9. bölüm · Uğur Böceği

🐞(9.bölüm)

Yeter Avşar

Bu hikâyede olay ve durumlar tamamen hayal ürünüdür…

Keyifli okumalar dilerim…

“Ne avutur ki beni,
Kendimden başka.”

~Turgut Uyar~

Kalbinizin ortasında bir boşluk vardır, orayı doldurmak istemezsiniz çünkü orası doldurulunca acınızı, döktüğünüz gözyaşlarınızı, o boşluğu size veren insanı unutmaktan korkarsınız.

Ben Öykü, Öykü Kurtuluş kalbimin ortasında benden, kalbimden büyük bir boşluk var, baba boşluğu, anne boşluğu, abla boşluğu.
Aile boşluğu...
Hiç babam saçımı okşamamıştı, annem zaten ölülüydü, ama ablam, ablam beni yem diye atmıştı babamın önüne ablam benim katilim olmuş, benim mutsuzluğum ile beslenmiş, benim bu hayattaki en büyük yenilgim olmuştu.
Ne babama baba derdim, ne de ablama abla, ben Öykü bir tek anneme anne derdim onu da hiç bir zaman anne olamayarak ödedim.

7 Temmuz 2013

On altı yaşım, baharım, çiçeklenmem, çöküşüm, kaybedişim, ruhumun, kalbimin sökülüşü.
Gözyaşlarımla yangınıma su taşıyışım, bakışlarımla iki şeytana meydan okuyuşum.

Okuldan eve geliyordum, İzmir doğumluyum ama annem öldükten sonra Diyarbakır’a babamın memleketine geri dönmüştük, dar sokaklardan geçerdim her gün, burada bir Melek abla vardı bizim evin iki sokak aşağısında otururdu.

Ona çıkar dedikoduları alırdım ilk önce, tonton yanakları vardı, saçları beyazlamıştı ama hala çok güzeldi boynundaki inci kolyesi ve parmağındaki inci yüzüğü hiç çıkarmazdı. Tam oraya çıkacakken ablamı gördüm karşıda, kaşlarını çatmış bana doğru geliyordu o kaşlarını hep çatardı zaten, ablalar kimisine ödül kimisine cezaydı.
Ablam benim en büyük destekçim olması gerekirken en çok savaşmam gereken kişi olmuştu.
Ablam benim cezamdı.

Onu umursamayıp zile basmıştım, ablam hızlıca gelmiş kolumdan tutarak “ne diye zile basıyorsun, görmüyor musun beni?” onun gibi kaşlarımı çatmış “Melek ablayla uğruyorum her zaman bilirsin” kolumdan iyice çekiştirmiş “evdekileri gördükten sonra gelir çok iyi görürsün” Melek abla kapıyı açmış “kızım, Öykü” kolumu ablamdan çekmiş ve ona dönmüştüm o kızgın gözler ile ablama bakıyordu elimi kaldırmış “bir şey yok Melek abla, bildiğin gibi yine ablam ve rolleri”.
Beni yine kendisine çekmişti anlamıştım gitmeyecekti kolumu tekrar çekmiş " bana böyle davranmayı kes artık,tamam sevmiyorsun anladık" demiştim ve önünden geçip gitmiştim, merdivenden inip tam arkama gelmişti. "niye sevecekmişim, aynı kanı taşıyoruz diye mi?" Ben hızlıca gidiyordum söylediği şeyler kalbimi kırıyordu evet ama artık tepki vermeyi bırakmıştım " hem bence sen sevilebilecek bir insan değilsin, aramızdaki tek şey kan bağı başka bir bağ bekleme" durmuştum geriye döndüm bu kadar da tepkisiz kalamıyordum masmavi gözlerinde en ufak bir pişmanlık aradım ama yoktu ,yüzünde en ufak bir üzülme hissi aradım ama yoktu omzuma vurarak beni geçip gitti, kokusu geldi burnuma durdum gözlerimi kapatım o hep çok güzel kokardı babam ona hep annen gibi kokuyorsun derdi annemin kokusunu duymak için ona hep yakın olmak isterdim, hiç duymamıştım ki annemin kokusunu babam öyle derdi bende o kokuyu bilirdim sadece, ben kokusunu annem yerine koydum ama o bir kez olsun sarılmadı, kokusunu göğüs kafesime bir kez olsun çekemedim.

