14. bölüm · Uğur Böceği

🐞(14.bölüm)

Yeter Avşar

Bu hikayede olay ve durumlar tamamen hayal ürünüdür....

Keyifli okumalar dilerim...

İnsan sevdikçe iyileşiyor, artık anladım...

~Turgut Uyar ~

İnsan bazen bir cümlenin altında eziliyordu, ben Savaş kaç cümlenin altında ezilecektim, kaç duyguyu daha saklayacak ve yutacaktım, kaç kişiyi yaşıyor olmasına rağmen ölmüş diye kabul edicektim...

Etmicektim, çünkü o, o benim için ölmemişti, biliyordum bir gün geri gelecekti hemde kendi bile bana geldiğini bilmeyecekti, bana gelicekti, evim bana geri dönecekti.

İnsan bazen çatısız, duvarsız, sadece bir hisse ev diyebilirdi, o benim evimdi, tamam şimdi yirmi yaşında olmuş olabilirdim tamam yaşım kadar ondan ayrı kalmış da olabilirdim, ama hasretlik, özlem çok başkaydı.

O benim en büyük hasretimdi...
O benim hiç dokunmaya kıyamadığım yaramdı.

O gelicekti belki kendimi kandırıyordum, belki içten içe inanıyordum gelse şu saatden sonra gelse ne yapabilirdim ki, yavaşca cüzdanımı açmıştım, o gün bu gündü artık mezun oluyorduk ama burda bitmeyecekti...

Harp okulu bitmişti ilk mezuniyetimizdi, üzerimde asker üniformam yanımda aslanlar gibi duran, karizmanın vucut bulmuş hali Poyraz Gölgeli, kardeşmiydi? sırdaş mıydı? Dost muydu? Bilmiyordum, ama ailemin en büyük parçasıydı...

Böyle büyük bir aile sofrası olsaydık, muhtemelen onunla olmak isterdim, ne yediğimizin, ne içtigimizin bir önemi olmazdı, Poyraz Gölgeli bir baba gibi gölgesini hep üzerime örtmüştü, aslında o kaçmaya çalışmış ama ben tam aksine onunla beraber kaçtığı her yere gitmiştim.

O aile sofrası bir onsuz birde Alevsiz olmazdı. Küçükken onunla hep yan yana olurduk, hep önüne yemeklerini ben koyardım, heyecanlanınca hapşurmasını ben bilirdim, acı yiyince hıçkırık tutmasını, benim gibi sevince çok sevişini, sevmeyince hiç sevmeyişini, hoşuna gitmeyen bişey olunca sürekli elleriyle oynayışını, bişey unuttuğunda alnına dokunuşunu, birde bana bakınca gülen gözlerini, insanın gözleri nasıl Güler diye sormayın onun ki gülerdi...

Ama şimdi yoktu, en mutlu, en gurulu olduğum gün her zaman ki gibi yoktu, bir sabah çıkıp gitti tutamadım, sonra da çıkamadım karşısına, o zaman çekip alamazdım yanıma, şimdiyse çekemezdim, o Alevdi ben Savaş...

Kızıl kafa ve tavşan o gün, 3 mayıs günü o kapının önünde kaldılar, cüzdandaki fotoğrafa daha yakından baktım gülen gözler ordan bile bana ayrı bir güzellikle bakıyordu, oradaydı, omzuma dokunan bir eli ile hızlıca cüzdana sıkıştırdım fotoğrafı "hayırdır, drama mı bağladın"

Yanımdaki adama bakmıştım benden yakışıklı olmasa da bana yaklaşmıştı "utanmasam oturup ağlarım o derece" Poyraz ellerini başına koymuş "aman aman abisinin güllü lokumu" demiş ve yanaklarımı sıkmıştı "elininde, beynininde ayarını sikim Gölgeli" üzerimi düzeltmiş "ailen seni bekliyor, bu küfürleri onlara da yapman gerek" Savaş daha çok heyecanlanmıştı... Bu küfürleri geçmiş karşılarında ne diyecekti...

Annesi, babası, kız kardeşleri büyük bir aile ve kendisi, asker üniforması, yanında kardeşi insan o eksikliği hiç unutamzdı şuan tek bir eksik vardı Alev, Yavuz amcası... Başını eğdi tekrar yanındaki adama bakta, Poyraz ona kaşlarını çatmış "Savaş abartma istersen, kendine gel, sen Savaş Taşkıransın" bir Firdevs Yöroglu edasıyla konuşmuş ve kapıyı göstermişti.

"Sen bu repliği nerden biliyorsun"

"Bi tanıdık ile izlemiştik" demişti ve bir adım uzaklaştı.

