2. bölüm / 7
Turan Timi2.Bölüm
Bölümler 7Şu an: 2.Bölüm
- 1 1.Bölüm421 kelime
- 2 2.Bölüm3.559 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3.Bölüm2.543 kelime
- 4 4.Bölüm943 kelime
- 5 5.Bölüm2.071 kelime
- 6 6. Bölüm799 kelime
- 7 7. Bölüm371 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Helikopter bizi sınırda indirmişti sınırda bizi bekleyen saha istihbaratıçılarımızdan arabaları alarak köye intikal etmiştik. Canım Kerkük taşıyla,toprağıyla,havasıyla o kadar eşsiz bir memleket ki hayran kalmamak mümkün değil. Köye vardığımızda bizi muhtar Orhan bey karşılamıştı yetmezmiş gibi birde ısrarla bizi evinde ağırlıyacağını dile getirdi Yiğit komutan daha fazla karşı çıkamayacağını anlayınca kabul etti ama öncesinde köyün güvenliğinden ve herhangi bir saldırya karşılık önlem almak için hepimizi nöbet mevzilerine dağıttı herkes mevzisinde yerini almış etrafı kolaçan ediyordu ki Bertuğ telsiz kulaklığından "Valla komutanım ilk defa Türkmen elinden yemek yiyeceğim çok heyecanlı" dedi hevesle ne kadar heyecanlı olduğu sesinden anlaşılıyordu Bertuğ yeni mezunlardan olmasına rağmen çok yetenekli ve başarılı bir asker bunun yanı sıra kumral saçları ve yapılı vücudu ile dikkatleri kolayca üstüne toplayabilen kızdan kıza atlayan pezevenkin teki Bertuğ ile evlenicek kıza şimdiden acıyorum,evlenirse tabii.Bertuğ'nun bu heyecanı karşısında Mehmet abiden yanıt gecikmedi "Lan oğlum aklınız fikriniz yemekte lan operasyonamı geldiniz ziyafetemi belli değil" Mehmet başçavuşum orta yaşlarda başarıları ile ve tecrübeleri ile bilinen bir asker hepinize taş çıkaracağı da aşikar ondan öğreneceğimiz çok şey var aynı zamanda tam bir aile babası ve sevdiğine sadık bir eş karısı Ayşe ablayla uyumun ta kendisi olduğunu söyleyebilirim beş senedir evliler ama henüz çocukları yok daha doğrusu hiç nasip olmamış bu yüzdende bizi kendi çocukları gibi sever sarıp sarmalarlar ne yalan söyleyeyim hiç birimiz bu durumdan şikayetçi değiliz. Bu seferde Bektaş komutan atladı söze "Açıkçası ben Bertuğ'a hak veriyorum bidaha nerden bulcak Türkmen yemeklerini" Bektaş komutan görüp görebileceğiniz en iyi yakın dövüş uzmanıdır time girmeden önce tüm eğitimlerimle bizzat kendisi ilgilendi. Boyu ve yapılı vücudu olmasının yanı sıra keskin çene hatlarıyla dikkat çektiğide can yakan bir gerçek. "Komutanım çok özür dilerim ama ben varken yemek konusunda bu kadar heveslenmeseniz iyi olur" diyerek varlığını bize hatırlattı sağolsun Altemur çok konuşmaz konuşmak yerine midesine ziyafet çektirmeyi tercih eder varlığıda yokluğuda bir aynı zamanda timin keşkin nişancısıdır uçan kuşu bile gözünden vurabilcek kadar yetenekli. "Ya abiler bir yemek yicektim tüm hevesimi kuruttunuz" diye yakındı bizim çömez. "Üzülme oğlum ben sana daha iyilerini yaparım" diye söze atladı Fazıl yarı ciddi yarı alayla Fazıl Doğu Türkistan göçmeni ailesini küçük yaşta Türkiye'ye göç ederken kaybetmiş artık kaybedicek bişeyi olmadığını düşündüğü için tüm varlığını ülkesine adamış dedi dolu bi subaydır. " Valla sen olmasan beni aç bırakırlar komutanım sağolasın" dedi minnettar bir sesle Bertuğ. O sırada Çolpan "Bertuğ oğlum sen salakmısın bu sana yemek yapsa zehirlenip hastanelik olursun" diye sitem etti. Çolpan teğmenim öylesine güçlü bir kadın ki gören herkesi kendine hayran bırakır Çolpan time katılmadan yaklaşık altı ay öncesinde helikopteri