7. bölüm · Uğur Böceği
🐞(7.bölüm)
Bu hikayede olay ve durumlar tamamen hayal ürünüdür...
Keyifli okumalar dilerim...
"Seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım, Ve lütfen inkar etme ;Sana en çok ben yakıştım...
~Özdemir Asaf~
Bir şarkıda özlersin çocukluğunu, bir şarkıda anlarsın imkansızın hep imkansız kalacağını, bir şarkıda anlarsın umut, hayattaki en büyük silahın olduğunu...
O silah senin ya kurtuluşun ya da cellatın olacağını bir şarkıda anlarsın...
3 mayıs 1997
Babam hayatımızdan göçüp gideli üç gün olmuştu, üç gün olmuştu bile,hayır acısı geçmemişti ve hayır geçmiyecekti. Üç gün olmuştu ama ben o üç günü sayamamıştım.
Annem üç gün boyunca yatak odasından çıkmamıştı.ilk gün yaşadığı baygınlık hepimizi korkutmuştu ama kimseyi yanında istemiyordu,üç gün boyunca doktorlar girip çıkmıştı o odaya, çığlıkların yerini derin bir sesizlik bürünmüştü kabullenmiş miydi?yorulmuşmuydu?
Yoksa içindeki Arzuyu mu öldürüyordu.
Bilge teyze üç gün boyunca bizim arkamızda anne gibi koşmuştu, Yusuf amca üç gün boyunca yüzümüze bakamamıştı, ablam üç gün boyunca oturduğu koltukta yatıp kalkıyordu, babamın koltuğunda, ve ben Alev üç gün boyunca bu balkondan onu bekliyordum, babamı...
Belki gelirdi,o beni bekletmeyi sevmezdi ki...
Savaş üç gün boyunca benimleydi, nerdeysem ordaydı, hangi köşedeysem oradaydı. İçerden bir ses geldi aşağıda bir araba durdu içinden dedem indi, birde halam...
Bana baktılar benim beklediğim manzara bu değildi suratımı astım, ikiside başlarını öne eğip içeriye girdiler...
İçerden gelen ses ne annemindi ne de ablamın içerdeki ses babamındı, koşarak içeriye girdim onu toprağa vermiştik biliyordum, ama inanmamak için kendimi zorluyordum. Ablam oturduğu koltuktan fotoğraf makinesini almış ona bakıyordu.
"benim kızlarım" diyordu babam, ve arkamızdan koşuyordu, bizi yakalamak için, "hanım bunlar çok hızlı, lan Savaş yardım etsene" Savaş kıkırdamıştı burdan bile duyuluyordu sesi "tamam, Alev benim Yavuz amca" babam surat asmıştı hatırlıyordum "yavaş lan, ne senin"
"yakalamak için, ben yakalarım" Savaş başını eğmiş "benim olsun mu?" Yavuz daha çok sinirlendi göğsü şişti bu çocuk büyüdükçe daha da yakışıklı oluyordu bu daha çok sinirini bozdu, Alev babasının omzuna atlamış "baba" demişti.
Alevi ondan hiç gitmicekti öyle düşünmüştü.
Yavuz omzundaki kızını almış ve onu döndürerek yanağına öpücük kondurmuştu. Yavuz iki kızınıda kimseye vermek istemiyordu ,ama hayat onun isteğini hiç sormadı.Alev yere inmiş gitmiş ve Savaş'ın boynuna sarılmıştı "tavşan" Savaş gülmüş saçlarını okşamış "Kızıl kafam"
Yavuz onları daha fazla izlemeden "benim diğer güzel kızım nerde?" Göksu koltuğun arkasına saklanmıştı, Yavuz birden arkasından çıkıp "yakaladım seni" onuda omzuna alarak onu da döndürüp öpmüştü, kızlarını ayırmazdı biri ilk göz ağrısıydı, diğeri umudu...
Karısı kanseri yendikten sonra o aileye umut olmuştu Alev,... Alev onlar içi umut demekti, ama Alev sadece yangındı , canı yanan ama ateşinde sadece kendisini yakan bir Alev...
Fotoğraf makinesi kapanmıştı babamın sesi gitmişti ev yine darmadağınık olmuştu içeriye geçtiğimde kapının orda bavulları gördüm, ablam oturduğu koltuktan kalkmış, annem odadan çıkmış, Yusuf amca yüzümüze bakmaya başlamıştı ama bakışlarda farklılık vardı ,bu bakışlar sanki veda bakışları gibiydi, Bilge teyze ablamı sarıp sarmalamış, bana dönmüştü.
Birden olmuştu herşey birden rengarenk renkler soluk griye dönüşmüştu ufacık bir umudum olsada artık yoktu .
Savaş ellerimi tutmuştu sımsıkı ama bu beni rahatsız etmemişti, edemezdi çünkü en sıkı tutuşu bile beni incitemezdi. Annem göz altları mosmor olmuş, dudak rengi gitmiş, üç günde saçlarına aklar düşmüştü...
