Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: PROMETHEUS

Savaş sona ermişti. Bir sonraki aile kavgasına kadar ara verildi
Uzun yıllar boyunca göğü titreten yıldırımlar susmuş, dağları yerinden oynatan çarpışmalar en nihayetinde dinmişti. Gökyüzü yeniden o berrak haline bürünmüş, denizler eski öfkelerini unutmuştu. Olimpos'un doruklarında Zeus'un hükmü başlamış, evren yeni bir düzene kavuşmuştu. Titanların kudretli çağı geride kalmış, tanrıların çağı doğmuştu.
Fakat her çağ, yalnızca hükümdarlarıyla değil, geride bıraktığı bilgelikle de anılırdı.
Titanların arasında öyle biri vardı ki ne gücüyle ne de öfkesiyle tanınırdı. Onun en büyük silahı ne yıldırım kadar yıkıcıydı ne de kılıç kadar keskindi. O, aklıyla hükmeder, sabrıyla kazanır ve geleceği, henüz kimsenin göremediğini görürdü.
Onun adı Prometheus idi.
Prometheus, Uranos ile Gaia'nın soyundan gelen Titan İapetos'un oğluydu. Aynı soydan gelen Atlas, Epimetheus ve Menoitios gibi güçlü kardeşleri de vardı. Atlas, gücüyle dağları yerinden oynatabilecek kadar kudretliydi. Menoitios öfkesiyle tanınır, düşünmeden saldırırdı. Epimetheus ise iyi niyetli olmasına rağmen kararlarının sonucunu ancak iş işten geçtikten sonra anlayan bir yaradılışa hakimdi. Prometheus ise bambaşkaydı. Adı bile onun kaderini anlatıyordu.
Eski Yunan dilinde Prometheus, "önceden düşünen", "ileriyi gören" anlamına gelirdi. Kardeşi Epimetheus'un adı ise bunun tam tersini ifade ediyordu. "Sonradan düşünen." Antik ozanlar bu iki kardeşi yalnızca iki Titan olarak değil, insan aklının iki yönü olarak anlatırlardı. Biri geleceği hesaplayan bilgelikti, diğeri ise hatalardan sonra öğrenilen tecrübeydi.
Prometheus'un bilgeliği yalnızca kitaplardan ya da tanrıların öğretilerinden gelmiyordu. O, doğanın kendisini okuyabiliyordu.
Titanlar arasında birçok savaşçı, birçok hükümdar vardı. Fakat yalnızca bir bilge vardı. O da Prometheus'tu. Bu yüzden hem Titanlar hem de genç Olimpos tanrıları onun sözlerine kulak verirdi.
Titanlar ile Olimpos tanrıları arasında başlayan büyük savaşta Prometheus'un önünde zor bir seçim vardı. Bir yanda kendi kanından olan Titanlar, diğer yanda ise henüz yeni yükselen Zeus ve kardeşleri.
Birçok Titan için seçim kolaydı. Kan bağı, her şeyden önemliydi. Fakat Prometheus yalnızca kana değil, zamana bakıyordu. Çünkü doğada hiçbir gücün sonsuza kadar sürmeyeceğini biliyordu. Bir ağacın en kalın gövdesi bile gün gelir çürür, en yüksek dağ bile rüzgâr karşısında yavaş yavaş aşınırdı. Öyleyse hiçbir hükümdarlık da sonsuza dek yaşayamazdı. Allahım sen konuyu biliyosun amin
Savaş başlamadan önce Prometheus uzun süre tek başına dolaştı. Yüksek kayalıklara çıktı. Deniz kıyılarında yürüdü. Gece olduğunda yıldızları seyretti. Prometheus, Titan soyundan gelmesine rağmen Zeus'un yanında yer aldı.
Akraba ziyaretleri bundan sonra biraz gergin geçmiştir.

Çünkü Zeus'un yeni bir düzen kurabileceğine inanıyordu. O, Titanların yenileceğini önceden sezmişti. Bu nedenle savaş boyunca Zeus'a yalnızca kuvvetiyle değil, aklıyla da yardım etmişti. Bu yüzden Zeus, Prometheus'un bilgeliğini unutmadı. Onu yanına çağırdı.

