5. bölüm · Uğur Böceği

🐞(5.bölüm)

Yeter Avşar

Bu hikâyede olay ve durumlar tamamen hayal ürünüdür…

Keyifli okumalar dilerim…

"Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor. Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor…

~Mehmet Akif Ersoy~

Vedalar vardır, birincisi sözlüdür, çığlıklara doludur.
İkincisi ne söylenecek söz vardır ne de çığlıklarınız.
Sesleriniz artık kendiniz duyacak kadar çıkabilir…

Biz şehit ailesiydik, gözlerimiz hep önde olmalıydı, hep dimdik durmalıydık, hep çok güçlü olmalıydık…

1 MAYIS 1997

Beş yaşındaydım bugün babam evde yoktu, işçi ve emekçiler bayramıydı ama o bayramda olsa gidiyordu çünkü askerdi gitmek zorunda kalmıştı. "Herşey bekler ama görev beklemez, aklında bulunsun" bunu demiş ve gitmişti…
Kızıl saçlarımdan öpmüş "canım kızım, canım kızım, kızılım" anneme dönmüş onu da iki gözünden öpmüştü "benim iki gözüm" demişti. Annemin yüzünü avucunun içine alarak ona derin derin bakmıştı ben bacaklarına yapışmıştım "baba gitme lütfen"
Babam bana bakmış kızıl saçlarımı ellerinin arasına almış "akşam gelicem, tamam mı? Gelirken sana en sevdiğin vanilyalı dondurma hediye"
Gülümsemek istemiyordum ama o üzülmesin diye gülümsemiştim.
Ablam okuldaydı, onu aramıştı gözleri ama yoktu.
Merdivenin başında bize tekrar bakmış gülmüş sol elini kaldırmış, bize el sallamıştı. Ve sımsıcak gülümsemiş bana göz kırpıp gitmişti. Ben merdivenin başına kadar koşmuştum onu durdurma şansım.olsaydı durdururdum ama yoktu ,aşağıdan Savaş geliyor babam gidiyordu.

Merdivenin başına oturmuştum, onun gelmesini burda bekliyecektim. Babam gözden kaybolmuştu Savaş yanıma gelmiş oturmuş. “ne oldu, kızıl” devamını getirmemiş gözlerime bakınca durmustu. Biliyordum gözlerim doluydu “ağlayasam geliyor” Savaş beni kendine çekmiş başımı omzuna koymuştu.

“ne yapmak istiyorsan yapabilirsin? Burda güvendesin” göz yaşlarıma hakim olamadan ağlamaya başlamıştım. İlk kez kendimi saklamadan ağlıyordum hemde birisi en yakınımdayken. Genelde kendimi balkona atar kapıyıda üstümden kapatıp ağlardım ama bu sefer Savaş’ın omzunda ağlıyordum.

Başımı yavaşca kaldırmış “hadi içeri giderim” ona kafamı hayır anlamında sallamış “babam gelicek, onu burda bekliyceğim” bana şaşkınlıkla bakıyordu. “hergün gidiyor, bugünde eve gelebilir”

Ona kafamı sallamıştım “hayır onu burda beklicem” Savaş kollarını bağlamış “peki burda bekleriz” başımı yavaşca merdivene çevirmiştim. Bugün değişik birşey hissediyordum çocuk yaşımda, henüz hiçbirşey bilmezken…

Bugün o kara bulutları görmüştüm, çocuk yaşımda, henüz hiçbirşey bilmezken…

Saatlerdir merdivende oturuyorduk Savaş benim ile hiç kıpırdamadan kalıyordu. Annem, Bilge teyze beni çağırmışlar ama Hiç kıpırdamamıştım yerimden. Annem yanıma gelmiş “kızım içeriye geç, baban seni burda görürse çok üzülür” demişti en sonunda.
"üzülür mü? Gerçekten mi?" annem başını evet der gibi sallamış, beni ayağa kaldırmıştı. Annemin kumral dalgalı saçları vardı, ve elaya çalan gözleri, yavaşça yerimden kalkmıştım hem sıkılmıştım zaten, babamın gelmesine de çok az kalmıştı. Tam merdivene sırtımı çevirecekken aşağı kapı sesi açılmıştı.

O an ,bir an...

