12. bölüm · TUTSAK
Bölüm 11
Lina küvetin içinde titriyordu.
Buz gibi su tenini yakıyormuş gibi hissettiriyordu artık.
Saçları omuzlarına yapışmıştı. Dudakları morarmaya başlamıştı.
Ve Demir hâlâ karşısında duruyordu.
Sanki ne yaptığını anlamaya çalışır gibi.
—
Lina sonunda güçlükle konuştu:
“Çıkmak istiyorum…”
Sesi o kadar küçüktü ki.
Demir’in yüzü anlık değişti.
Çünkü Lina artık ona bağırmıyordu.
Sadece korkuyordu.
Adam yavaşça eğildi.
Ellerini Lina’nın kollarına koyup onu küvetten çıkardı.
Lina’nın bacakları titrediği için ayakta duramadı.
Direkt yere çöktü.
Hıçkırarak ağlıyordu artık.
Demir birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra havluyu alıp omuzlarına sardı.
Bu hareket normalde şefkatli görünebilirdi.
Ama Lina artık onun hangi yüzüne inanacağını bilmiyordu.
—
Demir onu yavaşça yatağa oturttu.
Lina dizlerini kendine çekip titremeye devam etti.
Adam karşısına geçti.
Uzun süre sessiz kaldı.
Sonra alçak sesle konuştu:
“Beni neden buna zorluyorsun?”
Lina’nın gözlerinden yaşlar aktı.
Çünkü Demir hâlâ yaşanan her şeyin sebebini onda arıyordu.
“Ben sadece nefes almak istiyorum…”
Demir çenesini sıktı.
“Benimle nefes alamıyor musun?”
Lina cevap veremedi.
Çünkü doğru cevabı veririrse yine kavga çıkacağından korkuyordu.
Bu sessizlik Demir’i daha da gerdi.
Adam bir anda ayağa kalkıp odada yürümeye başladı.
Ellerini saçlarından geçiriyordu sürekli.
Kontrolünü kaybetmemeye çalışıyordu.
Ama içindeki öfke ve korku birbirine karışmıştı.
“Ben seni seviyorum.”
Lina başını kaldırdı.
Demir’in gözleri doluydu bu kez.
Gerçekten.
“Ben sensiz ne yaparım bilmiyorum.”
İşte Lina’nın en çok korktuğu şey buydu.
Çünkü Demir’in sevgisi sağlıklı değildi.
Bir insanı yaşatacak gibi değil…
Kendine bağlayıp boğacak gibiydi.
—
Kapı hafifçe çalındı.
Demir’in annesi.
Kadın içeri girince Lina’nın halini gördü.
Islak saçlarını…
Titreyen bedenini…
Korkmuş gözlerini…
Kadının yüzü anında değişti.
“Demir…”
Sesi sertleşmişti.
“Ne yaptın sen?”
Demir direkt annesine döndü.
“Karışma.”
“Bu kız hasta!”
Kadın ilk kez gerçekten oğluna öfkeleniyordu.
“Daha yeni bebeğini kaybetti!”
Demir’in yüzü bir anda karardı.
Çünkü o cümle hâlâ en büyük yarasıydı.
Adam sertçe cevap verdi:
“Ben de kaybettim.”
Annesi birkaç saniye sustu.
Sonra Lina’ya baktı.
Kızın korkudan konuşamadığını görünce gözleri doldu.
“Yeter artık Demir.”
Ama Demir artık kimseyi dinleyecek halde değildi.
Çünkü yasını sevgiyle değil…
Kontrolle yaşamaya çalışıyordu.
Ve bu yavaş yavaş herkesi korkutmaya başlıyordu. Lina artik iyice sessizleşmişti . Günler geçti ...
Bir akşam yemeğinde bütün aile masadaydı.
Uzun masanın üstünde mumlar yanıyordu. Hizmetçiler sessizce tabakları yerleştiriyor ama kimse rahat davranamıyordu.
