5. bölüm · Üçlü Mirasın Sırrı
Zeytin Ağacının Gölgesi
I. KISIM: EGE'NİN SIRRI (Son)
5. BÖLÜM: Zeytin Ağacının Gölgesi
Mekan: Seferihisar’daki zeytinlik. Öğleden sonra güneşi.
Noter Salih Bey, görevini tamamlamış olmanın rahatlığıyla vedalaşarak gitti. Zeytinlikte şimdi sadece Deniz, Rüzgar ve Toprak kalmıştı. Deniz, elindeki mektubu tekrar inceledi. “Zeytin Ağacı, Çam Ağacı ve Mandalina Ağacı.” Olayın tamamen doğal ve coğrafi bir kodlama olduğu açıktı.
“Burada saatlerdir duran tek ‘özel’ ağaç, evin hemen yanındaki, kurumuş, yaşlı ağaç,” dedi Rüzgar.
Deniz, tereddütlüydü. "Hayır, babam bu kadar tahmin edilebilir değildi."
Toprak, o ana kadar sessizliğini korumuştu. Şimdi, yavaşça o yaşlı ağaca doğru yürüdü. Elleri, kaba ve nasırlıydı. Ağacın çatlak gövdesine dokundu, kurumuş dallarını inceledi.
“Yanılıyorsun, Deniz,” dedi Toprak, sesi Karadeniz’in dağ rüzgârı gibi sakindi. “Bu ağaç, sadece kurumuş değil. Kasten kurutulmuş. Zeytin ağacının gövdesi serttir. Bu ağacın alt dalları, sanki yıllar önce biri tarafından kesilmiş ve üzerine zehirli bir madde dökülmüş gibi.”
Deniz ve Rüzgar şaşkınlıkla birbirine baktı. Toprak’ın sessizliği, aslında keskin bir gözlem yeteneğini gizliyordu.
Toprak, yere eğildi. Toprağı eşelemeye başladı. “Babalarımız, bu ‘hatayı’ 1988’de yaptıklarını söyledi. Bir şeyi saklamışlar. Bir şeyi gizlemek için en iyi yöntem, onu göz önünde ve acınacak durumda bırakmaktır.”
Rüzgar, alaycı tavrını bir kenara bıraktı ve heyecanla yanlarına çöktü. “Yani, kasten öldürülmüş bir ağaç mı bize yolu gösterecek? Bırakın Akdenizli hızımızla kazalım o zaman!”
Toprak, Rüzgar’ı durdurdu. “Acele etme, Rüzgar. Sessizliği bozmadan bulmalıyız.” Toprak, arazi aracından getirdiği küçük, katlanabilir bir küreği çıkardı ve usulca, ağacın köklerine en yakın kısmı kazmaya başladı.
Yaklaşık yarım saat süren titiz bir kazıdan sonra, Toprak’ın küreği metalik bir ses çıkardı. “Bulduk,” dedi Toprak.
Toprağı temizlediklerinde, zeytin ağacının köklerinin hemen yanında, paslanmış, üzeri yosun tutmuş, küçük bir çelik kasa ortaya çıktı. Kasanın üzerinde hiçbir kilit sistemi yoktu. Sadece, pirinçten yapılmış, neredeyse görünmez bir üçgen oyuk vardı.
“Anahtarı nerede?” diye sordu Rüzgar.
“Bu kasa, zorla açılmaya çalışılırsa içindeki her şeyi imha edecek şekilde tasarlanmış olabilir,” dedi Toprak.
Rüzgar birden aydınlandı. “Mandalina! Babamın notunda Sardunya geçiyordu. İtalyanlar’ın en meşhur tarım ürünlerinden biri de mandalina ve narenciyedir. Mandalina Ağacı’nın ipucu bu olabilir.”
Deniz, başıyla onayladı. “Mantıklı. Zeytin Ağacı burada, kurutulmuş. Mandalina Ağacı Akdeniz’de, Rüzgar’ın bölgesinde. Çam Ağacı ise Karadeniz’de, Toprak’ın yaylasında. Her birimiz, kendi bölgemizdeki ağaçla ilgili bir nesne getirmeliydik!”
Rüzgar’ın gözleri parladı. “Doğru! Babam, yatı ile en çok, Kaş yakınlarındaki meşhur Korsan Kayalığı’nın yakınlarına demir atardı. Sardunya’nın anahtarı, bir mandalina ağacının özü veya odunu olabilir! Akdeniz’in ana ürünü!”
Deniz, yavaşça kasayı kucakladı. "O halde, Akdeniz’e, Rüzgar’ın bölgesine gitme zamanı. Bu kasayı burada bırakamayız."
Toprak, kafasını salladı. "Ben de geliyorum. Bu sır çözülmeden, babamın neden kaybolduğunu asla öğrenemeyeceğim."
Rüzgar, gergin bir gülümsemeyle Deniz’e baktı. “Pekala Ege kızı, Karadenizli dağ adamı… Gidelim. Ama ben bu macerayı lüks yatta sürdürmeyi tercih ederim.”
Üçü, kasayı Rüzgar’ın arabasının bagajına yerleştirdi. Zeytin ağacı, sanki görevini tamamlamış gibi, sessizce arkalarında kaldı. Akdeniz’in güneşi ve tuzlu rüzgârı, onları bekliyordu.
