2. bölüm · Uğur Böceği
🐞(2.bölüm)
Bu hikâyede olay ve durumlar tamamen hayal ürünüdür...
Keyifli okumalar dilerim..
Sahipsiz olan vatanın batması haktır, sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır.
~Mehmet Akif Ersoy ~
Küçükken mutluluk kolaydı, ağlamakta, kızgınlıkda kırgınlıkların geri affedilebilmesi bile kolaydı.
Bunlar kolaydı peki ya zor olan neydi?
Büyüyünce herşey zorlanmıştım, hep küçük kalsaydık aynı yaşımızda olsaydık, ama o zamanda çok zor olucaktı çünkü küçük canımız hep yanıcak ve annemizin, babamızın yanına koşacaktık.
Anne babamız hep orda olabilseydi...
Ama ben yinede o yaşlarımda kalmak isterdim, canım yandığında babamın şefkatli kucağına oturup ona sımsıkı sarılmak isterdim. Varsın canım yansaydı ama o kucağa tekrar küçük bedenimde huzurla oturabilseydim.
Balkonda oturuyordum. Savaş'ın defterini almış ve bişeyler çizmeye başlamıştım bir gözüm yolda bir gözüm kapıdaydı. Her an gelip defterini bu halde görürse sözleriyle beni kızdırır sonra da giderdi. Beni kızdırması problem değildi ama gitmeseydi.
Yola baktığımda çantasından bişey almaya çalışıyor gibiydi. Hızlı adımlarla yürüyor ama balkona hiç bakmıyordu. Hızlıca balkondan çıkmış ve alt kata inip kapıyı çalmıştım. Kapıyı kendinden büyük Peri ablası açmıştı. "Alev hoşgeldin"yanakların kızarmış
Onu dinlemeyip onların odalarına gitmiştim hızla bir sandalye çekmiş ve dolabını açmıştım, defteri aldığım gibi aynı yerine koymuş sandalyeyi yerine itmiştim. Peri abla kapının orda bana bakıyordu "Savaş yine kızıcak biliyorsun değil mi?"
Onun karşısına gelmiştim "evet kızıcak, o yüzden yapıyorum zaten" kıkkır kıkkır gülmüş ve burnuma bir viske vurmuştu. Başını iki tarafa yavaş yavaş sallamış ve salona geçmişti.
Peri abla on sekiz yaşındaydı ve üniversiteye hazırlanıyordu. Sarı, parlak, uzun mu uzun saçları, mavimsı gözleri ve oka gibi burnu vardı tüm güzellik algım ile çok güzel bir genç kızdı.
Hızlıca yukarı kata çıkmış ve kapıyı çalmıştım ablam kapıyı açmış ve bana dik dik bakıyordu. Ablam simsiyah kısa denmicek kadar uzun saçları, siyah zeytin gibi gözleri ve uzun kirpikleri vardı. Dudağının hemen üzerindeki ben ona ayrı bir güzellik katıyordu.
Bana dik dik bakmaya devam etmiş ve "girecek misin? Kapıyı yüzüne kapatım mı?" ablası liseden bugün erken gelmişti keşke gelmeseydi. Ablası on altı yaşında bir sinir küpüydü. Annesi onu doğurduktan sonra uzun bir süre kanser tedavisi sürmüş ve yenmişti.
Alev tam on iki yıl sonra onlara ilaç gibi gelmişti. Onun üzerine hemen hemen annesi kadar emeği vardı ama Alev bu emeğin karşılığını büyüyünce verecekti "üff geçiyoruz işte, çatlama" ablasının yanından hızla geçip gitmiş ve balkona koşmuştu ablasının "balkon ıslak" demesine kalmadı ve bir ses geldi.
