Bölümler 6Şu an: TYPHON
Titanomahia üzerinden onlarca yıl geçmişti. Tanrılar kazandıkları zaferi özümsemiş, kendi benliklerine kavuşmuşlardı.
Zeus, kendisine karşı savaşan Titanların büyük bölümünü Tartaros'un sonsuz karanlığına hapsetmişti. Bronz kapılarla çevrili, ışığın dahi ulaşamadığı o dipsiz uçurum artık onların ebedî zindanı olacaktı. Olimpos'ta kutlamalar yapılırken, yeryüzünün derinliklerinde bir anne yeniden sessizce ağlıyordu.
Bir zamanlar Uranos'un zulmüne karşı çocuklarını kurtarmak için ayağa kalkan Gaia, şimdi aynı acıyı ikinci kez yaşıyordu. Bir zamanlar Uranos çocuklarını karanlığa hapsetmişti. Şimdi ise Zeus, Gaia'nın gözünde değişen yalnızca hükümdarın adıydı. Gaia'nın sorunu Zeus'un kazanması değildi. Kazandıktan sonra önce Uranos'a sonra kronos'a benzemeye başlamasıydı. Tarih bazen gerçekten yaratıcı olamıyor.
Zindan, hala aynı zindandı. Ve acı hala aynı şekilde acıtıyordu. Toprak Ana, Zeus'un adaletine değil, zaferden sonra gösterdiği merhametsizliğe öfkelenmişti. Çünkü düzen kurmak başka intikam almak başkaydı. Gaia, evrenin yeniden korkuyla yönetilmesini istemiyordu. Fakat Zeus, evrenin güvenliği için Tartaros'un kapılarını sonsuza dek kapatmıştı.
Toprak Ana işte o gün karar verdi. Bir kez daha göğün hükümdarına karşı duracaktı. Gaia'nın hobi listesi: Yeni hükümdarlara komplo kurmak.
Gaia, bu kez yalnız değildi. Evrenin en derin karanlığında yaşayan Tartaros ile birleşti. Toprağın öfkesi ve sonsuz uçurumun karanlığı tek bir bedende birleşti. O birleşmeden doğan varlık ne Titan'dı ne de tanrı. O, doğanın bütün felaketlerinin tek bedende toplanmış hâliydi. Adı Typhon idi. Onun omuzlarından yüzlerce yılan başı yükseliyor, her baş farklı bir ses çıkarıyordu. Kimisi boğanın böğürtüsüyle haykırıyor, kimisi aslan gibi kükrüyor, kimisi kurt gibi uluyor, kimisi de insanın içini titreten anlaşılmaz çığlıklar atıyordu. Kanatları gökyüzünü örtecek kadar büyüktü. Elleri dağların zirvelerine uzanıyor, adımları vadileri titretiyordu. Gözlerinden lavlar akıyor, nefesi kasırgaları peşinden sürüklüyordu. Betimleme uzadıkça "tamam, anladık çok korkunç." Diyorsun
Gaia, Typhon'a yalnızca bir görev verdi.
"Olympos'u yık."
Çünkü Toprak Ana'nın gözünde Zeus artık düzenin koruyucusu değil, sadece yeni bir tirandı. Ve her tiranın karşısına bir gün daha büyük bir güç çıkmalıydı.
Typhon yürümeye başladığında dünya onu taşıyamadı. Ayak bastığı her yerde dağlar parçalanıyor, ormanlar köklerinden sökülüyor, denizler kıyılarından taşarak karalara savruluyordu. Kanatlarını her çırptığında gökyüzü sarsılıyor, omuzlarından yükselen yüzlerce yılan başı aynı anda tıslayarak bütün canlıların yüreğine korku salıyordu. Belli ki olymposu yık cümlesini mecaz anlamda değilmiş
Onun gelişi yalnızca bir yaratığın gelişi değildi. Sanki evren, kendi düzenine karşı yeniden savaş açmıştı. Olimpos'un doruklarında oturan tanrılar, uzaktan yükselen siyah dumanları gördüler. Ardından yer sarsıldı. Sonra gök gürledi. Fakat bu kez duydukları ses Zeus'un yıldırımları değildi. Yaklaşan Typhon'du.
Tanrılar ilk kez gerçek bir sessizliğe gömüldüler. Kendine çok güvenen insanların sessizliği, ayrı bir ses çıkarıyor. Çünkü karşılarında duran varlık ne Titanlara ne de Gigantlara benziyordu. Onun içinde Gaia'nın öfkesi, Tartaros'un sonsuz karanlığı ve doğanın bütün yıkıcı gücü vardı.
Tanrılar korkuya kapılarak Mısır'a kaçtı. Kendilerini Typhon'un gazabından saklamak için hayvan biçimlerine büründüler. Apollon bir kuzguna, Artemis bir kediye, Hermes bir ibis kuşuna, Afrodit ise bir balığa dönüştü. Ölümsüzlük güzel de can yine tatlı tabi Olimpos'un doruğunda yalnızca Zeus kaldı. Elinde yıldırımı vardı. Göğün efendisi geri çekilmeyecekti.
