5. bölüm / 7
Turan Timi5.Bölüm
Bölümler 7Şu an: 5.Bölüm
- 1 1.Bölüm421 kelime
- 2 2.Bölüm3.559 kelime
- 3 3.Bölüm2.543 kelime
- 4 4.Bölüm943 kelime
- 5 5.Bölüm2.071 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm799 kelime
- 7 7. Bölüm371 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bilincim yerindeydi ama hareket edicek durumda değildim gözlerimi bile açamıyordum vücudumda öyle bir ağırlık öyle bir ağrı vardı ki tarif edemem zorluklada olsa gözlerimi açtığımda başım dönmeye gözüm kararmaya başlamıştı doğrulmaya çalışırken engel olamadığım ufak bir inilti döküldü dudaklarımdan oturma hizzasına bile gelemiyordum sağ bacağım yerinden uçan helikopter kapısının altında kalmıştı kanıyordu haykırmak istiyordum bağırmak çağırmak ama sesim bir nebze bile çıkmıyordu çıkarabildiğim en yüksek sesle "Tim! Durum bildir tim!"
Mehmet abi geldi soluk soluğa yanıma yüzü gözü dağılmıştı hiç iuğ görünmüyordu "Komutanım! Timin yarısı ağır yaralı komutanım! Orospu çocukları etrafımızı çevirmeye başladı dört bir yandan komutanım!" sesi timdeliker için telaşlı geliyordu "Sakin ol abi! Helikopterin haberi şimdiden uçmuştur bizimkilere,yoldalardır! Dayanacağız ne kadarsak son gücümüze kadar dayanacağız! Gerekirse son kurşunu kafamıza sıkacağız anladın mı beni? Şimdi şu siktiğimin kapısını bacağımdan kaldırmama yardım et!"
"Emredersiniz komutanım" demesiyle kapıyı kaldırmaya çalışıyorduk canım ilk defa böylesine yanıyordu tekrar engel olamayıp acıdan inledim ve sonunda bacağımı kurtardık "Başçavuşum Alparslan sağ mı?"
"Sağ komutanım"
"Tamam Alparslan'a söyle yaralılarımızı bir tarafa çekip ilk kendi yarası varsa kendi yarasıyla ilgilensin ve sonrasında yararılarımıza baksın! Yaralılarımız dahil herkesin mühimmatını istiyorum! Hemen!"
"Emredersiniz komutanım! Alparslan yaralıları güvenli bölgeye çek aslanım!"
"Emredersiniz komutanım!"
"Altemur sen yerini bilirsin git ve bu itleri en rahat nerden indireceksen oraya konuçlan!"
"Emredersiniz komutanım!" diyerek harekete geçti
"Fazıl dayanabilecek gibi misin?"
"Kanımın son damlasına kadar komutanım!"
"Güzel Mehmet abiyle zıt mevzilere konuçlanın ben Bertuğ ile yaralıların olduğu bölgeyi koruyacağım!" diyerek herkesi bir bölge dağıtmıştım desteğin bir an önce gelmesi lazım ne kadar dayanabilirdik bilmiyordum ama hepsi biz yaşadığımız sürece eceline geliyordu!
Bektaş'da yaralılar arasındaydı başından darbe almıştı içten içe canım yanıyordu şuan onunla didişmeyi bile herşeyden çok isterdim Bektaş'la ilgili düşüncelere daldığım sırada orrospu çocukları saldırıya geçmişlerdi "Gelin lan gelin size bu dünyayı değil cehennemide dar etmezsem banada Umay Günay demesinler!"
"Yürü be komutanım! Vallahi idolümsün!" diye destek çıktı Bertuğ bu hali karşısında gülmeden edemedim bacağım hala kanamaya devam ediyordu ama umrumda değil kanımın son damlasına kadar mücadele edip silah arkadaşlarımı onlara yedirmeyeceğim iki saattir aralıklarla çatışıyoruz mühimmatımız şimdiden azalmıştı
"Durum bildir Turan timi!"
"Komutanım son şarjör!" diye haykırdı Mehmet abi
"Benimde son iki kaldı komutanım!" diye bir ses yükseldi Fazıl'dan çatışmaya boyu aralıklarla Çolpan'a bakmaya çalışmıştı ama başarılı olamadığı için Çolpan'nın durum bilgisini ben vermiştim
"Bende de son bir komutanım!"