Bende bir adım atmış ve sırtımı dönerek kapıya doğru bir adım attım arkamda bir kıpırdanma göremeyince tekrar arkama dönmüş, Poyraz çoktan rahat bir şekilde sandalyeye oturmuştu, bu adam gerçekten kafadan çatlaktı, ve evet fazla rahatdı "Poyraz" Poyraz bana bakmış kafasını iki yana noldu der gibi sallamıştı"ne, elini tutup ben mi götüreyim" Savaş başını yukarı kaldırıp tavana bakmıştı "çıldırtma adamı, gel yürü"

"tamam ailenin yanına git, ben" bir adım öne gittim "seni beni yok, burda aile olduğumuzu sanıyordum" Poyraz gülmüştü buruk bir gülümsemeydi "biraz daha duplaj gibi konuşursan gidecek bir ayakların kalmaz Taşkıran" durmuş ve tam karşısına oturmuştum "niye oturdun"

"ailenin yanına git demedin mi? Ailem eksikse ben hiç bir yere gitmiyorum Gölgeli" Poyraz durmuştu karşıdaki adama çok ciddi bir şekilde baktı, baktıkça geriye gitti, hiç gitmemesi gereken zamanlara, anılara, hatırlalara. Ama hızlıca toparladı artık hangi anıda yaşamak istiyorsa orada kalıyordu şimdi birisi ona ailem diyordu ve o, o ailenin parçası olmak istiyordu. "seninle tanıştığım günü sikim, Savaş"

Savaş tebessüm ederek ayağa kaktı elini uzattı, Poyraz başını kaldırmadı kaşlarını çatmış bir ona uzatılan ele birde karşısındaki adama baktı, koyukahverengi gözler fazla ciddiydi, ilk gün nasıl gelip elini uzattıysa şimdi de gelip elini uzatmıştı Savaş,...

"ailemizi bekletmeyelim Gölgeli, o ailede bende varım," onu işaret ederek"sende varsın" Poyraz kapıya baktı sonra yanındaki adama, o aile ne kadar da büyüktü, o aile büyük olmasına rağmen ne kadar da sıcak Poyraz ona uzatılan eli hızlıca tutu, bir eliyle tutup diğer eliyle Savaş'ın omzuna vuruyordu. "ailene sahip çık"

"sana sahip çıkıyorum işte, bu bile fazla" Poyraz gülmüştü kim kime sahip çıkıyordu orası tartışılırdı, normalde sinirli değildi Savaş ama o sinir gelince önünde kimseyi tanımazdı. Poyraz rahatdı kafa göz patlatırdı ama çok rahat bir şekilde eline bisküvi alıp geçmiş olsuna da giderdi o öyle rahat seviyordu, kimse yıkamaz ama herşey yıkacakmış gibi tedbirini alandı...

"tam bir baş belasısın Savaş" Poyraz eğilmiş botunun ucundaki tozu kolunun ucuyla almıştı Savaş onun kolundan tutmuş "ne yaptın şimdi sen temizlemiş mi oldun" Poyraz yanındaki adama bakmış "bizim oralarda ne dıyırler biliymısın, zır zır etmaaa" Savaş kaşlarını çatmış "yok çakacam bir tane"

"dema da, dema" Poyraz gülerek arkasındaki aynaya bakıyordu Savaş tam omzuna atlayıp bir çırpıda boğazına yapışmıştı ama Poyraz rahat bir şekilde belindeki adamı atmış odanın içinde koşturmaya başlamışlardı, küçük bir çocuk gibi, Savaş bir kere daha atladı Poyraz'ın beline, ve Savaş en sonunda dayanamayıp belinden atlayana kadar koştular o odada ranzaların arasında... İki asker koşuşturup çocuğa dönüştüler.

En son ikiside aynanın karşısına geçip birbirlerinin üzerini düzeltmeye başlamışlardı, şimdi hangisi akıllıydı tartışılırdı ama hangisi deli diye sorulunca onda da tartışılıyordu.

Savaş en son şapkasını da giydirirken "ne yapıcaksın burdan sonra" Poyraz şapkasını düzeltmiş ve ona dönmüştü "bilmem muhakkak bize göre bir yol vardır" Savaş derince nefes almış ve vermişti "o yol senin götüne girsin Gölgeli"

"muhakkak ki onunda bir yolu vardır" diyip kapıya doğru hızlı adımlara yürümüştü, Savaş arkadan bağırmış "senin şu meşhur cümleni söylemedin" Poyraz kapıyı açmış "noldu bağımlı oldun bana dimi" Savaş açılan kapıdan çıkmış "evet ne demezsin" Poyraz bana bakmıştı "evet kaşlar çatılmış., dudaklar içe bükülmüş ve hafif hafif yeniliyor, sağ el terlemiş" Savaş yanındaki adama bakmıştı neden bu kadar rahatdı. Sinirlenmişti...