"Yeni dünyanın kurulmasında bana yardım ettin. Şimdi sıra bu dünyanın canlılarını düzenlemeye geldi."
Böylece Prometheus ile kardeşi Epimetheus'a yeryüzündeki canlıların yaratılması görevi verildi.

Epimetheus işe büyük bir heyecanla başladı. Ormanlarda koşacak hayvanlara güçlü bacaklar verdi. Aslanlara keskin dişler ve pençeler bahşetti. Kartallara geniş kanatlar verdi ki bulutların üzerine yükselebilsinler. Ayılara kalın postlar giydirdi. Kaplumbağalara sert kabuklar verdi. Balıklara yüzgeçler, geyiklere hızlı ayaklar, kirpilere dikenler, yılanlara zehir, tilkilere çeviklik armağan etti. Her canlıya yaşamını sürdürebilmesi için bir yetenek verdi. Fakat armağanlar tükenmeye başladığında sıra insana geldi.
Epimetheus durdu. Elleri boştu. İnsan için ayırdığı hiçbir özellik kalmamıştı. Ne pençesi vardı ne kanadı. Ne kalın bir postu ne sivri dişleri ne de kendisini koruyacak güçlü bir zırhı. İnsan, yeryüzündeki bütün canlıların arasında en savunmasız olanıydı. Epimetheus yaptığı hatayı fark ettiğinde çok geçti. Başını öne eğerek kardeşinin yanına geldi.
"İnsana verecek hiçbir armağanım kalmadı." dedi. en kötü proje ortaklığı
Prometheus uzun süre sessiz kaldı. Önündeki toprağa baktı. Sonra gökyüzüne. Sonra yeniden toprağa... buda hint dizilerindeki abiler gibi sürekli bakıyo
Çünkü onun aklında başka bir düşünce doğuyordu. Yerden bir avuç nemli toprak aldı. Onu ellerinin arasında yoğurmaya başladı. Toprağa berrak su kattı. Çamur yavaş yavaş biçim aldı. Önce ayaklar oluştu. Sonra dizler. Sonra gövde. Ardından kollar ve en sonunda yüz...
Prometheus, insanı diğer canlılar gibi dört ayak üzerinde değil, dimdik duracak şekilde yarattı.
Çünkü insanın yalnızca toprağa bakmasını istemiyordu. Başını kaldırmasını, Gökyüzünü izlemesini... Yıldızları merak etmesini istiyordu. İnsan, soru sorabilmeliydi. Merak edebilmeliydi. Düşünebilmeliydi. İşte onu diğer bütün canlılardan ayıracak olan güç buydu. Onlara tanrısal bir zekâ bahşetti

Prometheus'un insanlığa güveni... iyi ki Twitter'ı göremedi.

