8. bölüm · TUTSAK

Bölüm 7

Lavinya Stepen

Lina'nın aile evine geldiklerinde az çok ikisinin tavrı birşeylerin ters gittiğini belli ediyordu. Tanışma faslından sonra Demir "Evlenmek istiyorum" dedi.
Babası " bu ne acele oğlum daha mezun olmadı " dedi. Demir bu cevaptan memnun kalmadı ve hiç uzatmadı.
"Lina hamile."

Demir o cümleyi kurduğu an mutfakta ölüm sessizliği oldu.

Annesinin elindeki bardak hafif titredi.

Babası ise birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden Demir’e baktı.

Sonra yavaşça Lina’ya döndü.

“Kızım… bu doğru mu?”

Lina’nın boğazı düğümlendi.

Konuşmak istiyordu ama Demir kapının yanında durmuş onu izliyordu.

Sessizce.

Ama o sessizlik bile baskıydı.

Lina gözlerini kaçırdı.

“Evet…”

Annesi bir anda sandalyeye oturdu.

Yüzü düşmüştü.

“Lina sen aklını mı kaybettin?”

O cümle Lina’nın içine oturdu.

Çünkü annesi ağlamaklı konuşuyordu.

Hayal kırıklığıyla.

Babası ise hâlâ Demir’e bakıyordu.

Ve bakışları artık sertleşmişti.

“Siz ne zamandır birliktesiniz?”

Demir sakince cevap verdi.

“Uzun zamandır.”

Adamın rahat tavrı babasını daha çok sinirlendirdi.

“Kızımı evlenmeden hamile bırakıp şimdi mi karşımıza çıkıyorsun?”

Demir’in çenesi hafif kasıldı.

Ama ses tonu değişmedi.

“Ben Lina’yla evleneceğim.”

Babası sertçe güldü.

“Benim kızım senin gibi bir adamla evlenmeyecek.”

İşte o an ortam tamamen gerildi.

Çünkü Demir ilk kez gerçekten sinirlendi.

Bakışları buz gibi oldu.

Lina bunu fark ettiği an panikledi.

Çünkü Demir’in öfkesi artık onu korkutuyordu.

Annesi sonunda Lina’ya döndü.

“Sen bunu istiyor musun gerçekten?”

İşte o soru Lina’nın canını yaktı.

Çünkü istemiyordu.

Ne bu hamileliği hazır hissediyordu…
ne bu evliliği…

Ama Demir’in bakışları üstündeydi.

Ve Lina ailesine zarar gelmesinden korkuyordu.

Bu yüzden dudaklarını zorla araladı.

“Evet anne.”

Annesi inanamayarak ona baktı.

“Yalan söyleme.”

Lina’nın gözleri doldu.

Tam o sırada Demir konuştu:

“Ben Lina’yı seviyorum.”

Babası aniden ayağa kalktı.

“SEVGİ BU MU?!”

Sesi evde yankılandı.

“Ben kızımın gözündeki korkuyu görüyorum!”

Lina’nın kalbi sıkıştı.

Çünkü babası anlamıştı.

Gerçekten anlamıştı.

Demir birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.

Sonra çok kontrollü şekilde konuştu:

“Kimse Lina’ya zarar veremez.”

Babası sertçe cevap verdi:

“Bence en büyük zararı sen veriyorsun.”

O an Demir’in yüzü tamamen değişti.

Çenesi kilitlendi.

Bakışları karardı.

Lina bunu gördüğü an ayağa kalktı.

“Baba lütfen…”

Çünkü Demir’in sinirlenmesini istemiyordu.

Annesi ağlamaklı şekilde Lina’ya baktı.

“Kızım sen mecbur hissediyorsun.”

Bu cümle Lina’nın gözlerinden yaş akmasına yetti.

Çünkü doğruydu.

Tamamen doğruydu.

Ama bunu söyleyemezdi.

Söylerse ne olurdu bilmiyordu.

Ve bu bilinmezlik daha korkutucuydu.

Gece boyunca kavga sürdü.

Babası Demir’i evden göndermek istedi.

Annesi ağladı.

Lina ise ikisinin arasında sıkışıp kaldı.

En sonunda babası direkt Lina’nın karşısına geçti.

“Eğer o adamla bu kapıdan çıkarsan…”

Sesi titredi.

“…seni silerim.”

Ev sessizleşti.

Lina nefes alamadı.

Çünkü bir tarafta ailesi vardı.

Diğer tarafta ise Demir’in karanlığı.

