4. bölüm · Üçlü Mirasın Sırrı
Zeytinlikteki İlk Bakış
I. KISIM: EGE'NİN SIRRI (Devam)
4. BÖLÜM: Zeytinlikteki İlk Bakış
Mekan: Seferihisar’daki zeytinlik. Güneşli bir öğle sonrası.
Noter Salih Bey, saat 14:00'te zeytinliğe geldi. Deniz, onu eski, taş evin önündeki küçük masada bekliyordu. Ardından, ilk gelen Rüzgar oldu. Pahalı, parlak kırmızı bir spor araba, köyün tozlu yolunda hızla ilerleyip evin önünde aniden durdu. Rüzgar, koyu renk güneş gözlükleri, keten gömleğiyle, zeytinliğin doğal ve yorgun havasına tamamen tersti. Akdeniz’in cüretkâr, dışa dönük ruhunu getirmişti.
“Deniz sen olmalısın,” dedi Rüzgar, bir elini uzatırken. “Ege'nin sessizliği beni boğdu. Umarım babalarımızın bu bilmecesi kısa sürer.”
“Maalesef Rüzgar, babalarımızın bilmeceleri genellikle uzun ve karmaşık olur. Hoş geldin,” diye cevapladı Deniz.
Tam o sırada, köy yolunda yavaşça ilerleyen, üzeri çamurlu, eski bir arazi aracı göründü. Araçtan inen Toprak, tam bir tezat oluşturuyordu. Üzerinde yıpranmış, rüzgâr görmüş bir ceket vardı. Yüzü sessiz, ifadesizdi. Gözlerinde Karadeniz’in derin, sisli bir sabrı vardı.
Noter Salih Bey, üçü de yerini aldığında, resmen konuya girdi. “Pekala, üçünüz de buradasınız. Üç mektup da burada. Şimdi, mektuplarınızı açın ve okuyun. Lütfen sesli okuyun.”
Üçü de zarflarını açtı. İçindeki yazı, her birinin babasının el yazısıyla, aynı cümleleri taşıyordu. Deniz, metni okumaya başladı:
“Sevgili Evlatlarım,
Bu mektup, benim, Kaya’nın, Kemal’in ve Ömer’in 1988 yazında attığı bir imzanın bedelidir. Biz, gençliğimizde bir hata yaptık. O hata, zamanla büyüdü ve gölgemiz oldu.
‘Üç Denizin Mirası’ adını verdiğimiz bir şeyi sakladık. Bu miras, bize ait değil. Onu ait olduğu yere geri götürmeniz gerekiyor.
İpuçları, bıraktığımız yerlerde saklı. Ege’de başlangıç, Akdeniz’de yolculuk, Karadeniz’de son.
Birlikte çalışın. Kimseye güvenmeyin.
Asla unutmayın: Zeytin Ağacı, Çam Ağacı ve Mandalina Ağacı. Sırrın haritası, bu üç ağacın gölgesindedir.”
Üçü de okumayı bitirince, derin bir sessizlik çöktü. Üç farklı insanın hayatı, üç farklı coğrafya, şimdi bu tuhaf, şifreli metinle birbirine bağlanmıştı.
Rüzgar, sinirle mektubu buruşturdu. “Bu da ne demek şimdi? Babam beni batık bir şirket ve bir bilmece için mi çağırdı buraya? Ben dönüyorum. Benim çözmem gereken gerçek borçlarım var.”
Toprak, sessizdi ama gözleri parlıyordu. Dikkatle zeytinliğe baktı. “Zeytin ağacı burada. Ege’deyiz. İpuçları da burada olmalı.”
Deniz, Rüzgar’ın kalkmaya çalışan kolunu tuttu. “Hayır, dönmüyorsun Rüzgar. Üstelik, mektupta ‘Kimseye güvenmeyin’ diyor. Bu, çözülmesi gereken şeyin tehlikeli olabileceği anlamına gelir.”
Rüzgar oturmaya devam etti. Toprak, elindeki buruşuk notu işaret etti. "Benim notumda, ‘Ömer’in hatası, Üç Gözlü Pınar’ın altında gömülüdür. Sessizliği bozmadan bul onu,’ yazıyordu. Sizin notlarınızda ne yazıyordu?”
Deniz: “Benim notumda bir şey yoktu. Sadece ortak metin.”
Rüzgar, mektubu tekrar açıp, altındaki daktilo yazısını okudu: “Sardunya’nın anahtarı, kayalığın gölgesindedir.”
“Sanırım,” dedi Deniz, nefesini tutarak. “Babalarımız, her birimize, kendi bölgemizle ilgili bir ipucu bırakmış. Benim zeytinliğim, bu haritanın başlangıç noktası.”
Toprak, sakinliğiyle durumu özetledi. “O zaman, ilk hedefimiz, bu zeytinlikteki o özel zeytin ağacını bulmak olmalı.”
Deniz, ayağa kalktı. Gözleri, uzun zamandır ilk kez bir amaçla parlıyordu. “O halde, Ege’deyiz. Başlangıç, bu zeytinlikte. Hadi bakalım.”
