4. bölüm · TUTSAK

Bölüm 3

Lavinya Stepen

Lina cevap vermedi.

Çünkü Demir’in söylediği şeyin doğruluk payı vardı.

O adamdan uzak durması gerektiğini biliyordu.

Ama yine de kalkıp gitmiyordu.

Ve bu durum kendi sinirini bozuyordu.

Kafenin camından dışarı baktı. Yağmur hâlâ yağıyordu. Arabaların farları asfaltta kırılıyordu.

“Bana bakmayı bırakır mısınız?” dedi sonunda.

Demir hiç kıpırdamadı.

“Hayır.”

Lina istemsizce güldü.
“İnanılmazsınız.”

“İltifat olarak alacağım.”

“Almayın.”

Demir bu kez gerçekten hafif güldü.

Kalın sesi kısa süre masanın etrafında kaldı.

Ve Lina bunu duyunca istemsizce tekrar ona baktı.

Adamın gülmesi bile fazla etkileyiciydi.

Bu haksızlıktı.

Demir bir anda ciddileşti.

“İstanbul’da yalnız mı yaşıyorsun?”

Lina kaşlarını çattı.
“Bu soruyu cevaplamamalıyım bence.”

“Cevaplayacaksın.”

“Bakın yine emir veriyorsunuz.”

“Çünkü yanlış insanlara güveniyorsun gibi duruyor.”

Lina kollarını göğsünde birleştirdi.
“Ve siz doğru insan mısınız?”

Demir birkaç saniye sustu.

Sonra beklenmedik şekilde dürüst konuştu.

“Hayır.”

Bu cevap Lina’yı şaşırttı.

Çünkü Demir ilk kez kendini saklamamıştı.

Adam kötü tarafının farkındaydı.

Ve bundan utanmıyordu.

“En azından dürüstsünüz.”

“Çoğu konuda.”

“Çoğu konuda mı?”

Demir bakışlarını kısa süre yüzünden boynuna indirdi.

“Şu an aklımdan geçenleri söylesem kaçarsın.”

Lina’nın kalbi istemsizce hızlandı.

“Belki kaçmam gerekir.”

Demir yavaşça arkasına yaslandı.

Bakışları karanlıklaştı.

“Ama kaçmadın.”

Masada birkaç saniye sessizlik oldu.

Garson yan masalara sipariş bırakırken kahve kokusu havaya yayıldı. İnsanlar dışarıdaki yağmurdan kaçıp içeri doluyordu ama Lina’nın bulunduğu masanın etrafındaki hava başka gibiydi.

Daha ağır.

Daha sıcak.

Daha tehlikeli.

Demir bir anda telefonu eline aldı.

Ekrana bakıp sinirli şekilde kaşlarını çattı.

İlk kez dikkatinin dağıldığını gören Lina istemsizce rahatladı.

“Önemli bir şey mi?”

“Babam.”

Söylerken ses tonu değişmişti.

Daha sert olmuştu.

Demir telefonu sessize alıp masaya bıraktı.

Lina ilk kez meraklandı.

“Siz hep böyle misiniz?”

“Nasıl?”

“Gergin.”

Demir kısa süre sustu.

Sonra gözlerini direkt ona dikti.

“Hayatımın büyük kısmı kavga ederek geçti.”

Bu cümlede gerçek bir şey vardı.

Lina ilk kez adamın sadece kibirden oluşmadığını hissetti.

Altında başka şeyler vardı.

Öfke.

Baskı.

Kontrol.

Belki yalnızlık.

Demir masanın üstünde duran parmaklarına baktı.

“Babam küçükken bana tek bir şey öğretti.”

“Ne?”

“Kaybetme.”

Ses tonu buz gibiydi.

“İnsanları, gücü, kontrolü… ne olursa olsun kaybetme.”

Lina’nın içi garip şekilde sıkıştı.

Çünkü Demir bunu normal öğrenmişti.

Ve şimdi hayatındaki her şeye aynı şekilde yaklaşıyordu.

İnsanlara bile.

Demir tekrar ona baktı.

Bu kez daha yavaş.

Daha dikkatli.

