3. bölüm / 6
Unutma1.2 ~ Güven Bana
Bölümler 6Şu an: 1.2 ~ Güven Bana
Reni
Kazanın üzerinden yedi yıl geçmişti ve artık çoğunlukla bulanık bir hatıradan ibaretti.
Ta ki annemin bana yönelttiği o soğuk bakışlar, o geceyi yeniden zihnimde canlandırana dek.
Küçüklüğümden beri aramızda hep bir mesafe vardı. Fakat kazadan sonra benimle olan iletişimini neredeyse tamamen kesti. Yalnızca gerekli gördüğü zamanlarda benimle konuşur, ki buna konuşmak bile denemezdi, birkaç kelime söyler ve ardından sessizliğe gömülürdü.
•••
Perdelerin bir hışırtıyla açılmasıyla güneş ışığı yüzüme vurdu ve beni uykumdan uyandırdı. Açılan pencereden içeri süzülen serin sabah esintisi, beraberinde taşıdığı hafif çiçek kokularıyla her sabah olduğu gibi gözlerimin önüne malikânemizin o güzel bahçelerini getiriyordu.
Bugün benim on yedinci yaş doğum günümdü ve bunun için çok heyecanlıydım. Debutante balom dört yıl önce yapılmış olması gerekiyordu fakat babam aşırı korumacı olduğu için bu yaşıma kadar geciktirmişti.
Sonunda sosyatedeki insanlar ile tanışma fırsatım vardı ki bu benim için çok değerliydi.
Gözlerimi açtığımda karşımdaki dadımla göz göze geldim. Her sabah olduğu gibi zarif bir tebessümle başını hafifçe eğdi.
~ "Günaydın, Küçük Leydi."
Ardından sakin bir sesle devam etti.
~ "Lui, güneş doğduğundan beri misafir odasında sizi bekliyor."
Lui ile babalarımız uzun yıllardır yakın dostlardı ve onların dostluğu zamanla bize de miras kalmıştı.
Malikâneye kapanmış ve dış dünyayla pek az münasebet kurmuş iki çocuk olarak birbirimizin yalnızlığını gidermiştik.
Sabahtan akşama kadar oyun oynar, dünyadaki başka hiçbir şeyi düşünmezdik. Elbette bir gün bu günleri geride bırakmak zorunda kalacaktık.
~ "Lütfen kahvaltıda bana eşlik etmesini ilet." dedim ve yavaşça yataktan kalkarak aynanın karşısına geçtim.
~ "Elbette, Küçük Leydi."
Odadan çıktı ve hemen ardından diğer hizmetçiler içeri girdiler.
Bugün için hazırladıkları zarif elbiseyi bana sundular ve giyinmeme yardımcı oldular. Hizmetçilerle, gerekmedikçe fazla konuşmazdım.
Annemden gördüğüm buydu.
Ben konuşmadığım sürece onlar da tek kelime etmezlerdi.
Elbise üzerime öylesine kusursuz oturuyordu ki adeta benim için dikilmiş gibiydi.
Aslında bunu söylemek biraz ironikti; çünkü gerçekten de benim için dikilmişti.
Deniz yeşilinin narin tonlarındaki elbise gözlerimin rengini tamamlıyor, yıldız ışığı gibi parlayan dalgalı sarı saçlarımı ise göz alıcı bir biçimde ortaya çıkarıyordu. Elbisenin kollari usundu ve uçlarından dantelli püsküller sarkıyordu.
Yemek odasına girdiğimde herkes çoktan yerini almıştı. Fakat Lui henüz gelmemişti.
Belki de gelmek istememişti.
Annem hiçbir zaman Lui'ye karşı sıcak hisler beslememişti ve bunun sebebi oldukça basitti.
Lui, babamın çocukluk yıllarından beri tanıdığı, yakın iki dostunun oğluydu. Annem ise bu dostluğun ardındaki geçmişi biliyordu.