yerden isabet alarak düşürülmüş başarılı bir helikopter pilotuydu helikopteri düştükten sonra bacağında kalıcı hasar kaldı ve pilotluğa devam edemedi fakat buna rağmen pes etmedi ve başarılı bir saha personeli haline geldi onunla ne kadar gurur duysam az. Fazıl'dan cevap gecikmedi "Çok biliyosan bir kerede sen yapta yiyelim" Çolpan hiç beklemeden "Gel bi ara bana sana özel olarak yapıcam ben" dedi sinirle sürekli kedi köpek gibi didişip dururlar "Gözünün yağını yediğim komutanlarım Allah rızası için gine başlamayı" diye yakındı Alparslan,timin sağlıkçısı olur kendileri bir yara diker hayran kalırsınız.Rezillikleriylede timin tam anlamıyla neşesi "Alparslan'a katılıyorum" diye bi ses yükseldi Yiğit komutandan bize çok karışmaz kendi haline takılır genelde bu yüzden kendisi hakkında pek bi bilgim yok sadece timdeki herkesi ikiye katlayabileceğini söyleyebilirim. "Onu bunu boşverinde ben bu ikisin arasında ne olduğunu hala çözmüş değilim geçmişte bişeyler mi yaşadınız lan siz" diye atıldı Sancar kendisi tam anlamıyla silah uzmanı MPT'den KSR'ye kadar tüm silahlar ondan sorulur silahlarla ilgilenmek zaaf gibi bişey olmuş kendisinde.
"Geçmişte bişey yaşadılarsa bile bu bizi ilgilendirmez Sancar" diye savunmaya geçtim hemen.Bir savaş pilotunun sahada ne işi olduğunu merak ediyor olabilirsiniz yeri geldiğinde karadan yeri geldiğinde ise havadan time destek sağlarım ama uzun zamandır uçmuyorum keşke uçuş emri verseler savunmama karşılık "Hemen kadın dayanışmasına başlamasan şaşardım zaten" diye ağzının içinden mırıldandı Bektaş komutan "Bir şey mi dediniz komutanım" diye sordum duymamış gibi salağa yatarak "Yok üsteğmenim ne haddime" diyerek bana ayak uydurdu daha fazla uzatmak istemediğim için "Bende öyle düşünmüştüm" güldüğünü hissettim ama umursamadım.
Yaklaşık bir saattir etrafı gözetliyorduk Yiğit komutan sıkıldığımızı fark edicekki "Tim herhangi bir sorun gözükmüyor eve geçebiliriz" diye emir verdi "Emredersiniz komutanım" diyerek mevizlerimizden ayrıldık ve Orhan beyin evine geçtik. Orhan bey gerçekten bizim için çok güzel bir sofra hazırlatmıştı tim kendi arasında eğlenirken biz Çolpan'la birlikte Gonca ile ilgileniyorduk Gonca Orhan beyin kızından kalan en değerli emaneti biricik torunu.
"Asker abla benimde saçımı seninki gibi örebilirmisin?" diye sordu birden "Tabikii örerim fıstığım hadi koş tarağını getir" dediğimde büyük bir hevesle koşa koşa odasında gittiği sırada Çolpan "Komutanım ben dışarı çıkıyorum yardım gerekirse seslenirsiniz"
"Tamam teğmenim nasıl istersen" başıyla gülümseyip ayağa kalktığı sırada "Çolpan" diye durdurdum "Emredin komutanım" dedi hemen "Biz bizeyken emir komuta zincirine gerek yok rahat davran" bu isteğime gülerek karşılık verdi ve "Nasıl istersen" diyip çıktı yaklaşık beş dakika sonra Gonca elinde tarağı ve tokasıyla geldi önüme oturmasını söylediğimde usluca oturdu ve saçlarını canını acıtmadan yapmaya başladım.
Bektaş Arslan
Kapıdan sessizce izlemeye başladım Gonca'nın saçını yapmaya başlamıştı sanki dünyanın en kıymetli eserine dokunuyormuş gibi naif bir özen gösteriyordu kendi saçına bu kadar özen göstermediğine eminim.
Yakın dövüş eğitimi verirken fark etmeden kendimi kaptırdım çok güzel,çok güçlü bir kadın hayran kalmamak engel değil bizden olmaz bunu biliyorum ama içimdeki sevdadan vazgeçemiyorum onu her gördüğümde dahada fazla artıyor hatta.
