Unutma kitap kapağı

3. bölüm / 7

1.2 ~ Güven Bana

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 1.2 ~ Güven Bana

Reni

Yangının üzerinden yedi yıl geçmişti ve artık çoğunlukla bulanık bir hatıradan ibaretti. Artık on yedi yaşıma basmıştım.

Ta ki annemin bana yönelttiği o soğuk bakışlar, o geceyi yeniden zihnimde canlandırana dek.

Küçüklüğümden beri aramızda hep bir mesafe vardı. Fakat kazanın ardından benimle olan iletişimini neredeyse tamamen kesti. Yalnızca gerekli gördüğü zamanlarda benimle konuşur, ki buna konuşmak bile denemezdi, birkaç kelime söyler ve ardından sessizliğe gömülürdü.

•••

Perdelerin bir hışırtı ile açılması sonucu güneş ışığı aniden yüzüme vurdu ve beni derin uykumdan uyandırdı. Açılan pencereden içeri süzülen serin sabah esintisi, beraberinde taşıdığı hafif çiçek kokularıyla her sabah olduğu gibi gözlerimin önüne malikânemizin o güzel bahçelerini getiriyordu.

Bahçemize fazlasıyla bağlıydım. Her ne kadar görüntüde malikanemiz oldukça büyük olsa da, yıllar boyu tek gördüğüm şeyin aynı duvarlardan ibaret olması bunu daha da dayanılmaz kılıyordu. Bu yüzden de her fırsatta kendimi bahçede buluyordum. Kendimi bu kapalı duvarlardan ayırabildiğim tek andı.

Bugün benim on yedinci yaş doğum günümdü ve bunun için çok heyecanlıydım. Debutante balomun dört yıl önce tamamlanmış olması gerekiyordu fakat babam aşırı 'korumacı' olduğu için bu yaşıma kadar geciktirmişti.

Sonunda sosyatedeki insanlar ile tanışma fırsatım vardı ki bu benim için çok değerliydi.

Gözlerimi açtığımda karşımda duran dadım ile göz göze geldim. Her sabah olduğu gibi zarif bir tebessümle başını hafifçe eğdi.

~ "Günaydın, Leydim. Doğum gününüzü kutlarım." Ardından sakin bir ses tonu ile devam etti. "Lui, güneş doğduğundan beri misafir odasında sizi bekliyor."

Malikâneye kapanmış ve dış dünyayla pek az münasebet kurmuş iki çocuk olarak birbirimizin yalnızlığını gidermiştik.

Sabahtan akşama kadar oyunlar oynar, Dünya'daki başka hiç bir şeyi düşünmezdik birbirimizi dertlerinden uzaklaştırarak. Elbette bir gün bu günleri geride bırakmak zorunda kalacaktık.

~ "Lütfen kahvaltıda bana eşlik etmesini ilet." dedim ve yavaşça yataktan kalkarak aynanın karşısına geçtim.

~ "Elbette, Leydim."

Odadan çıktı ve hemen ardından diğer hizmetçiler içeri girdiler.

Bugün için hazırladıkları zarif elbiseyi bana sundular ve giyinmem için yardımcı oldular. Hizmetçilerle, gerekmedikçe fazla konuşmazdım.

Annemden gördüğüm buydu.

Ben konuşmadığım sürece onlar da tek kelime etmezlerdi. Elbise üzerime öylesine kusursuz oturuyordu ki adeta benim için dikilmiş gibiydi.

Aslında bunu söylemek biraz ironikti; çünkü gerçekten de benim için dikilmişti.

Deniz yeşilinin narin tonlarındaki elbise gözlerimin yeşilini tamamlıyor, yıldız ışığı gibi parlayan dalgalı sarı saçlarımı ise göz alıcı bir biçimde ortaya çıkarıyordu. Elbisenin kollari uzundu ve uçlarından dantelli püsküller sarkıyordu. Saçlarıma da basit denebilecek bir örgü yapıldıktan sonra son bir kez ayna karşısında kendimi izledim.

Yemek odasına girdiğimde herkes çoktan yerini almıştı. Oda oldukça genişti. Tam ortasını uzun bir masa kaplıyordu, etrafı ise çokça sandalye ile çevrelenmişti. Tavandan sarkan gösterişli avizeler yemekleri ön plana çıkaracak şekilde ışık yansıtıyordu. Şövalyeler kapının her iki tarafında da hazır bir şekilde bekliyorlardı. Hizmetçiler ise masanın gerisinde ayakta duruyorlardı her an bir komut beklerken.

Geç kalmıştım. Fakat Lui henüz gelmemişti.

Belki de gelmek istememişti.

Annemin hiçbir zaman Lui'ye karşı sıcak hisler beslememiş olmasının sebebi oldukça basitti.