Benim annem Arzu Akalay üç günde yaşlanmıştı, Yavuz Akalay 1 MAYIS şehit düşmüştü...
Ayrılık, 1 MAYIS ve 3 MAYIS... en sevdiklerimden ayrılmıştım, ailem gördüğüm insanlardan... Ve ailemin en değerli parçasından babamdan...
Alev yavaşca ortaya geldi ilk önce Yusuf amcasına sarıldı, gözlerinin içine baktı "babam bıraktı sen bırakma "demişti Yusuf amcasınn elleri saçlarında gezindi sıcacıktı elleri , Yusuf bırakmak istemiyordu, zaten en yakın arkadaşınıda böyle bırakmamış mıydı? Sarılarak... Kucağında can vermesini izlememiş miydi? Ne farkederdi Yavuz şehit olmuştu...
Bilge teyze kendisine çekti beni "benim kızım, benim yeşil zeytin gözlü kızım" ablamıda çekmişti kendisine "benim kızlarım" hıçkırarak ağlamaya başlamıştı
Bilge teyze, hastalandığımızda bizi annemizmiş gibi sarıp sarmalardı, okula giderken merdivende durdurup annemin yaptığı öğlen yemeğinin yanına o da bizim için hazırladıklarını koyardı, annemden dayak yememek için onun yanına giderdik, Savaş'da annemin yanına, Savaş ve Peri neyse onun yanında bizde öyleydik, o bize annelik yapmıştı annemin yanında hiçbir farkı yoktu, kapının orda Peri abla belirdi, gözleri dolu doluydu tiz ama haykırış gibi bir cümle çıkmıştı ağzından"Arzu teyze, gitmeyin"
Arzu duymadı, görmedi, hissizleşmişti... Yavaşça kimseye veda etmeden aşağı indi, eşini de veda etmeden toprağa vermişti ,kime veda etse boştu artık hem veda etse gidemezdi onlarda onun çocukları gibiydi, Savaş oğlu gibiydi Peri en büyük kızı gibi, onun saçını okşayışları Perinin ilk kalp sancısını dinleyişi, Savaş'a kızını emanet edişi ve bundan hiç şüphe duymayışı...
Yavaşça Savaş belirdi annesinin yanında "nereye gidiyorlar anne" demişti Bilgenin gömleğinin ucundan tutarak Bilge yutkundu "memleketlerine" Savaş Alev'e baktı onunla gitseydi ya ona memleket olabilseydi.
"memleket neresi?"
"İzmir" dedi Göksu, sesi titredi ama aldırış etmedi. Yavaşça Bilge teyzesinin ve Yusuf amcasının elini öptü, başını dikleştirdi zordu ama yaptı kapıya döndü Periye sarıldı, bir süre bırakamadı,en sonunda bıraktı yüzüne bile bakamadan o da indi merdivenden.
Savaş "İzmir uzak mı? Geri ne zaman gelicekler?" Yusuf oğlunu kendisine çekti,kimse bilmiyirdu bundan sonra ne olacaktı.
"Belki de hiç."dedi Yusuf,kalbi sızladı
Belki de hiç söylemesi ne zordu, ne de eyleme geçirmesi... Savaş kızılını kendisine çekti.
"Gitmeyin o zaman." Bırakmak istemedi burda kalsaydı kalbinin tam üzerinde .
Alev Savaş'a sarıldı.
"Bırakma o zaman."
Savaş kızıl saçlarını elleriyle topladı. "Bırakmam" daha sıkı bastırdı göğsüne ama olmadı. Göksu yaklaştı, kardeşini çekti kendisine.
"Gitmeyin." Dedi Savaş "bırakmayın bizi"
Yusuf oğlunu çekti, ayrılmak zordu, ayırmak daha da zor.
"Savaş" demişti Alev.
Savaş, tavşana... Ne olmuştu?
İsmini sevmedi Savaş,ismini onun ağzından hiç sevmedi
"Alev" dedi Savaş, kızıl kafaya ne olmuştu? Göksu kardeşini kucağına aldı, arkasına baktı; salona, babasıyla oyun oynadığı mutfağa, beraber bayram kahvaltıları yaptıkları yere, koridora babası geldiğinde boynuna atladığı noktaya, odasına... En son, babasının geceleri gelip üstünü örttüğü ve yavaşça saçlarını okşadığı yatağına baktı. Gözleri doldu, yavaşça süzülüp çenesinden yere düştü, kimse silmedi...
Alev elini uzattı Savaş'a ama değemedi elleri birbirlerine... Alev ablasının kucağındayken merdivenden aşağı indi Göksu yük olan sadece kucağında ki Alev değildi anneleri çoktan arabaya geçmiş ve camdan dışarıyı izliyordu ,onlarda çok beklemeden arabaya bindiler Alev annesinin yanına binmişti, ön tarafta edesi ve halası vardı ,arka tarafta da onlar; şehit eşi, ve şehit kızları...