Ve Lina hangisinin daha tehlikeli olduğunu biliyordu.

Demir o sırada tek kelime etmiyordu.

Ama bakışları Lina’nın üstündeydi.

Bekliyordu.

Kararını.

Lina ağlayarak annesine baktı.

Sonra babasına.

Ve içinden sadece tek şey geçti:

Eğer gitmezse…

Demir onlara zarar verebilirdi.

Gerçekten verebilirdi.

Çünkü artık onu tanıyordu.

Bu yüzden gözyaşlarını silip sessizce konuştu:

“Ben Demir’le gideceğim.”

Annesi ağlamaya başladı.

Babası ise birkaç saniye boyunca kızına baktı.

Hayal kırıklığıyla.

Kırılmış şekilde.

Sonra başını çevirdi.

“Git o zaman.”

Lina’nın kalbi parçalandı.

Ama yine de yürüdü.

Çünkü korku bazen sevgiden de güçlüydü.

Kapıdan çıkarken son kez arkasına baktı.

Annesi ağlıyordu.

Babası ise ona bakmıyordu bile.

Ve Lina o an hayatının tamamen değiştiğini hissetti.
Ankara’dan İstanbul’a döndüklerinde hava kapalıydı.

Boğaz gri görünüyordu.

Lina araba boyunca hiç konuşmadı.

Demir ise direksiyonu tek elle tutuyor, ara sıra ona bakıyordu. Ama artık Lina onun bakışlarından bile korkuyordu.

Çünkü ne zaman sakin görünse ardından başka bir yüzü çıkıyordu ortaya.

Öfkeli.
Kontrolcü.
Karanlık.

Araba yalıya girdiğinde büyük demir kapılar yavaşça açıldı.

Burası Demir’in büyüdüğü evdi.

Kalabalık.

Gösterişli.

Ve boğucu.

İçeride çalışanlar vardı. Aşçılar, hizmetçiler, güvenlikler…

Ve Demir’in ailesi.

Lina arabadan inerken herkesin ona baktığını hissetti.

Başındaki baskı daha da ağırlaştı.

Çünkü artık yalnızca Demir’le değil…

Onun dünyasıyla da savaşmak zorundaydı.

Demir elini Lina’nın beline koyup içeri soktu.

Sahiplenir gibi.

Sanki herkes görsün ister gibi.

Salona girdikleri anda Demir’in annesi ayağa kalktı.

Kadının bakışları direkt Lina’ya kaydı.

Uzun uzun süzdü onu.

Başını.
Kıyafetini.
Açık saçlarını.

Yüzündeki memnuniyetsizlik gizlenmiyordu bile.

“Hoş geldiniz.”

Sesi kibardı.

Ama soğuktu.

Lina zorla gülümsedi.

“Hoş bulduk.”

Tam o sırada üst kattan birkaç kadın sesi geldi. Demir’in kız kardeşleri merdivenden inerken Lina’yı görünce kendi aralarında bakıştılar.

Belli ki konuşmuşlardı.

Belli ki onu istemiyorlardı.

Lina o an kendini daha da yabancı hissetti.

Akşam yemeğinde herkes masadaydı.

Uzun masanın bir ucunda Demir oturuyordu. Lina hemen yanındaydı.

Adamın eli sürekli sandalyesinin arkasında duruyordu.

Sanki biri onu alıp götürecekmiş gibi.

Masada tuhaf bir sessizlik vardı.

Sonunda Demir’in annesi çatalını bırakıp Lina’ya baktı.

“Kaç aylık?”

Lina’nın eli istemsizce karnına gitti.

“Üç…”

Kadın başını salladı.

Sonra sakin ama küçümseyici bir sesle konuştu:

“Bizim ailemizde bazı şeyler daha farklı ilerler normalde.”

Lina’nın boğazı düğümlendi.

Demir’in çenesi hafif sertleşti.

Ama annesi devam etti.

“Demir’in böyle bir kızla evleneceğini düşünmezdim.”

Masa sessizleşti.

Lina’nın gözleri dolmaya başladı.

Çünkü kadın özellikle “böyle bir kız” derken onu aşağılıyordu.

Açık oluşunu.
Yaşam tarzını.
Hamile kalışını.

Hepsini.

Tam o sırada Demir çatalını yavaşça bıraktı.

Sesi sakindi.

Ama tehlikeli şekilde sakindi.

“Karım hakkında düzgün konuş.”

Annesi kısa süre oğluna baktı.