Lui, babamın çocukluk yıllarından beri tanıdığı, yakın iki dostunun biricik oğluydu. Annem ise bu dostluğun ardındaki geçmişi biliyordu.

Babam, henüz gençlik yıllarındayken Lui'nin annesiyle son derece yakın bir dostluk kurmuştu. Babam bu dostluktan biraz daha fazlasını dilemişti ancak bu olmadı. Gençlik yıllarının sonuna doğru Lui'nin babası hayatlarına girmiş ve ikisinin yolları ayrılmıştı.

Babam üçünün arasındaki dostluğu kaybetmek istememişti. Iki dostu arasında oluşan aşkı fark etmesi uzun sürmedi, bu savaştan sessizce çekildi.

Kimseye anlatamadığı hislerini kendi içinde saklamış ve sonunda annemle siyasi bir evlilik yapmıştı.

Babalarımızın dostluğu ise yıllar boyunca devam etmişti. Ta ki Lui, her iki ebeveynini de korkunç bir kazada kaybedene kadar...

Babam ona acımış ve malikânemizin kapılarını açmıştı.

Annem ise bunu hiç bir zaman tasvip etmemişti.

•••

Düklüğün gelecekteki varisi olan ağabeyim Sam, beni görür görmez gözlerinde beliren ışıltı odanın diğer ucundan dahi fark ediliyordu.

Annem her zamanki gibi kusursuz görünüyordu. Yemeğini ağır ve zarif hareketlerle yiyor, bizimle ise mümkün olduğunca az konuşuyordu.

Babam masanın başındaki yerinde oturuyordu. Beni gördüğünde kollarını açarak yanına gelmem için işaret etti. Babam bana karşı sıcak sayılırdı. Sanırım. En azından çoğunlukla.

Hemen ona doğru koştum ve sıkıca sarıldım. Ardından masadaki yerime geçtim.

Kısa bir sessizliğin ardından, her zamanki gibi sessizliği ilk bozan ağabeyim oldu.

~ "Doğum günün kutlu olsun kardeşim." dedi yumuşak bir ses tonuyla. "Sana çok yakışacak bir hediye getirdim. Fakat onu ancak kahvaltıdan sonra gösterebilirim. O zamana kadar sabırlı ol, tamam mı?"

~ "O hâlde kahvaltımı hemen bitirmeliyim!" dedim, yüzümde geniş bir tebessümle. Ağabeyim benim neşe kaynağımdı. Yanımda kimse olmasa bile ağabeyim her zaman yanımdaydı.

~ "Biliyorsun ki debutante balon, doğum gününden hemen sonra düzenlenecek-" diyerek söze girdi babam.

Ancak cümlesini tamamlayamadan yemek odasının kapısı yeniden açıldı ve Lui içeri girdi.

Biraz gergin görünüyordu. Emin olmayan adımlarla yanıma yaklaştı.

Başımı anneme çevirdiğimde dudaklarının arasından bir şeyler mırıldandığını gördüm. Ne söylediğini işitemiyordum fakat olumlu sözler olmadığı açıktı.

Lui, Dük ve Düşes'i selamladıktan sonra yerine, yanıma oturdu. Bununla birlikte etrafımızda dikilen hizmetçilerin sessiz fısıltıları da ortaya çıkmaya başladı.

Sadece bir 'hizmetçi çocuğun' Dük ve Düşes ile aynı masayı paylaşması görülmüş şey değildi fakat benim gözümde Lui şu ana dek ve de asla sadece bir hizmetçi olmayacaktı.

Babam ise sanki hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam etti.

~ "Balo için gösterişli bir elbise seç. O gece bütün gözler üzerinde olmalı." Nefesini toparladı ve devam etti. "Veliaht Prens de orada bulunacak. Kendini buna göre hazırla, çünkü ilk dansınızı birlikte edeceksiniz." Duyduğum şeyin doğruluğundan pek emin olmamıştım bu yüzden babama doğru bir soru yönelttim.

~ "Ama baba, bu basit bir Debutante Balosu olmayacak mıydı? Veliaht Prens neden bunun için kıymetli vaktini ayırsın ki?" Sosyateye bu kadar geç bir yaşta çıkmış olmak zaten gözleri üzerime sericekti. Ama şimdi bununla birlikte, kimsenin dilinden kaçamazdım.

~ "Çünkü Majesteleri böyle uygun gördü ve bu konuda bir anlaşmaya vardık. Veliaht Prens gelecek ve herkesin huzurunda aranızdaki yakınlığı resmî olarak göstereceksiniz. Neticede sen Dük'ün biricik kızısın."