Ben onu annem yerine koymak istedim ama o kalbinde ufacık bir yer bile vermedi bana, sevgiye bile layık görmedi beni.

Evimize geldiğimde kapıdaki lüks arabalar vardı yavaş yavaş ablamı takip ettim içeriye geçtiğimde ,Babam gülümsemiş “Öykü kızımızda geldi” odaya göz gezdirdim şalı tek taraflı atmış kadınlar, iki üç tane takım elbiseli adamlar, çiçekler, çikolatalar, ablama eğilmiş “senden kurtuluyoruz değil mi?” bana bakmış “kurtuluyorsun” öne doğru atmıştı beni, evet evet resmen atmıştı. Avcının önüne atılan av gibiydim, ama bilmedikleri bir şey vardı av her zaman avcıdan daha güçlüydü çünkü av avcıdan korkar ve korku her şeyi yaptırırdı.

Tam önümde otuzlu yaşlarında bir adam vardı beni baştan aşağı süzmüş, yanındaki adama dönerek sadece baş sallamıştı, kadınlar adamlar bana doğru sırıtarak ayağa kalkmışlar ve babama doğru gitmişlerdi ben ağa takılmış av gibi bulunduğum yerde kalakaldım beyefendi babamın elini sıkarken “hemen başlayalım düğün hazırlıklarına” adam bana bakıp gülümsemiş “bu hafta gelir alırız kızı”.

Ablama dönmüştüm, kimi alıyordu lan bunlar, ablam kapıya dayanmış sırıtarak bana bakıyordu elini kaldırmış ve bana karşı sallamıştı, gerçekten abla denmezdi insan bile denmezdi.Kadınlar bana gelmiş sarılmışlar ve tek sıra halinde çıkmışlardı evden.

Babam oturduğu yerden bana bakıyordu “aferim, hayatımız kurtulacak senin sayende.”
Gülümsemiş bir ablama bir babama bakmıştım.
“Ne aferimi, sen en son bana aferim dediğinde?” düşünmüştüm kalbim acımıştı, onun bana en küçük sevgi sözcüğü bile yoktu,ablam geçmiş babamın yanına oturmuştu “sen bana hiç aferim demedin”demiştim.

“Diyor işte” demişti ablam o kadar sakindi ki ,ellerimi kaldırmış “noluyor bana açıklayın,” babam ayağa kalkmış “evleniyorsun.”
Kaşlarım çatılmıştı durdum anlamaya çalıştım“niye ben?” ablam ayağa kalkmış “babam mı evlensin?” ona dönmüş “sen ne güne duruyorsun?”

İki adım öne gelmiş “ben istemediğim biriyle evlenmem.”
Babam bana dönmüş “ne tesadüf bende.”
Ben ikisine de bakakalmıştım " ben niye evleniyorum"
Babam bana yaklaşmış “evleniyorsun bitti.”
Bir adım öne gitmiş “evlenmiyorum.”

Babam bir hışımla kapkmış ve bir tokat sesi yükseldi, kafamı sağ tarafda buldum, saçlarımı geriye atıp ona baktım ikisi de cani bakışları ile beni izliyordu.
Kalbim ağladı ama ben ağlamadım.

Babam biraz daha yaklaşmış “evleniyorsun." Aynı mavi gözler, aynı bakışlar… Ablam babama benziyordu.
Belki de bu yüzden bu kadar çok seviyordu onu, Kendisine benzediği için.
Sevilmek için ona mı benzemem gerekiyordu?
Hayır…
Bunun olmasını hiç istemezdim.
Zaten artık sevilmek de istemezdim.

“Ölürüm evlenmem.”
Bir tokat sesi daha, sonra bir daha, bir daha, saçlarımdan tutmuştu.
“Hayatımız kurtulacak diyorum Öykü” saçlarımı ellerine iyice dolamıştı. Gözleri gözlerimdeydi ama bir fark vardı gözlerimizde, ben birazcık duygu arıyordum gözlerinde ama o birazcık bile duygu aramıyordu gözlerimde arasaydı ,arasaydı bulurdu belki.
Bunca şeye rağmen ona olan sevgimi bulurdu, merhametimi bulurdu ,en çok da kırılmışlığımı en çok onu bulurdu ama yapmadı.