Ve bilgelik tanrıçası Athena, Prometheus'un şekillendirdiği bu bedene yaşam nefesini üfledi. İlk insan gözlerini açtı. Rüzgârı hissetti. Toprağın kokusunu duydu. Gökyüzüne baktı. Ve yürümeye başladı.
Prometheus günlerce insanların arasında dolaştı. Onları izledi. İlk zamanlarda insanlar doğanın içinde yaşamayı öğrenmeye çalışıyordu. Mağaralara sığınıyorlar, yabani meyveler topluyor, taşları yalnızca sert birer kaya parçası olarak görüyorlardı. Gece çöktüğünde karanlıktan korkuyor, soğukta birbirlerine sarılıyorlardı. Yırtıcı hayvanların sesini duyduklarında kaçıyorlardı. Çünkü doğa karşısında güçsüzdüler.
Prometheus onların arasına indi. Onlara keskin taşlardan bıçak yapmayı öğretti. Dalları birbirine bağlayarak barınak kurabileceklerini gösterdi. Irmakların hangi mevsimde taştığını anlattı. Gökteki yıldızların yollarını izleyerek yön bulabileceklerini öğretti. Ağaçların meyve verdiği zamanı, toprağın ekime hazır olduğu günleri gösterdi. Umarım primleri yatmıştır, iş yükü çok fazla
Prometheus, insanlara yalnızca yaşamayı değil, düşünmeyi de öğretiyordu. Sayıları, ölçmeyi, gemi yapımını, hekimliğin ilk bilgilerini, madenleri tanımayı ve doğayı gözlemlemeyi öğreten ilk bilge olarak görülüyordu.
Fakat bütün bunlara rağmen insanların eksik bıraktığı bir şey vardı. Prometheus bunu her gün görüyordu. Güneş battığında karanlık bütün emeklerini yutuyordu. Topladıkları yiyecekler çiğ kalıyordu. Soğuk gecelerde çocuklar titriyor, yaşlılar güçsüz düşüyordu. Toprakta bulunan madenleri görüyorlar, fakat onları işleyemiyorlardı. Kil ellerinin arasında şekilleniyor, ama sertleşemiyordu. İnsan öğreniyordu. Fakat gelişemiyordu.
Bir akşam Prometheus yüksek bir kayanın üzerine çıktı. Aşağıda insanlar sessizce birbirlerine sokulmuştu. Gökyüzünde yıldızlar parlıyor, Olimpos'un doruklarında tanrıların kutsal ateşi geceyi aydınlatıyordu. Prometheus uzun süre o ateşe baktı. Sonra insanların karanlığına... Ve ilk kez ruhunda tanrılara karşı çıkacak kadar güçlü bir düşünce doğdu.
"İnsanı bilgiye ulaştıracak son armağan ateştir. Ve eğer tanrılar onu vermiyorsa... Onu ben götüreceğim." iş yerinde bok gibi olmuş diyebilen eleman
Prometheus'un zihnine düşen düşünce, artık geri döndürülemezdi. Olimpos'un doruklarında tanrıların ateşi geceyi gündüze çevirirken, yeryüzünde insanlar karanlıkla mücadele ediyordu. Bir tarafta sonsuz ışık, diğer tarafta bitmeyen bir gece vardı. Prometheus, bu ayrımın doğanın değil, tanrıların koyduğu bir sınır olduğunu biliyordu. Ve onun yaradılışı, haksız gördüğü hiçbir sınırı sessizce kabul edecek kadar itaatkâr değildi. acaba başına ne gelecek

***

Prometheus, Zeus'un buyruğuna karşı gelmeden önce başka bir olay yaşandı. Bu olay, tanrılar ile insanlar arasındaki ilişkinin sonsuza dek değişmesine neden olacaktı.
O gün, Boiotia'daki Mekone ovasında tanrılar ile insanlar ilk büyük kurban töreni için bir araya geldiler. Çünkü yeni kurulan düzende insanlar, tanrılara nasıl ibadet edeceklerini bilmiyorlardı. Sunacakları kurbanların hangi bölümlerinin tanrılara ait olacağına karar verilmesi gerekiyordu. Zeus, bu paylaşımın adil olması gerektiğini düşünüyordu ve bu görevi Prometheus'a verdi. Prometheus büyük, sağlıklı ve güçlü bir boğa seçti. Boğayı kutsal taşların önüne getirdi. Keskin bronz bıçağını çekti. Sessizce diz çöktü. Toprağa dokundu. Sonra boğayı kurban etti. Fakat onun aklında yalnızca bir paylaşım yapmak değil, Zeus'un kibirini sınamak vardı. Sen kendini kimlerle mukayese ediyorsun ibrahim
Boğanın etlerini dikkatlice ayırdı. Besleyici etleri, ciğeri ve iç organları bir yığının içine yerleştirdi. Bunların üzerini ise hayvanın değersiz görülen midesiyle örttü.
Diğer tarafa yalnızca kemikleri koydu. Fakat kemiklerin üzerini parlak beyaz yağ tabakasıyla kapladı. Güneş ışığı yağa vurduğunda yığın, diğerinden çok daha zengin ve gösterişli görünüyordu. İki yığın tamamlandığında Prometheus geri çekildi ve Zeus'a döndü.
"Ey Olimpos'un hükümdarı," dedi. "İnsanlarla tanrılar arasındaki paylaşımı sen belirle."
Zeus iki yığını dikkatle inceledi. Parlak olan daha görkemliydi. İlk bakışta daha değerli görünüyordu. Elini uzattı. Yağlarla örtülü olanı seçti. Fakat yağ tabakası kaldırıldığında altında yalnızca kemikler vardı. Prometheus'un yüzünde belli belirsiz bir tebessüm belirdi. İnsanlara en değerli yerler kalmıştı. onu herkesten korumak istiyorum
Zeus ise yapılanı anlamıştı. Fakat yine de seçimini yapmıştı. Çünkü artık öfkesi için geçerli bir sebebi vardı. Bulutlar ağırlaştı. Gökyüzü karardı. Rüzgârın uğultusu bütün ovaya yayıldı. Zeus'un sesi dağlardan yankılandı.
"Ey Prometheus! Bilgeliğini bana karşı kullandın. İnsanları benden üstün görmeye başladın."
Prometheus başını eğmedi.
"Ben yalnızca onların yaşamayı hak ettiğini düşünüyorum."
Bu söz, Zeus'un öfkesini daha da büyüttü. Tanrıların kralı ama kriz yönetimi pek iç açıcı değil.

