2. bölüm · Üçlü Mirasın Sırrı

Akdeniz’in Çalkantılı Suları

Murat Alibaşoğlu

I. KISIM: EGE'NİN SIRRI (Devam)
2. BÖLÜM: Akdeniz’in Çalkantılı Suları
Mekan: Kaş, Antalya. Turkuaz sularının yanı başında, tekne turu şirketinin ofisi. Öğleden sonra.
Rüzgar, ofisin camından dışarıyı izliyordu. Turkuaz sular, öğleden sonra güneşinin altında pırıl pırıl parlıyordu ama Rüzgar’ın içindeki hava tam tersiydi: Kapkara. Babası Kemal Bey’den kalan “Akdeniz Mavi” isimli tekne turu şirketi, lüks yatlar ve gösterişli afişlerin ardında, batmak üzereydi. Rüzgar, otuz yaşında, yorgun ve kayıp duygusuyla dolu hissediyordu. Dışa dönük, sosyal, çabuk karar veren bir Akdenizli ruhuna sahipti, ancak bu batık gemiyi tek başına yüzdüremeyeceğini de biliyordu.
Masasının üzerindeki finansal rapor, kırmızı rakamlarla doluydu. Rüzgar, babasının neden son yıllarda şirkete bu kadar ilgisiz kaldığını, hatta kasten ihmal ettiğini düşünüyordu.
Kapı çalmadan açıldı ve içeriye, Rüzgar’ın amcası ve şirketin %40 ortağı Cemal Bey, elinde sarı, buruşuk bir zarfla girdi. Cemal Bey, şişman, terli ve her zaman şüpheli bir ifade taşıyan bir adamdı.
“Bak yeğenim, bu da neyin nesi?” dedi Cemal Bey, sesi hırıltılıydı. Zarfı masaya fırlattı. “Noterden geldi. ‘Özel teslimat’ yazıyor.”
Rüzgar zarfı aldı. Üzerindeki yazı, babasının, Kemal Bey’in el yazısını andırıyordu: “Sadece üç kişi bir araya geldiğinde açılacaktır.” Rüzgar, babasının notere gittiğini duymuştu ama tam olarak ne olduğunu öğrenememişti.
“Böyle saçma sapan bir şey için mi noter masrafı yapmış?” diye mırıldandı Rüzgar ve zarfı hırsla yırttı.
İçinden çıkan tek sayfalık mektup, Deniz’in elindekinin aynısıydı. Üç şart, iki isim: Deniz ve Toprak. Ancak bu mektubun en altında, babasının daktiloyla yazılmış, sonradan el yazısıyla altı çizilmiş bir not vardı.
NOT: Sardunya’nın anahtarı, kayalığın gölgesindedir.
Rüzgar’ın yüzü soldu. Sardunya? Babasının, gençliğinde bir süre İtalya’da çalıştığını bilirdi ama bu kelimenin ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikri yoktu.
Cemal Bey, Rüzgar’ın değişen yüz ifadesini gördü. “Ne yazıyor orada?”
Rüzgar, kafasını hayır anlamında salladı. “Hayır, amca. Bir davet. Eski bir zeytinliğe, Seferihisar’a. Bu hafta içi. Gecikme yok.”
Cemal Bey kahkahayı bastı. “Zeytinlik mi? Bizim ne işimiz var Ege’de? Burası Akdeniz, tekne işi bizimkisi! Gitme! Zaman kaybı. Şirketin durumu ortada!”
Rüzgar ise farklı bir şey düşünüyordu. Şirketin batık borçları ve babasının bu tuhaf sırrı arasında, bir bağlantı olmalıydı. Belki de bu mektup, şirketin borçlarından kurtulması için bir anahtardı.
“Gidiyorum amca,” dedi kararlılıkla. “Babamın son sözü, bir emirdir. Eğer bu davet, bizim batık durumumuzu düzeltecek en ufak bir ipucu taşıyorsa, onu bulacağım. Şirketi bir hafta sana bırakıyorum. Sakın bir şey satmaya kalkma.”
Cemal Bey, şaşkınlıkla arkasından bakarken, Rüzgar, hızlı adımlarla ofisten çıktı. Sardunya’nın anahtarı… O anda, içindeki kayıp duygusu, yerini güçlü bir sezgiye bıraktı. Babası, arkasında sadece borç değil, çözülmesi gereken büyük bir gizem bırakmıştı.