Araba çalıştı. Arkasına baktı Alev. Savaş koşarak yetişmeye çalışıyordu.
"Alev!" dediğini duydu.
"Kızıl kafam" dediğini de...
Alev ellerini cama yaklaştırıp "Savaş... tavşan" dedi.
Savaş yere düştü elleri kanadı parçalandı ,Alev daha çok ağladı...
Savaş kalktı, yarasını sardı. Alev kalktı ama yarasını, baba yarasını sarmadı, saramadı... Öylece durdu o yara. Geçmedi, bitmedi, yenilendi, yenilendikçe daha çok kanadı, acıdı, yandı. Umursamadı Alev o acıyla yaşamasını öğrendi, bir şekilde yaptı bunu...
Savaş ve Alev'in yolları ayrıldı. Arzu çalan telefonlara bakmadı bir süre. Alev o evi kendisine ev bilemedi. Göksu orada liseye başladı ama hep bir tarafı buruk oldu. Onlar İzmir'i memleket biliyorlardı ama yanılmışlardı; memleketleri Yavuz Akalaydı... Memleket babaydı...
Baba'nın kokusu ,sesi ,gölgesiydi memleket .
Çoçukların ilk memleketleri babalarıydı...
Memleketim şimdi bana gurbeti...
Memleketim bana hep gurbetti...
🐞🐞🐞
Arabada sessizlik vardı. Tim, her zamanki gibi dağınık konuşmalarla ortamı yumuşatadı; bugün özellikle bu günlerden biri değildi ,iki komutanda çok ciddiydi.
Herkes biliyordu: Savaş Komutan ile Yüzbaşı arasında bir şey olmuştu.
Soru sormak yasaktı-kimse söylememişti ama tim içgüdüsel olarak biliyordu.
Kerem, ellerini birbirine sürtüyor; Kuzey camdan dışarı bakıyor; Poyraz gerilmiş çenesini ovuyordu.
Hepsinin yüzünde aynı ifade vardı:
"Fırtına yaklaşıyor."
Ön koltukta tek kelime etmeden oturuyordum.
Savaş ise direksiyonu normalden daha sıkı tutuyordu; parmak eklemleri bembeyaz olmuştu.
Sadece motorun uğultusu vardı.
Başka hiçbir şey yoktu.
nefes aldım, gözlerini kapadı. İçinde biriken öfke, kırgınlık ve yorgunluk kaburgalarına baskı yapıyordu.
Araba, Pınar ve İnci'nin evine yaklaşırken kısa, sert bir cümle kurdum:
"Durdur."
Savaş direksiyonu çevirmedi.
"Olmaz." dedi sadece, gözünü yoldan ayırmadan.
kapıyı açtım. Tim irkildi ama kimse kıpırdamadı, kimse konuşmadı.
Savaş anında frene bastı.
Kapı tam kapanmamıştı.
Savaş durdu sesinin tonunda öfke değil, panik vardı: "Gerçekten atlayacak mıydın?"
başımı çevirdim, gözlerimdeki kırgınlık kabuk tutmamış bir yara gibiydi: "Durdurmadın. Durdurmadığın sürece her şey mümkün."
Savaş tam konuşacaken,
kapıyı kapatıp yürümeye başladım.
Kimse arkasından konuşmadı.
Kimse yorum yapmadı.
Kimse gülmedi, kimse espri patlatmadı.
Tim sessizce komutanlarını izledi.
Tim bile ortamı yumuşatamazdı. Kerem bile konuşmadı.
Poyraz sadece sürücü koltuğundaki Savaş'a baktı.
Ben uzaklaşırken Savaş elini direksiyona koydu, başını eğdi.
Kimse ona bakmadı,sadece Poyraz sadece o .
Bu onların kurduğu görünmez sınırdı.
Kendi adımlarımın sesiyle baş başa kaldım; yürüdükçe nefesim açılıyor sandım ama açılmadı.
Sokak lambaları, gri hava, boş kaldırım... hepsi içimdeki karmaşayı daha da büyütüyordu.
Tek başıma kalmak istiyordum ama kafasının içi timden bile kalabalıktı.
🐞🐞🐞
Tim daha fazla dayanamadı ,Kerem kendini tutamayıp
"Komutanım... Alev komutanım ile siz?"
Savaş derince nefes almıştı.
"Bir kere daha bu soruyu sorarsan..."
Arkaya bakmıştı, Alev'in gidişine... ama bu sefer o arabadaydı, Alev arkada... bırakmamalıydı, bırakmamalıydı.
İnci öne doğru eğilmiş:
"Arkasından gitmeyi bile düşünme, şu an yalnız kalmalı." demiş ve geriye oturmuştu. Anlamıştı aralarında bişey olduğunu ama henüz geriden izliyordu Alev ona gelip anlatana kadar geriden izleyecekti,tabi dayanabilseydi.