Başımı dikleştirdim acı çektim dikleştirdim ruhumu söktüler dikleştirdim,
“Hayatınız umrumda bile değil, evlenmiyorum bitti!”

Sesim haddimden yüksek çıkmıştı ama birisi ses yükseltecekse bu durumda ben olmalıydım zaten. Babam çenemin altını tutup kendisine iyice çevirdi;
“sormadım.” tek kelime

Başımı yine iki yana sallamıştım “ölürüm evlenmem” beni savurup yere atmıştı başım yere değmiş ve geri kaldırmıştı saçlarımdan tuttarak, ablam kenarda kollarını bağlamış bize bakıyordu yüzünde tebessümü ile.

Ablam kenarda kardeşinin dövülüşünü izliyordu yüzünde ki tebessümü ile...
Ablam...Ablam...Ablam...
Herşeye kaşlarını çatan ablam, tebessüm ediyordu kardeşi dövülürken.

Babamın gözleri iyice yaklaştı “bana bak Öykü, zaten sevmiyorum seni, öldürürüm şuracıkta alırım canını”

Gülümsemiştim “en azından sesli bir şekilde de duydum beni sevmediğini, sen iğrenç bir babasın.”
Saçlarımdaki elleri sıkılaşmıştı bu gidişle burdan ancak cenazem çıkardı“o zaman hakkını veririm.”
Yere savurmuştu tekrar o kadar hızlıydı ki elinin altındaki kendi kızı değilmiş gibiydi, başım yere değmiş ve kanamaya başlamıştı, başımın acısını çekmeden belime bir tekme geldi, inledim ama dur demedim yapma demedim, acı çektim hem fiziksel hem ruhsal…
Fiziksel acılarım dinerdi belki ama ruhundaki acılar ömür boyu yük olurdu bana, geçmezdi sızım sızım sızlardı.

Bir tekme daha attı, önüme geldi tekrar saçlarımı elleri arasına aldı “sana bir gerçek söyleyeyim mi? Sen de iğrenç bir evlatsın.”
Kanayan başıma elleriyle baskı yapmıştı, umursamadım ilk dayak yemem değildi.
“Evlenmem.”
Bir tekme atmıştı karnıma.
“Evleniceksin!” sesi tüm evi yankılanıyordu.

Başımı iki yana salladım, karnıma bir tekme daha geldi, karnımı tuttum ama fayda yoktu, sonra bir tekme daha, sonra bir daha…

“Evleniceksin” bir tekme ve son, son acı, son bakış.
Babam hep böyle hatırlamıştım. On altı yaşımda, bir değil binlerce tekme yemiş ama yinede ne de sözümden dönmemiştim.
Evet ilk değildi ama ilk defa bu kadar uzun sürmüştü.
Annem canımın içi, en kıymetlim, o olsaydı bunlara izin vermezdi.
Kanserden kaybetmiştik onu, kaybetmeseydik böyle olmazdı ama gitmişti, saçlarımı okşasaydı bir kere elindeki merhameti tatsaydım ama yoktu.
Babam durdu ama ablam durdurmadı kendisi durdu, alnımdan gelen kanlar vardı, bir de kasıklarımdan.
Babam kolumdan tutmuş sürükleyerek odaya getirmiş ve kapıyı üzerimden kilitlemişti.

Her tarafım kan olmuştu, kimse silmedi beni attığı yerde öylece kalakaldım, kalkamadım, uzanamadım pencereye, o gökyüzünü göremedim, yardım isteyemedim.

Gözlerim kapandı ilk önce alnıma bile bakamadam, kasıklarımdaki ağrı çok sidetliydi ablamın önemli değilmiş gibi bakıp “gerizekalı, her tarafın kan oldu” dediğini duydum ama cevap verecek gücüm yoktu.
Kanımı bile silmedi öylece çıkıp gitti.