"O hâlde insanlar sahip olduklarıyla yetinecekler." Ateş Plus aboneliği sadece tanrılara.
Ve Zeus ateşi onlardan aldı. Ateş söndüğü gün yalnızca ocaklar kararmadı. İnsanlığın umudu da sönmeye başladı. Geceler yeniden korkuyla doldu. Ormanlardan gelen ulumalar mağaralarda yankılandı. Soğuk, yaşlıların kemiklerine işledi. Yeni doğan çocuklar donarak öldü. İnsanlar çiğ et yemek zorunda kaldılar. Kil kaplar pişirilemediği için ilk yağmurda dağıldı. Bakır damarları kayaların içinde parlıyor, fakat kimse onları işleyemiyordu. Demir, toprağın altında sessizce bekliyordu. Ateş olmayınca maden yalnızca taş olarak kalıyordu. Prometheus günlerce insanların arasında dolaştı. Onların sessizliğini dinledi. Bir zamanlar umutla dolu olan gözler şimdi gökyüzüne korkuyla bakıyordu. Küçük bir çocuk donmuş ellerini annesine uzatıyor, yaşlı bir avcı günlerce emek verdiği avını pişiremediği için aç kalıyordu.
Prometheus'un yüreğinde derin bir acı büyüdü. Kendi kendine şöyle dedi:
"İnsan, aklı sayesinde diğer canlılardan ayrılır. Fakat ateş olmadan akıl da karanlıkta kalır."
Çünkü ateş yalnızca bir alev değildi. Ateş, medeniyetti. Toprağı çömleğe dönüştüren güçtü. Bakırı baltaya, demiri sabana çeviren ustaydı. Geceyi uzatan korkunun sonuydu. Uygarlığın ilk kıvılcımıydı. İnsan ateşi öğrendiğinde yalnızca ısınmayacak, düşüncelerini de şekillendirecekti. İşte Zeus'un korktuğu şey de buydu. Bilgili insan, sorgulamaya başlardı. Sorgulayan insan ise yalnızca korkuyla yönetilemezdi. Klasik bir hükümdar hiç şaşırmadım
Prometheus bunu anlamıştı. Ve artık kararını vermişti. Bir gece Olimpos'un üzerine sessizlik çöktü. Ay, bulutların arasından güçlükle görünüyordu.
Tanrıların şölenleri sona ermiş, kutsal sarayların kapıları kapanmıştı. Prometheus ağır adımlarla dağın eteklerine yürüdü. Her basamağı çıkarken geride bıraktığı dünyanın sesini duyuyordu. Aşağıda insanlar karanlıkta bekliyordu. Yukarıda ise tanrıların ölümsüz ateşi yanıyordu. İki dünya arasında yalnızca o vardı.