Savaş arabayı tekrar sürmeye başlamış ve kızları evine bırakmıştı.
Kerem ve Kuzey inerek kızları ellerinden tutarak evlerine kadar götürmüşlerdi.
"İyi geceler" demişti Kuzey, Pınar'ın sol yanağından hafifçe öperken.
"Rüyanda bizi gör ve gelip bana anlat; anlat ki rüyalarını sana yaşatabileyim."
Pınar gülmüş ve o da Kuzey'in yanağını öperek "Ben zaten rüyadaymışım gibi." İkisi de sarılmıştı birbirine.
Kerem İnci'nin elini bırakmamış:
"İyi geceler."
İnci gülümsememiş, elini hafifçe çekerek "Size de."
Kerem otuz iki diş sırıtarak:
"Yıldızlar yanınıza yakışsın."
İnci kaşlarını çatmıştı.
Kerem gülümseyip:
"Annem öyle derdi. Yıldızlar yanınıza yakışsın öyle ki rüyanız güzelleşsin. Sevdiklerinizi görün. Sevin güzelleşsin."
İnci gülümseyerek içeriye geçmişti, etkilenmişmiydi bilmiyordu ama hoşuna gitmişti Pınar el sallamış ve öpücük atarak o da kapısıdan içeriye geçmişti.
Kuzey ve Kerem arkalarına baka baka gidiyorlardı geri geri. Kuzey elini Keremin omzuna atmış "hayırdır kerem, yıldızlar yanına yakışsın falan" Kerem gülümsemiş elini sarı saçlarına atarak "öyle ,bişey yok" demişti, vardı bişey vardı bunu o da biliyordu ama söylemekten korkuyordu, hayatında hiç aşık olmam sanmıştı, hiç başına gelmez ama geldi, farkındaydı da...
Arabaya geçmişler, Kerem dayanamayarark "komutanım gerçekten kadını nasıl tek kolunuzla attınız belinize" Savaş dönmüş "senin çenenin yayını sıkim, Kerem" Kerem sessizce yerine oturmuş "pardon Öykü" demişti Savaş, Kerem susmaya çalışmıştı ama yok olamıyordu.
Fatih hemen yanında tekli koltukta oturan Öyküye baktı, gözleri kapalıydı uyumuyordu zaten pek uyumazdı, her zaman bir hışımla kalkardı biliyordu Fatih, kabus görürdü ama ne görürdü.
Öykü yine ağzını açtı "gözlerini üzerimden çek, Fatih" Fatih çekmedi çekemedi başı hangi tarafa dönse onu görüyordu "gözlerimi çeksem ne yazar, gönlüm hep senden tarafta" Öykü gözlerini açmış ve ona bakmıştı, karşısındaki sarışın kumral arası bir adamdı, elaya karışmıs gözlere baktı gerçekten orada kendini gördü sonra aşağı indi gülümseyen dudaklara daha fazla orda durmadı, doğruldu bakamamalıydı bakarsa yanardı yanması önemli değildi, onun hayatını da yakardı.... Yapamazdı aşık olamazdı... Sevemezdi onuda kimse sevmemeliydi....
Kerem "valla komutanım, Alev komutanı tutup bırakmamanız hala gözümün önünde, ne demişti," Kuzey yanına gelmiş "sevdiğimi burda bırakacak değilim" heyyt beee diyen ses ile Ali abiden gelmişti ,o bile girmişti konuya...
"siz bunları az önce niye demiyordunuz" demişti Savaş sesi hala serti ,Kuzey öne gelmiş"yani Alev komutanında duymasını istiyorsunuz öyle mi, Kerem sence bu" Kerem kahkaha atmış "kesinlikle aşk komutanım" aynadan Savaş ile göz göze gelmiş ve kahkahası boğazında kapmıştı ,Kerem bakışlardaki o cümleyi duymuş gibi sustu "sesini kes Kerem" diyirdu çünkü üstü gelmezdi.
"komutanım ne isterseniz yapabilirsiniz ama bunu söylemeden duramam" öne gelmiş "yirmi iki yıl komutanım, önceden bir maziniz mi var" mazi olmuşmuydu diye düşünmüştü Savaş, ayrılık vardı yüreğini yakan yirmi iki yıldır o gülüşleri görmemişti, ilk okula gidişini, ilk okuyuşunu ,ilk bunu söylemek istemiyirdu ama ilk aşık oluşunu,ilk heyecanını aklı orda kalmıştı aşık olmuşmuydu diye düşünmeden edememişt, ama emindi ki ona aşık olan çok olmuştu ,onları dövememiş olmak büyük bir yüktü...
Nasılldı liseli halleri saçlarını hangi tarafa tarardı mesela, bilmediği çok şey vardı ama emindi aklı beş karış havadaydı, asla inmeyen bir çenesi vardı, hep haklıydı işin tuhaf yanı gerçekten hep haklıydı...