"evet aynı rahatlık, yüzünde hiç bir duygu ifadesi yok, eller gevşek, nefesler organize, bakışlar etrafta" Poyraz hala önüne bakıyordu tam karşısında ki adama ona baktım durdu, değişen şeyler vardı "evet yüz kırmızı, kaşlar çatık, bakışlar ürkütücü hemde bir çocuk gibi ürkek, eller" elleri görünce durmuştu elleri yumruk halindeydi bu en büyük kırmızı aralımdı, onun karşısına geçip baktığı yöne baktım bize doğru gelen bir adam, saçlar hafif beyaz ama tek tarafta daha çok, sade bir bıyık, Poyraz'a benzeyen gözler, elinde bir çizme sarı renk, üzerinde bir ceket içinde ceketten bağımsız gömlek, altında siyah bir pantolon...

Poyraz asker üniforması, kara kara gözler, elleri yumruktu, yaklaştıkca Poyraz daha çok verildi ama geri çekilmedi ,kaçmadı kimsenin arkasına da sığınamadı yoktu çünkü,ellerinden almıştı bu adam,adam son adımını atar atmaz Poyraz'ın gözlerinin içine baktı"ne o beklemiyor muydun? Babanı" diyen kaba bir ses, insanı iten, kalbini konuşmasına döken, kötü bir ses, korku veren dehşeti, kalbindeki kini nefreti ses ile anlatmaya çalışılmış bir ses, Poyraz derince nefes alıp vermiş hiçbişey söylememişti, sadece karşıdaki adama bakıyordu içinde neler dönüyordu kimse bilmedi, bilmelerini de istemedi, adam elindeki çizmeyi yere bıraktı tam ikisinin ortasına Poyraz'ın ayak ucuna Poyraz yere eğilip bakmadı bile, başı dikti gözü kara.

Yere atılan sarı bir çizme değildi sadece, geçmişti onun urganıydı, annesinin, abisinin urganı onlar çok nefessiz kalamamışlardı ama Poyraz ,Poyraz son damlasına kadar herşeyi görmüştü...

Görmez olsaydı... Annesini özlemişti, abisini... Ama baba baba çok uzaktı onu hiç özlemezdi. Özlem duygusunu bile haketmemişti, her duygu hakedilirdi...

"benim gibi olursun sanmıştım, ama sen asker olmayı seçtin öyle mi?" Poyraz yanındaki adama baktı geçmişten öğrendiği ilk şeydi belkide "senin gibi olmak istemedim" sesi ne panik ne de korkuyu gösteriyordu,sesi rahatdı ama iğneleyici bir rahatlıktı, ilk öğrendiği şey baba gibi olma, herşey ol ama baba gibi olma, bir çocuk küçük bir hayalde bile babası gibi olmak isterdi, ama Poyraz, Poyraz en çok babası gibi olmaktan kaçtı adam bir adım öne geldi "senden önce herkes benim gibi olmak isterdi halbuki, İdris kaptan denilince akan sular dururdu" Poyraz gülmüştü rahat olmaya çalışıyordu ama fazlasıyla gergindi "git surları nerde durduruyorsan durdur, yanan yandı"

Adam kaşlarını çattı "sen yaktın" dedi bastıra bastıra Poyraz çizmenin üzerine bastı adamın yanından geçip gidecekken durdu geriye döndü Savaş hala oradaydı adama öyle bir bakıyordu ki, tek bir hareket bekliyordu tek bir terslik, yumruğu geçirecekti. Poyraz adama döndü "sular seninle durmaz, Allah bilir, Allah durdurur, idris kaptan sen suları değil vicdanını durdur"

İdris geriye döndü, asker üniformanın içinde duran Poyraz'a, "benim vicdanım rahat" Poyraz şimdi daha çok çatmıştı kaşlarını, nasıl rahat olabiliyordu "sende haklısın, vicdan olsaydı sızlardı, insan eşini yangınlar içinde bırakıp gittikten sonra nasıl vicdanı kalsın"

Savaş bu sefer ne adama bakmıştı ne de bakışları o bakışlardı, bakışlar artık ondaydı Poyraz Gölgeli'de, Poyraz ona döndü bakışlar hızlıca birbirinden uzaklaştı, Poyraz başını eğmedi hızlıca ordan uzaklaşmak istiyordu ama Savaş'ın gelmesini bekledi ikiside o adamı, İdris kaptanı orda bırakıp uzaklaştılar...

Vicdanı sızlamadı belki İdris'in ama gururu yerle bir oldu, vicdan yoksa gururuda yere batsaydı. O artık biliyordu nereye oynayacağını, o artık biliyordu nerden zarar vereceğini, ve bu en büyük kumardı, artık Poyraz Gölgeli, babası tarafından katakuliye getirtilebilirdi... Poyraz Gölgeli kaybedebilir ama kaybederken bile vicdanlı olabilirdi...

Vicdan herşeye bedeldi, ve insan hep bedel ödemek zorundaydı...

🐞🐞🐞

Merve ablanın evinin önünde durmuştuk, hepimiz arabadan inmiş ben telefonla konuşmak için geriye gitmiştim, ablam aramıştı ona geri dönmüştüm.