Babam, henüz gençlik yıllarındayken Lui'nin annesiyle son derece yakın bir dostluk kurmuştu. Fakat bu gençlik yıllarının sonuna doğru Lui'nin babası hayatlarına girmiş ve ikisinin yolları ayrılmıştı.
Babam üçünün arasındaki dostluğu kaybetmek istememişti.
Kimseye anlatamadığı hislerini kendi içinde saklamış ve sonunda annemle siyasi bir evlilik yapmıştı.
Babalarımızın dostluğu ise yıllar boyunca devam etmişti. Ta ki Lui, her iki ebeveynini de korkunç bir kazada kaybedene kadar...
Babam ona acımış ve malikânemizin kapılarını ona açmıştı.
Annem ise bunu hiçbir zaman tasvip etmemişti.
•••
Düklüğün gelecekteki varisi olan ağabeyim Sam, beni görür görmez gözlerinde beliren ışıltı odanın diğer ucundan dahi fark ediliyordu.
Annem her zamanki gibi kusursuz görünüyordu. Yemeğini ağır ve zarif hareketlerle yiyor, bizimle ise mümkün olduğunca az konuşuyordu.
Babam masanın başındaki yerinde oturuyordu. Beni gördüğünde kollarını açarak yanına gelmem için işaret etti.
Hemen ona doğru koştum ve sıkıca sarıldım. Ardından masadaki yerime geçtim.
Kısa bir sessizliğin ardından, her zamanki gibi sessizliği ilk bozan ağabeyim oldu.
~ "Doğum günün kutlu olsun kardeşim." dedi yumuşak bir ses tonuyla. "Sana çok yakışacak bir hediye getirdim. Fakat onu ancak kahvaltıdan sonra gösterebilirim. O zamana kadar sabırlı ol, tamam mı?"
~ "O hâlde kahvaltımı hemen bitirmeliyim!" dedim, yüzümde geniş bir tebessümle.
~ "Biliyorsun ki debutante balon, doğum gününden hemen sonra düzenlenecek—" diye söze girdi babam.
Fakat cümlesini tamamlayamadan yemek odasının kapısı yeniden açıldı ve Lui içeri girdi.
Biraz gergin görünüyordu. Emin olmayan adımlarla yanıma yaklaştı.
Başımı anneme çevirdiğimde dudaklarının arasından bir şeyler mırıldandığını gördüm. Ne söylediğini işitemiyordum fakat olumlu sözler olmadığı açıktı.
Lui, Dük ve Düşes'i selamladıktan sonra yerine oturdu. Bununla birlikte etrafımızda dikilen hizmetçilerin sessiz fısıltıları da ortaya çıkmaya başladı.
Sadece bir 'hizmetçi çocuğun' Dük ve Düşes ile aynı masayı paylaşması görülmüş şey değildi fakat benim gözümde Lui şu ana dek ve de asla bir hizmetçi olmayacaktı.
Babam ise sanki hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam etti.
~ "Balo için gösterişli bir elbise seç. O gece bütün gözler üzerinde olmalı." Nefesini toparladı ve devam etti. "Veliaht Prens de orada bulunacak. Kendini buna göre hazırla, çünkü ilk dansınızı birlikte edeceksiniz." Duyduğum şeyin doğruluğundan pek emin olmamıştım bu yüzden babama doğru bir soru yönelttim.
~ "Ama baba, bu basit bir debutante balosu olmayacak mıydı? Veliaht Prens neden bunun için kıymetli vaktini ayırsın ki?" Sosyateye bu kadar geç bir yaşta çıkmış olmak zaten gözleri üzerime sericekti. Ama şimdi bununla, kimsenin dilinden kaçamazdım.
~ "Çünkü Majesteleri böyle uygun gördü ve bu konuda bir anlaşmaya vardık. Veliaht Prens gelecek ve herkesin huzurunda aranızdaki yakınlığı resmî olarak göstereceksiniz. Neticede sen Dük'ün biricik kızısın."