Durdu aklına takılan bir soru daha vardı, beni hiç düşündü mü acaba ,eksikligimi hissetti mi diye düşündü bu seferde.
Kalbi onun yokluğuyla yara olurken şimdi onun varlığı ile kanamaya başlamıştı.
Alev hem kanatır hem de iyileştirirdi.
Savaş düşüncelerini bir tarafa bırakmış ve yanına gelen Kerem'e"otur Kerem"demişti ,ve hemen dikiz aynasından dışarıya bakan Poyraz'ı gördü dalgındı yine, Poyraz ilerde yolun kenarında bir adam gördü oğlunun elini tutmuş konuşa konuşa gidiyordu aklı yıllar öncesine gitti ama gitmemeliydi özenle dizdiği herşey bozulurdu. Bu adamı kendisi inşa etmişti. Herşeye bir çözüm bulan bir adamdı o ama içindeki yarayı kapatmak için yaptığını kimse bilmezdi, anlatamazdı ki zaten... O bu halini anlatmıştı herkese o hiç üzülmezdi üzülürse elindeki varı yoğu giderdi... Kafasını çevirdi karşıya baktı uzun bir yol vardı.
Sustu...bütün acısına verdiği tek çözüm buydu susmak...
🐞🐞🐞
Alev çoktan askeriye gelmiş ve bankta oturuyordu, geçmiş gelecek birbirine girmişti. Ama toparlanması lazımdı içeriye bir araba girdi bu ateş timdi....
Hepsi tek tek arabadan inmişler ve içeriye geçmişlerdi, bir tek Savaş görmüştü onu bir tek o, Savaş buraya bakmıştı gelmek ve gelmemek arasında kalmıştı ben başımı karşıdaki dağlara çevirmiştim, o buraya doğru bir adım atmış ve geri dönmüştü.
Poyraz kapıdan geri dönmüş ve Savaş'ın baktığı yöne bakmıştı omzuna vurmuş "git ve konuş, ama konuş, tartışma" Savaş bir yanındaki adama bakmıştı bir de bana, en son kararını vermişti emin adımları ile Alev'in yanına gelmişti. Ve yavaşca oturmuştu ikisinden de çıt çıkmıyordu onlar sesizlikten bile anlıyordu birbirini, ikisi hala çocuktu biri dört yaşındaydı birisi yedi, şimdi birisi otuz yaşında diğeri yirmi yedi yaşında konuşamazlardı.
İlk geldiklerinde yüzleşmemişlerdi ikiside hiçbirşey olmamış gibi yapmışlardı, işte burda yanlış yapmışlardı yüzleşselerdi belkide böyle olmazdı ikiside özlemlerini öfkeye dönüştürmezlerdi.
"ben korktum" demişti Savaş en sonunda, "o yüzden öyle yaptım" yanımdaki adama bakmıştm, esmer yüzüne, siyah saçlarına koyukahverengi gözlerine sonra tekrar önüme dönmüştüm bişey demiyecektim. "Alev, burası mayınlı bölge, nerde ne zaman saldırı olacağı belli değil"
"ya sana bişey olsaydı" başımı kaldırmış en sonunda bende konuşmayı seçmiştim"olmadı ama" Savaş bana dönüp bakmıyordu"olabilirdi, ama sen bunun farkında bile değilsin"
Savaş ayağa kalktı "sen hiç bişeyin farkında değilsin" ayaktaki adama bakmıştım "sen çok farkındasın" yaklaşmıştı bana doğru eğilerek gözlerimin içine bakmıştı"en azından senin artık yanımda olduğunun farkındayım, sende olsan o iyi olur kızıl kafa" gülümsemiştim ama bu gerçek bir gülümseme değildi. Bunu her ikiside biliyordu, "merak etme sen Savaşsın, bende Alev,çocuk değiliz"
Savaş geriye çekilmişti kaşlarını çatmış ve yutkunarak asker selamı vererek"iyi geceler Alev komutanım" Alev kelimesine o kadar bastırmıştı ki kulağımda bir tek Alev kelimesi kalmıştı, Savaş arkasını dönünce bir silah sesi geldi karşıki dağdan, Savaş beni tutup kendine çekti ve karşımda bir siper bir duvar gibi durarak beni bankın arkasına sakladı.
Savaş belindeki silahı çıkartı içeriye bağırdı "baskın var" içeride bir hareketlenme oldu, herkes heryere koştu...
İçeridekiler silah sesini duyar duymaz dışarıya koşmaya başladılar karşıdan çok büyük bir saldırı geliyordu.
Savaş'a baktım vurulmuş muydu? Elimi omzuna attım elime bir ıslaklık değdi "vuruldun mu?" Savaş yanındaki kadına baktı korkmuştu aklı gitmişti ama ona bişey olmamıtı"önemli bişey yok"
Silahı alıp karşıya ateş ettim, içerden üç tim geldi hepsi kendisini güvenli bir yere soktular ve karşıya ateş etmeye başladılar. "ulan ben böyle işi sikim" demişti Poyraz elinde tüfek vardı tam karşıya tek tek nokta atışı yapar gibi ateş ediyordu.
