5. bölüm · Umay Aslında Ölmedi
Güvenme
Gökçe sabaha karşı uyandığında ilk fark ettiği şey sessizlik değildi.Ev zaten haftalardır sessizdi.
Bu kez farklı olan şuydu:Ev onu dinliyormuş gibi hissediyordu.
Yatağından kalktı. Ayakları yere değdiğinde soğuk içini ürpertti. Koridora çıktı. Kapılar kapalıydı. Her şey yerli yerindeydi. Fazla yerli yerinde.
Salona geçti.
Telefon sehpanın üzerindeydi.Ama…Oraya bırakmamıştı.
Ekranı açıktı.
Tek bir cümle yazıyordu:
“Dün gece beni çağırdın.”
Gökçe’nin kalbi duracak gibi oldu.
“Hayır,” dedi aloud.“Hayır, ben kimseyi çağırmadım.”
Mesaj silindi.Yeni bir mesaj yazıldı.
“Aynaya bak.”
Gökçe başını çevirdi.Salonun köşesindeki büyük ayna karanlıktı. İçinde sadece silik bir yansıma vardı.
Yavaşça yaklaştı.
Kendi yüzüne baktı.
Ama bir şey… yanlıştı.
Gözlerinin altı morarmıştı. Dudakları kuruydu. Boynunun yan tarafında ince, kızarık bir iz vardı.
Elini boynuna götürdü.
İz… yoktu.
Ama aynada duruyordu.
Gökçe geri çekildi.
Telefon titredi.
“Bunu daha önce de yaptın.”
“Neyi?” diye bağırdı.Sesi evde yankılandı ama cevap gelmedi.
Işıklar bir anlık söndü.Geldiğinde saat durmuştu.
Duvar saatinin saniye kolu oynamıyordu.
Telefon tekrar yazdı:
“Zamanı hep burada unutuyorsun.”
Gökçe’nin dizleri titredi.“Ben… hasta değilim,” dedi.Ama bunu kime söylediğini bilmiyordu.
Koridordan bir ses geldi.
Yavaş.Sürüklenen bir ayak sesi.
Gökçe adım atmadı ama gözleri doldu.Çünkü bu sesi tanıyordu.
Umay gece uyanınca böyle yürürdü.Sessiz olmaya çalışarak.
“Umay…” dedi fısıltıyla.
Telefon neredeyse aynı anda cevap verdi:
“Beni böyle çağırma.”
Koridorun ışığı yandı.
Umay’ın odasının kapısı açıktı.
Gökçe nefesini tuttu.O kapı… biraz önce kapalıydı.
Telefon son kez titredi.
“Beni bulmak istiyorsan, kendine güvenmeyi bırak.”
Kapının içinden bir gölge geçti.Hızlı değildi.Kaçmıyordu.
Sanki…bekliyordu.
Gökçe gözlerini kapattı.
Açtığında odadaydı.
Nasıl geldiğini hatırlamıyordu.
Elinde Umay’ın defteri vardı.Ama bu kez açık değildi.
İlk sayfada yeni bir cümle yazıyordu.Mürekkep hâlâ tazeydi.
“Beni öldürmedin.”“Beni unuttun.”
Gökçe defteri düşürdü.
Ve o an şunu anladı:
Mesajlar dışarıdan gelmiyordu.Ses evden gelmiyordu.Umay bir hayalet değildi.
Korkunç olan şey…Gökçe’nin kendisiydi.
Ve telefon son bir kez titreşti:
“Şimdi hatırlamaya hazır mısın?”