Kutsal ocağın önüne geldiğinde alevler sessizce yükseliyordu. Onların ışığı gökyüzündeki yıldızlardan bile parlaktı. Prometheus, içi boş bir rezene sapını eline aldı. Kuru gövdesi, koru uzun süre saklayabilecek yapıdaydı. Kimse fark etmeden eğildi. Parmaklarını kutsal alevlere uzattı. Bir kıvılcım aldı. Sonra ikinciyi. Sonra alev, kamışın içine gizlendi. Bu zeustanda sürekli birileri bişey çalıyo. Önce ateş sonra şimşek
O anda gök gürledi. Sanki Olimpos bile yapılanı hissetmişti. Fakat artık çok geçti. Prometheus arkasına bakmadan dağdan inmeye başladı. Erkekliğin 10 da 9’u kaçmaktır sonuçta
Çünkü ellerinde yalnızca ateş değil insanlığın geleceği vardı.

O gece, Prometheus Olimpos'tan yalnızca bir kıvılcım çalmadı. Tanrıların, ölümlüler ile kendileri arasına çizdiği görünmez sınırı da aşmış oldu. Kamışın içinde sakladığı kutsal ateşle sessizce yeryüzüne indi. Dağların eteklerinde onu bekleyen insanlar, Titan'ın ellerindeki solgun ışığı önce anlamlandıramadı. Fakat Prometheus diz çöktü, kuru dalları bir araya getirdi ve kamışın ucundaki koru usulca üzerine bıraktı.
Önce ince bir duman yükseldi. Sonra küçük bir kıvılcım, ardından karanlığı yaran ilk alev.
İnsanlar korkuyla geri çekildi. Daha önce hiç görmedikleri bu canlı ışık, rüzgârla dans ediyor, geceyi parçalıyordu. Prometheus elini alevin üzerine uzattı.
"Yaklaşın." "Bu düşmanınız değil."
Bir çocuk titreyen ellerini ateşe doğru uzattı. İlk kez soğuk geri çekildi. Bir kadın topladığı yabani kökleri ateşin üzerine bıraktı. Kokusu değişti. Tadı değişti. İnsanlar ilk kez pişmiş bir yemeğin sıcaklığını tattılar.
Sonra günler geçti. Ateş yalnızca ocaklarda yanmadı. İnsanların zihninde de yanmaya başladı. Topraktan yaptıkları kapları ateşte pişirdiler. Kil, taşa yakın bir sertliğe ulaştı. Bakır cevherini ateşle eritip ilk baltalarını dövdüler. Karanlık gecelerde mağaralara kapanmak yerine ateşin etrafında toplanıp konuştular. Yaşlılar bildiklerini gençlere aktardı. Çocuklar yıldızları izleyerek sorular sormaya başladı. İnsanlık ilk kez yalnızca hayatta kalmıyor... Yaşamayı öğreniyor, medeniyeti kuruyorlardı. ve binlerce yıl sonra, wi-fi çekmediğinde koca bir uygarlık çöküyo gibi hissediyoruz
Prometheus'un ateşi çalması, insanlığa yalnızca bir alev değil, düşünme ve üretme yetisinin önündeki son engeli aşmasına yardım etmişti. Fakat Olimpos'ta hiçbir sır sonsuza kadar saklı kalmazdı.
Zeus, insanların geceleri artık karanlıkta kalmadığını gördü. Dağların eteklerinde yükselen dumanları gördü. Demirin ateşte kızardığını, çömleklerin pişirildiğini, Ocakların tüttüğünü ve en önemlisi... İnsanların artık korkudan çok umutla yaşadığını gördü.
Yüzündeki öfke, gökyüzünü kaplayan kara bulutlar gibi büyüdü. Yıldırımlar ardı ardına çakmaya başladı. Olimpos'un sütunları sarsıldı. Tanrılar sessizliğe gömüldü. Çünkü Zeus'un öfkesi yalnızca Prometheus'a değil, bütün dünyaya yönelecekti. Gerçekten desteğe ihtiyacın var, sadece ateş bro