Bir bomba sesi geldi yer sallandı, bir askeriye bölgemiz yandı, Poyraz o tarafa baktı çıkan yangına karşıdan sesler kesildi bir bomba daha atıldı baya bir askeriyeye bölgemiz daha yandı yedi tane vardı askeriyeye bölgemiz, ikisi yandı.
Karşıdan sesler kesildi aynı anda Poyraz kalktı o taraf koştu yangının karşısında durdu göğüs kafesi kalkıp kalkıp indi ağzından bir mırıltı çıktı, dört harfti ama bu yangından daha büyük bir acıydı, "anne" demişti Poyraz. Karşıdaki yangın simsiyah gözlerini kızıla çevirdi içeriye koştu "anne"bu kelimeyi sadece kendisi duyuyordu, sadece kendisi biliyordu acısını...
Anne...
Savaş gidip kolunu tutu "Gölgeli dur" tutu koca adamı tutmak zordu ama tuttu, bırakmazdı bu zamana kadar bırakamamıştı "Gölgeli" Poyraz kendisini ateşe atmaya hazırdı, Savaş olmasaydı o ateşler içinde evde girerdi ama boşuna girerdi orda kimse yoktu.
"anne" dedi Poyraz tekrar, bunu Savaş'da duydu, Savaş kendisine çekti sarıldı, durmuyordu Poyraz, Savaş sarılınca uyandı kabusundan "Savaş" Savaş Poyraz'ın yüzüne baktı "kardeşim"
Poyraz yangına çevirdi başını sonra tekrar etrafına baktı, bir tek kendi timi vardı, Alev komutan, Kuzey, Öykü, Kerem, Fatih, Ali, Gökhan, Hakan onun ailesi bunlardı, bu kadardı.
Aklına iki kişi geldi bir o vardı, abisinin yerine onu saymıştı
Karadenizdeki yengesi, Asiye yengesi... İki babaannesi, o büyütmüştü, o bakmıştı bu yaşına kadar.
Poyraz sakinleşmiş, öbür timdekilere yangını söndürmüşlerdi, birden her taraf cehennem olmuştu, üç yaralı vardı ama ağır değildi Savaş Poyrazı timdekilere emanet etmiş ve odasına geçmişti, yarasına bakacak ve tek başına saracaktı, Alev olmasaydı eğer...
Kapıyı açtım usulca başını eğerek Savaş'ın odasına geçtim,Savaş yatağına oturmuş gömleğinin düğmelerini açıyordu, kapıya baktı benim olduğumu anlayınca durdu bir ayağımı atmıştım içeriye sadece, sonra diğerinide içeriye çekerek kapıyı kapatım "hiç konuşmayalım, sadece yarana bakıp gidicem"
Savaş yutkundu konuşması gerekiyordu, sesini özlemiştim, Alev konuşmalıydı ki Savaş bu hayatı yaşadım diyebilmeliydi.
"konuşmanı istersem" demişti Savaş, kapının ordan iyice yaklaştım, "konuşmayalım yeterince konuştuk" Savaş elini kaldırdı " o zaman gerek yok ben sararım yaramı"
Ben ona bakıyordum o başını çevirmişti "sen sol elinle yaranı nasıl saracaksın" sağ kolundan vurulmuştu Savaş, sıyırmıştı ama yinede sarılması gerekekiyordu. Bir kez daha bakmıştı gözlerime "koruma demedin mi? Bende sarma diyorum" kaşlarımı çatmış ve bir adım daha yaklaşmıştm"korumayı bıraktın mı?"demiştim cevap vermemişti ama ikimizde cevabı biliyorduk bırakmamıştı
"Bende sarmayı bırakmıyorum" diyerek Savaşın yanına diz çökecekken Savaş tutmuştu kolumdan ayağa kaldırdı "benim yaram, ben sararım" demişti bastıra bastıra kolumu çektim " bundan yıllar önce Alev'in yarası benim yaram derdin, senin yaran"
Sözümü keserek "benim yaram ,sadece benim yaramdır Alev" tekrar otururken yine tutmuştu kolumdan "böyle oluyor dimi, bırakamıyor insan" yavaşca ayağa kalkıp yüksekten gözlerime bakmıştı ve beni belimden tutup kendini çekmişti ne olduğunu ne yaptığını anlamıyordum. Beni hafifçe yatağa oturtmuştu kendisi de hemen dizimin dibine diz çöktü, benim üzerimde hala siyah elbisesi vardı. Benim diz çökmeme izin vermemişti.