Altı saat sonra…

Bulunduğum yerden yavaşça kalkmıştım, karnım ağrıyor, başım kanıyordu, hava kararmıştı. Karnıma baktım ve karnımdan aşağıda kasıklarımdan gelen kana, korktum, geri çekildim ama boşunaydı. Kulağımı dışarıya verdim ses yoktu, yatağımın hemen yanındaki saate baktım, saat 01:53

Yavaşça kalktım ama karnım çok kötüydü, gözlerim hala bulanık görüyordu kapıya açmaya çalıştım olmadı, pencereye koştum penceremin orda bir portakal ağacı vardı, bir kapıya baktım bir pencereye. Üzerimi değiştirmek için dolaba döndüm, başım döndü yataktan tutundum başka kimse yoktu tutunacak.

Üzerimi değiştirdim, pencereye döndüm yanımda hiçbir şey almadım bu evin, bu hayatın hiç bir şeyini istemiyordum. Portakal ağacından tutundum ilk önce, sonra ayaklarım sağlam bir yere basana dek ellerimi tutamak yaparak aşağı doğru süzüldüm. Ayaklarım nihayetinde yere değdiğinde hemen yanımdaki eve baktım, elimle karnımı bastırdım çok kötüydü ama durmadım, pes etmedim, bu sefer boyun eğmedim…

Yavaşça sokağın başına kadar yürüdüm, duvarlardan tutundum, evlere baktım, ışıklar yoktu, korktum öyle çok korktum ki kalbim korkudan çıkacak sandım ama çıkmadı. Sokak lambasının altında biraz soluklandım, yanlış mı yapıyordum asla, asıl yanlış yapanlar onlardı.

Özgürlük, benim elimdeydi benim özgürlüğüm başkasının elinde olamazdı zaten ona özgürlük de denmezdi. Babamın hayatımı benim seçimim dışında yönlendirmesine izin vermedim, ilk kez kendime izin vermiştim. Rüzgar saçlarımı kulağımın arkasına itmiş, kasıklarım acımış, alnımdan gelen kanlar yanaklarımda yüz tutmuştu.Abla, baba kelimeleri yoktu benim için ikiside düşmandı, ihanetti, geride kalan çürümeye yüz tutmuş, tatsız anılardı. Tıpkı bir çiçek gibiydim solarken bile kendi sapıma eğildim...

Evden baya uzaklaşmıştım, kanamam çoğalmış, karnımın ağrısı iyice artmıştı, bir sokak, bir sokak lambası, ablasından, babasından vurulan bir kız, yaş on altı, hayelleri iptal, kabuslar, gözyaşları, hayal kırıklıkları, acı hat safada.

Ben Öykü bu sokakta bir sokak lambasının altında, bayılmış ve hayatını mücadelesini bugün vermişti, ben Öykü, yabancıların bulması sonucu hastaneye kaldırılmış, hastane kayıtlarında kimsesiz olarak geçen bir kadın.
Öykü, babasının vurduğu tekmeler sonucu, bir kadının ona verilen en büyük duygu olan annelik duygusunu ellerinden kaybeden Öykü.

Hiç anne olamayacaktım, belki beni böyle sevecek kimsede çıkmayacaktı, beni sevecek birisi çıkacak mıydı o bile meçhuldü elimde hiçbir şey yoktu artık, evim yoktu, memleketim, annem, annelik duygum, bir tek zaafım vardı artık bir tek ona yenilirdim, küçük çocuklara...

Öykü, Kurtuluş zaafından yine vurulacaktı...

🐞🐞🐞

Yavaşça ellerimi kaldırdım, "dur, tamam vurmak yok" gecenin karanlığında bizi tek aydınlatan şey ayın ışığıydı. Yanındaki kız çocuğuna baktım, dolan gözlere. Bir yandan, yanımdaki Fatih'e döndüm, kumral saçlı, ela gözlere ona bakınca güveni hissettim, Elindeki silahı yavaşça indirdi, başıyla onayladı "burdayım, yanında". Başımı çevirip kız çocuğuna baktım.

"kızı bize ver, sen git" adam gülmüştü. Elindeki kumandayı gösterdi, "bomba nerede komutan" Öykü durdu, taş gibi kesildi. "Nerede" dedi. Yanındaki kıza baktı adam, gülümsedi. Yavaşça iki adım geriye gitti kız bize doğru baktı, gözlerinden bir damla yaş süzülüp gitti. İçim yandı, on altı yaşım paramparça oldu, ruhum daraldı, gözlerim doldu.