Ben koşarak aşağı iniyordum, ikişir üçer basamak fazla atıyordum. "babam geldi, babam geldi" aşağı indiğimde kapıda bir sürü asker vardı. Hepsi bana bakıyordu birde arkamda ki Savaş'a...

Savaş koşarak geri yukarı çıkmış ben hala onlara bakıyordum. Biliyorum izlediğimiz dizilerde de görmüştüm, bu askerler kötü bir haber için gelirlerdi. Bir haber verirler ve herkes yıkılırdı, ağlamaya başlarlar acı haykırışları tüm Türkiyeye yayılırdı.

Biliyordum bu acı haber, hepimizi yutacaktı içine, ve biliyordum gurur ve acının denk gelmesi arasında kalacaktı geriye kalan hayatımız. Bu acı haberi biliyordum, tabiki Savaşda ,o yüzden koşmuştu zaten annem yukarıdan koşarak gelmiş askerler başları dimdik tam karşıya bakıyorlardı.

Ne bize bakıyorlar, ne de gözleri kırpıyorlardı. Gözleri doluydu burdan bakılınca cam gibi parlıyordu. "Şehit Yavuz Akalay, vatan sağ olsun" annem'in sessizce yere yığılmasınıda görmüştüm, o sesiz çığlıklarınıda çöktüğünüde görmüştüm, annemin bir haberde yere çöküşünüde o elaya çalan gözlerinde ki bir damlanın kalbimde, kalbinde sessiz ve büyük bir etki yarattığını da.

Ben küçük adımlarım ile koşmaya başlamıştım, dış kapıdan çıkmış gökyüzüne bakmıştım babam hep sağ taraftan giderdi. Hızlı adımlara o tarafa doğru gidiyordum "baba, babaaa!!!" bir kol beni tutmuş kendine çekmişti. Kaçmamıştım aksine ağlamalarım hızlanmıştı.
"Alev'm" göz yaşlarım akıyordu. "baba… Baba" Babam yoktu, ama neden yoktu onu bile bilmiyordum.
Biliyordum sonra anlayacak ve gurur duyacaktım onunla. Biliyordum onun gibi olmak isteyecektim.
Biliyordum bir gün onu anlayacak ve binlerce şehit gibi, binlerce şehit ailesi gibi onunla nasıl gurur duyulduğunu bilecek ve başımı hep dimdik tutacaktım.

Ama o sesi asla unutmıycak, asla hafızamdan silmiyecektim. “Herşey bekler ama görev beklemez, aklında bulunsun” bana giderken bile yardım etmişti.
Asker olursan aklında bulunsun herşeyi bırak ama görevini bırakma diyordu.

Bir ses daha vardı kulaklarımda çınlayan, kalbimi söküp alan, çocukken beni büyüten bir ses daha “Şehit Yavuz Akalay vatan sağ olsun” bu iki cümle benim hayatımı değiştirecek iki cümleydi…

Savaş benim başımı kaldırmış elleriyle göz yaşlarımı silmişti. Yumuşacık elleri yüzümde dolaşmış “hadi gidelim” ona bakmış “babam hiç gelmicek mi?”
Savaş sağına soluna bakmış “o gelemez artık” tekrar ağlamaya başlamıştım.

Kapıdan askerler çıkmış, bize doğru bakmışlar ve ellerini alınlarında birleştirerek asker selamı vermişlerdi. Onlar gittikten sonra içeriye geçmişti.
Savaş benim ellerimi tutuyor annemin merdivendeki haline bakıyordum.

Şehit eşi; Arzu Akalay
Şehit kızı; Göksu Akalay, Alev Akalay

Bilge teyze annemi kaldırmış ve beraber yukarıya çıkıyorduk. Telefon ile akrabalarımızı aramıştı Bilge teyze, ben merdivenin başına oturmuş aşağıya bakıyordum. Yanımda Savaş ellerimi sımsıkı tutuyor ve tek bir kelime bile söylemiyordu.
Saatlerce burda oturmuştuk, hiç konuşmadan ama acımızı paylaşarak, hiç konuşmadan ama göz yaşlarımı elleriyle silerek…

Aşağıdan kapı açılmıştı içimde küçük bir heyecan vardı, çocuktum babam geldi sanmıştım aşağıya bir adım atmış Savaş elimi sımsıkı tutmuştu. Ona baktığımda dolan gözleriyle bana bakıyordu. Kafasını iki yana hafif hafif salladı, tekrar oturup aşağıya bakmaya devam ettim.