Siyah elbisesimi biraz yukarı çektim, yırtmacından bacağım tamamen açıldı, Savaş "birisinin diz çökmesi gerekiyorsa bu ben olmalıyım, sen değil" Savaş'ın gömleğinin düğmelerini açtım siyah gömleğini çıkartı, kalbinin üzerinden karnına kadar derin yarayı dikkat ettim, elim ile üzerinden geçtim, Savaş geriye çekilmedi kahverengi gözlerini benim ela gözlerime dikti.
Kaçmadı,irkilmedi sanki nasıl hareket edeceğimi biliyor gibiydi. Durdu sadece öylece beni izledi o kadar dikkatli baktı ki kirpik sayımı bile ezberlemiş olabilirdi.
Ben kalbinin üzerindeki yarayı inceledim pıçak yarası gibiydi ama fazla derindi, hemen sol omzunda bir yara daha vardı oraya da dokundum Savaş güldü "yaramı sarmak istediğine emin misin?" Ela gözlerim ile ona döndüm yutkundum yanındakı Komidin'in üzerinde Savaş'ın çıkarttığı ecza çantasını alıp karıştırdım, Savaş "yara sarabiliyorsun dimi? Öldürme sonra beni" Alev gülmüş "merak etme bi kaç bilgim var, ayrıca kadar yara almışsın, buncacık yaradan ölürsende çok gülerim" Savaş yanındaki kadına bakmıştı "ölürsem gülersin ,gülersen ölürüm" Alev ona döndü böyle bana mı bakacaktı bakmamalıydı, tekrar Komidinin üzerindeki çantayı alıp ilk önce pamuk aldı üzerinde ilaç dökerek yaraya bastırmak için yaraya döndü "biraz acıyacak" Savaş gülümsedi karşısındaki kadına baktı, dünya yansa umurunda olmazdı. Hem ne kadar acıya bilirdi ki.
Onun gidişi kadar mı?onu özlemek ama görememek kadar mı?sanmıyordu...
Ben yaraya bastırdım ama bir yandan da üfledim canı yanmasın diye ,saçlarım süzüldü omzumdan kaydı Savaş'ın yüzüne fazla yakındı geriye çekilmedi Savaş derince nefes aldı, bir daha bırakmak istemedi, bir daha o kokudan uzaklaşmak istemedi ama ben geriye çekildim "canın acıdı mı?" Savaş bu seferde başını dışarıya çevirdi, "gidişin kadar değil" tiz bir cümleydi sadece yutkundum yine iyi sabır ediyordum sargı bezini alıp bu sefer de sarmaya başlamıştım, saçlarım yine süzüldü Savaş gözlerini kapatıp boşta kalan eliyle saçlarımın ucuna dokundu bir karınca gibi, hafif hafif...
Sanki çok kırılgan bişeye dokunurmuş gibi, hafif hafif okşadı işaret parmağı ile, benim tenine değen ellerim kadar naifti, sarmış ve bant alarak yapıştırmıştım. kenara çekilir çekilmez Savaş gözlerini açtı koku gitmişti, ama gözler hala burdaydı.
komidinin üzerinde duran başka birşeyi aldım elime, tavşan oyuncağı bunu ben almıştım çocukken, hala buradaydı, onun yanında "bu" demiştim elimdekini göstererek, Savaş ona bakmadan sadece kafa sallamıştı.
Kapı çalınmıştı, gel demesine bile fırsat vermeden Kerem girdi, bir Savaş'a baktı bir de bana "ooo" dedi sonra dönerek kapıya çarptı "ahh" dedi başını tutarak gülmüş "bunca kavgadan sonra zaten" demiş ve tekrar dönmüştü Savaş'a bakmış "oooo ateş, çıktım siz bakın keyfinize" demiş ve kapıyı kapatıp çıkmıştı.
Savaş hafif sırıtmıştı çok hafifti, bana bakmış sonra kaşlarını kaldırarak tekrar çevirmişti başını. "Ben bi bakim" demişti en sonunda kapıya dönmüş, ben "böyle mi gideceksin" Savaş üzerine baktı yerdeki gömleğine, yerden aldım güzelce giydirdim "agzının içine düşecek kadın yok burda, o yüzden böyle gezmene gerek yok"
Savaş gülmüş "agzımın içine düşmeleri için böyle gezmeme gerek yok ki zaten, Alev komutanım" demişti fazla yakındı böyle olmamalıydı, kahverengine karışmış gözleri bu kadar yakın olmamalıydı bu koku başını döndürmemeliydi.
Savaş korktu, içindeki hasret yangını onu başka bir adama dönüştürüyordu.
Ben kapıyı açtım ve hızlıca dışarı çıktım, dışarda sesler yoktu, yangınlar sönmüş, herkes öylece dışarılarda bekliyordu. Aslında nöbetçi vardı ama bugün kimsenin gözüne uyku girmeyecekti, Poyraz bankta oturmuş öylece yanan eve bakıyordu, bu adamın yangınla alakası neydi bir yarası vardı bu belliydi.