Adam geri çekildi koşarak uzaklaştı, kız bize bakıyordu. Fatih adamın arkasından koşarken durdu. Kız onun bacaklarına yapıştı "beni kurtarın" gözünden yine yaşlar süzüldü. Fatih durdu ilk önce bacağına sarılan kıza baktı,ardından diz çöktü önünde elini beline attı ve birden geri çekti, bana döndü, ela gözleri kocaman açıldı.

Geriye baktım "Gökhan" diye bağırdım. Kendisi bomba uzmanıydı, "Gökhan" dedim tekrar. Fatih kızın saçlarını okşuyordu, arada bir de bana dönüyordü.

Ne düşündüğünü anlamak bile istemeyerek tekrar bağırıyordum "Gökhan" dedim tekrar bu sefer gecenin içinde, inleyip gitti sesim.

Kız yaklaşmadan ölümden korktuğum için değil, on altı yaşım için. Kız bana baktı boynunu büktü "benim annemi vurdular" kaşlarım çatıldı, bana doğru bir adım attı ben geriye bir adım attım. Bana gülümsedi ben kaşlarımı daha çok çattım, Fatih bana döndü hızlı adımlarla yanıma geldi "Kumralım" demişti eli yüzümde.

Onu elini itip tekrar Gökhan diye bağıracakken geldiğini gördüm "komutanım iyi misiniz?" kız geride bir taşın üzerindeydi, öylece masum masum bize bakıyordu. Fatih ona dönmüş "kızda bomba var". Gökhan da kıza döndü "ama komutanım" Fatih "aması yok, var işte yalan mı söylüyoruz" gerilmişti o da bende, şuan Gökhan da... Hepimiz kıza döndük kız kollarını karnına bağlamış bana bakıyordu. Gökhan gülümsedi. Yavaşça yaklaştı kız bir adım attı geriye doğru "korkma" dedi Gökhan "ben seni kurtarmak için burdayım."

Kız bana döndü, yavaşça gülümsedim ve başımla onayladım. Gökhan kızın yanına diz çöktü yavaşça saçlarını okşadı "çok güzel bir kızmışsın" gülümsedi uzun kumral saçlarını geriye doğru savurdu "anneme çekmişim yani o öyle söylerdi".

Gökhan geriye doğru döndü, üzerindeki tişörtü kaldırdı beline bağlı saatli bir bomba vardı, bize döndü elini boynuna attı, tekrar baktı bombaya "evet Gökhan, hadi" Gökhan Fatih'e baktı yutkundu önce "komutanım".

Yine yutkundu "saatli" bir adım kıza doğru attım, boğazım düğümlendi, Fatih elimden tuttu "ne yapmak istiyorsan onu yap, ama benimle" beni de çekerek Gökhan'ın yanına çekti, gerçekten üzerinde saatler geçiyordu.

Son elli dokuz saniye. Gökhan cebinden bıçak çıkarttı, kız korktu ve Fatih'in bacağına sarıldı. Fatih yavaşça saçını okşadı ve yere diz çöktü "korkma sana bir şey olmaz". Kız bir Gökhan'a bir de Fatih'e baktı kız yavaşça ellerini omzuna attı, Fatih'e sarıldı.

Gökhan gülümsedi "çok iyi bir baba olacaksınız komutanım". Fatih gülümseyip bana doğru döndü, gözleri ışıl ışıldı "kumral minik minik" gözümden akan tek damla gözyaşı süzülüp gitti, gecenin karanlığında gözükmedi belki ama o hissetti Fatih sustu, yutkundu, yarıda bıraktı hayallerini, sözlerini.