Çünkü son haftalarda yalıdaki hava değişmişti.
Ve herkes bunun sebebini biliyordu.
Lina.
—
Lina masaya en son geldi.
Üzerinde krem rengi uzun bir hırka vardı. Saçları dağınıktı.
Eskisi gibi görünmüyordu artık.
Daha solgun.
Daha sessiz.
Daha kırılmış.
Demir onu görünce gözlerini birkaç saniye ayırmadı.
Adam hâlâ ona takıntılı şekilde bakıyordu.
Ama artık Lina o bakışlardan rahatsız oluyordu.
—
Demir’in annesi masadaki sessizliği bozmak için konuşmaya çalıştı.
“Bugün biraz daha iyi görünüyorsun kızım.”
Lina zorla başını salladı.
“İyiyim.”
Ama iyi değildi.
Herkes bunu görebiliyordu.
Demir’in kardeşi Elif birkaç kez konuşmaya çalıştı ama Lina sadece kısa cevaplar verdi.
Çünkü o masada nefes alamıyormuş gibi hissediyordu.
Ve Demir’in bakışları sürekli üstündeydi.
—
Bir süre sonra hizmetçi Lina’nın önüne yemek koydu.
Lina tabağa baktı.
Midesi bulandı.
İştahı günlerdir yoktu zaten.
Demir çatalını bırakıp ona döndü.
“Biraz ye.”
Lina başını salladı.
“İstemiyorum.”
Masadaki hava anında gerildi.
Çünkü herkes Demir’in yüzünün değiştiğini gördü.
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra daha sert şekilde tekrar etti:
“Ye.”
Lina gözlerini kaldırdı.
Ve ilk kez bütün ailenin önünde ona karşı geldi.
“Hayır.”
Sessizlik.
Demir’in annesi bile nefesini tuttu.
Çünkü Demir’in çenesi kilitlenmişti.
Adam yavaşça sandalyesini geri itti.
“Herkes çıksın.”
Babası hemen araya girmeye çalıştı.
“Demir—”
Ama Demir masaya öyle sert vurdu ki tabaklar sallandı.
“ÇIKIN!”
Sesi bütün salonda yankılandı.
Hizmetçiler korkuyla geri çekildi. Elif irkilip annesine sarıldı.
Kimse Demir’i o haldeyken durdurmaya cesaret edemiyordu.
Çünkü öfkesi artık korkutucu hale gelmişti.
—
Birkaç saniye sonra salonda sadece Lina ve Demir kaldı.
Lina’nın kalbi deli gibi atıyordu.
Çünkü Demir’in o sessiz öfkesi bağırmasından daha kötüydü.
Adam yavaşça ona baktı.
“Son zamanlarda sürekli bana karşı geliyorsun.”
Lina’nın gözleri doldu.
“Çünkü artık dayanamıyorum.”
İşte o cümle Demir’in içindeki son şeyi de kopardı.
Adam bir anda önündeki tabağı duvara fırlattı.
Cam parçaları her yere dağıldı.
Lina korkuyla ayağa kalktı.
Demir ise nefes alıp veriyordu.
Kontrolünü kaybetmemeye çalışıyordu ama başaramıyordu.
“Ben sana her şeyimi verdim!”
“Ben bunları istemedim!”
Demir o an yemek masasını sertçe itti.
Masadaki tabaklar yere düştü.
Kristal bardaklar kırıldı.
Ses bütün yalıda yankılandı.
Yukarı kattaki hizmetçiler bile korkuyla durdu.
Lina geri geri yürümeye başladı.
Çünkü Demir’in gözleri yine kararmıştı.
Adam birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra aniden kolundan tuttu.
“Demir bırak—”
“Benim canım yanarken sen bana sırtını dönemezsin!”
Sesi çatladı.
Çünkü öfkesinin altında yas vardı.