"alo ablaların en güzeli" ilk önce ses gelmemişti, sonra bir nefes sesi gelmiş "konuşmuyorum ben seninle" madem konuşmayacaksın niye aradın diyemiyordu insan tabiki "nedenmiş o" demek daha iyiydi, kırmıyordu en azından "sana müjde verdik, teprik bile etmedin"

Haklı olabilir miydi? Birazcık ama küçücük "haklısın kusura bakma, saldırı falan olunca tamamen aklımdan çıkmış" ablam bişey devirmiş "abla iyi misin?" arkamı döndüğümde Savaş kapının orda bana bakıyordu, ağzında bitmeye yakın bir sigara vardı, çok içmiyordu arada bir, belki "iyiyim" demişti ablam, "saldırı dedin"

"merak etme bişey olmadı" şimdi İncinin kaçırıldıgını falanda söylersem ilk arabayla buraya gelirdi, acaba karnı şişmiş miydi? "kaç aylık, ailemizin en küçük üyesi" ablam durmuştu "dört buçuk" bir gülme sesi gelmişti ama hüzün dolu, sesi mutlu gibi değil de hüzün doluydu, ama içine sığmayan da bişey vardı, beliydi "çok mutluyum biliyorsun dimi?"

"biliyorum tabi, gerizekalı" daha çok gülmüştüm "Alev, ben bişey söylicem" gözlerimi Savaş'tan çevirmiş telefona kulak vermiştim o an, o ses titreme anı derince nefes aldı,usulca geri vermeye çalıştı ama boğazında kaldı"riskli diyorlar, yani doğum" boğazımda o düğüm, gözlerimde o sızlatan göz yaşı, dudaklarımın kuruması, kalbimin ritimsiz acıyla kanıyışı "sana teyzelikten fazla görev düşebilir" demişti sesi titreye titreye ben kaldırım taşına oturmuştum "abla" sesim titremişti, bir insanın daha gitmesini yapamazdım, kaldırmazdım "Alev" diyen sesi geldi kulaklarıma, onu duyuyordu ama çıglık gibiydi, "eğer olurda, olursa öyle birşey" abla sus, abla sus ne olursun"

"Olurda babamın yanına gitmem gerekirse"

"Abla sus,olmayacak öyle bir şey"

"kızım sana emanet"

"abla"
"Alev, kızım sana emanet"
"abla hayır"
"senden başka kimsem yok"
"abla"
"onu kendin gibi eğit, senin gibi olsun, olurda ölürsem" sesi tiremişti "onu kendi kızın gibi büyüt" ben zaten ablam yaşasada onu kendim gibi büyütecektim bu kaçınılmaz bir sondu, ama ablam...

Geriye çekilmek istemiştim ama gidememiştim "abla, biz neleri atlattık, beraber, bu sefer yalnız bırakmak olmaz" ablam durmuştu uzun bir süre Savaş'a bakmıştım gelmek ve gelmemek arasındaydı biliyordum, en son dayanamayıp bu tarafa doğru yürümeye başladı "Alev, Alev teyzesi, elbiselerini çalıcak, makyaj malzemelerini çalacak, belki büyüyünce dertlerini sana anlatacak" ağlamaya başlamıştı, ben tutuyordum kendimi, içim dolup geliyordu ama kulağıma gelen haykırış sesleri ile kalbim çırpınıyırdu.

"o benden çalacak, ben senden, teyze olmuş olabilirim ama hala senin kız kardeşinim" sesimi kontrol altına alıyordum bunu yıllarca yapmıştım, yıllarca onlardan uzakta kalmış ama birgün den bir güne telefonda ağlamamıştım. Savaş gelmiş yanıma oturmuş ellerimi avucunun içine almış ve oynuyordu özelikle işaret parmağım ile, küçükken parmaklarımdan üzüntünün, sinirin alıp gittiğini düşünürdüm hala düşünürüm...

Telefon kulağımda, ellerim onun ellerinde, gözlerim gökyüzünde "neyse ne, net bir şey yok haberin olsun, annem bilmiyor, söyleme olur mu?" sadece başımı sallamıştım "olur, olur benim güzelim" ablam durmuş "ölmem belki de, dimi" umutu insanı yaşatan, insanın ruhunu yaşatan umutu, gülümsemiştim "tabiki, hem ben kızına falan bakamam"

O da gülmüştü "sen küçükken oyuncak bebeklerine bile bakamazdın ki zaten" Savaş bana bakıyordu, o da çok ciddi duruyordu ablam telefonun başında "tamam görüşürüz, eğer bizi unutmazsan" sizi unutmak, siz, sen degil siz "Unutmak mümkün mü" ablam gülmüş "deli, hadi görüşürüz Dikat et" "tamam sende, sizde" demiş ve telefonu kapatmıştım.