Hiçbir zaman baba olamazdı, tek bir şansı vardı beni bırakıp gerçekten güzel bir kadın ve anne olabilen bir kadını sevmek, yavaşça başını döndürdü "o işe daha çok var, ikna kabiliyetim hiç iyi değil" demişti sesi buruktu. Gökhan bombaya döndü son kırk yedi saniye, beş tane kablo vardı. Kırmızı kabloya elindeki bıçağı değdirdi bize baktı "hakkınızı helal edin komutanlarım".
Fatih başıyla işaret verdi, bana döndü gülümsedi "hayatımda gördüğüm en güzel kumralsın" ben hiçbir şey dememiştim. Gökhan nefes alıp kesmiş ve patlama olmamıştı. Bombaya baktığımızda hala geri sayım sayıyordu, bize döndü bu sefer mavi kabloya değdirdi bıçağı "ya Allah" diyerek kesti, yine olmadı son yirmi beş saniye.

Yeşil kabloda durdu "bu da değilse komutanım" Fatih kızın saçını okşadı, Yavaşça yere eğildim madem ölücektim içimde kalmasın. Ellerim Yavaşça Fatih'in kucağındaki kıza gitti, saçlarını okşadım, bir elim karnımda bir elim kızın o ipek saçlarındaydı. Kız bana döndü kafasını kaldırdı bu seferde benim omzuma yattı, tam yere düşecekken Fatih belimden tutup kendisine dayadı.

Kendimi güvende hissetmek şöyle dursun şimdi ölsem de gam yemezdim, Gökhan yeşil kabloyu da kesti bana döndü Fatih nefesini son kez çekiyormuş gibi benim kokumu içine doldurdu,ona döndüm.

Küçük kız bana daha sıkı sarıldı. Gökhan iki seçenek vardı ya beyaz kablo ya da sarı kablo.

Sarı kabloyu tuttu, son on saniye var derince nefes aldı, gülümsedi "şehitlik" demiş ve kesmişti. Saniye 00:04 de durdu, Gökhan gözlerini açtı "eee komutanım ölünce de mi siz olucaksınız". Fatih güldü "bizden memnun değilsin galiba, Gökhan" Gökhan gülümseyerek "estağfurullah komutanım".

Bombayı kızın belinden çıkardı Gökhan geriye savurdu, kız hala benim kucağımdaydı, ve sırtım hala Fatih'e yaslıydı, Fatih gülümseyerek bana bakıyordu "Cennetimde yanımda ol" diyordu kulağıma ona dönmüş "cennete gideceğin ne belli" kaşlarını çatmış "ne demek ne belli, bu kadar güzel seviyoruz seni eee bu de duaların sayesinde gideriz" başımı iki yana sallamış ve önüne dönmüştüm.

Kızı yavaşça kucağına almıştı Fatih "ben ikinizide alırdım, kumralım" onu silahını almış "abartma istersen, Fatih" gülümsemiş ve önüme düşerek yürümeye devam etmişti. "ne yani kırk beş kiloluk seni taşıyamaz mıyım?".

"Fatih sus" bana dönmüş "taşırım, deneyelim mi?" kucağındaki kıza bakmıştım. Gökhan'a dönerek "al kızı" Gökhan'ı durdurmuş "tamam Fatih, inanıyorum sana" gülümsemiş "bir daha söylesene".

"inanıyorum sana" yaklaşmış "bir daha" silahı alnına dayamış "zorlama beni" gülümsemiş "iyi inan zaten, ben inanılacak adamım" gülümsemiş kahkaha atmıştı "sen inan bana, daha ne isterim" yine kahkaha atmış "Öykü inanıyor bana" demişti, ufacık aklından da olmuş bulunuyordu kendisi, bana dönmüş "ben olsam bende inanırım" onu geçip gitmiş "Fatih sus!" diyerek homurdanıyordum, o da arkadan gülüyordu.

🐞🐞🐞

İnsan ne zaman ölür en sevdiği gittiği zaman mı? İnsan ne zaman ölür ölüme alışınca mı? Peki insan ne zaman ölmeli ruhu yok olunca mı? Bedeni yok olunca mı?

Karşımda Kerem ve İnci vardı. Herkesin kafasında ışıklar onlara yansıyordu,Kerem kucağındaki kadını sıkı sıkı tutuyordu, her tarafı toz toprak olmuştu, az önce Kuzey ve Pınar çıkmıştı. Pınar yüzündeki yarayı tanımaya çalışıyordu. Gözünün ordan başlayıp boğazının üzerine kadar derin bir bıçak yarası. Şimdide İnci vardı karşımda, ailemin parçası annemin sarı kızı, ablamın kahvecisi, benim can yoldaşım, sırdaşım, kuşku duymadan gidebildiğim tek insan.