Ama merdivenin başında ilk önce ablam belirdi, şişmiş gözleri, kurumuş dudakları “Alev babam neredeymiş?” benim gözümde yine yaşlar akıyordu. “Savaş, neredeymiş ablacığım, benim babam neredeymiş” o çığlık atabiliyordu belkide içindeki zehri kusuyordu. Ama ben sessizce merdivene sığınmıştım.

Arkadan dedem belirdi, sonra anneannem, babaannem, halam, teyzem hepsi gelmişlerdi… Saatlerce içerden annemin sesleri gelirken şimdi onların sesleri geliyordu. Ağlama sesleri hem güçlü, hem üzgün, Ben başımı dikleştirmiş ayağa kalkmıştım askerlerin yaptığı gibi onlara asker selamı vermiştim…

Annemin içeriden can yakıcı yüksek sesi gelmişti “Yavuz!” o kadar acılıydı ki, bu yaşta kalbim sökülmüştü. Babamın adı hiç bu kadar canımı yakmamıştı, işte o zaman kalbimde bir orman yanmış en son bir karınca misali Savaş getirdi o suyu o söndürmeye yetmedi, ama o bile yeterdi.

Annem arka arkaya bu kelimeleri söylüyordu. “Yavuz” hıçkırıkları artmaya başladı “Yavuz gitmedim de” nefesleri zor almaya başladı “bırakmadım de, Yavuz”

Bugün benim dünyayı ara verme günümdü, 1 MAYIS unutulmazdı, unutursam kanım kururdu. Ablam hızlıca beni geçti içeriye girdi, oturduğum yerde öylece kalmıştım ama ben de dayanamıyarak içeriye geçmiştim. Annem yerdeydi kapının tam önünde yerde oturmuş saçları, saatler önce babamın sevdiği yüzü bembeyaz olmuştu onu tam karşısına geçtim minik ellerimi yüzüne dokundurup “anne” bana dönmüştü.

Ablam gelmiş yanıma gelmişti annem kollarını bize sarmış ve sımsıkı sarılmıştı. Ama biliyorduk bu acı sarılmazdı ama en azından kabuk tutardı bir daha kanatmazsak belkide bu kadar acımazdı.

Biz şehit ailesiydik hep savaşçı, hep dik, hep yaralı…

🐞🐞🐞

Askeriyeye geldiğimizde herkes yine bir tarafa dağılmıştı, ben en uçtaki banka geçmiş ve öylece oturmuştum. Yaklaşık beş dakikadır oturuyordum telefonum çalmış ve ave açmıştım arayan benim annemdi, herşeyim,

“kızım Alev’im” sesi titriyordu ama bana farkettirmemeye çalışıyordu. “efendim anneciğim” derince nefes almıştı “napıyorsun alışabildin mi? Var mı bir sıkıntı”

“yok anne merak etme, tim ile iyi anlaştık hem” durmuşmu söylezdim mi? Bilememiştim. Arkamı döndüğümde Savaş da telefonla konuşuyordu.

Önüme dönmüş “iyi anlaştın tim ile” annem tik tuk birşeyler yapıyordu “bugün beni Bilge teyzen aradı, Savaş’da oradaymış” arkama tekrar bakmıştım o da bana bakıyordu. “evet, burda timimdeki komutan” annem kocaman bir oh çekmişti “iyi bari, gözüm arkada kalmaz o korur seni”

“benim kimsenin korumasına ihtiyacım yok anne, umarım Bilge teyzeye de böyle söylemedin” ya sabır çekmişti annem sessizce ama ben duymuştum. “tamam, İnci geldi mi?”

“anne demedim de” Savaş gelmiş yanıma oturmuştu, annem “dedim ama sen oralara yabancısın diye” saçlarımı geriye atmış ve ona bakmıştım “tamam anne, sonra görüşürüz” demiş ve telefonu kapatmıştım.