Göksu koşarak balkona geldiğinde Alev'i yüz üstü yerde görmüş ve koşarak yanına gelmişti "Alev, canım kalk hadi" Alev tek elini alnına atmış ve elindeki kırmızı renk ile daha çok korkarak ağlamaya başlamıştı. Ablası elini tutmuş "tamam birşey yok ablacığım, anne çabuk gel"
Mutfaktan annelerinin seslerini duydular "noldu yine mi kavga ettiniz" annesi söylenerek geliyordu ki onları balkonda görünce susmuştu. Ellerini üzerindeki mutfak havlusuna silmiş ve koşarak Alev'i kucağına almıştı "sen niye balkona çıktın"
"Tavşan geliyordu" kapı çalınmış ve Göksu yerden kalkarak kapıya yönelmişti. Arzu küçük kızını salona getirmiş ve yarasını temizlemeye çalışıyordu. Kapıdan gelen ses ile annesine daha çok sarıldı Alev. "nerde o kızıl kafa, bu sefer göstereceğim ona" hızlı ayak sesleri yaklaştıkça yaklaşıyordu. Bu çocuk bu kadar hızlı nerden anlıyordu okuldan gelince niye hemen defterlerine bakıyordu mesela.
"kızıl nereye saklandın bakalım, gel bunun hesabını vereceksin" salona giriş yaptığında ellerinde sıktığı defteri ilk önce sıkmaktan vazgeçti sonra Alev'e ve başındaki yaraya baktı az önceki sinirli sesi yerle bir oldu şefkatli sesi ile "Alev,ne oldu sana" Arzu yavaşça kızının yarasına üfledi. Alev artık dayanamıyordu"tavşan çok acıyor, lütfen gel" Savaş defteri koltuğun üzerine savurmuş ve Alev'in ellerini sıkıca tutmuştu. Ne defter umrundaydı artık ne de siniri sadece Alev önemliydi kızıl kafası önenliydi.
"düştün mü yine?" sadece başını salladı ve Savaş'ın ellerini daha sıkı tuttu. Arzu yara bandını yapıştırdıktan sonra kızına baktı kızıl saçlarını arkadan topladı. Savaş Alev'in alnına dokundu "çok acıyor mu?"
"çok acımıyor, ama nasıl olmuş alnım" Savaş güldü "hala çok güzelsin" Alev ona umutsuz bir şekilde bakıyor, gözleri dolu dolu oluyordu daha önce ağlamış mıydı bilmiyordu ama gözlerinin altındaki ıslaklık bunun cevabını çok net vermişti.
"Arzu teyze, bana da yapıştırsana" Arzu Savaş'ın saçlarını okşadı "neden senin yaran yok ki" Savaş tuttuğu eli bırakmadı "Alev'in yarası benim yaramdır Arzu teyze" Arzu küçük bir tebessüm ile elindeki diğer yara bandını Savaş'a doğru uzattı ve tam Alev'inki gibi yapıştırdı.
Savaş o zamanda Alev'i yalnız bırakmamıştı. Ellerini sıkı sıkı tutmuş ve gülümseyerek ona destek oluyordu. Ne defter aklında kalmıştı ne de siniri. Onu görünce herşey yerle bir olmuş ve onun yarasını sarmak için koşmuştu.
Yara yaraya denkti , yarası yarasıydı...
🐞🐞🐞
İnsan bıraktığı yere tekrar dönmek ister miydi? İstemiştim o kadar çok istemiştim ki ama dönmemiştim çünkü küçükken param yetmemiş büyüyünce de karşısına çıkacak cesaretim yetmemişti.
Evet cesaretim...
Ne dicektim ki babam şehit düştükten sonra onları orda bırakıp biz gitmiştik ama gitmek zorundaydık. Çünkü orda bizi kalmamız için bir sebep yoktu.
Babam yoktu...
Soğuk mezar taşından kalkmış ve arabama geçmiştim önümde uzun bir yol vardı belki, ya da yoktu bilmiyordum tek bildiğim nereye gidersem gideyim yanımda gelen bir toprak can, babam... O beni heryerde görür ve korurdu biliyordum farkındaydım bu yaşıma kadar ona güvenerek gelmiştim...