“Biz seni korumaya çalışıyoruz.”

Demir direkt cevap verdi:

“Ben onu seçtim.”

İşte o an herkes sustu.

Çünkü Demir Arkan’ın bir şeyi bu kadar sahiplenmesi alışılmış değildi.

Adam hayatında ilk kez bir kadını ailesinin önüne koyuyordu.

Yemekten sonra Lina nefes almak için balkona çıktı.

Elleri titriyordu.

Tam ağlamaya başlayacaktı ki arkasından Demir geldi.

Kapıyı kapattı.

Sessizlik oldu.

Lina boğazındaki düğümü yutmaya çalıştı.

“Beni neden buraya getirdin?”

Demir birkaç saniye onu izledi.

“Çünkü burası artık senin evin.”

Lina acı şekilde güldü.

“Senin annen benden nefret ediyor.”

Demir omuz silkti.

“Alışacak.”

“Ben alışamıyorum ama.”

Bu cümle Demir’in yüzünü değiştirdi.

Adam bir anda yaklaşıp çenesini tuttu.

Sertçe değil.

Ama kaçamayacağı şekilde.

“Bak bana.”

Lina gözlerini kaldırdı.

Demir’in bakışları yine aynıydı.

Yoğun.

Takıntılı.

“Sen artık benim karımsın.”

Lina’nın gözleri doldu.

Çünkü Demir bunu sevgi gibi söylüyordu.

Ama kulağa sahiplik gibi geliyordu.

Tam o sırada içeriden Demir’in annesinin sesi duyuldu:

“Demir!”

Adam gözlerini Lina’dan ayırmadan cevap verdi:

“Geliyorum.”

Sonra yavaşça kulağına eğildi.

“Defne’yle görüşmek istiyorsan sorun çıkarmayacaksın.”

Lina şaşkınca ona baktı.

Demir bunu bilerek söylüyordu.

Çünkü artık Lina’nın en zayıf noktasını biliyordu:

Yalnız kalmaktan korkuyordu.

Ve Demir onu buna bağımlı hale getiriyordu.
Nikâh günü geldiğinde yalı sabahın erken saatlerinden beri ayaktaydı.

Aşçılar mutfakta koşuşturuyor, hizmetçiler üst katta odaları hazırlıyordu. Boğazın üstüne gri bir sabah çökmüştü ama içerideki hava daha ağırdı.

Çünkü bu düğünü gerçekten isteyen tek kişi Demir’di.

Lina saatlerdir odasından çıkmamıştı.

Demir’in annesinin gönderdiği kadınlar saçını yapıyor, makyajını hazırlıyordu.

Ama Lina aynadaki kıza bakınca kendini tanıyamıyordu.

Yüzü solgundu.

Gözlerinin altı yorgundu.

Ve karnındaki küçük çıkıntı artık saklanamıyordu.

Kadınlardan biri duvağı düzeltirken sessizce:

“Çok güzel oldunuz.”

dedi.

Lina sadece aynaya baktı.

Çünkü güzel hissetmiyordu.

Sıkışmış hissediyordu.

Kapı açıldığında oda aniden sessizleşti.

Demir içeri girmişti.

Siyah takım elbisesi üstündeydi. Saçları geriye taranmıştı. Her zamanki gibi kusursuz görünüyordu.

Ama gözleri direkt Lina’ya kaydı.

Ve birkaç saniye boyunca başka hiçbir şeye bakmadı.

Adam gerçekten nefesini tutmuş gibiydi.

Çünkü Lina gelinlikle ilk kez karşısındaydı.

Uzun beyaz kumaş yere kadar dökülüyordu. Omuzları açıkta kalıyordu ama Demir son anda üstüne ince bir tül ekletmişti.

Annesi istedi diye.

Lina bunu düşündükçe içi sıkışıyordu.

Odadaki kadınlar sessizce çıkarken Demir kapıyı kapattı.

Uzun süre hiçbir şey söylemedi.

Sadece baktı.

Sonra yavaşça yaklaşıp tam önünde durdu.

“Çok güzelsin.”

Lina gözlerini kaçırdı.

Çünkü Demir’in böyle bakması bile artık onu geriyordu.

Adam eliyle çenesini kaldırdı.

“Neden ağlıyorsun?”

Lina o an fark etti.

Gözlerinden sessizce yaş akıyordu.

“Ben böyle hayal etmemiştim…”

Demir’in yüzü anlık sertleşti.

Çünkü Lina’nın mutlu olmaması onu öfkelendiriyordu.

