak bütün gerçeği de söyleyemezdim.
~ "Güzel bir çiçekmiş." Bu konuyu daha fazla kurcalamadı. "Annem birazdan talimimi izlemeye gelecektir." ikinci bir kez uyardı içeriye geçmem için.
Lui ile birlikte içeri girdik. Ben üzerimi değiştirene kadar oyun odasında beni bekledi. Bana verdiği çiçeği dadıma uzatıp güzel bir vazoya yerleştirmesini istedim. Ardından ben de oyun odasına geçtim fakat Lui, geldiğimi bile fark etmedi.
~ "Aklın ağabeyimin taliminde mi kaldı?"
Bunu sormamın sebebi, ağabeyimin annemden gizli bir şekilde Lui'ye kılıç kullanmayı öğretmesiydi. Normalde bugün Lui'nin de talim yapması gerekiyordu. Fakat annem salonda bulunduğu sürece bu mümkün değildi.
Sonuçta annemin öfkelenmesi için Lui'yi görmesi bile yeterliydi. Üstelik Lui'nin kılıç kullanmayı öğrenmesine kesinlikle karşıydı.
~ "Daha çok vaktiniz var zaten, Lui. Başka bir gün talime devam edersiniz," dedim, neşesini yerine getirmek için... Sanırım sözlerim pek etkili olmadı.
~ "Benim böyle boşa harcayacak vaktim yok."
Söylediği şey biraz kafamı karıştırdı. Söyleme tonu kaba değildi fakat içimde oluşan bu anlamsız üzüntüye bir ad koyamıyordum.
Aramızda bir sessizlik oluştu. Bir süre öylece oturduktan sonra yerimden kalkıp odama gittim.
Odamın penceresi doğrudan talim alanına bakıyordu. Normalde buradan hep Lui ile ağabeyimin talimini izlerdim.
Aslında Lui'yi anlayabiliyorum... Ya da en azından anladığımı sanıyorum.
Ben de Düklükte bir leydi olmasaydım, ağabeyimin talimlerine katılabilirdim.
Fakat bunun yerine yapabildiğim tek şey, onları penceremin ardından seyretmekti.
Annem her zaman, bir kadının en büyük silahının zarafeti olduğunu söylerdi. Başkalarının işlerine karışmadığım ve derslerime odaklandığım sürece güzel bir hayat yaşayabileceğime inanırdı.
Ama bu "güzel" hayat gerçekten benim arzuladığım şey miydi?
Bunu öğrenmek için henüz çok erken sanırım.