En acısıda bunu Sancar dışında kimseye söyleyememek, sevdiğine bile daha fazla dayanamayıp içeri girdim ayağa kalkıcakken elimle oturmasını işaret ettim ve örgüyü bitirip tokaları taktı bunları yaparken canı acımasın diye elinden geleni yapıyordu işi bittikten sonra Gonca bi koşu aynaya bakıp geldi ve Umay'ın boynuna atladı "Çok teşekkür ederim senin gibi çok güzel oldum" dedi sevecen bi sesle "senin gibi çok güzel oldum" sen bide benim gözümden gör onun güzelliğini "Fıstığım benim sen benden daha güzelsin" dedi samimiyetle ayrıldıklarında yanağından öpüp "Hadi bakalım çok geç oldu doğru yatağa" Gonca ikiletmeden odasına gitti Umay tam kalkacağı sırada "Nereye üsteğmen?" diyerek durdurdum
"Nöbet değişimine komutanım"
"Gitmene gerek yok"
"Anlamadım?"
"Çolpan ve senin için Yiğit komutandan rica ettim sizin yerinizede tutulcak"
"Peki bizim niye bundan haberimiz yok?"
"Şimdi oldu işte" dedim pişmiş kelle gibi sırıtarak sabır çekmeye başlamıştı bile
"Bidaha bana sormadan benim hakkımda kararlar almayın komutanım"
"Sorma gereği duymuyorum üsteğmen"
"İki dakikalığına emir komuta zincirinden çıkabilir miyiz?"
"Hay hay"dedim ve ona ayak uydurmak için bende ayaklandım
"Bana bak Bektaş Arslan birdaha asla benim hakkımda karar veripde haddini aşma"dedi çenesini kaldırıp
"Çeneni bidaha kaldırsana benimle böyle inatlaşman çok hoşuma gidiyor"
"Bektaş" dedi burnundan soluyarak
"Söyle güzelim"
"Benim ayarlarımla oynama Bektaş ayrıca ne bu güzelimler müzelimler ağzını gere gere sırıtmalar"
"Ayarlarınla oynayıp haddimi aşarsam nolur Umay Günay beni mi vurucaksın?" demem ve küçümsemem onu sinirlendirmiş olucak ki silahını alıp çıkmaya hazırlanmaya başladı
"Üsteğmen nöbet tutmayacaksın!"
"Buna ne zamandan beri siz karar veriyorsunuz komutanım?"
"Canım ne zaman isterse o zaman karar veriyorum"
"Canınıza başlatmayın komutanım ben bugün o nöbeti tutacağım"
"Bir kerede inatlaşma ve dediğimi yap"
"Niye bu kadar inatlaşıyorum biliyomusun nöbet tutmak için"
Bir kaç dakika ikimizde sessiz kaldık
"Bilmiyorsun tabii söyliyim düşünmemek için eğer burda böyle boş boş oturursam düşünürüm ve düşünürsem kafayı yerim çünkü kafamdaki seslere vericek hiç bir cevabım yok!"
Birşey diyemedim çok şey demek istedim ama birleştiremedim sözcükleri
"Şimdi izninizle komutanım" diyip konuşmama fırsat vermeden çıktı
Neyi vardı? Ne yaşamış olabilirdi ki? Neyi düşünüyordu bu kadar? Hangi seslere cevabı yoktu?
Umay Günay
Yaklaşık 3.5 saattir nöbet tutuyorduk ve hiç bir hareketlilik yoktu canımı sıkmaya başlamıştı bu durum diye düşünürken sessizliği Bektaş komutan bozdu "Komutanım saha istihbaratının doğru olduğundan emin miyiz? Çok sakin görünüyor heryer."
Yiğit komutanın cevap vermesine fırsat vermeyerek "Asıl sakin ve sessiz görünen yerlerden korkmamız gerekmez mi komutanım?"
"Umay haklı Bektaş asıl sakin ve sessiz olan yerlerden korkacaksın." diyerek beni destekledi Bektaş komutan diyecek bir şey bulamadığından "Emredersiniz komutanım" demekle yetindi.
Aniden kurşunlar havada uçuşmaya başladı şom ağızlı herif ağzını açmasıyla saldırıya uğramamız bir oldu 3.5 saatin sonunda köydeki sessizlik sonra ermiş,mermilerin kıvılcımlarıyla hava aydınlanmıştı.Birden mevzime gelen roketle geriye savrulduğumu ve kafamı yere vurduğumu hissettim.