"Bu düzeni ben kurdum ve onu ben koruyacağım."
Typhon cevap vermedi. Çünkü bazı savaşlar sözlerle başlamaz. İlk yıldırım göğü ikiye ayırdı. Zeus'un elinden çıkan şimşek gökyüzünü baştan sona aydınlattı ve Typhon'un göğsüne çarptı. Dağları parçalayacak güçteki bu darbe, dev yaratığı yalnızca birkaç adım geriye savurabildi. Typhon kükredi. Sesi dağları çatlatıyor, denizleri köpürtüyordu. Ardından devasa kayaları koparıp Olimpos'a doğru fırlattı. Zeus yıldırımlarını art arda savurdu. Kayalar havada parçalandı. Fakat Typhon durmuyordu. Her adımında biraz daha yaklaşıyor, her nefesinde kasırgalar doğuruyordu. Sonunda iki kudret yüz yüze geldi. Yıldırım ve ilkel kaos...
Gök ile yer çarpıştı. Günler süren savaşın sonunda ilk kez Zeus sendeledi. Typhon fırsatı kaçırmadı ve devasa gövdesiyle Zeus'u yere serdi. Keskin orak benzeri pençeleriyle Zeus'un ellerindeki ve ayaklarındaki kasları ve sinirleri kesti. Böylece göğün hükümdarı ne ayağa kalkabiliyor ne de yıldırımını kaldırabiliyordu. Evet Zeus gerçekten ilk raundu kaybetti. Mitolojinin bu kısmını anlatmayı pek sevmezler.
Typhon, Zeus'u omuzlarına aldı ve Kilikya'daki Korikion Mağarası'na götürdü. Orada onu zincirledi. Kesip aldığı kasları ise bir ayı postuna sararak mağaranın derinliklerine sakladı. Başına da bekçi olarak dişi ejderha Delphyne'yi bıraktı. Belli ki özgüven tek başına yeterli olmuyormuş
Gökyüzü sessizliğe büründü, rüzgârlar yönünü kaybetti. Bulutlar dağılmadı, yağmurlar yağmadı ve ilk kez yıldırımlar sustu. Evren yeniden kaosa sürüklenmeye başladı. Fakat umut tamamen tükenmemişti. Hermes, tanrıların en çevik ve en kurnazı Olanları uzaktan izliyordu. Yanına keçi ayaklı tanrı Pan'ı aldı. Hermes olmasa mitoloji burada bitiyordu
İkisi birlikte gizlice Korikion Mağarası'na ulaştılar. Pan öyle korkunç bir çığlık attı ki Delphyne bir anlığına irkilerek mağaranın dışına kaçtı. Hermes ise o kısa anda ayı postunun içine saklanan Zeus'un kaslarını buldu. Hiç vakit kaybetmeden onları tekrar Zeus'a götürdü. Tanrıların hekimi sayılan güçlerin yardımıyla Zeus'un bedeni yeniden eski kuvvetine kavuştu. Göğün hükümdarı ayağa kalktı. Bu kez gözlerinde yalnızca öfke yoktu, ders almış bir savaşçının kararlılığı vardı.
Yıldırımlarını yeniden eline aldı. Ve Olimpos'a doğru yükselirken tek bir cümle söyledi:
"Bir savaş, yere düştüğünde değil, ayağa kalkmayı reddettiğinde kaybedilir." yine başladı tirata
Gökyüzü yeniden Zeus'un şimşekleriyle aydınlanmaya başladı. Çünkü gerçek savaş henüz başlamamıştı.
Zeus'un yıldırımları yeniden göğü aydınlattığında, saklandıkları topraklarda bekleyen tanrılar da umutlandı. Typhon'un karşısında kaçmayı seçen Olimposlular, göğün efendisinin yeniden ayağa kalktığını görünce birer birer gerçek suretlerine döndüler. Mısır'ın kutsal topraklarından ayrılarak, yeniden Olimpos'un doruklarına çıktılar. Çünkü biliyorlardı ki, gök yeniden gürlüyorsa Zeus hâlâ savaşıyordu. Risk geçince ekip ruhu da geri dönmüş.
Olimpos'un doruklarında yeniden toplanan tanrılar, göğü yaran her yıldırımda umutlarını tazeliyor, kaderlerini Zeus'un zaferine bağlıyorlardı. yardım etsenize adama amk
Zeus yeniden ayağa kalktığında gökyüzü de onunla birlikte nefes aldı. Aylar boyunca sessiz kalan bulutlar yeniden toplandı. Ufukta kara fırtınalar yükseldi. Denizler kabardı. Olimpos'un dorukları, yaklaşan savaşın ağırlığıyla sarsılıyordu.