"Bende de son Bertuğ bende de" dememle helikopterlerin sesini işittim Fazıl gür bir kahkaha patlatıp
"Komutanım bizimkiler geldi! Şimdi bu DNA'sına koduklarım düşünsün! E şey afedersiniz komutanım ben bir an heyecanlandım"
"Önemi yok Fazıl aynı duygular içerisindeyiz"
"İşte buna daha çok heyecanlandım!" diyerek önüne gelene sıkıyordu helikopterden inen askerlerimiz geri kalanları temizlediler iki helikopter gelmişti biri yaralılar içindi Alparslan ile birlikte yarıları hemen tahliye ettik ortam temizdi Karanlık timinin komutanı bana doğru yaklaştı ve
"Üsteğmenim sende gitseydin bacağın kötü görünüyor"dedi Cengiz üsteğmen mülakatlarda tanışmıştık Cengiz'le mükemmel bir asker her defasında kendine hayran kaldığım doğrudur
"Gerek yok be Cengo'm arada bir gözler gidiyor ama dayanırım"
"İyi bakalım cimcimem sen nasıl istersen diğer helikopterde beş dakikaya gelir zaten sabret"
"Bende o iş. Turan nasılsın?"
"Ufak tefek yaralar dışında hepimiz iyiyiz komutanım"
"Güzel"
Cengiz'in dediği gibi sadece beş dakika sonra helikopter iniş yapmıştı bacağımı bükebildiğim söylenemezdi bu yüzden helikopter zemininde oturuyordum koltuklardan daha rahat olduğuna yemin bile edebilirim ama kanıtlayamam bir buçuk saatlik süren yolun sonunda helikopter sahasına iniş yaptığımızda ambulanslar bizi bekliyordu hiç birimizin hareketlenmesi ne fırsat verilmeden sedyelere alındık
"Evlatlarım çok geçmiş olsun" diye durdurdu sağlıkçıları albay hepimiz doğrulmaya çalışarak "Sağ olun komutanım!"
dedik bu sefer kükreyememiştik sesimiz çıkmamıştı
...
Hastaneye geldiğimde timden kimseyi görmeme izin verilmemiş yaralarıma bakılmıştı sağ diz kapağımdan aşağısı ezilmiş bir vaziyetteydi röntgende birşey çıkmayınca sadece ufak bir sargıya alıp yüzümdeki sıyrıklarla pansuman yaptılar artık daha fazla dayanamayıp timdekileri görmek için isyan ediyordum tim olarak birimizden birine birşey olduğunda şehit olmadığımız sürece ailelerimize haber gitmemesi için söz vermiştik bu yüzden biz birbirimizin ailesiydik.
Helikopter pilotlarımız şehit düşmüştü.
Yiğit komutanın sırt kaburgaları ezilmiş ve tedavisine hemen başlanmıştı.
Bektaş kafasını çarptığı için ve vücudunun belli başlı yerlerinde ufak çıkıklar olduğu için müşade altında tutuluyordu.
Çolpan karın boşluğunu sert bir şekilde taşa çarpmış bu yüzden de karın boşluğu yarılmıştı durumu ağırdı ve yoğun bakımdaydı.
Fazıl,Mehmet abi,Alparslan ve Bertuğ benimle aynı durumdaydı.
Durumu en ağır olan Sancar'dı iç kanama geçirmişti. Allah'tan organlarında çok büyük bir zarar yoktu buna bile şükür ediyorum.
Çolpan'la birlikte yoğun bakımdaydı.
Fazıl kendi durumunu siktir etmiş hastaneye geldiğinden beri gözünü bile kırpmadan Çolpan'dan gelicek olan iyi veya kötü farketmeksizin haber bekliyordu perişandı. Ne kadar anlaşamasalarda aralarında birşey olduğu belliydi ikisinden birine birşey olsa mahvoluyolardı.
Telefonumu rica ederek Sare'ye yazdım
Siz: Pişt avukat
Avukatım: Ooo Umay hanım neye borçluyuz bu mesajı?
Siz: Ufak tefek çıkan operasyon pürüzlerine borçluyum avukat
Avukatım: Noldu lan?
Siz: Operasyona giderken saldırıya uğradık helikopter yerden isabet alarak düşürüldü
Avukat: Ne?