Savaş'a dönmemiştim ellerimi çekmiş ve ayağa kalkmıştım, şuan tam şuan sinirimi ondan çıkartmak istemiyordum, eve doğru yürümeye başlamıştım, timdekiler içeriye çoktan girmişlerdi, Savaş arkadan tok bir sesi gelmişti "kaçma benden" durmuştum, söylesene Savaş sende nasıl kaçabilirdim, geriye dönmüştüm "kaçmıyorum"

"neden böylesin, neden ağlamak istiyorken ağlamıyorsun" iki adım bana doğru gelmişti "benim Alev, bana yabancıymışım gibi davranma" ona anlamsızca bakıyordum "yabancıyız,biz iki yabancıyız"sesim bir o kadar sesiz bir o kadar da yıkıcı bir sesti hem karşıya hemde kendime söylenilmiş bir cümleydı, Savaş susmadı "sana yabancı olmamak için yaptıklarımı bir bilsen Alev" susmamıştı "bağır çağır, yık dök ama beni senden uzağa koyma"evet ağlamak istiyordum ama ben nasıl ağlayabilirdim ki şuan, ağlayamazdım "öyle davrandığım falan yok, ne bekliyorsun ki sen" tam o ana onun dediğini yapmaya bir adım yaklaşmıştım kırıp dökecektim ama bu sefer etrefı değil onun kalbini, ruhunu,bana ait ne varsa onu.

"Ne bekliyorsun,gelir gelmez boynuna atlayıp eski Alev olmamı mı?ne bekliyorsun Savaş"

"boynuma sarılmanı falan beklemiyorum, ama yirmi dört yıldır ne yaptığını da deli gibi merak ediyorum" dile kolay yirmi dört yıl, ne yapmıştım ki, peki o ne yapmıştı, ya da bensiz ne yapamamıştı. Boğazım daha çok düğüm olmuştu, tut Alev kendini tut kızım...

"doğru nerdeydin yirmi dört yıl, sen yirmi dört yıl nerdeydin" ona yaklaşmıştım "benim babam öldü, sen nerdeydin" gögsüne vurmuştum bir tane "babam öldü,babam" bir kere daha gögsüne vurmuştum,yutkunuyordu "benim babam öldü" öyle bir sinirle vuruyordum ki geriye doğru sendeliyordu, ama durmuştum o değil ben durmuştum onun gözlerinin içine baktım "yirmi dört yıl diyorsun ya Savaş, sen yoktun, babam yoktu, O yirmi dört yıl bana zordu, yandım, bittim,kül oldum yoktun,sağıma baktım soluma baktım yoktun" sesimi alçatım "ama unuttum geçti bitti"

"yirmi dört yıl, unuttum" sözümü bitirememiştim "sen unuttun mu?!" sesi yükselmişti birden,"sen unuttun mu Alev, ben unutmadım hem nasıl unuturum, nasıl unutulur Alev,sen benim çocuğlugumsun, mutluluğum, sevincim, ilk bekleyişimsin, ilk vedamsın,ilk hasretimsin ilk ve son,yaşamaya unuturum seni unutmam, nasıl unuturum,insan nasıl unutur"

Bana dönmüştü "unuttun mu sen, eminim ki unutmadın" saçlarımı geriye atmıştım"ben unuttum,sende unutsan iyi olur,ben senin o tanıdığın çocuk değilim artık, Yüzbaşı duruyor senin karşında" başıyla onaylar gibi yapmıştı "Rütbene,sana saygım sonsuz Yüzbaşım ama sen istersen kırk yaşına gel, benim tanıdığım Alev varsa gözlerinde kimse, hiç kimse beni senden uzak tutamaz"

"sana kolay, uzak durmadınmı yirmi dört yıl, uzak durmadık mı" gözlerim dolmuştu keyfimden mi gitmiştim "keyfimden mi gittim ben, çırpınmadım mı elimi tut diye,bırakma diye yeri göğü inletmedim mı?"

"çırpındın, ama bende tutmak için çırpındım Alev,o seslerin kulağımdan silinmedi,çocuktuk Alev çocuktuk" az önceki yere geri dönmüştü "burda, burda az önceki gördüğüm Alev'i tanıyordum ben, kızıl kafamı tanıyorum"

Bana dönmüştü "seni unutmaya bile çalışmadım ben, çocuktum, çocuktuk Alev" ben artık tutamıyordum kendimi "biliyorum, ama artık geriye dönemeyiz, bitti, gitti" başını iki tarafa sallamıştı "bitmedi, henüz başlamadık bile"

Bana doğru bir adım atmıştı "küçükkende bana böyle bakardın, sinirlenmim diye,bana hep böyle bak Alev,bana böyle bak ki sana yardımcı olabileyim" ona bakmaktan vazgeçmiş kafamı gökyüzüne çevirmiştim, haklıydı, ağlamak istediğimde onu isterdim, gülerdim onu arardım yanımda, bişey olurdu anlatmak isterdim.