Adam birkaç saniye boyunca sustu.

Sonra eğilip alnını onun alnına yasladı.

“Ben seni mutlu etmeye çalışıyorum.”

Lina gözlerini kapattı.

Çünkü sorun buydu.

Demir gerçekten buna inanıyordu.

Nikâh yalıdaki büyük salonda kıyıldı.

Kristal avizeler ışıl ışıldı. Boğaz camların arkasında karanlık görünüyordu. Masalarda siyah ve beyaz çiçekler vardı.

Demir her detayı kendi seçmişti.

Takıntılı şekilde.

Çünkü bu geceyi kusursuz yapmak istiyordu.

Misafirler sürekli Lina’ya bakıyordu.

Kimileri fısıldaşıyordu.

Çünkü herkes hikâyeyi biliyordu artık.

Evlenmeden hamile kalan kız…

Demir Arkan’ın takıntılı şekilde bağlandığı kadın…

Ve Lina o bakışların altında küçülüyor gibi hissediyordu.

Nikâh memuru konuşurken Lina’nın elleri titriyordu.

Demir bunu fark edip elini tuttu.

Sıkıca.

Sahiplenir gibi.

Adamın bakışları bir saniye bile ondan ayrılmıyordu.

Sanki gerçekten o an dünyada başka kimse yokmuş gibi.

“Nikâhı kabul ediyor musunuz?”

Demir hiç düşünmeden cevap verdi.

“Evet.”

Ses tonu netti.

Kesindi.

Çünkü hayatında ilk kez bir şeyden bu kadar emin olmuştu.

Sıra Lina’ya geldiğinde salon sessizleşti.

Lina’nın boğazı düğümlendi.

Çünkü içinde hâlâ kaçma isteği vardı.

Ama sonra gözleri Demir’e kaydı.

Adamın bakışları sertti.

Bekliyordu.

Ve Lina yine aynı korkuyu hissetti.

Ailesine bir şey olur muydu?
Defne’ye zarar verir miydi?
Gerçekten ne yapabilirdi?

Bilmiyordu.

İşte bu yüzden dudaklarını zorla araladı.

“…Evet.”

Demir o an gözlerini kapattı.

Sanki sonunda nefes alabilmiş gibi.

Çünkü artık Lina resmen onundu.

Gece herkes dağıldıktan sonra yalı sessizleşti.

Boğazdan gelen dalga sesi duyuluyordu sadece.

Lina ağır gelinliğiyle odanın balkonunda duruyordu. Soğuk rüzgâr saçlarını hafif hareket ettiriyordu.

İçerideki yatak odası devasa ve karanlıktı. Siyah mobilyalar, loş ışıklar… her şey Demir gibiydi.

Yoğun.

Boğucu.

Kapı açıldığında Lina irkildi.

Demir içeri girmişti.

Kravatını çıkarmıştı. Gömleğinin birkaç düğmesi açıktı.

Ve yine ona öyle bakıyordu.

Sanki uzun zamandır istediği şeye sonunda kavuşmuş gibi.

Adam yavaşça yaklaşıp arkasında durdu.

Ellerini beline koydu.

“Artık karımsın.”

Lina’nın gözleri doldu.

Çünkü Demir bunu sevgiyle söylüyordu.

Ama kulağa zincir gibi geliyordu.

Adam yüzünü boynuna gömdü.

Derin nefes aldı.

“Seni kaybetmeyeceğim artık.”

İşte Lina’nın en çok korktuğu cümle buydu.

Çünkü Demir’in sevgisi hiçbir zaman özgür bırakmıyordu.

Sahip oluyordu.
Demir gelinliğin arkasındaki ince ipleri çözerken elleri titriyordu.

Nefesini kontrol etmeye çalışıyordu.

Çünkü Lina’ya her dokunduğunda içinde aynı şey oluyordu:

Takıntılı bir ihtiyaç.

Adam yüzünü boynuna gömüp onu öpmeye başladığında Lina’nın bütün vücudu gerildi.

Demir bunu hissetti.

Ama durmadı.

Ellerini beline koyup onu kendine çekti.

“Bana bak.”

Lina gözlerini kaldırmadı.

Çünkü korkuyordu.

Demir tekrar yaklaşırken Lina bir anda geri çekildi.

Sessizlik oldu.

Adamın yüzündeki ifade saniyesinde değişti.

“N’apıyorsun?”

Lina’nın sesi çok kısıktı.