Avukat: Ne dediğini farkındamısın sen?
Avukat: Hangi hastanedesiniz? Diğerleri nasıl?
Siz: Sare,sakin ol
Siz: Gelmene gerek yok haberin olsun diye yazdım
Siz: Çok gelmek istiyorsan hepimize kıyafet lazım
Siz: Timdekilerin kıyafetlerini ordu evinden iste kendi evlerinin adresini veremem
Avukat: Tamam Açelya'ya haber verip halledeceğim
Siz: Hayır,sakın kimseye haber verme. Normalde bunu sana söylemem bile doğru değil ama kıyafet ihtiyacımız olduğu için haber verdim kıyafetleri al ve gel.
Avukat: Tamam öyle olsun
Sare'yle konuştuktan sonra doktorlardan izin alıp Bektaş'ın odasına geçtim ve uyanmasını beklemeye başladım bu bekleyişim çokta uzun sürmedi sadece yarım saat sonra kendine gelmeye başladı
"Üsteğmen,neye borçluyum bu başımda beklemeyi?"
"Aklımı çıkarmana komutan ayrıca fırsattan istifade dinlendiğini ilaçların etkisi geçtikten sonra bile uyumaya devam ettiğini fark etmedim sanma"
"O kadar belli oluyor mu ya?" dediğinde ikimizde güldük
"Bekle doktora haber vereyim"
"Birazdan ver"
"Her türlü vericem Bektaş bırakta veriyim işte"
"Şimdi seni çıkartırlar felan olmaz birazcık bekle ya"
"Ha,bensizlikten korkuyorsun yani" dedim imayla
"Öyle böyle değil"diyerek imamı havada kaptı
"Bacağın?" dedi gözleri endişeli ve meraklıydı
"Önemli birşey değil ezilmiş sadece"
"Acıyor mu?"
"Eh. Hem sen beni boşver asıl senin canın acıyor mu?"
"Seni gördüğümden beri acımıyor" tam cevap vericekken telefonum çaldı arayan Sare'ydi
"Dinliyorum avukatcığım"
"Geldim ben ama sen ondanda yoksun?"
"Bektaş komutanın yanındaydım geliyorum" diyerek telefonu kapattım Bektaş sorar gözlerle bana döndü
"Sare'ye bizim için kıyafet getirmesini söylemiştim onları getirmiş. Seninkileride alır getiririm."
"Tamam üsteğmen" dediğinde odadan çıktım ve uyandığını haber verdim odalarımız arasında çok mesafe yoktu bu yüzden hızlı sürdü odaya gelmem
"Ağaç oldum ağaç!"
"Abartma lan" diyerek sarıldım
"İyi misin?"
"İyiyim"
"Görünüşün pek öyle söylemiyor hem senin ne işin vardı o mağara adamının odasında?"
"Kısa süreliğine refakatçisiydim ve evet görünüşüm bok gibi biliyorum"
"Şey"
"Ney?"
"Sancar nasıl?"
"Napıcan Sancar'ı"
"Evlenicem! Allah Allah napıcam merak ettim soruyorum işte"
"Düğün tarihi belli mi?"
"Ya Umay! Uğraştırma söyle işte insan gibi soruyoruz burda!"
"Tamam be ne kızıyon bok var sanki Sancar'da"
"Söylicen mi bebe?"
"Yoğun bakımda"
"Ne? Neden?"
"Hani helikopter düştü ya gerizeklı"
"Hıı çok biliyorsun sen"
"Evet"
"Neyse görebilirmiyim peki?"
"Ne bileyim amına koyim doktor olan benmiyim! Ayrıca niye görmek istiyorsun ne var sizin aranızda?"
"Bişey olduğu yok mal arkadaşımı merak ediyorum sadece"
"Ulan beni böyle merak etmedin bu zamana nasıl arkadaş bu göt lalesi Sancar?"
"Umay!"
"Öf,tamam be git gör bişey demiyorum" dediğimde odadan hızlı adımlarla çıktı.
Bizim kız aşık olmuş gidiyor heyt be!