Zeus, demirci tanrı Hephaistos'u huzuruna çağırdı. "Toprağı al." "Onu insanlara benzeyecek biçimde şekillendir." dedi
Hephaistos, kızgın ocağının başına geçti. Altın kadar parlak bir kil hazırladı. Çekiç darbeleriyle ona kusursuz bir beden verdi. Sonra tanrılar sırayla bu yeni varlığa armağanlarını sundular.
Athena ona dokumayı öğretti. Afrodit güzelliğini verdi. Hermes, tatlı dili ve ikna yeteneğini bahşetti. Fakat aynı zamanda kurnazlığı da... Hera merakı fısıldadı. Her tanrı, kendi gücünden bir parçayı ona bıraktı. Bu yüzden adı Pandora oldu. YANİ AŞURE
Fakat Zeus'un verdiği en büyük armağan aslında bir lanetti. Pandora'nın ellerine mühürlü bir kap teslim edildi.
"Ne olursa olsun bunu açmayacaksın."
İnsan doğasının en eski sınavlarından biri başlamıştı. Çünkü bazen yasaklanan şey en çok merak edilen şey olur. Zeus, Pandora'yı, Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gönderdi. Prometheus daha önce kardeşini uyarmıştı.
"Zeus'tan gelen hiçbir armağanı kabul etme."
Çünkü Zeus'un hediyeleri, çoğu zaman göründüklerinden farklıydı. Fakat Epimetheus yine kendi doğasına uygun davrandı. Önce kabul etti. Sonra düşünmeye başladı. Büyük sözünün önemi
Pandora'yı evine aldı. Günler geçti. Mühürlü kap odanın bir köşesinde duruyordu. Her gün Pandora'nın gözleri kapağa biraz daha uzun takıldı. İçinde ne vardı? Neden açılması yasaktı? Gerçekten bu kadar tehlikeli olabilir miydi? Merak sessizce büyüdü. Ve sonunda ağır bastı.
Pandora kapağı kaldırdı. Bir anda karanlık bir uğultu yükseldi.
Hastalıklar... Açlık... Savaş... Kıskançlık... Keder... Yaşlılık... Yalnızlık... İnsanlığın bütün acıları siyah bir duman gibi gökyüzüne yayıldı. Günümüzde de pandaronın kutusu gibi bir şey var. Sosyal medya... her girdiğinde insanların ne kadar berbat olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Pandora dehşet içinde kapağı yeniden kapattığında içeride yalnızca tek bir şey kalmıştı. Elpis, yani umut.
Ya insanlara kalan tek şey umuttu ya da umudun artık o kabın içerisinde hapsolmasıydı... umut mu? Çocuklar intihar ediyor İnsanlık artık acıyı tanıyordu.

Zeus'un öfkesi henüz dinmemişti. Pandora insanlara verilmiş cezaydı. Fakat Prometheus'un cezası bambaşka olacaktı. Buradaki tek suçsuz insanlar değil mi?
Kratos ve Bia, yani Güç ile Zorbalık, Hephaistos'u yanlarına alarak Prometheus'u Kafkas Dağları'nın en sarp kayalıklarına götürdüler. Hephaistos'un eli titriyordu çünkü Prometheus'a saygı duyuyordu. Fakat Zeus'un emrine karşı gelemezdi.
Demir zincirleri kayaya çaktı. Prometheus'un bileklerini bağladı. Ayaklarını kayanın içine sabitledi. Son çiviyi çakarken utançtan başını çevirdi. Prometheus ise tek bir kez bile yalvarmadı. Zeus bulutların arasından seslendi.
"İnsanları kendinden üstün tuttun." "Şimdi onların hiçbirinin sana yardım edemeyeceğini göreceksin."
Prometheus sessizce gökyüzüne baktı. Sonra yalnızca tek cümle söyledi.
"Bir gün onlar, benden çok daha yükseğe ulaşacaklar." yanlış bilgi tiktokta yat atmamız için rezil oluyorlar
Zeus cevap vermedi. Çünkü bazı sözler yalnızca zaman tarafından doğrulanırdı. Ve tam o anda gökyüzünden dev kanatların sesi duyuldu. Zeus'un kartalı kayaların üzerine doğru inmeye başlamıştı. Prometheus'un sonsuz işkencesi şimdi başlıyordu...