Takıntı vardı.
Kaybetme korkusu vardı.
Ama bütün bunlar Lina’yı daha çok korkutuyordu.
—
Demir onu sert adımlarla salondan çıkardı.
Koridorda Demir’in annesi bekliyordu.
Kadın korkuyla oğluna baktı.
“Yeter artık!”
Demir durmadı bile.
Lina ise gözyaşlarını tutamıyordu artık.
Çünkü o yalıda herkes onun korktuğunu görüyordu.
Ama kimse Demir’i durduramıyordu.
Demir Lina’yı koridorda sürükler gibi üst kata çıkardı.
Yalı sessizleşmişti.
Alt katta kalan herkes nefesini tutmuş gibiydi. Demir’in annesi merdivenlerin dibinde durmuş korkuyla onları izliyordu ama hiçbir şey diyemiyordu artık.
Çünkü oğlunun gözleri korkutucu hale gelmişti.
Lina ise ağlıyordu.
“Bırak beni…”
Sesi titriyordu.
Ama Demir hiç durmadı.
Direkt yatak odasının kapısını açıp Lina’yı içeri soktu.
Kapıyı sertçe kapattığında ses bütün odada yankılandı.
Lina korkuyla geri çekildi.
Demir birkaç saniye boyunca sadece ona baktı.
Nefes alıp verişi düzensizdi.
Çünkü öfkesiyle acısı birbirine karışmıştı artık.
“Bütün ailenin önünde bana karşı geliyorsun.”
Lina’nın gözleri doldu.
“Ben sadece yoruldum…”
“Hayır.”
Demir ona doğru yürüdü.
“Sen beni cezalandırıyorsun.”
Lina inanamayarak baktı.
“Sen gerçekten kafayı kaçırmışsın.”
İşte o cümle Demir’in yüzünü tamamen değiştirdi.
Adam bir anda komodinin üstündeki lambayı yere fırlattı.
Cam parçaları dağıldı.
Lina korkuyla irkildi.
Demir ellerini saçlarından geçiriyordu sürekli.
Sanki kendi kafasının içinden çıkamıyordu.
“Ben her gün senin için nefes alıyorum!”
diye bağırdı.
“Sen ise bana hayalet gibi davranıyorsun!”
Lina ağlamaya başladı.
“Çünkü artık sana nasıl davranacağımı bilmiyorum!”
Oda sessizleşti.
Bu cümle Demir’i birkaç saniye durdurdu.
Ama sonra yine öfkesine yenildi.
Adam bir anda Lina’nın kolundan tuttu.
“Gel.”
Lina korkuyla geri çekilmeye çalıştı.
“Demir yapma…”
Ama Demir onu direkt banyoya götürdü.
Banyoda sadece loş sarı ışık yanıyordu.
Küvet buz gibi suyla doluydu.
Üstünde erimemiş buz parçaları vardı hâlâ.
Lina’nın nefesi kesildi.
Çünkü bunu görünce ne olacağını anlamıştı.
“Hayır…”
Demir kapıyı kilitledi.
Sonra yavaşça ona döndü.
Gözleri kıpkırmızıydı.
“Benim canım yanarken sen hiçbir şey olmamış gibi davranamazsın.”
Lina artık gerçekten korkuyordu.
“Ne olur…”
Ama Demir o an mantığını dinlemiyordu.
Adam onu küvete soktuğunda Lina’nın nefesi kesildi.
Su buz gibiydi.
Vücudu anında titremeye başladı.
Lina çıkmaya çalışırken hıçkırarak ağlıyordu.
“Demir lütfen…”
Demir küvetin önünde durmuş onu izliyordu.
Ve o görüntü korkutucuydu.
Çünkü adamın gözlerinde sevgiyle öfke birbirine karışmıştı.
“Ben de acı çekiyorum.”
Sesi çatladı.
“Bir tek sen kaybetmedin.”
Lina titreyerek başını kaldırdı.