İkimizde burdan gidemiyorduk,buraya birbirimize bağlanmış gibiydik,en son baynumu büküp,
"ablam, gitmezsin" diyebilmiştim ama bu yenilgi değildi ona karşı hiç hissetmediğim bu duyguyu yıllar sonra da hissetmemiştim, ağlamaya başlamıştım, bacaklarım artık tutmuyordu, tam yere düşecekken tutmuştu yine her zamanki gibi beni tam göğsünün üzerine az önce vurduğum yere başımı koymuştu, yavaş yavaş saçlarımı okşuyordu. Bacaklarım bükülüyordu.

"birisi daha gitmesin" yavaşca yere çökmüştüm, bir tek onun yanında, bir tek o, bir tek ona gösterdiğim tarafımdı, hemen yanıma diz çökmüş ve asla beni bırakmamıştı "halledeceğiz" demişti, bir kelimeydi ama nasıl güvende hissetmiştim. Halledeceğiz onunla, beraber...

"birisi daha gitmicek" bana bakmıştı çenemi tutup kendisine çevirmişti. "artık burdayım, küçük Savaş yok, elini tutarım bir daha da bırakmam ,kimsenin gücü yetmez" gözümden akan yaşları eliyle siliyordu "tüm dünya karşımda dursun, ama sen, sen yanımda kal Alev" ellerim istemsizce yüzüne çıkmıştı "babam öldü, şehit oldu"

"Biliyorum, bize bakıyor"başımı iki tarafa sallamıştım"babam yok" insan nasıl hep aynı acıya ağlardı,kaç ağlayışta geçerdi bir acı gözyaşlarımı sildi usul usul "babanda olurum,herşeyinde olurum,ama kimse ölmeyecek"insan herşeye yetişebilir miydi? Sevdiği için herşeyi yapardı insan, her büyük şeyin altına girer ve kaldırırdı ona güç veren içindeki sevgiydi, küçük büyük farketmezdi...

Seviyorsa herşeyi yapardı insan...

Başımı onun omzuna koymuştum, tam elimin üzerine bir Uğur böceği gelmişti "bana eskiden uğur böceğim derdin" saçlarım dokunmuştu "sen hala benim uğur böceğimsin"
Yutkunmuştum ona nasıl uğur getiriyordum anlamamıştım. Elimdeki Uğur böceği uçmuş ve onu eline konmuştu.

Savaş yavaşca gülümsemişti "sen benim uğur böceğim ol, ben senin herşeyin olurum" onu kollarından tekrar sıyrılmıştım, tam gözlerine bakmıştım simsiyahtı gerçekten onun gözleri olmadığında ben nasıl siyah zeytin severdim şimdi anlamıştım, onun gözleriydi siyah zeytin... Göz çizemezdim bende siyah zeytin çizerdim.

"Merve abla bekler gidelim mi?" dudakları ilk önce ince bir çizgi haline gelmişti, sonra bana yaklaşmış ve gözlerimin altını elleriyle hafifce silmişti "gidelim, gidelim Alev" geriye çekilmiş hızlıca ayağa kalkmış ve elini uzatmıştı, çocukluktaki gibi, kızıl kafa ve tavşan gibi "hadi bakalım küçük hanım" o kelime her zaman söylemezdi, ama söylediğinde de böyle olurdu, kalbim hızlanır, gözlerim ışıl ışıl olurdu, küçük hanım hep söylenemezdi ama çok etkiliydi.

Gülümsemiş ve ellerini tutmuştum hızlıca çekmiş ve göğsüne çarpmıştım, anca göğsüne geliyordum, başımı kaldırdığım da gözleriyle bana bakıyordu, fazla yakındı, herşeyle fazla yakın, ruhuyla, bedeniyle fazla yakındı. Bu muyduk biz, galiba buyduk...

Onu bırakıp geriye çekilmiştim elleri havada bir süre öyle kalmıştı, "utanınca yüzün kızarıyor" ona dönmüştüm "keşke seninde kızarsa" gülmüş dişleri yine görükmüştü, bembayzdı ciddi ciddi bembeyaz "utanılacak ne yaptık"

Ben onu beklemeyip gidiyordum, "bişey yapmadık" hızlı adımlara yanıma gelmişti ama yanımda değil bir adım arkamdaydı, hep burdayım der gibi, bir adım arkamda "eee o zaman" ben hızlanmıştım ama aramızdaki mesafe hiç kapanmamıştı benim iki adımım onun bir adımıydı, tamam bende asker olabilirdim ama kadındım da aynı zamanda...

"merak etme aramızda kalıcak" ona dönmüştüm gülme taklidi yapmış "çok komiksin" gülümsemiş yanıma eğilmişti "herkes öyle söyler" önüme geçmiş kapıyı açmıştı, eliyle işaret etmişti içeriye "kim mesela" kapıdan geçmiş onu bekliyordum kapıyı kapatmış "ne kim?" adı kadar biliyordu neyin kim olduğunu ama işte "gıcığın teki olmuşsun, bunu da söyleyen var mı"

Kafasını iki yana sallamış "yok, bunu ilk defa senden duydum" hızlıca merdivenlerden çıkıyordum o yine arkamdaydı, başı dik önüne bakıyordu arkama bir hışımla dönmüştüm "şunuda söylemek iserim o zaman" başıyla onay vermiş "gerçekten eskisi gibi gıcıksın" gülümsemişti bana bakmış "unutmamışsın" orda öylece donakalmıştım. O bir basamak daha çıkmış ve karşıma gelmişti aramızda basamak yoktu artık.