Zeus'un kartalı devasa pençeleriyle kayalığa kondu. Hiç tereddüt etmeden Prometheus'un göğsüne saldırdı. Keskin gagası, Titan'ın etini parçaladı. Karaciğerini koparıp götürdü. Prometheus acıyla kıvrandı. Fakat tek bir çığlık atmadı. Çünkü Zeus'un istediği yalnızca onun acı çekmesi değil, teslim olmasıydı.
Fakat Prometheus, insanlara ateşi verdiği gün kararını çoktan vermişti. Pişman olmayacaktı. Güneş battığında kartal yeniden gökyüzüne yükseldi ve ölümsüz bedeninin yaraları kapanmaya başladı. Karaciğeri yeniden oluştu. Sabah olduğunda kartal tekrar geldi.
Aynı acı, aynı işkence, aynı sessizlik, bir gün, bir yıl, bir yüzyıl... Sonra bir yüzyıl daha... Taahhüt süresi biraz uzun kaçmış
İnsan uygarlıkları doğdu, şehirler kuruldu, krallıklar yükseldi ve yıkıldı. Nesiller birbirini takip etti. Fakat Prometheus hâlâ aynı kayanın üzerinde zincirliydi. Onun çektiği ceza, zamanın bile alıştığı bir manzaraya dönüşmüştü.
Ancak Zeus'un bilmediği bir şey vardı. Prometheus yalnızca bilgeliğiyle değil, geleceği görebilmesiyle de ünlüydü.

Bir gün Olimpos'ta eski bir kehanet yeniden konuşulmaya başlandı. Moiralar, yani kader tanrıçaları, geleceğin ipliklerini örerken Zeus'un kulağına ulaşan bir sır vardı. Deniz tanrıçası Thetis'in doğuracağı çocuk, babasından daha güçlü olacaktı.
Bu kehanet, Zeus'u derinden sarstı. Çünkü o da bir zamanlar babası Kronos'u devirerek tahta geçmişti. Şimdi aynı kaderin kendisini beklemesi ihtimali vardı. Evrenin bekası için artık daha fazla üremeyin!!!
Zeus, Thetis ile evlenmeyi düşünüyordu. Fakat eğer kehanet doğruysa, kendi sonunu kendi elleriyle hazırlayacaktı. Tanrılar arasında bu sırrı kesin olarak bilen yalnızca bir kişi vardı Prometheus.
Zeus'un öfkesi ilk kez korkuya dönüştü. Ve korku en güçlü hükümdarları bile diz çöktürebilecek kadar kuvvetli tek şeydi.

Zeus, Hermes'i Kafkas Dağları'na gönderdi. Hermes, rüzgâr kadar hızlı adımlarla kayalığa ulaştı. Prometheus hâlâ zincirliydi. Yüzünde yılların bıraktığı izler vardı. Fakat gözlerindeki kararlılık hiç değişmemişti.
Hermes konuştu.
"Zeus sana bir teklif gönderdi."
Prometheus sessiz kaldı.
"Kehaneti söyle. Kimdir Zeus'u tahtından indirecek olan?" "O zaman özgürlüğüne kavuşacaksın."
Uzun süre yalnızca rüzgârın sesi duyuldu. Sonra Prometheus başını kaldırdı.
"Özgürlük... Satın alınacak bir şey değildir."
Hermes'in yüzü sertleşti.
"Zeus seni sonsuza kadar burada bırakabilir."
Prometheus gülümsedi.
"İnsanlara ateşi verdiğim gün zaten sonsuzluğu göze almıştım."
Hermes cevap vermeden geri döndü. Kurye sonuçta. Tartışmak görev tanımında yoktu.