İçimde kötü bir his belirmiş olsa da konuyu daha fazla uzatmak istemedim. Ne de olsa her ne kadar reddedersem edeyim, sonuç değişmeyecekti.

Kahvaltı sona erdiğinde salondan ayrıldık. Lui koridorda peşimden koşarak bana yetişti ve kolumdan tuttu.

~ "Sana bir hediyem var." dedi sadece. Tam yeniden konuşmak üzere iken ağabeyim aramıza girdi.

~ "Sana hediyemi gösterecektim, unuttun mu?" dedi nazik bir tebessümle aramıza girerek. Ardından Lui'ye anlam veremediğim bir bakış attı. Sonucunda Lui kolumu bıraktı ve başını eğdi. "Lui, sen de bizimle gel. Benden sonra kendi hediyeni verebilirsin."

Birlikte malikânenin ön bahçesine indik. Ağabeyim gözlerimi kapattı.

İçimdeki heyecan büyürken sabırsızlık ile ayağımın ucunu yere vurmaya başladım. Asla sabırlı biri olmamıştım. Sonunda ellerini gözlerimin önünden çekti. Karşımda bembeyaz bir at duruyordu.

Öylesine asil ve güçlü görünüyordu ki insan onu ilk görüşte hayranlıkla seyretmekten kendini alıkoyamıyordu.

İpek gibi beyaz yelesi hafifçe esen rüzgârda dalgalanıyor, sanki rüzgârla birlikte dans ediyordu. Tüyleri kusursuz biçimde bakımlıydı.

Daha doğduğu günden itibaren seçkin bir sahibe satılmak üzere özenle yetiştirildiği belliydi.

Bunu düşündükçe ata acımaya başladım.

Küçüklüğünden beri en kaliteli yemlerle beslenmiş, büyük bir ihtimamla yetiştirilmiş, pahalı eyerler ve zarif dizginlerle donatılmıştı.

Fakat ne uğruna?

Günü geldiğinde en yüksek teklifi verene satılmak için.

Kendi düşüncelerime dalmışken ağabeyimin sesi ile irkildim.

~ "Bu sessizliğin, hediyemi beğenmediğin anlamına gelmiyordur umarım?" dedi, hafif endişeli bir ifade ile ensesine elini yerleştirdi.

Hemen gülümsedim ve kollarımı beline sardım.

~ "Çok teşekkür ederim! Ona çok iyi bakacağım!" Sevincimi gördüğünde ağabeyim de tekrardan heyecanlandı.

~ "Aklında bir isim yok mu?"

Bir süre düşündüm. Aklımdan geçen bir sürü isim vardı fakat gözlerim atımın badem renginde parlayan gözleri ile kesiştiğinde aklıma tek bir kelime geliyordu.

Böyle asil bir ata yakışacak bir isim vardı.

~ "Frances..."

Elimi atın beyaz yelesinde gezdirdim ve alnımı onun alnına yasladım.

Bunu söylememle birlikte ağabeyim bana sıcak bir tebessümle karşılık verdi onaylarcasına. Ağabeyim yanımızdan uzaklaşırken ellerini sıkıca yumruk yaptığını görebiliyordum ama sebebi bilinmezdi.

Baş başa kaldığımız an Lui önce etrafına göz gezdirdi, ardından bana döndü. Cebinden çıkardığı saç tokasını bana uzattı. Lui'nin üstündeki kıyafetler oldukça eskimişti. Toz, kir ve çamur paçalarını kaplamış ayakkabılarını kaplıyordu. Lui'ye yeni kıyafetler alması için ağabeyim ile konuşmalıydım.

Gözlerindeki bakışın ardında hüzün, belki de pişmanlık vardı. Fakat bunun sebebini anlamak güçtü.

Toka, mavi ve kırmızı çiçeklerden oluşuyordu. Sade fakat son derece zarifti. Saçlarıma yakışacağından emindim.

Daha teşekkür etme fırsatı bulamadan bana bir mektup uzattı. Mektubu tutan elleri yaralar ile kaplanmıştı, yılların acısı ve zorlu çalışmanın bıraktığı sonuçlar belirgindi.

~ "Bu mektubu şimdi açma. Yarın oku."

Hiçbir şey söylemedim. Yalnızca teşekkür ederek mektubu elime aldım.

Tam gitmek üzere arkasını dönmüştü ki duraksadı. Başını bana doğru çevirdi ve koyu gözleri ile göz göze geldik.

~ "Doğum günün kutlu olsun, Reni."

Ardından yoluna devam etti. Arkası bana dönük bir şekilde uzaklaşırken nedensiz bir şekilde içimden onu durdurma isteği geldi.

Mektuba baktığımda üzerinde yalnızca...

°°°

Güven Bana

°°°

...yazıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…