Typhon ise geri çekilmedi. Aksine Zeus'un yeniden karşısına çıkmasını bekliyordu. Çünkü o da biliyordu, bu savaşın sonunda yalnızca biri ayakta kalacaktı. İki kudret yeniden karşı karşıya geldi.
Zeus elindeki yıldırımı kaldırdı, bu kez öfkeyle değil, sabırla. İlk savaşta Typhon'un gücünü küçümsemişti. İkinci savaşta aynı hatayı yapmayacaktı. oha inanamıyorum zeus hatalarından ders çıkardı.
Yıldırımlar peş peşe gökyüzünü yardı. Her biri dağları parçalıyor, kayaları eritiyor, toprağı ateşle yakıyordu. Typhon devasa kayaları sökerek karşılık verdi. Dağlar yerlerinden kopuyor, vadilere yuvarlanıyor, denizler taşarak kıyıları yutuyordu. Savaş yalnızca iki kadim varlığı değil, evreni de parçalanıyordu.
Zeus geri çekilir gibi yaptı ve Typhon onu takip etti. Fakat bu geri çekiliş bir kaçış değil, bir tuzaktı. Zeus, dev yaratığı Sicilya'ya doğru sürüklüyordu. Çünkü açık gökyüzü, yıldırımın en güçlü olduğu yerdi. Typhon bütün öfkesiyle saldırırken Zeus bulutların üzerine yükseldi. Göğün bütün karanlığı tek bir noktada toplandı. Bulutlar birbirine çarptı, rüzgarlar yön değiştirdi. Zeus ise ilk kez yıldırım yerine beyin kullandı
Sonra Zeus bütün yıldırımlarını aynı anda serbest bıraktı. Gökyüzü, sanki ikinci bir güneş doğmuş gibi aydınlandı. Yıldırımlar Typhon'un bedenine peş peşe çarptı. Yılan başları birer birer sustu ve kanatları alev aldı. Dev yaratık ilk kez diz çöktü fakat hâlâ yaşıyordu. Son bir kez ayağa kalkmaya çalıştı. Toprağı kavradı ve dağları yerinden sökmeye çalıştı. Tam o anda Zeus son yıldırımını savurdu. Bu darbe Typhon'u yere serdi. Yeryüzü öyle şiddetli sarsıldı ki denizler kıyılarından taştı, kayalar ikiye ayrıldı ve gök uzun süre gürlemeye devam etti.
Zeus bunun yeterli olmadığını biliyordu. Typhon öldürülemeyecek kadar güçlüydü. Bu yüzden onu sonsuza dek hapsetmeye karar verdi. Dev yaratığı sürükleyerek Etna Dağı'nın altına gömdü ve onu zincirledi. Dağın üzerine dev kayaları yığdı ve toprak kapandı.
Gökyüzü yeniden sessizleşti. Fakat Typhon'un öfkesi hiçbir zaman tamamen dinmedi. İnsanlar, Etna'nın her patlayışında yerin altından yükselen ateşi onun nefesi olduğuna inanıyordu. Dağın derinliklerinden gelen uğultuların ise hâlâ zincirlerinden kurtulmaya çalışan Typhon'un kükremeleri olduğuna inanıyorlardı. Ve ne zaman lavlar gökyüzüne yükselse insanlar aynı şeyi söylerdi:
"Canavar hâlâ yaşıyor." Dürüst olmak gerekirse koca bir volkanı görünce "Normal jeolojik süreç." demek yerine "Altında canavar var." demeleri o dönem için çok da haksız sayılmaz.
Typhon'un yenilgisi yalnızca bir canavarın sonu değildi. Bu, evrenin son büyük isyanının bastırılmasıydı. Titanlar yenilmişti, gigantlar yenilmişti, Typhon da yenilmişti. Artık Zeus'un hükmüne karşı koyabilecek, Gaia'nın yaratabileceği daha büyük bir güç kalmamıştı.
Olimpos'un düzeni kesinleşmişti. Gökyüzü Zeus'un, denizler Poseidon'un, yeraltı Hades'in ve dünya, Olimpos'un on iki büyük tanrısının koruması altındaydı.
Fakat bu savaşın geride bıraktığı en büyük ders, zaferden daha büyüktü. Zeus ilk savaşta yenilmişti. Korkmuştu ve yaralanmıştı. Hatta göğün hükümdarı olmasına rağmen yardım almadan ayağa kalkamamıştı. Ama ikinci kez karşısına çıktığında kazanan o olmuştu. Çünkü bazen bir hükümdarı güçlü yapan şey hiç düşmemesi değil, düştüğü yerden yeniden kalkabilmesidir.
Ve Olimpos'un gerçek hükmü işte o gün başladı. Kabul ediyorum bu infinity wardan daha heyecanlıydı. yani biraz
Bölüm etkileşimi