Gözleri kapalıydı Kerem bana bakıyordu bir eli yüzündeydi, yere diz çöktüm ellerimi yüzüne koydum "İnci" dedim, gözlerini açmadı tekrar söyledim "İnci" nefes alıyordu ama hala gözleri kapalıydı. Kerem yerdeki silahını aldı hemen yanındaki Gökhan'a attı, İncinin belinden ve bacaklarından tuttu ve yerden kaldırdı.

Boğazındaki morluklar, bacağından akan kan, kollarında ip izleri, mırıldandı "çok saçma bence" demişti. Kerem gülümsedi gözünden tutamadığı bir damla süzülüp onun yüzüne düştü, "Alev" dedi İnci yanına geçip "burdayım" hızlı hızlı yürüyordı.

Alev telsizi açtı "alo ben Alev, Yüzbaşı Alev bulunduğum koordinatlara bir helikopter istiyorum, acil" telsizden ses gelene kadar tekrar etmiştim, bir gözüm Pınar'da bir gözüm İnci'deydi. Telsizden ses geldi, ve ben tam ortalarına diz çöktüm.

Kuzey kucağındaki kadına bakıyordu yavaş yavaş yüzündeki yarayı temizlemeye çalışıyordu. Ama zordu çünkü hala kanıyordu, "gökyüzüm" dedi yüzünü severken. "Göküzüm yara almış,gökyüzümü ağlatmışlar" diyordu. Kerem kucağındaki İnciye baktı, boğazına gitti elleri onu öldürmeye çalışmışlardı, sonra birden geri çekti ben ikisinin de ellerini tutmuş ikisine de sırayla bakıyordum.

"komutanım" dedi Öykü, yanında Fatih, Gökhan ve Fatih'in kucağında bir de kız çocuğu vardı ayağa kalktım "bu kız nerden çıktı" Savaş'da gelmişti yanıma Öykü derince nefes almış " orda bulduk üzerinde bomba vardı galiba ailesini de yok etmişler" kız Fatih'in kucağından başını kaldırmış "yok etmediler, öldürdüler" demişti ,Öykü o üzülmesin diye öyle söylemişti ama küçücük bir kız onu değil ölümü anlıyordu. Öykü kızı göstererek "o da bizimle gelecek dimi" ona bakmıştım, gerçekten o kadar gaddar mı gözüküyordum "tabiki gelecek" küçük kız Fatih'in kucağından hiç inmemişti. Öykü ona bakmaktan hiç vazgeçmemişti.

Tüm tim buradaydı, hepsi birbirine bakıyordu birisinde zarar var mı diye, Savaş bana bakıyordu Poyraz'ın yanındaydı hemen, Poyraz gökyüzüne bakıyordu.

Helikopter sesi duyar duymaz hareketlendik, yine kucağından indirmediler, pilot inip Savaş'ın ve benim yanıma geldi "Yekta Turan Ak" diyerek kendisini tanıtmış, ve tekrar helikoptere geçmişti. Küçük kız elindeki bilekliği yere attı, yine Fatih'in kucağındaydı, Fatih kendisine çekmiş "neden attın" kız gülümsemiş "orda anneme benden bir şey bırakmak için"

Öykü kıza baktı gözleri doldu ama tutu, yutdu.Savaş benim yanımdaydı bana döndü "merak etme, iyi olacaklar" ikisinede bakıyordum, yavaşça Pınar kıpırdadı, gözlerini açtı. Kuzey "gökyüzüm" dedi ama duydu mu duymadı bilemedi Pınar tekrar kapadı gözlerini. Kerem ona dönmüş "gökyüzüm kelimesini beğenmedi komutanım"

Kuzey kaşlarını çatmış "tek sorun o yani" Kerem İnciyi sarıp sarmalamıştı "tek sorunun o olmasını istiyorum komutanım" içeride derin bir sesizlik oldu sadece helikopterin sesi vardı gecenin içinden akıp giden bir adet helikopter.