“Senin gibi kızlar benim dünyama yaklaşmaz normalde.”

“Belki yaklaşmamalıyım.”

“Evet.”

Demir bunu söylerken gözünü bile kırpmadı.

“Ama yine de yaklaşacaksın.”

Lina’nın nefesi hafif hızlandı.

Adamın bu kadar emin konuşması sinir bozucuydu.

Ve en kötü tarafı…

Demir’in haklı olabileceğini düşünmeye başlamasıydı.
Telefon tekrar titreşti.

Demir ekrana baktığı anda yüzündeki ifade sertleşti.

Bu kez aramayı açtı.

“Ne var?”

Ses tonu soğuktu.

Karşı taraf konuşurken Demir çenesini sıktı. Parmakları masaya yavaşça vuruyordu.

Sinirleniyordu.

Lina bunu hissedebiliyordu.

“Toplantıyı erteleyin.”

Karşı taraf bir şey daha söyledi.

Demir gözlerini kapatıp derin nefes verdi.

“Ben ‘halledeceğim’ dediysem hallolur.”

Ve telefonu kapattı.

Masada birkaç saniye sessizlik oldu.

Lina istemsizce sordu:

“Herkes sizden korkuyor mu?”

Demir başını kaldırdı.

“Gerekli oluyor bazen.”

“Bu normal bir cevap değil.”

“Ben de normal biri değilim dedim sana.”

Lina dudaklarını birbirine bastı.

Adam bunu söylerken övünmüyordu.

Ama saklamıyordu da.

Demir’in dünyasında güç doğal bir şeydi.

İnsanların susması…
sözünü dinlemesi…
çekinmesi…

Hepsi alıştığı şeylerdi.

Ve Lina onun karşısında oturup meydan okuyan ilk kadındı.

Bu yüzden gözlerini üzerinden çekemiyordu.

Demir bir anda masanın üstündeki sigara paketini aldı.

“Rahatsız olur musun?”

“Hayır.”

Çakmağın sesi kısa süre aralarında yankılandı.

Demir sigaradan bir nefes çekip başını hafif yana çevirdi. Duman yüzünün yanında dağıldı.

O an fazla çekici görünüyordu.

Ve Lina buna sinir olmaya başlamıştı.

“Bana neden öyle bakıyorsun?” dedi Demir aniden.

Lina afalladı.
“Nasıl bakıyorum?”

“Sanki aklından uzak durmam gerektiği geçiyor.”

“Geçiyor.”

“Dinlemeyecek misin?”

“Dinlemem gerekiyor.”

Demir sigarayı kül tablasına bıraktı.

Sonra yavaşça öne eğildi.

Bakışları Lina’nın gözlerinden dudaklarına kaydı.

“Benim yanımdayken mantıklı düşünemezsin.”

Lina’nın nefesi hafifçe sıkıştı.

Adam bunu kibirle değil…
emin olarak söylüyordu.

Ve en kötü tarafı, haklı çıkmaya başlamasıydı.

Telefonu masada tekrar titreşti.

Bu kez Lina’nınki.

Ekranda bir erkek ismi belirdi.

Mert.

Demir’in bakışları anında telefona kaydı.

Yüzündeki ifade saniyesinde değişti.

Sertleşti.

“Kim o?”

Lina telefonu eline aldı.
“Arkadaşım.”

“Erkek arkadaşın mı?”

“Hayır.”

Demir birkaç saniye sustu.

Ama çenesindeki kas hâlâ sertti.

Lina bunu fark edince istemsizce güldü.

“Kıskandınız mı?”

Demir gözünü bile kırpmadı.

“Evet.”

Bu kadar direkt olması Lina’yı hazırlıksız yakaladı.

“Daha beni tanımıyorsunuz bile.”

Demir sigaradan son nefesi çekti.

Sonra gözlerini ona dikti.

“Bu durum fikrimi değiştirmiyor.”

Ve Lina ilk kez gerçekten ürperdi.

Çünkü Demir Arkan’ın hisleri normal hızda ilerlemiyordu.

Adam takıntılı şekilde bağlanıyordu.
Lina birkaç saniye boyunca Demir’e baktı.