Çünkü biliyordu. Bazı insanlar korkutulabilir, bazıları kandırılabilir. Ama Prometheus ikisiyle de alt edilemezdi. Aradan daha uzun yıllar geçti. O sırada Yunan topraklarında yeni bir kahramanın adı duyulmaya başlamıştı.
Herakles. Mitolojinin "kas varsa çözüm vardır" departmanı.
Zeus'un ölümlü bir kadından doğan oğlu. İnsanüstü gücüyle sayısız canavarı yenmiş, krallara yardım etmiş ve kendisine verilen on iki görevi yerine getirmek için dünyayı dolaşıyordu. Bir gün yolu Kafkas Dağları'na düştü. Kayalığın tepesinde zincirlenmiş devi gördü.
Tam o sırada gökyüzünden kartal indi. Her zamanki gibi Prometheus'a saldırmaya hazırlanıyordu. Fakat bu kez yalnız değildi. Herakles yayını kaldırdı. Okunu gerdi ve ok gökyüzünü yararak ilerledi. Sonra Kartalın göğsüne saplandı. Dev kuş acıyla çığlık atarak kayalıklara düştü. Yüzyılların öldüremediği kartalı bir ok mu öldürdü?!
İlk kez, yüzyıllardır ilk kez gökyüzü sessizdi. Herakles zincirlere yaklaştı. Elindeki büyük baltayla demir halkalara vurdu. Bir darbe, ikinci darbe ve üçüncü darbe...
Zincirler parçalanarak yere düştü. Prometheus yavaşça ayağa kalktı. Yüzyıllardır ilk kez toprağa kendi iradesiyle bastı. Özgürdü.
Zeus bu olayı öğrendiğinde öfkelenmedi. Çünkü Herakles onun oğluydu. Ve artık kehanetin cevabını da öğrenmişti. Prometheus sonunda sırrını açıkladı.
"Thetis ile evlenme. Onun oğlu senden güçlü olacaktır." yaşanamayan ihtimallerin heyecanı
Zeus bu öğüdü dinledi. Thetis, ölümlü kahraman Peleus ile evlendirildi. Bu evlilikten doğan çocuk ise Akhilleus olacaktı. Troya Savaşı'nın en büyük savaşçısı. Rahmine sağlık abla
Kehanet gerçekleşmiş, fakat Zeus tahtını kaybetmemişti. Yine de Zeus, Prometheus'un cezasının tamamen unutulmasını istemedi. Ona küçük bir demir halka verdi. Bu halka, eski zincirlerinden koparılmış bir parçayla yapılmıştı. Prometheus onu yaşamı boyunca parmağında taşıyacaktı. Hapishane dövmesiyle aynı vibe
Özgürlüğünü kazanmıştı. Prometheus, özgürlüğüne kavuştuktan sonra yeniden insanların arasına döndü. Yıllar önce korkuyla mağaralara sığınan insanlar artık şehirler kuruyor, toprağı işliyor, madenleri ateşle şekillendiriyor ve denizleri aşan gemiler inşa ediyordu. Prometheus, sessizce onları izledi. İnsanlığın attığı her adımda, Olimpos'tan getirdiği o küçük kıvılcımın izini görüyordu.

O, insanlardan hiçbir karşılık beklemedi. Çünkü biliyordu ki gerçek ödül, insanlara ateşin yalnızca ısısını kullanmayı değil, bilgiyi, üretmeyi ve düşünmeyi de öğretmiş olmasıydı.

Bugün bile Prometheus'un hikayesi, özgürlüğün ve bilgi uğruna yapılan fedakarlığın bir anlatısı olarak yaşamaya devam eder. Modern Prometheus olsaydınız, ateşi çaldığınız için değil, 'halkı kin ve öfkeye teşvik' ettiğiniz için zincire vurulabilirdiniz

İnsanlığın ilerleyişi için her zaman bir bedel ödenir ve Prometheus, bu bedeli ödeyenlerin en büyüğüdür. Tabi insanlardan sonra

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…