Uçakla gideceğim için havalimanına gelmiş ve arabamın burda bırakmış ve arabadan inmiştim, tam kapıyı kapatacakken bir el kapıyı benden önce kapatmış tam karşımda dikilmişti, "ne yani sana veda etmeden göndereceğimi mi düşündün" bu kız benim herşeyim olabilirdi her anımda bu kız vardı İnci , İnci Kara "beni kandırdın"
"sende farketmedin, seni kandırabilen sadece benmiyim" dudak büzmüştü "sırdaşım bu veda değil, dimi?" başımı sağa sola sallamış ve kocaman sarılmıştım. "benden kurtulduğunu düşünme, hala bir adım arkandayım"
"tamam, exime yazmicam" kocaman bir kahkaha atmıştı yüzünü ellerimin arasına almış "eğer yazarsan ve tekrar üzülürsen ağzını mermiyle doldururum"ellerimi birden çekmiş "bu nasıl bir tehdit, sırf bunu yap diye bile yazabilirim"
Saate bakmıştım "gitmem gerek" ona tekrar sarılmış ve geriye çekilmiştim "tayinimi istedim en yakın zamanda yanındayım" gözlerim kocaman açılmıştı "neden yaptın bunu" bir omzunu kaldırıp indirmiş "tek ailemin yanında olabilmek için" bir doktordu kendisi, burda güzel bir işi bile vardı "sana inanmıyorum, hemen geri çekeceksin" başını iki tarafa sallamış "artık çok geç, ve galiba senin içinde geç olucak" arkama bakmıştım birde yanımdaki kıza.
Geriye doğru bir adım atmıtım o "Hadi, git lütfen ben gelene kadar başına bişey gelmesin" ona baka baka geri geri gidiyordum ışıl ışıl gözleri ile bana bakıyordu en sonunda gülümseyerek el salladı son son çagrı ile önüme dönmem gerekti uçağa geçmiştim üzerimde sivil kıyafetim değil asker üniformam vardı. İçimde büyük bir duygu ne olduğunu bilmediğim, önüme dönmüştüm oraya geçince direk timdeki yerimi alacaktım. Ama nasıl olucaktı biraz çekiniyordum, ama halledecektim hep halletmiştim.
🐞🐞🐞
Tim her zamanki gibi uyanmışlar ve Savaş komutanların emri ile karakolun etrafında on tur atmışlardı. Bugün time yeni bir komutan gelecekti kim olduğunu bilmedikleri için merak içinde bekliyorlardı.
Teğmen Ali herzaman ki gibi timin en büyüğü rolüne girmiş ve oturduğu yerden derinlere dalıp gitmişti. Evliydi bir kızı birde güzeller güzeli eşi, birde canından can, tırnağının et parçası kız kardeşi vardı bu askerliği bırakmıyordu bırakmak zordu.
Astsubay başçavuş Kuzey ile Astsubay başçavuş Fatih yine birlikte konuşarak geliyorlardı ikiside bekardı ama bir fark vardı Kuzey yeni nişanlanmış ve düğün hazırlıklarına başlamıştı "oğlum nişanlı olmak çok güzel bişeymiş, keşke daha önce nişanlansaydım" Fatih hiç umursamıyordu çünkü o aşkı böyle bilmiyordu, aşk koşmaktı, kavuşamamaktı, sevdiğini belli etmek ama karşıdan birşey alamamaktı. Sevdiğini söylemek, karşıdan iki kelimeyi sadece hayal etmekti...