Annesini bir yangında kaybetmişti kimse bilmedi, kimse bilmezdi, o öyleydi içinde küçüklükten başlayan bir yangın vardı kimse bilmezdi.
"Ali" diyen bir ses vardı birde arkasından gelen sarışın, kahve gözlü, panik bir kız "abi" demişti, birde kız kardeşi vardı demek ki ,Merve yanındaki yanmış yere baktı "iyi misin?" sarıldı kocasına, Ali kardeşini de, karısını da kollarının altına çekti sıkı sıkı tuttu,
Kız kardeşi elini abisinin yüzüne koydu "çok korktuk abi" Ali kardeşinin saçlarını okşadı "bişeyim yok Nehir, iyiyim abiciğim" Nehir tekrar sarılmıştı, bir eli abisinde bir eli yengesindeydi. Merve bize dönmüş hepimize tek tek bakmıştı, bana bile, yeni tanımıştı beni ama bana bile bakmıştı.
"iyi misiniz?" hepsine tek tek bakmıştı, Kerem "ablacığım sakin ol, iyiyiz" onun ağzının üzerine vurmuş "sus, ya bişey olsaydı" hepsiyle sarılmıştı, Öykü ve beni aynı anda çekmiş ve "güzellerim" saçlarımızı okşamıştı gerçekten bu timin annesi oydu, benim annem vardı ama bu şefkat aynı anne şefkatiydi nerde olsa bilirdim.
Nehir gelmiş Öykü'ye sarılmıştı bana dönmüş "Nehir Çakırcı" demişti gülümseyerek elini sıkmış "Alev Akalay" sıcacık gülümsemesi vardı sarı saçları, kahve gözleri ile öylece durdu.
Savaş Poyraz'ın yanına oturmuş, bir eli omzuna çıkmıştı, Poyraz hala karşıdaki yanan kül olan eve bakıyordu.
Ali, Nehir ile karısını sarıp sarmalamış ve onları geri göndermeye çalışıyordu, Nehir abisine sımsıkı sarılıyordu tek dalı oymuş gibi hayatı onun içinmiş gibi. Merve eşine bakıyordu gözlerinden ışıltılar çıkacaktı.
Kuzey İlerde telefonla konuşuyordu büyük ihtimalle Pınar'dı, Kerem bana baktı yanıma geldi "İnci hanım aramadı mı?" ona ters bir bakış atmış "sanane İnci hanımdan" gülmüştü hafiften "ben sizin için demiştim" birden telefonum çaldı arayan İnciydi. Savaş telefonla konuşmaya başladı o kimdi bu saatte, annesi bu kadar hızlı haber almış olabilir miydi?
Annesi değilse kimdi?kim...?
Poyraz karşıdaki yangına baktı onu kimse aramadı, Kerem kulağımdaki telefona kulak verdi, İnci panikle "Alev iyi misin?"
Kerem'i elim.ile itmiştim "iyiyim merak etme" derince nefes almıştı "iyi dikkat et" İnci durdu, Alev bekledi Keremi soracak mı diye ama sormadı "çok yaralı varmı" dedi "gelmemi ister misin?"
Alev panikledi uzaktı onun evi "hayır sakın gelme" durdu gelmezdi o gelirse Pınarda gelirdi olmazdı, Kuzey'in yanına geçtim "iyiyim Pınarım merak etme" telefonu hızlıca aldım "alo Pınar"
"Alev iyi misiniz?" Alev durdu "iyiyiz sana ne dicem" Kuzey'e baktım fazla mı panik yapıyordu, İnci gelemezdi zaten "iyiyiz bizi merak etmeyin" geri telefonu vermiştim.
"alo İnci, sakın gelme tamam mı çok tehlikeli"
İnci derince nefes aldı "yardıma ihtiyacın" birde yükseldim "yok! yardıma ihtiyacım yok, İnci bak sakın" biliyordum aklına koyarsa yapardı ve şuan çok tehlikeliydi buraya gelmemeleri gerekiyordu.
Telefon kapandı inşallah gelmezdi, deliydi biraz, gelmezdi dimi. Kereme baktım yüzü asılmıştı onu sormamıştı, tek taraflı bir aşk mıydı? Kıyamazdı Alev...
Derince nefes aldı, gökyüzüne baktı babası orada mıydı? Orda olmamalıydı. Korkuyordu bir sevdiğini daha orda aramaktan korkuyordu...
Küçükken ölen insanların yıldız olduğuna inanmıştı Alev ama şimdi gökyüzüne yıldız aramak istemiyordu, tek bir yıldız vardı o da babasıydı başka olmamalıydı....
Gökyüzüne her baktığında çoğalan ışıklar değil, eksilen bir hayat acıtıyordu içini.
Bir yıldız daha kayarsa, bir can daha gider sanıyordu.
O yüzden başını kaldırmaya korkuyordu artık...
Çünkü babasının ışığı dışında hiçbir parıltıyı kabul edemeyecek kadar kırılmıştı.
🐞🐞🐞