Ben birşey söylemeden o konuşmaya başlamış “Arzu teyzenin seni korumamı istemesiyle bir alakası yok yaptığım şeylerin” bana dönmüş “gerek de yok zaten seni burda yalnız bırakamazdım, bırakmazdım” demişti tane tane.

Onune dönmüş ben hala ona bakıyordum “yalan söylemiyorum, gözümün biri de seğiriycek” doğruydu yalan olsaydı sağ gözü seyiriyordu.

“böyle karşılaşmayı beklemiyordum” demiştim birden konudan bağımsız, bana usulca dönmüş “ben karşılaşmayı bile beklemiyordum” yutkunmuş “kendimi o kadar inandırdım ki, birbirimizden koptuğumuza”

İkimizde yutkunarak konuşuyorduk, ağzımı açmış “hayatın” bana dönmüştü “hayatım bu dağlar, ve ailem başka birşey yok” ona dönmüştüm “hayatın nasıl gidiyor diyecektim” gülümsemişti çocuk gibi. “o kadar yürüdüm ki seni bulmak için, en sonunda bu dağlara kadar çıktım”

Gülmüştüm “tam yerini bulmuşsun” ikimizde dağlara dönmüştük. Hiç yeşillik yoktu heryer taş, heryer topraktı. Poyraz arkadan bağırmış “komutanım Fatih” Savaş kalkmış “bir gün de vukuatsız bir gününüz olsun be, bir gün” diyerek içeriye gidiyordu.

Bir iki adım attıktan sonra durmuş bana dönmüştü “ne bakıyorsun, gel hadi bu timin komutanı benim sanki” ayağa kalkmış “tamam be bağırma” ikimiz de söylenerek adımlamaya başlamıştık içeriye geçtiğimizde Öykü Fatih’in boğazına yapışmış “seni öldürürüm" diyordu.

Fatih sırıtılarak "öldür be kumralım, beni anca sen öldürürsün zaten" kaşlarım çatılmıştı ya bunlar çok alışmış ya da ben fazla abartıyordum. Kuzey ve Kerem yan yana durmuşlar gülüyorlardı "komutanım bence de öldürün, hem kurtulmuş oluruz" gülmüş "komutanım hem soy isminizde Kurtuluş ya öldüründe kurtulun" Kuzey Keremi kendine çekmiş.

"ulan senin bu esprilerin varya timin neşesi vallahi" Kerem daha çok gülmüş "ya komutanım aslında bence bizim timin neşesi Fatih komutanımdı ama yazık ondan da kurtuluyoruz"

Arkadaki Poyraz rahat bir şekilde sandalyeye oturmuş öylece seyrediyordu. Hakan ve Gökhan ellerinde üzüm hem yiyior hemde dikkatli bir şekilde bakıyorlardı.

Ayağımı yere vurmuş "Ateş tim" demiştim yüksek ses ile hepsi elinde ne var ne yoksa bırakmış ve bana bakmıştı. "sıraya geç" Savaş hemen arkamdaydı. Hepsi birden tek sıra halinde sıraya geçmişlerdi. "noluyor burda tim" hepsi dim dik karşıya bakıyordu. Kimseden ses çıkmıyordu.

"kime diyorum, cevap ver" sesim çok yüksek çıkıyordu belki ama umrumda da değildi. Kimseden ses çıkmayınca "peki o zaman ceza hepinizin çekiin" az önce Gökhanın elindeki üzümü almış ve ağzıma atarak gülmüştüm.

"yemekhaneyi temizleyinde görelim bakalım" hepsi birbirine bakmış yine kimseden çıt çıkmamıştı. Ben dışarıya çıkmış "siz yerini biliyorsunuz, gidersiniz dimi" hepsi birlikte "emredersiniz komutanım" demişlerdi.

Salına salına dışarıya çıkmış, banka oturmuş yine karşıdaki dağlara bakıyordum. Yanıma Savaş gelmiş sessizce oturmuştu aynı sessizliğimiz ile karşıya bakıyorduk ikimizde.

Bizim sessizliğimiz bile, en gürültülü sesti...