Ne kadar ekipmanlarım tamda olsa o anın şiddetiyle kavamı vurup bayılmışım kendime geldiğimde çatışma hala devam ediyordu başımda duran kişi ise Bektaş komutandı beni kendi mevzisine çekmişti yüzündeki endişe çok rahat okunuyordu "Umay!" cevap vermek istiyordum ama veremiyordum sadece yüzüne bakıyodum "Umay!Cevap ver Umay!Umay hadi güzelim ses ver!" diye bağırıyordu korkudan napıcağını şaşırmış deliye dönmüş gibiydi "Alparslan,çabuk buraya gel!" zorda olsa sesim çıkmıştı "İyiyim,gelmesin gerek yok patlamanın şokundan sesim çıkmadı sadece" dediğimde rahatlamış görünüyordu silahıma uzanmış harekete geçeceğim sırada "Dur durduğun yerde üsteğmen!"diye haykırdı "Bana sesini yükseltme,zaten beynim zonkluyo bide seni çekemem!"
"Gerekiyosa çekiceksin ulan daha demin dibinde bomba patladı bilincini kaybettin! Üç buçuk attım sana birşey oldu diye burda!" neden bu kadar korkuyordu bana bişey olmasından,niye bu kadar üstüme düşüyordu?
"Benim için endişelenmeyi kes,kendine bak!" diyip bende çatışmaya dahil oldum. 1 saat süren çatışma sona ermişti ve büyük ihtimal tekrar saldırmak için hazırlanıyolardı ne kadar adamları kaldıysa tabii Bektaş komutan boş durmamış beni zorla Orhan beyin evine getirmişti ne kadar karşı çıksamda Yiğit komutanda gitmem için emir verince mecbur kalmıştım Alparsan yaram varmı veya herhangi bir hasar gördüm mü diye kontrol ederken Bektaş şuursuzu tepemde dikilmişti Alparsan gerekeni yapıp nolur nolmaz diye bi kaç saat uyumamam ve dinlenmem gerektiğini söyleyerek mevzisine dönmüştü Bektaş hala yanımdaydı gitmek bilmiyordu daha fazla dayanamayıp "İyi misin?" diyerek sessizliği bozdu yüzüne bile bakmadan "İyiyim,birşeyim yok işte dön sende mevzine ne diye tepemde dikiliyosun" diye yanıt verdim "Sen bana değil ben sana emir veririm üsteğmen. Canım ne zaman gitmek isterse de o zaman giderim. İyi olduğuna emin olana kadar ve bu saçma tavırları bırakana kadarda gitmiyorum." dakikalar sonra ilk defa yüzüne bakarak onunla göz teması kurmuştum
"İyiymiş dikilin o zaman sabaha kadar böyle"
"Dikilirim,üsteğmen"cevap vermedim
"Hem sende o sırada bana kafandaki susmayan seslerin nedenlerini anlatırsın,birlikte sustururuz"
birlikte sustururuz mu dedi o? niye bu kadar heycanlanmıştım bilmiyorum tek bildiğim bişey vardı eğer düşündüğüm gibi bi durum varsa bizden olmayacağıydı, olmazdı,olamazdı.
Yüzümdeki belli başlı küçük yaralarda geziniyordu gözü kendi canını umursamayan adam benim canım acıyor diye korkuyordu birden yanıma oturup sarıldı kollarının arasında kayboldum sanki dudakları saçlarımda geziyordu ama öpmüyordu geri çekildim geri çekilmeme gülümseyerek tepki verdi "Komutanım,birdaha böyle bir şey yapmayın lütfen eğer aklımdan geçen gibi birşey varsa olmaz komutanım bizden arkadaş bile olmaz"
"Bal gibide olur arkadaşda,aklından geçende"
"Yanılıyorsunuz biz ast üst ilişkisi dışına çıkmayız çıksak bile ben yapamam. Şimdi lütfen mevzinize dönün,ben gerçekten iyiyim."
"Benden bunu isteme üsteğmen en azından yanında oturayım" karşı çıkmadım büyük ihtimal uyumamam için başımda beklemek istiyordu.
Bektaş Arslan
Roket direk Umay'ın mevzisine denk gelmişti hepimiz sarsılmıştık fakat Umay yerdeydi Umay yerdeydi
"Umay!" diye haykırdım hiç bişey umrumda değilmiş tepemde mermiler uçuşmuyormuş gibi koşarak Umay'ın mevzisine gidiyordum telsizden gelen "Bektaş yerine dön hemen!"
"Bektaş kes şunu dön mevzine!"
