8. bölüm · Umay Aslında Ölmedi

Geli Gelen

Feyza Derin Aslan

Koridor karanlıktı.
Adam başını o tarafa çevirmişti. Gökçe de yavaşça baktı.
Önce hiçbir şey görünmedi.
Sonra…çok hafif bir ayak sesi.
Tak.
Tak.
Tak.
Yavaş.
Sanki biri yürümeyi yeniden öğreniyormuş gibi.
Gökçe’nin boğazı kurudu.
“Umay…?” diye fısıldadı.
Adam cevap vermedi. Sadece izliyordu.
Koridorun sonundaki karanlık kıpırdadı.
Ve biri ortaya çıktı.
Uzun saçlar.Solgun bir yüz.
Umay’dı.
Ama… bir şey çok yanlıştı.
Gökçe’nin hatırladığı Umay’ın gözleri sıcak olurdu. Kızgın olsa bile canlı bakardı.
Bu Umay’ın gözleri… boştu.
Sanki içeride kimse yoktu.
Umay birkaç adım attı.
Ayakları çıplaktı.Elbisesi eski ve kirliydi.
Gökçe titreyerek ayağa kalktı.
“Umay… sen… yaşıyorsun…”
Umay durdu.
Başını çok yavaş bir şekilde yana eğdi.
Sanki Gökçe’yi tanımaya çalışıyordu.
Sonra dudakları aralandı.
Ama çıkan ses… tuhaftı.
“Gök…çe…”
Kelime zor çıkmıştı. Sanki uzun zamandır konuşmamıştı.
Gökçe’nin gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“Ben… ben seni öldürdüğümü sandım…”
Umay cevap vermedi.
Sadece bir adım daha attı.
Adam arkada sessizce izliyordu.
Sonra Umay birden durdu.
Başını adamın tarafına çevirdi.
Adam hemen konuştu.
“Hayır.”
Ses sertti.
Bir emir gibiydi.
Umay anında hareketsiz kaldı.
Gökçe bunu fark etti.
“Bu… bu ne demek?”
Adam Gökçe’ye baktı.
“Onu o gece sudan ben çıkardım.”
Gökçe’nin kalbi hızlandı.
“Peki neden… polise gitmedin?”
Adam gülümsedi.
Ama o gülümseme sıcak değildi.
Soğuktu.
“Çünkü Umay… çok ilginçti.”
Gökçe’nin içi ürperdi.
“Ne demek bu?”
Adam cevap vermedi.
Sadece Umay’a baktı.
“Gel,” dedi sakin bir sesle.
Umay hemen hareket etti.
Ama yürüyüşü garipti.
Sanki iplerle çekiliyormuş gibi.
Gökçe bir anda gerçeği fark etti.
“Sen… sen ona ne yaptın?”
Adam sessiz kaldı.
Sonra yavaşça konuştu.
“İnsanlar kırıldığında… değişir.”
Umay şimdi Gökçe’nin tam karşısındaydı.
Aralarında sadece bir adım vardı.
Gökçe titreyerek elini uzattı.
“Umay… ben Gökçe’yim…”
Umay gözlerini Gökçe’nin gözlerine dikti.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra çok hafif bir gülümseme belirdi.
Ama o gülümseme… çocukça değildi.
Karanlıktı.
Umay fısıldadı:
“Biliyorum.”
Gökçe’nin kalbi umutla doldu.
Ama Umay’ın sonraki sözleri…
kanını dondurdu.
“Ben seni hiç unutmadım.”
Bir saniye geçti.
Sonra ekledi:
“Ama artık seni affetmek zorunda değilim.”
Tam o anda ışıklar söndü.
Ev karanlığa gömüldü.
Ve karanlığın içinden Umay’ın sesi geldi:
“Onu bırak.”
Adamın sesi sertleşti.
“Hayır.”
Bir şey devrildi.
Bir çarpma sesi.
Gökçe bağırdı.
Ve karanlığın içinden…
Umay’ın kahkahası duyuldu.