🐞🐞🐞

"yani inanmıyorum ikiniz yüzünden düştüğümüz hallere bak" demişti Poyraz, elindeki paspas ile yerleri siliyordu Fatih elindeki süpürgeyi havaya kaldırmış "komutanım aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk"

Elindeki bezi yere bırakmıştı Kerem "valla komutanım siz neye ölüyorsanız ölün ama benden bu kadar, belim kırıldı" Kuzey arkadan eğilmiş "valla Kerem gider Alev komutana söylerim o seni neye öldüreceğini çok iyi bilir"

İlerden yine elindeki paspas ile Poyraz konuştu "hadi ağzınız değil eliniz çalışsın bir saatte bitecek" Hakan ilerde sandalyeleri silerken "komutanlarım valla ben şahsen Savaş komutanıma kurban olurum, yemekhane temizletmek nedir ya"

Öykü "bu salak komutanınız olduğu sürece daha çok ceza alırız" Fatih elindeki süpürgeyi yine kaldırmış "senin için bütün cezalara razıyım kumralım"

Poyraz elindeki paspası ona doğru savurmuş "Fatih artık sus yoksa oraya varırsam" Fatih ellerini kaldırmış "tamam komutanım gerisini biz biliyoruz, sustum"

Kerem doğrulmuş "Poyraz komutanım, sizce" Poyraz ona bakmış Kerem devam etmişti başına geleceği biliyordu ama yinede devam etmişti "Alev komutan ve Savaş komuta daha önce tanışıyorlar mı?" Poyraz öksürmüş biraz Kereme yaklaşarak "senin o küçücük beynini sikim" demiş ve gülümseyerek tekrar işine dönmüştü.

Kerem başını aşağı yukarı sallamış ve tekrar "Poyraz komutanım" demişti. Poyraz ya sabır çekerek ona dönmüştü
"efendim benim üstçavuş Keremciğim" Kerem derince nefes almış yine başına geleceğini bilmesine rağmen
"sizce Alev komutanım, Savaş komutanımı tanıyor mudur?"

Poyraz gülmüş hatta gülüşü tüm yemekhaneyi yankılandırmıştı.
"Ah Keremciğim genç yaşında ölüp gideceksin ha"
Kerem derince gülümsemiş ve başına geleceği şey bu sefer bilmemezlikle tekrar sormuştu
"Poyraz komutanım, tanısalar böyle olmazlardı dimi?"

Poyraz yutkunmuş, Kerem bir adım daha öne giderek
"kurduğunuz dedikodu ağına göre, bunlar daha önceden evlenip boşanmışlar"
dediğinde herkes onların başına toplanmış. Poyraz bir elini yanağına koyarak gerçekten dinliyormuş gibi yapıyordu.

Kuzey: "nasıl yani, tamamda biz bunu duyardık ama duymadık"
Kerem ona dönmüş
"bizden önceymiş demek ki"

Öykü ortaya atlamış:
"insanların özel hayatı size mi kaldı, boşandılarsa boşandılar"

Fatih süpürgeyi kaldırarak:
"katılıyorum hayır yani, boşanmış olsalar ne olmasalar ne demek ki birşeyler bitmemiş, bakışları görmediniz mi?"

Hakan ortadan başını çıkarmış:
"ben gördüm komutanım, çok güzellerdi"

Fatih, Kerem, Kuzey alkış çalmış, Kerem:
"aferim sana, zeka küpü seni"

Tekrar Poyraz'a dönmüş komutanım biliyoruz siz çok yakınısınız hatta bizden önce vardınız, söyleyin, doğru mu?"

Poyraz eğilmiş:
"yedi tane çocukları var, tabi bizim komutan az fena değil"

"hııı" demişti Fatih,
"ben dedim" demişti Kerem,
"oha" demişti Kuzey,
"yok ya" demişti Hakan,
"heyyt" demişti Gökhan
ve en umursamaz Öykü
"olabilir" demişti.