İçimde kötü bir his belirmiş olsa da konuyu daha fazla uzatmak istemedim.
Kahvaltı sona erdiğinde Lui kolumdan tuttu.
~ "Sana bir hediyem var," dedi.
Tam yeniden konuşmak üzereyken ağabeyim aramıza girdi.
~ "Sana hediyemi gösterecektim, unuttun mu?" dedi nazik bir tebessümle.
Ardından Lui'ye anlam veremediğim bir bakış attı.
~ "Lui, sen de bizimle gel. Benden sonra kendi hediyeni verebilirsin."
Birlikte malikânenin ön bahçesine indik. Ağabeyim gözlerimi kapattı.
İçimdeki heyecan büyürken sonunda ellerini gözlerimin önünden çektiği ve karşımda bembeyaz bir at duruyordu.
Öylesine asil ve güçlü görünüyordu ki insan onu ilk görüşte hayranlıkla seyretmekten kendini alamıyordu.
İpek gibi beyaz yelesi hafifçe esen rüzgârda dalgalanıyor, sanki rüzgârla birlikte dans ediyordu. Tüyleri kusursuz biçimde bakımlıydı.
Daha doğduğu günden itibaren seçkin bir sahibe satılmak üzere özenle yetiştirildiği belliydi.
Bunu düşündükçe ata acımaya başladım.
Küçüklüğünden beri en kaliteli yemlerle beslenmiş, büyük bir ihtimamla yetiştirilmiş, pahalı eyerler ve zarif dizginlerle donatılmıştı.
Fakat ne uğruna?
Günü geldiğinde en yüksek teklifi verene satılmak için.
Kendi düşüncelerime dalmışken ağabeyimin sesiyle irkildim.
~ "Bu sessizliğin, hediyemi beğenmediğin anlamına gelmiyordur umarım?" dedi, hafif endişeli bir ifadeyle.
Hemen gülümsedim ve kollarımı beline sardım.
~ "Çok teşekkür ederim! Ona çok iyi bakacağım!"
~ "Aklında bir isim yok mu?"
Bir süre düşündüm. Aklımdan geçen bir sürü isim vardı fakat gözlerim atımın badem renginde parlayan gözleri ile kesiştiğinde aklıma tek bir kelime geliyordu.
Böyle asil bir ata yakışacak bir isim vardı.
~ "Frances..."
Elimi atın beyaz yelesinde gezdirdim ve alnımı onun alnına yasladım.
Bunu söylememle birlikte ağabeyim bana sıcak bir tebessümle karşılık verdi. Abim yanımızdan uzaklaşırken ellerini sıkıca yumruk yaptığını görebiliyordum ama sebebi bilinmezdi.
Lui önce etrafına göz gezdirdi, ardından bana döndü.
Cebinden çıkardığı saç tokasını bana uzattı.
Gözlerindeki bakışın ardında hüzün, belki de pişmanlık vardı. Fakat bunun sebebini anlamak güçtü.
Toka, mavi ve kırmızı çiçeklerden oluşuyordu. Sade fakat son derece zarifti. Saçlarıma yakışacağından emindim.
Ardından bana bir mektup uzattı. Mektubu tutan elleri yaralar ile kaplanmıştı, yılların acısı ve çalışmanın bıraktığı sonuçlar belirgindi.
~ "Bu mektubu şimdi açma... Yarın oku."
Hiçbir şey söylemedim. Yalnızca teşekkür ederek mektubu elime aldım.
Tam gitmek üzere arkasını dönmüştü ki duraksadı. Başını bana doğru çevirdi ve göz göze geldik.
~ "Doğum günün kutlu olsun, Reni."
Ardından yoluna devam etti.
Mektuba baktığımda üzerinde yalnızca...
°°°
Güven Bana
°°°
...yazıyordu.