Aşk imkansızdı... imkansızı sevmekti
Ali arkadan gelen adamlara bakmış ve bir zamanlar kendisininde böyle fit ve yakışıklı olduğunu düşünmeden edememişti. Kuzey abisinin omzuna vurmuş "Ali komutanım, iyki nişanlandım dimi komutanım"
Uzaklardan Poyraz bağırmış "hala nişan konusumu, valla bezdum da" yanlarına gelip oturmuştu. Fatih "komutanım siz bide beni düşündün dün hiç uyutmadı beni" Fatih sesini inceltmiş "Fatih nişanım çok güzel oldu dimi Fatih deyip durdu tüm gece" kuzey yerden bir taş parçası almış "kes lan, çık git başka koğuşa o zaman"
Fatih "evet burası otel çünkü başka oda var, ben gitmiyorum"
Arkadan Hakan ve Kerem'in seslerini duyduklarında o tarafa baktılar Kerem yine Hakan'nın yakalarını tutmuş "ben sana kaç kere dedim lan ben uyurken beni uyandırma diye" tim için yine aynı şeylerdi çünkü Kerem ayakta bile uyuyakalabilirdi. Ve Hakan hayatındaki en büyük hatayı yapar ve Kerem'i korkutarak uyandırırdı.
Kapıdan bir kişi daha belirdi elleri ceplerinde yine her zamanki gibi yüzündeki duyguyu anlamak çok zor olan bir Kıdemli Üsteğmen Savaş Taşkıran, kafasını sağ tarafa yatırdı ve onlara baktı timdekilere şimdi bir komutan gelicek kim olduğu nasıl bir karakterde olduğunu bile bilemeyecekler ve ne yazık ki kendi kendilerine bişeyler yapamicaklardı. Sonuçta kendilerine yabancı bir komutan gelicek ve belkide bütün düzenleri bozulacaktı ya da onlar öyle sanıyordu.
Hemen arkasında saçlarını toplamaya çalışarak gelen Öyküyü gördü. Astsubay kıdemli üstçavuş Öykü Kurtuluş kumral dalgalı saçları ciddi yüz ifadesi gibi görünse de yedi tane adamın içinde o kadar naif ve o kadar kırılgandı ki.
"komutanım Günaydın" Savaş sadece başını eğdi ve selam verdi kapıya dönüp "Ateş tim, sıraya geç" gür bir sesdi hepsi birlikte aynı anda ayağa kalkmış ve çoktan sıraya geçmişlerdi.
Sıraya geçen tim yüzlerindeki tüm ciddiyet ile hemen karşılarında ki komutanların dinliyorlardı. Savaş başını kaldırmış "hepiniz biliyorsunuz timimize bir komutan daha geliyor" hepsinin yüz ifadelerine bakmıştı Savaş hepsinin yüzünde tedirginlik vardı bir kişi hariç Poyraz her zamanki gibi rahat ve profesyonel bir şekilde bekliyordu başına geleceği.
İçeriden ayak sesleri geldiğinde Savaş üzerini düzeltmiş ve kapıya dönmüştü. Kapıdan ilk önce Sinan albay hemen arkasında kızıl saçları ve Ela ile yeşile karışmış gözleri ile o belirdi. Savaş nefesini tuttu bu anı beklemiyordu, aslında onunla ilk karşılaşmalarının böyle olacağını beklemiyordu.
Saçlarını boyun dibinde topuz yapmış üzerinde askeri üniforması ile öyle dik, öyle yıkılmaz duruyordu ki. Savaş gözlerini kaçırmadı taki o da onun gözlerine bakakalıya kadar.
Hemen yanına Sinan albay belirmiş ve "kıdemli üsteğmen Savaş Taşkıran" demişti albay sanki kendini hemen yanında ki kadına tanıtıyor gibiydi hızla ilkilmiş ve karşısındaki kızıl saçlarından gözlerini ayırmış ve yüzündeki şaşkınlığı silerek elini uzatmıştı.
Sinan albay yanındaki kadına dönmüş "Yüzbaşı Alev Akalay" Alev elini hızlıca sıkmış ve geri çekmişti hatırlıyor muydu? Yoksa hatırlamak istemiyor muydu bilmiyordu Ama kendisi hatırlamıştı hemde en ayrıntılı haliyle...