Poyraz başını dedikodu teyzeler gibi kapatmış:
"Alev komutanım hepsini tek başına büyütmüş. tabi bizimki farketmemiş bu güzeliği"

Kerem ellerini birbirine vurmuş:
"tüh, yakışıyorlar ama, kadına da maşallah hiç yedi çocuk doğurmuş gibi değil en fazla bir, o bile değil hatta"

Kuzey eğilmiş
"komutanım atmıyorsunuz dimi? Çünkü Savaş komutanım çok iyi bir baba olacak gibi bir adam, yani bize bile yeri geliyor babalık yapıyor"

Poyraz doğrulmuş:
"madem bu kadar iyi tanıyorsunuz, neden salak saçma haberlere inanıyorsunuz"

Kerem elindeki bezi yere atmış:
"komutanım ya bir an gerçek sandım, kalbim yerinden çıktı ya"

Poyraz elindeki paspası daha sık tutmuş:
"duda et hala yerinde atıyor, götünde atilla şansı da vardı işlerinize dönün yoksa bir ceza da ben veririm"

Hepsi birlikte temizliğe koşmuşlar ve bitirmişler hemen kendilerini dışarıya atmışlardı. Hepsi döktüğü ilaçların karışımından kafayı bulmuş haldelerdi sanki.

🐞🐞🐞

Biz oturduğumuz yerden dışarıya koşan time bakıyorduk.
Hepsi derin derin nefesler alıyorlardı.
Savaş gülmüş
"şunların haline bak"
ona dönmüş
"hep böyeler mi?"

Gülmüş gözleri kısılmıştı
"hep böyleyiz"

Poyraz ağır ağır kendisinin taşın üzerine bıraktmıştı. Öksürmüştü ardına herşeyi yutuyordu.
Savaş kaşlarını çatıp ayağa kalkmıştı.

Hızlı ama sert adımlarla Poyraz'ın anına geçmiş
"Üsteğmen iyi misin?"

Poyraz başını kaldırmış ona bakmıştı
"taş gibiyim"

Savaş kafasını tutmuş kendisine çekmişti.

4 yıl önce, Özel Tim asker seçimleri.

Savaş ve Poyraz yan yanaydılar bu son şanslarıydı.

Onca sınavdan geçmişlerdi bundan geçemezlerse Özel time giremeyip bir sene daha çalışmak zorunda kalırlardı.

Arkalarında deniz vardı uçsuz bucaksız
"bu son aşama zor diyorlar" demişti Poyraz
eğilerek ikisinin boyu çok büyüktü diğerlerine göre, Savaş 1.92 boyu ile, Poyraz 1.98 boyu kapışıyordu.

Sert adımlarla beyaz saçlı iki komutan gelmişti yüzleri asıktı, ikiside dimdik duruyor ve hiç bir mimikleri oynamıyordu.
Poyraz yine ağzının içinden
"umarım bize mimiksiz bir adam olmaz"

Savaş küçücük gülümsemiş hemen yine eski kaşları çatık haline dönmüştü.

Komutanların yanındaki askerler gelmişler yaklaşık yirmi kişinin ellerini ve ayaklarını bağlamışlardı.
Poyraz yanındaki Savaş'a bakmıştı, tek yakını, tek dostuna çok yakından ve çok derinden bakmıştı.

Kendisi kazanıp kazanamazsa o da bırakırdı, böyle düşünmüştü.
Ama aynısını Savaş da düşünmüştü.

Yirmi kişiye tek tek baktı komutan.

"sizi burda bekleyen aileleriniz var, sevdikleriniz, belki buradaki hayatınız daha güzeldir"
komutan kaşlarını çatmış
"aile demek can demek, canının en kıymetlisi parçası demek, arkanızda bırakmayın derim"

Gülümsemiş ve gülümseymiş biri ciddiyle
"sen kara kaşlı"
sıranın en başındaki Savaş'a diyordu
"özledin mi aileni"

Savaş dim dik karşıya bakmış
"özledim ama merak etmeyin bu özlem ile de yaşayabilirim"

bu özlem onun için daha küçüktü o yıllardır en yakınını görmeden büyümüştü,
Alev'ini.

Kaç yıl olmuştu saymamıştı, sayamamıştı çünkü yüzleşmek istemiyordu.

Komutan hemen yanındaki adama dönmüş
"sen söyle bakalım kara gözlerini dikmişsin, özledin mi aileni” Poyraz gülmüş
“ölüler özlenir mi komutanım” komutan gülmüş
“özlenmemeli” Poyraz sadece baş selamı ile cevap vermişti sır sıra yirmi kişiye sormuştu.

“arkanızda kocaman bir deniz var, ve bir dakikanız, en dibe batmakta var o elinizdeki ipleri çözüp yüzeye çıkmak da” arkadaki askerler onları tutmuşlar ve denizin ortasına atmışlardı.