"Bektaş,Alparslan ilgilenir dön hemen şu siktiğimin mevzisine!" Yiğit komutanın veridiği emirler şuan sikime takacağım son şeydi Umay'ın yanına ulaştığımda "Siktir" derken sesim titriyordu ilk silahını sonrasına ise bir an bile düşünmeden kucağıma aldım ve geri mevzime döndüm bilinci yerinde değildi,beni öldürecek gibi bakmıyordu "Umay! Umay aç o güzel gözlerini! Umay ne olur!"
"Umay" sesim çok güçsüz çıkıyordu "Umay hadi Umay"
"Gitmezsin dimi Umay?Gitme Umay!"
"Umay!" diye bağırdım engel olamayıp siktir gözlerini açıyordu "Umay!" neden yüzüme bu kadar anlamsız bakıyordu "Umay!Cevap ver Umay!Umay hadi güzelim ses ver!" diye bağırdım bu seferde yavaş yavaş deliye dönüyordum niye konuşmuyordu benimle? "Alparslan çabuk buraya gel!" diye kükredim o sırada kolumu tutup doğrulmaya çalışıtı ama hiç gücü yoktu sanki "İyiyim,gelmesin gerek yok patlamanın şokundan sesim çıkmadı sadece" Allah'ım şükürler olsun binlerce şükürler olsun silahına mı uzanıyordu o? Merak ediyorum şu kızdan akıllanmazı varmı acaba "Dur durduğun yerde üsteğmen!"
"Bana sesini yükseltme,zaten beynim zonkluyo bide seni çekemem!" beynin zonkluyodu bide çatışmaya devam edicektin öylemi? delirdi iyice gerçekten delirdi kesin kafasından hasar aldı o yüzden böyle yapıyor
"Gerekiyosa çekiceksin ulan daha demin dibinde bomba patladı bilincini kaybettin! Üç buçuk attım sana birşey oldu diye burda!"
"Benim için endişelenmeyi kes,kendine bak!" tuttu gine keçi
inadı anasını satıyım ne kadar laf anlatsam boş
1 saat süren çatışmanın ardından zorla Orhan beyin evine getirtmiştim Alparslan kontrol edip uyumaması gerektiğini söylemiş ve çıkmıştı yüzündeki o ufak yaralar için bile dünyayı yakacağımdan habersizdi "İyi misin?"
"İyiyim,birşeyim yok işte dön sende mevzine ne diye tepemde dikiliyosun" neden yüzüme bakmıyordu?
"Sen bana değil ben sana emir veririm üsteğmen. Canım ne zaman gitmek isterse de o zaman giderim. İyi olduğuna emin olana kadar ve bu saçma tavırları bırakana kadarda gitmiyorum." saatler sonra ilk defa yüzüme bakmış ve göz teması kurmuştu benimle "İyiymiş dikilin o zaman sabaha kadar böyle" sen iste bir ömür dikilirim
"Dikilirim üsteğmen" derine inipte yaralarını deşmek istemiyordum ama deşmeden o yaraları iyileştiremezdim daha fazla dayanamayarak
"Hem sende o sırada bana kafandaki susmayan seslerin nedenlerini anlatırsın,birlikte sustururuz" dedim
birkaç dakika boyunca sadece yüzüme baktı o yüzüme bakarken bende onun yüzündeki yaraları inceliyordum acaba canı çok acıyormuydu? cevap gelmeyince yanına oturup sarıldım bunu niye yaptım bilmiyordum o kadar küçük bir bedeni olmamasına rağmen kollarımın arasına kaybolmuştu başı çeneme denk geliyordu saçı o kadar güzel kokuyorduki,cennet kokusu gibiydi deli gibi saçlarından öpmek istiyordum ama yapamıyordum sadece dudaklarımı saçlarına değdirebiliyordum gelçi bu bile yeterdi geri çekildi engel olmadım ve içten bir gülümsemeyle karşılık verdim "Komutanım,birdaha böyle bir şey yapmayın lütfen eğer aklımdan geçen gibi birşey varsa olmaz komutanım bizden arkadaş bile olmaz" aklından geçenleri biliyordum da ne demek olmaz? olmaz mıydı? pardon? o niyeymiş? bal gibide olur Umay Günay olmazsada oldururum
"Bal gibide olur arkadaşda,aklından geçende"
"Yanılıyorsunuz biz ast üst ilişkisi dışına çıkmayız çıksak bile ben yapamam. Şimdi lütfen mevzinize dönün,ben gerçekten iyiyim." aklına birşey gelmişti farkında değildi ama gözleri dolmuştu sikiyim ne yaşamış olabilirdi bu kız "Benden bunu isteme üsteğmen en azından yanında oturayım" karşı çıkmamıştı ve belli bi süre sonra dalmıştı acaba ne düşünüyordu ? ah bir bilsem..