🐞🐞🐞
İlk önce karşısındaki adamı inceledi Alev, önce küçük Alev'e gitti sonra aklına gelen o saf temiz anılara. Yavaşça kafasını iki tarafa salladı o anlara dönmesi demek utanması demekti. Aslında utanacak birşey de yoktu ama o bırakmıştı sonra hiç dönmemişti.
Yavaşça başını time çevirdi hepsi başları dik bir şekilde karşıya bakıyorlardı. Gözlerinde nerdeyse alevler çıkacakti kaşları çatıķ olmamalarına rağmen öyle ciddi öyle sert duruyorlardı ki.
Sinan Albay "birbirinizle tanışın sonra ikinizi odamda bekliyorum" arkasını dönüp gitmişti Savaş ve Alev birbirlerine bakmadan ikiside aynı anda time dönmüştü.
Kimse kimseyle konuşacak gibi değildi, herkes birbirine bakıyor ama kimseden sesli bir cümle dudaklarından dökülmüyordu. Ali hemen yanındaki Poyraz komutanına eğilmiş "komutanım bunlar konuşacak gibi değil, siz mi konuşsanız" Poyraz yanındaki yaşça büyük Ali'ye baktı.
Bide karşıdaki komutanlara ikiside birbirlerine bakmadan karşıya bakıyorlardı. Ama time baktıkları da söylenemezdi sanki çok derinlere dalmışlar ikiside orda kalmak ister gibiydi.
Poyraz yavaşça öksürmüş ve Savaş'a bakmıştı. Savaş olayın ciddiyetini farketmiş gür bir sesle "Rahat" demiş ve önündeki kızıl saçlı komutanına dönmüştü. "Ateş timi komutanı, kıdemli Üsteğmen Savaş Taşkıran"
Alev önüne dönmüş "Yüzbaşı Alev Akalay, merhaba tim" Savaş'ın yüzü ufacık miniminnacık gülmüştü nerde küçük kızıl kafa nerde burdaki dim dik duran Yüzbaşı kızıl kafa. Tim hep beraber "sağol" dedi en başa döndü Alev.
Poyraz kendisine gelen konuşmayı hep bekliyormuş gibi bir adım öne çıktı "Üsteğmen Poyraz Gölgeli Trabzon! Emret komutanım" yana yana hepsi gür bir sesleriyle adlarını, mevkilerini, ve memleketlerine söylemişlerdi.
"Teğmen Ali Çakırcı, Kahramanmaraş! emret komutanım"
"Astsubay başçavuş Kuzey Yıldızoğlu, Adana! Emret komutanım"
"Astsubay başçavuş Fatih Balıkçılar Şanlıurfa! Emret komutanım"
"Astsubay kıdemli üstçavuş Öykü Kurtuluş, İzmir! Emret komutanım"
"Astsubay kıdemli üstçavuş Kerem Çatlakoyuk, Mardin! Emret komutanım"
"Astsubay kıdemli çavuş Hakan Demir, Bursa! Emret komutanım"
Astsubay çavuş Gökhan Kıran, Adana! Emret komutanım"
Bunlar Ateş timiydi... Başlarında eskiden bir komutan vardı şimdi iki komutan onları neler bekliyordu kimse bilmiyordu. Burda çok iyi bir aile de olabilirlerdi her biri ayrı yere gidip kopadabilirlerdi.
Onları birbirinden farkı şehirlerde, farklı hayatlarda, farklı karakterlerde büyümüşler ama hepsi burda birbirine bir vatan uğruna bağlanmışlardı
Hayat onları birbirine kardeş, aile yapmıştı. Şimdi başlarına ben gelmiştim bu ailede bir birey olucak mıydım bilmiyordum. Ama onların birbirine bakarken gözlerindeki güveni, sadakati, sevgiyi ve saygıyı bozmadıklarını görebiliyordum.
Ateş timi şimdi tam bir Ateş timi olmuştu işte
🐞🐞🐞