Savaş denizin içine girdiği anda gözlerini açtı. Gerçekten içi çokta mavi değildi diye düşünmüştü. Ellerini oynatmaya çalıştı, çalıştıkça battı gözünün önüne annesi, babası geldi, babasının saçlarını okşaması, annesinin enfes börekleri ve mis kokusu.

Bunlara başa çıkabiliyordu, arada sırada seslerini duyuyordu, içinde kaybolup gitmeyen daha büyük bir hasret, bir özlem, bir yalnızlık vardı, kızıl kafası gözünün önüne geldi. Büyümüş müydü? Ne yapıyordu şu an, nasıl olmuştu, küçüklüğündeki gibi güzel miydi? Saçları hala kızıl mıydı mesela.

Savaş artık nefes almakta zorlandı, ipe bağlı ellerinin baş parmağını hafifçe büktü ve döndürdü parmağı eklem yerinden çıkardı acı bir inleyiş koptu ağzından. Umursamadan ellerini ipten söküp aldı, ilk önce ayaklarını çözdü sonra öne doğru yüzmeye başladı.

Poyraz neredeydi belkide çoktan çıkmıştı, kendini yüzeye bıraktığı geminin tekrardan kökleri komutanı gördü,
“aferin kara kıçlı otuz iki saniyede çıktın ikinci oldun”

Gemiye tırmanmış ve karşıdaki adama bakmıştı, Poyraz karşıya yatmış uzanıyor ve gökyüzüne bakıyordu.
“Gölgeli” Poyraz kalkmış ve kocaman sarılmıştı
“oğlum seni aradım aşağıda bende çıktın sandım”

Savaş omzuna vurmuş ve tekrar sarılmıştı
“ne kadar hızlısın”
Poyraz gülmüş
“allahtan nefes tutma yönünden tecrübeliyim, babam sağ olsun”

Kaşlarını çatmıştı Savaş, Poyraz gülmüş
“boş ver ilerde anlarsın, nefesim sağlamdır”

🐞🐞🐞

“Herkes öksürüğe boğuldu, sen derince bir nefes bile almıyorsun”
Poyraz gülmüş gökyüzüne bakmıştı
“hayatında kötü şeylerin bir zaman sonra senin yaran değil hayata karşı tecrüben oluyor kıdemli üsteğmenim”

Savaş yanına oturmuş elini omzuna atmıştı
“hiç bir zaman tecrüben olmayacak bir şeyse?”
Poyraz Savaş’ın baktığı yöne bakmıştı, banka oturan ve buraya bakan bir Alev komutandı.
“İşte o zamanda hayatın en değerli parçası, umarım kaybetmezsin.”

Savaş gülmüş daha sıkı dolamıştı kolunu
“bence bir insan salaklığı bir kez yapmalı”
Poyraz gülmüştü, ikisinin gözleri kısılmış ve gökyüzüne bakıyorlardı
“kesinlikle, bir kere daha yaptığınız salaklık olmaz çünkü”

Savaş ciddi bir yüzle tek kaşını kaldırarak ona bakmıştı, Poyraz dönmüş
“yine aradı o kadın?”
Savaş kolunu çözmüş
“iyice telefon sapığı oldu bu kadın bir ay içinde benden çok onunla konuştun”

Poyraz ona dönmüş
“öyle değil, başı büyük belada ama istikametimi değiştirmesine hiç bir şey yok onun adı geçen”
Savaş ciddi anlamıştı
“dur bakalım buluca bir yolunu”

“saatlerce anlattı yine, o belasını s... adam yine odaya kapatmış kızı bir bulsam bir bulsam”
Savaş ona bakmış
“eee buraya gelsin, burda bin tane askeriz bir kadını koruruz”
Poyraz ona bakmış
“gelemez, benim asker olduğumu bilmiyor hatta ben hiç konuşmadım, konuşamadım, s...nin ağzından bu kadına tek bir söz çıkmadı”

Savaş şaşırmış
“şimdi senin herkese verecek cevabın varken, bu kadın konuşurken saatlerce susarak dinliyorsun öyle mi?” Poyraz geriye yaslanmış
“böyle işin, Savaş elini kaldırmış ‘dur dur oğlum senin sustuğun beş dakikan var mı da? Bu kadınla saatlerce konuşuyorsun hem de susarak’”
Savaş kocaman kahkaha atmış
“galiba ilk salaklığın şu kadın olacak.”