Sare Bayrak
İzni zorda olsa almıştım ve şimdi Sancar'ın yanına girmek için hazırlanıyordum neden yapıyordum bunu bilmiyorum ama engel olamıyordum kendime içeri girdiğimde makinların sesi kulağımı tırmalıyordu Sancar'ın perişan halini görünce canım içten içe yanıyordu ne diceğimi bilemediğim için sadece izledim,izledim ve sessizliğim konuştu sürenin dolmasına az bir vakit kaldığı için arkamı dönüp gidecektim ki "Sare?" diyen sesle durdum ve geri döndüm gözünü açmamıştı ama uyanıktı
"Avukat'ım? Hangi rüzgar savurdu seni buraya?"
"Şey...ben,"
"Neden konuşmadın hiç? Öylece izleyip acıdın mı bana?"
"Yok olur mu öyle şey ben sadece ne diyeceğimi bilemedim bu yüzden sustum"
"Anladım avukat'ım" dedi ama derken sesinde anlam veremediğim bir yoğunluk vardı cevap vericekken kapı açıldı
"Sare hanım süre doldu sizi dışarı alalım lütfen" diye bir ses yükseldi ve Ben Avukat Sare Bayrak ordan koşar adımlarla çıktım.
Umay Günay
Sare odadan çıktığında hızlıca üstüme bir şort ve salaş bir tişört geçirdim şort havası değildi ama bacağım bu haldeyken uzun şeyler giyemezdim.
Üstümü değiştirip herkese kıyafetlerini dağıttıktan sonra sıra Bektaş'taydı odasına geldiğimde kapıyı iki kere tıklattıktan sonra içeri girdim "Müsait misiniz komutanım?"
"Biz bizeyken kaldır şu komutanımı ve evet müsaitim gelebilirsin"
"Kıyafet getirdim"
"Çok güzel o zaman yardımda edersin" dedikten sonra tam üç kez beni baştan aşağıya süzdü gözlerinin en uzun oylandığı yer ise yüzüm ve bacaklarımdaki yaralardı
"Yardım felan etmem kendin giy işte"
"Çok vicdansızsın çok" diye sitem etti ama bu sitem yardım etmediğim için değildi farklı birşey vardı altında
"Vicdan sevmem" dediğimde kolundaki serumun aparatını çıkarıp üstünü değiştirmeye başlamıştı bile
"Yuh artık bari bi banyoya felan girseydin!Herkesin önünde böyle soyunuyomusun sen?"
"Herkesin önünde değil sadece senin"diyip göz kırptı arsız herif.
Tabi bende vücudunu ister istemez incelemeye başladım geniş omuzları ve yapılı vücuduyla herkesi büyüleyebilirdi fakat bu büyüyü bozucak tek birşey vardı oda yara izleri sayamadığım kadar fazlalardı
"Etkilenmiş gibisin?"
"Yaralarından bahsediyorsan evet etkilendim"
"Yaralarımdan değil benden etkilenmen gerekir üsteğmen" diyerek bana doğru yürümeye başladı üstüne siyah salaş bir tişört altına ise kareli pijamasını geçirmişti ev haliyle oldukça etkileyiciydi
"Yaraların senden daha etkileyiciyse?"
"Yaralarımı yok ederim"
"Güzel,o zaman."
"Ben yaralarımı yok edince senin yaraların düzelicek mi peki?"
"Benim yaralarım kabuk bağlayalı çok oldu" bahsettiğim yaralar fiziksel olanlar değildi içimde daha derinleri vardı ve Bektaş o yaraları gören nadir kişilerden biriydi
"Kabuk bağlayan yaralarda iyileşir Umay" dediğinde kapı tıklatıldı ve içeri tanıdık bir sima girdi bu o'ydu
"Evet,hastamız nasıl bakalım?" dediğinde beni görmeyi beklemiyor olucakki oda duraksadı
"Eee...şey...komutanım ben artık çıkayım" sadece benim duyabilceğim bir mırıltıyla
"Şu herif çıksın geliceksin ve o bakışmanızı açıklayacaksın"
"İzninizle" diyerek odadan ayrıldığımda nefes alamıyorum sanki bana iyi gelicek birinin yanına gitmem lazımdı ilk odama baktım ama Sare yoktu bir hışımla Yiğit komutanın odasının önünde buldum kendimi toparlanabildiğim kadar toparlanıp kapıyı tıklattım "Gel" komutunu alınca sakin adımlarla ilerledim karşımda sadece Yiğit komutanı görmeyi umarken bir doktor ve onun iki öğrencisi vardı doktor olan kadını tanıyordum "Kumsal?" dedim sorar gözlerle o ise benim aksime "Umay!" diyerek boynuma atladı kısa bir sarılmanın ardından
"Hayırdır siz benim komutanıma lan?"