"bu kadar gıcık bir adamı unutmak kolay değildir, bilirsin ki" gülümsemişti "haklı olabilirsin, kadınların akıllarında böyle bir izlenim yaratıyorum"

"kime kime"
"sadece sana"

Beni geçip gitmek istemişti ama ben tam önüne geçmiş ve dönüp gitmiştim, arkamdan öylece bakakaldıgını ve nereye gitmem gerektiğini bilmediğimden durmuş ve ona bakmıştım, bana gülümseyerek bakıyordu "sağdaki kapı" saçlarımı geriye atmış ve sağa dönmüştüm. Kapıyı çalmış ve Merve abla üçüncü çalışta açmıştı, hemen koşarak Yıldız gelmişti, yıldız desenli beyaz bir elbise giymişti, yanına eğilmiş "doğum günün kutlu olsun" kocaman gülümsemişti.

Çocuk olmak istemiştim, babama sarılmak, doğum günümü onun kutlamasını istemiştim, ben küçük hanım olmak istemiştim, bana gelip kocaman sarılmıştı "güzel saçlı abla" gülümsemem büyümüştü, arkadan Savaş gelmiş, ve Yıldız benden ayrılıp ona dönmüştü "geç kaldın" Savaş hızlı adımlara gelmiş "hayır tam zamanında geldim"

Yıldız başını yana yatırmış "tamam biraz geç kaldın" Savaş gülümsemiş ve onu kucağına alıp kaldırmıştı "hayatımda gördüğüm en güzel Yıldız, kay bakim" onu bir yıldız gibi gökyüzünde kaydırıyordu, Yıldız kolaları arasında gülüyordu "gerçekten gökyüzündeymişim gibi" ben olsam bende öyle hissederdim 1,92 boy mübarek, ne kadar süt içtiyse bana bakıyordu, Yıldıza dönmüş "galiba Alev ablanda, Yıldız olmak istedi" gülmüştük, Merve abla kapıdan "tamam hadi içeri geçin"

Yıldız Savaş'ın kucağında içeriye geçmişti, büyük bir koridoru vardı, salona geçiyordu, salonun yanlarında odalar, salondan dışarıya çıkan bir balkon, herhes salondaydı, Poyraz tekli koltukta "eyvah, hani bir tek ben seni yükseğe kaldırabiliyordum" Yıldız gülmüş omzunu kaldırarak "ikinizide çok seviyorum"

Kuzey "eee o zaman biz gidelim, Arakdaşlar" Yıldız yere inmiş tam onlara dönmüştü "hayır hepinizi çok seviyorum, babam hep benim kocaman bir ailem var diyor, benimde kocaman ailemsiniz" Kerem kucağına çekip almıştı "sen bunlara bakma, buradaki herkes aile, hem en yakışıklıları olarak söylüyorum ki, benimle hava bile atarsın" İnci hemen yanında "seninle nasıl bir hava atabilir" Kerem ona dönmüş "düşünün İnci hanım, benim gibi bir abiniz var, yakışıklı, komik"

İnci yanındaki masaya vurmuş "aman Allah korusun, sen kimseye başkaları ile hava atmana gerek yok sen zaten çok güzelsin" Merve abla mutfaktan gelmiş masayı göstermişti "evet herkes geldiğine göre yemeklerimizi yiyelim mi?" Ali abi ayağa kalkmış "güzeller güzeli eşim, benim eşim gibisi var mı" Merve abla boynunu bükmüş "merak etme, bulgur pilavını pişirdim" Ali abi kahkaha atmış "o olmazsa doymuyorum ne var bunda"

Nehir içerde gelmiş "hepiniz hoşgeldiniz" Hakan bir bardak suyu almış ve içmişti, Nehir gülümseyerek tam karşısına oturmuştu, Hakan'nın gözleri ona kaydı, sarı saçlarına, ela gözlerine, Yıldız Nehirin kucağındaydı bişeyler anlatıyordu, Nehir can kulağı ile dinliyordu.