“şu değil, Tebessüm”
Savaş dönmüş tek kaşını kaldırmıştı
“adı Tebessüm”
Poyraz başını ellerinin arasına geçirmişti.
Savaş onun ellerini indirmiş
“tamam oğlum bulucaz, yerin dibine girmedi ya buluruz güvenilir bir yere getiririz neden?”

“sıkıntı böyle iş” demiş ve tekrar geriye yaslanmıştı.
Gerçekten herşeyi şakaya vuran, her şeye cevap veren adam bu kadına neden cevap vermiyordu?
Neden en ciddi meselesi bu kadın olmuştu?
O numarayı almamalıydı, o numarayı almasaydı bu kadınla tanışmazdı.

Kapıdan gelen ses bütün timi o tarafa yönlendirdi
“ateş tim” şalvarlı, beyaz gömlekli ve diz kapağının oraya kadar çizme giymiş bir adam kollarını açmış
“ben gelmişem komutanım”

Yavaşça ayağa kalkmış ve Savaş gibi ben de o tarafa doğru yürümeye başlamıştım.

Adam Savaş’ı kendisine çekmiş
“sizi en son bildır görmüşem”
Tekrar çekmiş ve kocaman sarılmış Savaş’a
Savaş da gülerek hafif hafif belini vuruyordu.
“nerdesen Boran ağa”

“hiç sorma komutan, evden çıktığım var”
Poyraz'a dönmüş
“en sevdiğim adamım” Ona da kocaman sarılmış
“napıyorsun” Poyraz gülümsemiş
“napalım da bu kamutan ile uğraşırız”

Timdeki herkes gülmüştü, demek ki onun şivesini seviyorlardı.
En son bana dönmüş
“hanım kızım hoşgelmişsen”

Ona el uzatmış
“hoşbuldum”
Savaş öne çıkmış
“bizim yeni komutan Yüzbaşı Alev”

Ağa hemen ellerimi bırakmış ve ellerini önde bağlamış gibi yapmıştı.
Ben hemen yanına geçmiş “hiç çekinmenize gerek yok, ben de Türk askeriyim” aha ton ton yanakları ile gülmüş “heytt be, Allah sizden razı olsun kızım”

Beni kendisine çekmiş ve sarılmıştı “ben buraya niye geldim bilimizsiz” timdeki herkes pür dikkat kesilmiş ağanın karnını tutarak gülmüştü bu bakışlara “yarın düğünümüz vardır, hepinizi beklerim Alev komutanım sizde arkadaşlarınız falan varsa onu da” timdekilere dönmüş “nerde o Kuzey”

Kuzey en arkadan elini kaldırmış “burdayım ağam” demişti, ağ adam karşına gelmiş “niye nasılsın yavrım haberim yok, beni demedin mi bişeye ihtiyacınız olursa ben arıyacaksınız”

Kuzey öne gelmiş “birşeye ihtiyacımız olmadı, sağolun” ağa elini öne doğru uzatmış ve Kuzeyi kendisinin kolunun altına çekerek “düğüne nişanlını almadan gelme, bi de kızımıza soralım bakalım”

Sonra ton ton yanakları ile yine gülerek “hepinizi bekliyorum, gelmeyenin topuğuna sıkarım bilesiniz” timin hepsi birbirine bakmış ağa hepsine el sıkışarak geldiği gibi gitmişti.

Kerem “bu adamın tehdidi çok korkutucu, asker adam topuğundan sıkmaktan bahsediyor” timdekilere dönmüş “sıkar haa, bilesiniz” herkes yine gülerek içeriye geçmişti.

Bu timde başka bişey vardı, eski timdeki sıcaklıktan ayrı bir sıcaklık bir samimiyet, ayrı bir bağ, çok kuvvetli.

Bu tim benim ikinci ailem gibiydi burda üzgün, mutsuz hissetmek imkansızdı. Herkesin sorunu kendisine değildi bir kişinin sorunu hepsinin de sorunuydu.

Aile gibi.