Umay Günay
İki gün daha köyde bulunmuştuk tabi saldırıyada uğramıştık ama Musab'dan bir iz yoktu albay daha fazla orda durmamızı istemeyip geri dönme emiri vermiş köye yapılacak olan her hangi bir saldırıya karşı başka bir tim göndermişti helikopter sınırdan bizi almış ve yuvaya ulaştırmaya götürüyordu Bektaş komutanla o geceden sonra konuşmamıştık daha doğrusu o iletişim kurmak istemişti fakat ben yüz vermemiştim yaklaşık 2 saatin sonunda helikopter sahasına iniş yaptığımızda albay bizi karşılamak için bekliyordu sırayla helikopterden indik ve Çolpan'ın "Dikkat!" diye bağırmasıyla hepimiz hazır ola geçmiştik "Deli kurtlarım,yuvaya hoşgeldiniz! Musab itiyle alakalı birşey çıkmadı diye eğitim kitlemeyeceğim. Bunun Musab'ın vakit kaybetmemiz için planladığını biliyorum,şimdilik istirahat edebilirsiniz herhangi bir gelişme olursa size haber verilecektir."
"Sağ ol!" diye kükredik
"Umay geçmiş olsun kızım karargahtan çıkar çıkmaz hastaneye gözükmeyş ihmal etme."
"Emredersiniz komutanım!" yaktım çıranı Bektaş yaktım çıranı kesin sen yetiştirdin hemen dimi ama inanıda hastaneye gitmicem ulan
"Tim istirahat et!"
"Emredersiniz komutanım!" diyerek albayın sahadan ayrılmasını bekledik sahadan ayrılır ayrılmaz hangara geçip üstümdeki ekipmanları çıkardım ve duşakabinlerin olduğu yere doğru ilerledim hemen kısa bir duş alıp üstüme rahat birşeyler giymiş karargahtan ayrılmak üzereyken arkamadan gelen sesle durmak zorunda kaldım "Umay,bekle."
"Emredin komutanım"
"Sivilken çık şu emir komuta zincirinden Umay"
umursamayarak
"Sizi dinliyorum komutanım"
"Anlaşıldı inadın tuttu gine neyse ne hastaneye ben bırakıcam seni" yavaş gel canım yatar o iş
"Pardon da hastaneye gitceğimi kim söyledi? İyiyim ben ayrıca Sare'ye eve geliyorum diye mesaj attım yemek hazırlıyor bekletirsem ağzıma sıçar,iyi günler." şaka yapmıyorum cidden sıçardı ağzıma Sare benim biricik avukatım ve ahiretliğim olur ortaokuldan beri iyi kötü her anımızda bilikteydik herkesle iyi anlaşmak için daldan dala atlamıyorduk en azından.
"Hastaneye gitmeni albay söyledi Umay mecbur gidiceksin bende gittiğine emin olacağım."
"Kurtuluşum yok anlaşılan"
"Aynen öyle"
"O zaman ilk önce ben bi eve geçiyim kahvaltımı yapıyım Sare'de şimdi baya dedikodu birikmiştir dedikodumu yapayım biraz uyuyum öyle gidiyim?"
"Olur ama bende seninle gelicem"
"O niye?"
"Sağın solun belli olmaz diye"
"Of iyi tamam"
...
Sonunda kurban olduğum evime gelmiştim arkamda kuyruğumda gelmişti tabii arabayı park edip merdivenleri tırmanmaya başladım asansör vardı ama 1.katta olduğumuz için kullanmayı tercih etmiyordum Bektaş beyde ettirmemiştim kapıyı merdivenleri bitirir bitirmez Sare açmıştı ve kocaman sarılmıştık Bektaş'ın sırıtarak izlediğine adım kadar eminim ama umrumda değil Sare'ye sarılmak daha derin bi mevzu şuan bu kıza sarılınca tüm dertlerim uçuyordu anasını satıyım ya bir dakikalık sarılmanın ardından "Umay hanım siz evin yolunu bilirmiyiniz?" dedi alayla ona ayak uydurarak "Arada yapıyorum öyle süprizler ya" içeri geçtikten sonra kapıda bekleyen Bektaş'a "Ne bekliyorsunuz komutanım davet mi?"