"Hala sence ben bir Yıldız olabilir miyim?" Nehir gülmüştü "kadınlar ne isterlerse olabilirler" Yıldız gülümsemişti "doğru" Merve abla masaya gelmişti, her türden şeyler yapmıştı bana dönmüş "senin ne sevdiğini bilmediğim için, bişeyler yapmaya çalıştım ama" onun ellerini tutmuş "ellerine sağlık, herşey nefis gözüküyor" gülümsemiş, Ali abi araya girmiş "karım diye söylemiyorum komutanım, elleri çok lezzetlidir "

Nehir gülümseyerek yengesine bakmış"dokunduğu yere çiçek açtırır" ona bakıp gülümsemişti, Merve'nin gözleri dolmuştu, Nehir'in yanına varmış ve saçlarımın arasına bir öpücük kondurmuştu "dokunduğum yer zaten çiçek bahçesiydi" Ali abi başını eğmişti, sonra Kerem ayağa kalkmış "lütfen bu akşam dram yok komutanım izninizle, yasaklıyorum" Savaş ve ben gülümseyerek baş selamı ile izin vermiştik.

Ali abi gülümseyerek"komutanım, arkadaşlarım kızımın doğum günü yemeği hepimize afiyet olsun" Yıldız kocaman şen sesiyle "afiyet olsun" demişti, Merve abla kızına bakıp gurur duymuş "hepsini kızımla yaptık, bakın patates var orda onu da kızım yaptı" Ali kızına bakmış "benim kızım büyümüş de ailesine yemek mi yapıyor"

Savaş kendi tabağına bişeyler almamış benim tabağıma sadece benim yiyeceklerimi koymuştu, üç tane yaprak sarma, bir tane patates yemeği, biraz makarna ve salata, büyük bir patlıcan almış kendi tabağında ikiye bölüp benim tabağıma yarısını koymuştu ona eğilmiş "ne yapıyorsun" bana dönmüştü, yeni yeni farkediyordu "özür dilerim, ben dalmışım, yani istemsizce" ona dönmüş, bu bakışlar, nasıl karşısında koyma diyebilirdim ki, ama bunu derdim"ben bunları hepsini yiyemem"

"heee o manada" gülümsemiştim, o manada değildi aslında, ama küçük bir his vardı içimde, olsaydık çocukluktaki gibi olsaydık o da şaşkınca tabağına bakıyordu, "tamam beraber yeriz" ben gülmemek için zor tutuyordum kendimi ama sınırları zorluyordu. Sadece başımı sallamıştım.

Kerem bize dönmüş "komutanım sizin tanışıklığınız nerden" Savaş ona dönmüştü, Kuzey araya girmiş "şimdi hani aile olduk, bilmek isteriz diye" Pınar kolunu tutmuş "yani önceden de mi bişeyler vardı, yoksa şimdi şimdi mi başladı"

"ne?" diye sormuştum, Merve abla tam karşımızda "aranızdaki bu bağ" ona dönmüştüm "gözlerinizden bile belli oluyor" Savaş gülümsemiş ve tabağına patates almıştı yavaş bir şekilde kesmiş "şimdi şöyle, biz çocukken lojmanda kalıyorduk orda bir aile olduk, ama" bana dönmüştü ben yutkunmuş "yollarımız ayrıldı, kısmet"

Poyraz kaşlarını yukarı kaldırmıştı ama hiç bişey söylememişti, İnci hemen yanımda bana bakmış o da hiç bişey söylememişti, "tabi herşey kader demişti Ali abi, Kerem gülmüş "Nehir en sevdiğin şeyler bak" Nehir ona dönmüş "evet çok romantik, bakın yıllar sonra yine yan yanalar, aynı sofradalar" ben ona gülmüş "gerçekten de öyle, yirmi dört yıl sona"

Nehir çatalı bırakmış "yirmi dört yıl, vay be" Kuzey hep yemek yiyor hemde konuşuyordu "ilk görüşte nasıl tanıdınız" Savaş bana dönmüştü "kızılın tonları vardır, ve bu tonda kimse yok" saçlarımı geriye atmıştım "Allah vergisi ne yapalım"

Herkes baş sallamıştı "Alev lise döneminde saçlarını boyatmaya çalışmıştı" Savaş bana hızlıca dönmüş bu sefer o yutkunmuştu kırmızı saçlarım onun kırmızı çizgisiydi ben gülümsemiş, İnci "ama siyahta çok yakışmıştı ona" Savaş çatalı bırakmıştı, bir yudum su içmişti, elmacık kemikleri bellirgenleşmişti. Kızıl kafası siyah kafa olmuştu bir zamanlar ama insan olgunlaşınca degişiyordu.

O zaman kimsenin bana kızıl kafa demesini istemiyordum, şimdi de istemezdim ama artık o vardı buradaydı, solumda her anlamda, ruhumda sızı değil sızılarımı sarandı. O buradaydı, burda ve hiç gitmicekti, beni de bırakmayacaktı.

Kader bir oyundu, biz kaybettik zannederdik ama o ince ince işlerdi, bir oya gibi kırmadan tane tane işlerdi...

Ben, kaderim, babam, Savaş

🐞🐞🐞

Evet ilk yüzleşmemiz geldi, yazarken çok etkilendiğim bir bölümdü en çokda ablasıyla konuşmasında...🐞

Savaş üzümlü kekim...
Poyraz seni demiyorum bile...