“Ben senden korkuyorum…”
İşte o cümle Demir’i yine durdurdu.
Adam birkaç saniye boyunca sadece ona baktı.
Sonra yavaşça eğildi.
Ellerini Lina’nın ıslak saçlarına götürdü.
Bu kez sesi daha düşüktü.
“Ben sensiz ne yapacağımı bilmiyorum.”
Ve Lina o an ilk kez şunu düşündü:
Belki de Demir’in en korkutucu yanı öfkesi değil…
Gerçekten onsuz yaşayamıyor oluşuydu.
Lina küvetin içinde titrerken banyodaki sessizlik ağırlaşıyordu.
Saçları yüzüne yapışmıştı. Dudakları soğuktan titriyordu artık.
Demir ise hâlâ karşısında durmuş ona bakıyordu.
Sanki ne yaptığını kendi de anlamaya çalışıyormuş gibi.
—
Bir süre sonra Lina’nın ağlaması yavaşladı.
Çünkü yorulmuştu.
Fiziksel olarak değil sadece…
Ruhu da yorulmuştu.
Demir sonunda eğilip onu küvetten çıkardı.
Lina’nın bacakları tutmadığı için direkt ona yaslandı.
Bu durum Demir’in içini garip şekilde sızlattı.
Çünkü Lina artık ona güvenerek değil…
Ayakta kalamadığı için tutunuyordu.
Adam havluyu omuzlarına sardı.
Sonra onu yatak odasına götürdü.
Sessizce.
Bu sessizlik ikisini de boğuyordu artık.
—
Lina yatağın kenarına oturduğunda hâlâ titriyordu.
Demir gardıroptan kalın bir sweatshirt çıkarıp önüne bıraktı.
“Giyin.”
Lina cevap vermedi.
Sadece kıyafeti aldı.
Demir arkasını dönüp bekledi.
Eskiden olsa ona dokunurdu. Yardım ederdi. Öpmeye çalışırdı.
Şimdi sadece uzak duruyordu.
Çünkü Lina’nın korkusunu ilk kez gerçekten görmeye başlamıştı.
—
Dakikalar sonra Lina yatağın köşesine çekildi.
Demir ise pencerenin önüne geçti.
Boğaz tamamen karanlıktı.
Adam uzun süre konuşmadı.
Sonra aniden:
“Onun adını düşünmüştüm.”
dedi.
Lina’nın kalbi sıkıştı.
Çünkü günlerdir ilk kez bebek hakkında konuşuyordu.
Demir hâlâ dışarı bakıyordu.
“Erkek olursa Aras…”
Sesi çatladı.
“Kız olursa Ela.”
Lina gözlerini kapattı.
Çünkü bunu duymak canını parçalıyordu.
Bir anda ağlamaya başladı.
Sessizce değil…
İçinden kopar gibi.
Demir arkasını döndüğünde Lina yüzünü ellerinin arasına kapatmıştı.
Adam birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Sonra yavaşça yatağa oturdu.
Ama dokunmadı.
Çünkü Lina’nın ondan kaçacağını biliyordu artık.
Bu yüzden sadece yanında durdu.
İlk kez.
Sessizce.
—
Dakikalar sonra Lina kısık sesle konuştu:
“Ben artık kendim gibi hissetmiyorum.”
Demir’in çenesi sertleşti.
Çünkü o cümlede kendisinin payı olduğunu biliyordu.
Ama bunu kabul etmek hâlâ ağır geliyordu.
Lina gözlerini silmeden devam etti:
“Bazen keşke seni hiç tanımasaydım diyorum.”
İşte o cümle Demir’in içine bıçak gibi saplandı.
Adam yavaşça başını eğdi.
Ve ilk kez gerçekten kırılmış göründü.
Çünkü ne kadar severse sevsin…
Lina’nın içinde bıraktığı şey artık aşk değil korkuydu.