"Aynen üsteğmen davet bekliyorum" diyerek içeri geçti Sare o kadar ters bakıyorduki gülmemek için zor duruyordum tam Bektaş'ın arkasından bende salona geçicektim ki durdurup "Bu sığır kim be?" diye sordu
"Kuyruğum Sare kuyruğum"
"Haaa öyleli diyosuuun"
"Diyoruum valla"
Bektaş salonda otururken ben odaman üstümü değiştirmeye geçmiştim pijamalarımı ve pofuduk pandiklerimi giydiğim anki rahatlamanın eşi benzeri yoktu üstümü değiştirip mutfağa geçtiğimde Sare'nin hazırladığı sofraya karşı ufak bir ıslık çalmadan edememiştim "Döktürmüşsün gine"
"Kazanacağıma emin olduğum duruşma kahvaltısı" diyip göz kırpmıştı gerçekten döktürmüştü kurbanım
çayları koyup sofraya geçmiştik ama Bektaş hala salondaydı neyi bekliyordu gelmek için? Bektaş'ı çağırmak için salona geldiğimde daldığını gördüm acaba ne düşünüyordu? Ne diyordum ben ya sanene Umay kendine gel "Komutanım gelmek için davetiye mi bekliyorsunuz?" diye seslendiğimde "Size afiyet olsun"
"Size afiyet olsun derken?"
"Yemeyeceğim,seni bekliyorum"
"Zorla tıkarım komutanım o yemeği ağzınıza ne demek yemeyeceğim?"
ufak bir kahkaha attı hemen sonrasında ise
"Benimle böyle inatlaşman ve bu kendinden emin tavırların çok hoşuma gidiyor. Ve gerçekten teşekkürler üsteğmen ama yemeyeceğim"
"İyi yemezsen yeme bende hastaneye nah giderim"
"Sen beni kendi sağlığınlamı tehdit ettin az önce?" derken sinirli bir şekilde ayaklanmıştı
"Aynen öyle yaptım" diyerek sinirleriyle iyice oynamış olucaktım ki gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve bana yaklaşmaya başladı aradaki mesafeyi kapatınca kulağıma eğildi bir kaç saniye bekledi nefesleri tenime çarpıyordu kalbim elinde olsa yerinden çıkacaktı konuşmadan önce derin bi nefes alıp ciğerlerini kokumla doldururduktan sonra "Beni birdaha sakın kendinle tehdit etmeye kalkma Umay. Senin saçının tek bir teli için bile dünyayı yakabilecekken bunu birdaha sakın yapma. Şimdi mutfağa geliyorum kahvaltıyı yapıyoruz ve hastaneye gidiyoruz anlaşıldı mı?"
Yavaş ol azcık bizdekide kalp
"Emredersiniz" diyip önden mutfağa doğru ilerledim Sare duruşmaya gideceği için hızlıca kahvaltısını yapıp çıkmıştı ve sofrayı bana bırakmıştı her zamanki gibi şaşırmıyordum artık bu yüzden hızlıca kaldırıp üstümü değiştirmeye geçmiştim pijamalarımı çıkarmak ne kadar içimi yaksada Bektaş'ın çenesinden iyidir diyerek kargo pantolon ve crop giyerek hemen hazırlanmıştım Bektaş çoktan arabaya inmiş ve beni beklemeye başlamıştı bile hızlıca ayakkabılarımı giyip merdivenlerden inmiştim
ve hastaneye doğru yol almıştık yarım saatlik yolun ardından hastaneye gelmiş ve Bektaş'ın zoruyla tüm kontrollerden geçmiştim,birşeyim çıkmamıştı.
"Ben sana demiştim iyiyim diye"
"Emin olmam lazımdı"
"Oldun mu? Rahatladın mı?"
"Rahatladım Umay,hemde çok rahatladım."
"İyi güzel" diye konuşmayı sonlardığımda bıyık altından güldü sonunda otoparka varmış ve arabaya ulaşmıştık kafamı cama yaslamış yolu izlerken nedenini bilmediğim bir şekilde "Bektaş" diye seslendim
"Söyle güzelim"
"Neden?"
"Ney neden Umay?"
"Neden bu kadar çok üstüme düşüyorsun?"
"Biz birbirimize canımızı emanet ediyoruz Umay senin için endişelenmek ve iyi olduğuna emin olmak istemem çok normal"
neden birden soğuk yapmıştı sadece silah arkadaşlığından bu kadar endişelenmezdi kimse başka birşey vardı ya da bana öyle geliyordu bilmiyorum eve bıraktığında teşekkür ederek binaya geçtim eve çıktığımda Sare henüz gelmemişti bende fırsattan istifade tekrar pijamalarımı üstüme geçirip kendimi yatağa attım,yastığa başımı koymamla uyumam bir oldu.
