7. bölüm · Üçlü Mirasın Sırrı
Fırtına ve Kovalama
II. KISIM: AKDENİZ'İN KOVALAMACASI (Devam)
7. BÖLÜM: Fırtına ve Kovalama
Mekan: Kaş açıklarında. Akdeniz. Gece yarısı.
Rüzgar, Toprak'ın uyarısıyla hızla kaptan köşküne fırladı. Motoru çalıştırırken sinirle homurdandı. "Bunun bir pusu olduğu belliydi! Kim bu piçler?"
Toprak, dürbünle arkadaki tekneyi izliyordu. "Lüks bir yat değil. Daha çok balıkçı teknesine benziyor, ama çok hızlı geliyorlar ve ışıklarını açmıyorlar."
Deniz, elindeki mandalina ağacı parçasını çelik kasanın üzerindeki üçgen oyuğa yerleştirdi. Parça, mükemmel bir uyumla oturdu. Kasa, usulca bir tık sesi çıkardı ve kasanın yan tarafındaki küçük bir bölme açıldı. İçinde, deri bir harita parçası vardı.
"Başardık!" diye bağırdı Deniz. Haritayı çıkardı. "Bu harita, Akdeniz'in kıyılarını gösteriyor ve üzerinde bir daire var. Dairenin içinde ise 'Muhafızlar' yazıyor. Babalarımızdan biri Muhafız mıydı?"
Rüzgar, dümeni kırarken bağırdı. "Şimdi harita zamanı değil! Peşimizdeki tekne hızlanıyor! Toprak, sen içeri gir!"
Toprak, uyarıya uymadı. Yatın arkasındaki depodan babasından kalma kalın bir ip ve bir fener çıkardı. "Onların niyeti belli. Kayalıkların oradan kaçamayız. Ben tekneye bakarken sen rotayı aç, Rüzgar."
Rüzgar, son hızla ilerlerken, arkadaki tekne ışıklarını açtı. Teknenin kaptanı, megafonla bağırdı. Sesi rüzgârda kayboluyordu, ama sözler anlaşılırdı: "Durun! O miras bize ait! Teslim edin, aksi halde batırırız!"
"Bunlar amcamın adamları!" diye bağırdı Rüzgar, dehşetle. "O, parayı kazanmak için her şeyi yapar!"
Tam o anda, hava birdenbire sertleşti. Akdeniz'in meşhur, kısa süren ama şiddetli fırtınalarından biri başlıyordu. Dalgalar yükseldi, yat sarsılmaya başladı. Deniz, harita parçasını korumak için sıkıca tutuyordu.
Toprak, arkadaki teknenin kendilerine yetişmek üzere olduğunu gördü. Hızla ipi tekneye bağladı ve Rüzgar'a döndü. "Kayalıklara geri dönüyoruz. Tekneyi döndür ve en dar geçide gir. Teknen yavaşlamak zorunda kalacak."
Rüzgar, başta tereddüt etti. O dar geçit tehlikeliydi. "Bu riskli! Tekne hasar görür!"
"Hasar görürse görsün, Rüzgar!" diye bağırdı Toprak. "Ya da mirası teslim et! Karar senin!"
Rüzgar, hayatında ilk kez, hızının bir işe yaramadığını gördü. Toprak'ın ihtiyatlı, Karadenizli mantığı devreye girmişti. Dümeni kırdı. Mavi Rüzgar, fırtınanın ortasında, ölümcül kayalıkların arasına doğru hızla ilerledi.
Peşlerindeki tekne de geçide girmek zorunda kaldı, ancak daha hantal olduğu için yavaşlamak zorunda kaldı. Tam o anda, Toprak harekete geçti. Elindeki feneri kullanarak bir işaret verdi ve aniden ipi çekti. İp, tekneye bağlı bir şamandıranın yerini değiştirdi.
Peşlerindeki tekne, dar geçitteki sığ kayalıklara çarpmamak için sert bir manevra yapmak zorunda kaldı. Bu, onların birkaç dakika kaybetmesi anlamına geliyordu.
Deniz, nefesini tutmuş, Toprak'a bakıyordu. "Ne yaptın sen?"
"Babasının her yıl değiştirdiği balık ağı şamandırasının yerini biliyordu," dedi Rüzgar, hayranlıkla. "O kayalıklara çarpmadan geçemezler!"
Bu kısa mola, onlara ihtiyacı olan zamanı kazandırdı. Rüzgar, son gücüyle yatı geçitten çıkardı ve açık denize yöneldi. Fırtına hafifliyordu, ancak tehlike henüz geçmemişti. Akdeniz, babalarının sırrını açığa çıkarmaya hiç de istekli değildi.