Adam şaka yapmıyordu.

Gerçekten kıskanmıştı.

Hem de daha onu doğru düzgün tanımadan.

Bu durum normal bir insanı kaçırmalıydı.

Ama Lina’nın içinde başka bir his dolaşıyordu.

Yoğunluk.

Demir’in bakışlarında insanı içine çeken karanlık bir şey vardı.

Ve bu tehlikeliydi.

Telefon tekrar çaldı.

Mert arıyordu.

Lina gözlerini Demir’den ayırmadan telefonu sessize aldı.

Demir bunu görünce hafifçe arkasına yaslandı.

Yüzündeki gerginlik azalmıştı.

Sanki hoşuna gitmişti.

“Bakın işte,” dedi Lina. “Tam olarak bundan bahsediyorum.”

“Ne hakkında?”

“Kontrol etmeye çalışıyorsunuz.”

Demir başını hafif eğdi.

“Kontrolü severim.”

“Belli oluyor.”

“Sevmeyen erkek zayıftır.”

Lina istemsizce güldü.
“Tam bir mağara adamısınız.”

Demir’in dudak kenarı hafif kıvrıldı.

“Ama hoşuna gidiyor.”

Lina cevap vermedi.

Çünkü yalan söylemiş olurdu.

Demir’in bu baskın hali sinir bozucuydu ama aynı zamanda insanın içini titreten bir tarafı vardı.

Adamın yanında otururken kendini fazla fark edilmiş hissediyordu.

Bu his bağımlılık yapıyordu.

Demir bir anda ciddi şekilde konuştu.

“Gece dışarı çıkmayı seviyorsun.”

“Evet?”

“Hoşuma gitmiyor.”

Lina kaşlarını kaldırdı.
“Affedersiniz?”

“İnsanların sana bakması hoşuma gitmiyor.”

İşte yine aynı şey.

Sahiplenici tavır.

Daha ortada hiçbir şey yokken bile.

Lina hafifçe öne eğildi.

“Bakın Demir Bey… ben sizin kontrol edeceğiniz bir kız değilim.”

Demir’in gözleri yavaşça yüzünde dolaştı.

Sonra dudaklarında durdu.

“Henüz değilsin.”

Lina’nın kalbi hızlandı.

Adamın her cümlesi tehdit gibi çıkıyordu.

Ama en korkunç tarafı…
bunu sakin söylemesiydi.

Demir ayağa kalktı.

Uzun boyu masanın yanında daha baskın görünüyordu. Ceketini düzeltirken saati bile dikkat çekiyordu.

“Benim gitmem lazım.”

Lina da yavaşça ayağa kalktı.

Nedense içinde küçük bir hayal kırıklığı olmuştu.

Demir bunu anlamış gibi baktı.

“O bakışı yapma.”

“Ne bakışı?”

“Gitmemi istemiyormuşsun gibi.”

Lina anında gözlerini kaçırdı.

Demir hafifçe yaklaştı.

Aralarındaki mesafe tehlikeli şekilde azalmıştı.

Lina onun parfümünü net hissedebiliyordu artık.

Temiz, ağır ve erkeksi bir koku.

Demir başını hafif eğdi.

“Yarın seni göreceğim.”

Bu soru değildi.

Direkt söylenmişti.

Lina kaşlarını çattı.
“Ya istemezsem?”

Demir birkaç saniye boyunca sadece gözlerine baktı.

Sonra alçak sesle konuştu.

“İsteyeceksin güzel kız.”

Ve yürüyüp gitti.

Lina olduğu yerde kaldı.

Adam kapıdan çıkarken kafenin içindeki birkaç kadın dönüp bakıyordu.

Ama Demir’in umurunda değildi.

Çünkü aklı artık tek bir kişideydi.

Lina 'da...
Günler haftalara dönüştü.

Ve Demir Arkan, Lina’nın hayatının her yerine yavaş yavaş sızdı.

Bazen üniversitenin karşısındaki kafede otururken görüyordu onu. Siyah arabası yolun kenarında duruyor oluyordu. Demir telefonla konuşuyor gibi görünse de Lina kafasını kaldırdığı an göz göze geliyorlardı.

