3. bölüm · Üçlü Mirasın Sırrı
Karadeniz’in Sisli Düğümü
I. KISIM: EGE'NİN SIRRI (Devam)
3. BÖLÜM: Karadeniz’in Sisli Düğümü
Mekan: Trabzon’un yüksek yaylalarından, zorlu ve sert iklimli bir köy. Sabahın erken saatleri.
Toprak, dede yadigarı ahşap evinin önünde oturmuştu. Önündeki uzun, tahta tezgâhın üzerinde, tarladan yeni topladığı çay yapraklarını incelikle, tek tek kurutuyordu. Yüzü sert, elleri nasırlıydı; Karadeniz’in zorlu coğrafyası, onun karakterine de sinmişti. Köyün en sessiz ve en sabırlı adamıydı. Konuşmaktansa, gözlemlemeyi tercih ederdi.
Babası Ömer Bey, sekiz yıl önce, bir dağ yolunda kaybolmuştu. Kayboluşu, sisli ve yağmurlu bir günde olmuştu. Ne cesedi bulunmuş, ne de en ufak bir izine rastlanmıştı. Resmi olarak kayıp ilan edilmişti ama köylü, Toprak’ın babası için hep aynı şeyi söylerdi: “Onu dağ aldı.” Toprak, o günden beri babasının yokluğunun ağırlığını omuzlarında taşıyordu.
Toprak, çay yapraklarını çevirirken, uzaktan gelen, tanıdık olmayan bir motor sesini fark etti. Kurye, yorgun ve şaşkın bir ifadeyle arabadan indi.
“Toprak Bey siz misiniz? Buraya gelmek epey zormuş,” dedi kurye, elindeki özel mühürlü zarfı uzatırken. “Ömer Bey’den oğluna özel teslimat. Babasının imzasıyla.”
Toprak’ın nabzı hızlandı. Babasından? Sekiz yıl sonra? Eli titreyerek zarfı aldı.
Zarfın üzerindeki yazı, diğerleriyle aynıydı: “Sadece üç kişi bir araya geldiğinde açılacaktır.”
Toprak, kuryenin şaşkın bakışları altında zarfı açtı. İçindeki mektup, diğer iki mektupta geçen şartları, Deniz ve Rüzgar isimlerini teyit ediyordu. Ancak Toprak’ın mektubundaki not, kış sisleri kadar ürkütücüydü:
NOT: Ömer’in hatası, Üç Gözlü Pınar’ın altında gömülüdür. Sessizliği bozmadan bul onu.
Toprak’ın beyninde şimşekler çaktı. Ömer’in hatası… Babası, köyün en dürüst, en güvenilir adamıydı. Bu nasıl bir hataydı? Ve en önemlisi, Üç Gözlü Pınar, köyün en eski, en derin ve en ürkütücü sırları taşıyan yeriydi.
Kuryeyi gönderdikten sonra, Toprak, tezgâhtaki çay yapraklarına baktı. Gözleri, Karadeniz’in gri, sert gökyüzü gibiydi. Babasının hatası, yıllardır aradığı cevaptı. Bu mektup, onun kayıp oluşunun bir intihar ya da bir dağ kazası olmadığını, bir sır yüzünden kaybolduğunu gösteriyordu.
Toprak, hemen köyün muhtarını buldu. Ege’ye, Seferihisar’a gitmesi gerekiyordu.
“Geri döneceğim Muhtar,” dedi Toprak, sesi her zamankinden daha keskindi. “Babamın bıraktığı yarım kalmış bir iş var. Onu temizlemem gerekiyor.”
Yaylasını, ailesini ve o sessiz, kadim Karadeniz kimliğini arkasında bırakmak zorundaydı. Babasının sırrını çözmek için, Ege’ye, hiç tanımadığı iki yabancıyla buluşmaya gitmeliydi. Mektubun emri açıktı: Sessizliği bozmadan bul onu. Bu, Karadenizlinin en iyi bildiği şeydi. Gözlemlemek, susmak ve doğru anı beklemek.