İnci'yi hiç bırakmadı Kerem, kulağına sürekli birşeyler fısıldıyordu geriye döndüm yavaşca " gitme olur mu? Daha senin hastan olacağım" gülümsedi ufaktan " hem sizin hastanız olmam çok uzun sürmeyecek gibi doktor hanım"yavaşca açtı gözlerini "bacağım ağrıyor" Kerem hızlıca bacağına baktı yavaşca tutup uzatmasına yardımcı oldu "biraz daha dayan sonra bütün ağrılarn bitecek" İnci yarı açık yarı kapalı göz haliyle ona baktı "benim ailemin yanına gitmek gerekiyor" demişti ve tekrar kapatmıştı gözlerini Kerem yukarı kaldırdı bakışlarını benim ile göz göze gelince durdu başını eğdi küçük bir çocuk gibi.

Kerem hep gülerdi hep espri yapardı, ben geldim geleli onu bir kez olsun bile durgun görmemiştim ama şimdi durmuş ve sadece kucağında ki kadına bakıyor ve onu sıkı sıkı tutuyordu. Kerem Çatlakoyuk ilk kez ortamı yumuşatmıyor ve ilk kez ortamda derin bir sessizliğin olamsına izin veriyordu.
Kerem Çatlakoyuk susuyordu ve kucağında ki yaralı kadına sarılıyor ve sadece onunla konuşuyordu

🐞🐞🐞

Askeriyeye geldiğimizde kızları revire götürdük ilk önce, sonra dışarıya çıkıp oturmak istedim, güneş yeni doğmuştu güneş doğumunu izlemek ayrı bir güzellikti benim için. Öykü çıktı kapıdan bana doğru geldiğini gördüm, kumral saçlarını açmış ama üzerindeki asker üniformasını değiştirmemişti.

"komutanım" demiş ben bankta kenara çekilerek ona yer açmıştım, ona döndüğümde kahverengi gözleri ile güneşe bakıyordu, "küçük kız nasıl" gülümsemiş "şimdi daha iyi, Fatih'i hiç bırakmıyor"

"kıskandın galiba" bana dönmüş, dudaklarını birbirine bastırmış sonra tekrar önüne dönmüştü "söyle hadi ne söylemek istiyorsan" tekrar bana dönerek "Fatih çok iyi bir adam, ve" tekrar güneşe dönmüştü o tamamlamayınca ben tamamladım "çok iyi bir baba olabilir" bana döndü "evet olabilir, eğer ben olmazsam"

Kaşlarımı çatmış ama o devam etmişti "adı Gül, annesi gülleri çok severmiş o yüzden adını Gül koymuşlar" elleri saçlarına gitmiş ve arkaya atmıştı "annesine çok benziyormuşum, o yüzden saçlarımı okşayarak uyudu" bana döndü "sizinde başınızı şişirdim komutanım" ellerim omzuna gitmiş yavaşça dokunmuştum, bir omzundaki ellerime birde bana bakmıştı, gülümsedim ve önüme döndüm.

Telefonu çalmış ablam arıyordu "eyvah kesin annem herkesi ayağa kaldırdı" telefona onu gösterip "ablam" gülümsemişti, sessize almış ve kenara koymuştum "açmıcak mısınız?" ona dönmüş başımı iki yana sallamıştım "şuan ablamın o endişeli halini kaldırabilecek gibi değilim."

Önüne dönmüş "bence kıymetini bilin, sizin için endişelenen bir ablanız, bir aileniz var" telefona bakmış "abla gibi abla öyle herkese kısmet olmuyor" ayağa kalkmıştı "bazı ablalar çoçukluktur bazıları ise sadece yara" durmuştu gülmüş "insanı büyülüyorsunuz, insan sizin yanınızda hiç sıkılmaz"gülümseyerek cevap vermiştim başıyla selam vermiş bende başımla selam vermiştim ve o içeriye geçmişti.

İki farklı hayat, iki farklı kardeş, iki farklı abla... Biri ödül biri ceza, birisi bahar, birisi kış, birisi mücevher, birisi taş, birisi yangına döken su, birisi yangını körükleyen ateş.

Bana ödül olduğun için teşekkür ederim, ablacığım... Umarım görürsün birgün...

🐞🐞🐞