"Komutanını yesinler Umay!"
"Pardon doktor? Napsınlar komutanını napsınlar?"
"Yesinler!" diye yükseldiğinde naptığını fark etmiş olcakki duraksadı ben ve iki öğrencisi ise anırmamak için kendimizi zor tutuyorduk eline dosyasını aldı ve büyük bir utançla boğazını temizleyip "Size iyi dinlemeler,biz tekrar geliriz kontrole Yiğit bey" diyerek odadan çıktı
"Yiğit abi!"
"Gel kız buraya!" diyerek yanında yer açtı açtığı yere oturup kocaman sarıldım çünkü biliyordum o bana şimdiye kadar hep iyi geldi,hep bir yoldaş oldu,hep kardeşi gibi sahiplendi şimdide o anlardı beni sarılmama benden daha sıkı bir sarılmayla karşılık verdi
"Benim bakımı kim üzdü bakalım?" diyerek geri çekilince bende çekilmek zorunda kaldım ve
"O burda abilik" dedim zar zor
"O kim? Çağrı mı?" dedi öfkeli bir ses tonuyla
"Evet abilik"
"Nerde gördün?"
"Bektaş'ın yani ee Bektaş komutanın odasında"
"Aranızda birşey olduğunu biliyorum Bektaş diyebilirsin benimleyken"
"Aramızda birşey felan yok! Yani o beni seviyor ama benden birdaha olmaz abilik"
"Bal gibide olur abim niye olmasın?"
"Abi bilmiyor musun sanki?"
"Biliyorum güzel kızım biliyorum ama Bektaş'ın öyle biri olmadığını da biliyorum hem Bektaş seni üzecek tek birşey yaparsa ben sıkarım kafasına!" diye yükseldiğinde gülmeden edemedim
"Hadi şimdi doğru Bektaş'ın yanına üsteğmenim"
"Emredersiniz komutanım" diyerek odadan çıktım sende ver gazı coştur nazı Yiğit bey.
Bektaş'ın odasının önüne tekrar geldiğimde bacağım yerine kalbim sızladı bu sefer kapıyı tıklatmadan direk girdim içeri o hâlâ buradaydı çıkana kadar yüzüne bile bakmadan oturduğum yerden Bektaş'ı izledim sonunda çıktığında "Hesap ver bakalım üsteğmen!" diye bir ses yükseldi anında
Bektaş Arslan
"Sakin olucaksın ama?" ne sakinliğinden bahsediyordu bu kadın ne sakinliğinden odama giren doktorla birbirlerini izlediler lan bildiğin!
"Anlat sen" dedim ılımlı çıkarmaya çalıştığım sesimle
"Hani anlatmıştım böyle böyle bir herif var diye"
Allah'ım lütfen düşündüğüm şey olmasın.
"Ee"
"O herif seninle ilgilenen doktordu bende uzun süre sonra karşımda görünce kaldım öyle"
Korktuğum şey başıma gelmişti Allah'ım katil mi olayım ben kurban olduğum?
"Şimdi sen söyle bana bu herifi gebertmemem için sen bir sebep söyle!" diye yükseldim yükselmeme kızardı normalde ama bu sefer kızmadı usul usul oturduğu yerden kalktı ve yanımdaki boşluğa oturdu
"Söyle Umay tek bir sebep söyle bana! Bide bilerek yapıyorlarmış gibi bana vermişler doktor diye siktiğimin herifini!" diyerek daha fazla yükselmeye başladığımda hiç beklemediğim birşey yaparak dudaklarını dudaklarımın üzerine kapatarak beni susturdu bir süre sonra geri çekilmek istediğinde engel olmama rağmen geri çekildi ve "Bu yeterli bir sebep mi?" diye sordu bugün benim felaketim felandı sanırım "Hayır bunu bir sebepten saymıyorum" dediğimde yanımdan kalktı ve çıkış kapısına doğru ilerlerlemeye başladı tam çıkacakken durdu "Saysan iyi edersin" dedi ve çıktı.
Bugün değil bu kadınla geçirdiğim her an benim felaketimdi.
Bölüm etkileşimi