8 Saat Sonra
Sare geleli iki saat olmasına rağmen dinlenmem için beni uyandırmayıp uyandığımda konuşmak için birşeyler hazırlamaya koyulmuştu hazırladıktan hemen sonra beni uyandırmıştı yemeğimizi yedikten sonra ufak bir meyhane sofrası kurmuştuk kendimize yapmayı en çok sevdiğimiz şey olabilirdi ve çoktan Bektaş'ın sorgusuna başlamıştı
"Kim o çocuk,ne var aranızda ve bu gün salonda neden o kadar yakındınız?"
siktir görmüş neyse ya alt tarafı çenesinden kurtulamazdım
"İstediğim sorudan başlayabilirmiyim?"
"Başla hele bi bakarız sırasına"
"Aramızda hiç birşey yok olamazda,olmamalı."
"Aynen gördük bakışlarınızı"
"Sare!"
"Üf,tamam be birşey demedik devam et"
"Kendisi komutanım ve silah arkadaşım olur"
"Komutan mı? Yatar usta o iş sevgilin olacaksa senin astın olması lazım" dedikten sonra sağlam bir kahkaha patlattı
"Sana bir uçarım varya"
"He Umay he"
"E hadiii devam et"
"Onu kendimle tehdit ettim bu yüzden sinirlendi ve onu tehdit etmemem konusunda uyardı"
"Kendinle tehdit ettin ve sinirlendi net aşık olursunuz siz bir iki güne benden demesi" dediğinde üstüne "Sare!" diyerek çekirdek çöpü attım ve gülmeye başladı onun gülüşüne bende gülmeye başladım
"Ee hep ben hep ben mi birazda sen anlat nasıl geçti duruşma"
"Basit bi boşanma davasıydı,hallettim"
"Aslan ay pardon kartal gardaşım benim be"
"Biliyorum çok iyi bir avukatım" demesine güldüm
"Evet ama benim" diyip göz kırptım
biraz daha konuştuktan sonra yarın adliyede işleri olduğunu ve erken kalkması gerektiğini söyleyip yattı Sare yattıktan sonra bende çok durmadım zaten uyumak için can atıyordum.
...
Uyandığımda saat 14.38'di Sare kıyamayıp uyandırmamıştı büyük ihtimal çokta iyi yapmıştı askom aç değildim kendime kahve hazırlayıp balkona çıkmıştım ki kapı çaldı "İki dakika rahat verme zaten Sare" diye söylenerek kapıyı açtım ama karşımda hiç beklemediğim birini Bektaş'ı görmüştüm "Bektaş" dedim sorgulayıcı bir ses tonuyla ve baştan aşağı sürmeye başlamıştım saçları dağınıktı gözlerinden uyumadığı belli oluyordu "Müsait misin?"
"Gel,müsaitim" dediğimde başını sallayıp salona geçti
"Konuşalım mı biraz?"
"Ne hakkında?"
"Sen"
"Ne?"
"Evet sen,konuşalım mı?"
"Konuşalım"
"Umay sen ne yaşadın? Yani bizden önce"
"Biz diye birşey olmadı. Sadece sevdim,sevdim ve pişman oldum."
sorgulayıcı bir ifade vardı yüzünde
"Nişanlımdı düğüne bir ay kalmıştı evine süpriz yapmaya gittiğimde başka biriyle yatakda bastım gerisinide az çok tahmin ediyosundur zaten"
"Ecdadını siktiğim" dedi ve bana döndü bir eliyle yanağımı okşamaya başladı "Sana nasıl yaptı bunu? Nasıl kıydı güzelliğine, nasıl kıydı sevgine?" dediğinde gözlerim dolmaya başlamıştı bile
"Şşş! Sakın sakın ağlamak yok"
"Yok"dedim ve gülümsemeye çalıştım
Aradaki mesafeyi kapatıp anlını anlıma yasladı ikimizinde gözleri kapalıydı "Seni seviyorum Üsteğmen Umay Günay ve ben var olduğum sürece hiçbir şeyin seni üzmesine o güzel gözlerinden inciler akmasına izin vermeyeceğim" diyerek dudaklarını dudaklarımın üzerine kapattı ve her zerremi ezberlemek istercesine öpmeye başladı karşılık alamayınca alt dudağımı ısırdığında ufak bir inleme döküldü dudaklarımdan daha fazla kendime engel olamayarak istediği karşılığı verdim.
Bölüm etkileşimi