“İstemiyorum…”

Demir birkaç saniye boyunca ona baktı.

Sanki duyduğuna inanamıyormuş gibi.

“Ne demek istemiyorum?”

Lina geri çekildi.

“Ben... şu anda istemiyorum.”

İşte o an odadaki hava tamamen değişti.

Demir’in çenesi sertleşti.

Bakışları karardı.

Adam bir anda Lina’nın iki kolunu tuttu.

Sertçe.

“Kocanım ben.”

Sesi düşüktü ama öfkeyle doluydu.

“Bana böyle davranamazsın.”

Lina’nın gözleri doldu.

“Ben insanım Demir…”

Adam nefes alıp verdi.

Kendini tutmaya çalışıyordu ama başaramıyordu.

Çünkü reddedilmek onda başka bir şeye dönüşüyordu.

Öfkeye.

Kontrol kaybına.

“Sen artık benim karımsın.”

“Bu seni hak sahibi yapmaz!”

Lina bunu söyler söylemez kıyamet koptu.

Demir bir anda dönüp odadaki büyük boy aynasına tekme attı.

Cam paramparça oldu.

Lina korkuyla irkildi.

Demir bağırıyor, öfkeyle etrafa vuruyordu. Masanın üstündeki eşyaları yere fırlattı.

Nefesi düzensizdi.

Kontrolünü tamamen kaybetmişti.

Lina geri geri yürürken ağlamaya başladı.

“Demir lütfen…”

Adam aniden dönüp ona baktı.

O bakış…

Lina’nın içini buz gibi yaptı.

Çünkü artık gerçekten korkuyordu.

Demir birkaç saniye boyunca sadece nefes aldı.

Sonra ellerini lina'nın saçlarından geçirip "yürü" dedi.

Sanki kendisiyle savaşıyordu.

Ama o savaşın içinde Lina eziliyordu.

Adam sonunda ebeveyn banyosuna girip kapıyı sertçe kapattı. Hizmetlilerin hazırladığı küvet su doluydu. Lina'nın kafasını suya soktu saçları ellerindeydi hâlâ. Lina çırpınıyor nefes alamıyordu, çıkardı Lina bir kaç saniye nefes nefeseyken tekrar soktu Lina nefes alamıyordu. Tekrar çıkardı " Demir özür dilerim nolur yapma" dedi Lina nefes nefese zor konuşuyordu. Demir" beni buna sen zorluyorsun" diye bağırdı . "Hazırlan ve bana bundan sonra sakın karşı gelme "dedi ve banyodan çıktı. Lina bir süre nefesini toparladı sonra kalkıp makyajını sildi ağlayarak,duş aldı bornozu giyip banyodan odaya çıktı . Demir odada yoktu muhtemelen seslere ev halkı gelmişti onlarla konuşuyordu.

Yalı sessizleşti.

Sadece Lina’nın hıçkırıkları duyuluyordu artık.

Lina yavaşça yere çöktü.

Elleri titriyordu.

Ağlamaktan nefesi kesiliyordu.

Çünkü o an ilk kez şunu düşündü:

Belki de en başında “hayır” demeliydi.

Belki Demir’in sevgisini aşk sandığı ilk gün kaçmalıydı.

Ama artık çok geçti.

Lina yatağın ucuna oturup dizlerini kendine çekti.

Sessizce ağlamaya devam etti.

Bir süre sonra kapı açıldı.

Demir içeri girdi.

Lina’yı o halde görünce birkaç saniye durdu.

Ve yüzündeki sertlik yavaşça dağıldı.

İşte Lina’nın en çok kafasını karıştıran şey buydu.

Bir anda canını yakabiliyor…

Sonra hiçbir şey olmamış gibi yumuşayabiliyordu.

Demir kapıyı kapattı.

Odadaki ışıkları söndürdü.

Sonra yavaşça Lina’nın önünde durdu.

“Gel.
Bu kez daha sakindi.

Ama Lina artık hangi halinin gerçek olduğunu bilmiyordu.

Demir onu ayağa kaldırırken ay ışığı ikisinin üstüne düşüyordu. Demir lina'nın bornozunu çıkardı ay ışığı lina'nın çırılçıplak kusursuz bembeyaz tenine vuruyordu . Demir bir süre izledi onu. Sonra ellerini onun vücudunda gezdirdi .

Ve Lina korkudan kıpırdayamıyordu bile.
Onu yatağa yatırdı hafifçe Lina karşı koymaya korkuyordu artık sessizce onu bekliyordu...