Bazen kampüsten çıktığında kaldırımın karşısında sigara içerken buluyordu.

Bazen de hiçbir şey söylemeden yanında yürüyordu.

Normal bir insan bunu korkutucu bulurdu.

Lina da buluyordu.

Ama aynı zamanda alışıyordu.

Ve bu daha tehlikeliydi.


Aylar geçti.

Ve Lina, Demir Arkan’a fark etmeden âşık oldu.

Bu korkutucuydu.

Çünkü Demir normal biri değildi.

Ama Lina artık sabah uyandığında ilk onun mesajını görmek istiyordu. Gece uyumadan önce sesini duymayınca huzursuz oluyordu.

Demir hayatının merkezine yerleşmişti.

Hem de yavaş yavaş değil…

Sanki zorla.

Demir onu her yerde buluyordu.

Üniversitenin önünde.
En sevdiği kafede.
Sahilde yürürken.
Market çıkışında bile…

Bazen saatlerce yoğun toplantılarda kalıyor ama yine de gece Lina’nın evinin önüne geliyordu.

Sırf onu beş dakika görmek için.

Ve Lina artık bunu garip bulmayı bırakmıştı.

Çünkü Demir’in sevgisi insanı alıştıra alıştıra ele geçiriyordu.

Bir gece Boğaz’a karşı otururlarken Lina kahkaha atıp saçlarını düzeltmişti.

Demir onu izliyordu.

Uzun uzun.

“Ne var?” diye gülmüştü Lina.

Demir başını hafif yana eğmişti.

“Seni izlemek hoşuma gidiyor.”

“Takıntılısın.”

“Evet.”

Bu kadar rahat kabul etmesi Lina’yı yine güldürmüştü.

Ama Demir gülmüyordu.

Çünkü gerçekten takıntılıydı.

Lina’nın sesine…
gülüşüne…
kok usuna…

Her şeyine bağımlı hale gelmişti.

Bazen dünyanın en iyi adamı gibi davranıyordu.

Lina’nın sevdiği tatlıyı kilometrelerce öteden getiriyordu. Sabah dersine kahve yolluyordu. Hastalandığında bütün gece başında bekliyordu.

Ama bazen…

Bir anda değişiyordu.

Bir restoranda garson Lina’ya fazla gülümseyince Demir’in eli bardakta sertleşmişti.

Çenesi kilitlenmişti.

Gece arabada tek kelime konuşmamıştı.

Lina sonunda dayanamayıp:

“Abartıyorsun artık.”

demişti.

Demir direksiyonu tutan elini sıkmıştı.

“O çocuk sana bakarken hoşuma gitmedi.”

“Demir adam sadece sipariş aldı.”

“Bakışını sevmedim.”

Lina sinirlenmişti.

“Sen herkesi düşmanın sanıyorsun.”

Demir aniden arabayı kenara çekmişti.

Hareket o kadar sertti ki Lina irkilmişti.

Adam ona dönmüştü.

Gözleri karanlıktı.

“Çünkü herkes sana bakıyor.”

Arabanın içi sessizleşmişti.

Demir birkaç saniye boyunca Lina’ya baktıktan sonra eliyle yüzünü tutmuştu.

Bu kez daha yavaş.

Daha yumuşak.

“Seni paylaşamıyorum.”

Ve Lina yine susmuştu.

Çünkü Demir’in sevgisi korkutucu olsa bile kendini özel hissettiriyordu.

Adam onu adeta tapar gibi seviyordu.

Bir sabah Lina üniversiteye giderken kampüsün önünde küçük bir kalabalık gördü.

Merakla yaklaştığında durdu.

Bütün giriş çiçeklerle doluydu.

Beyaz güller…

Yüzlerce.

Öğrenciler fotoğraf çekiyor, herkes kimin yaptığını konuşuyordu.

Lina’nın telefonu tam o anda titreşti.

Demir.

“Beğendin mi?”

Lina şaşkınlıkla etrafına baktı.

“Sen delir mişsin.”

Mesaj anında geldi:

“Senin için.”