6. bölüm · Toz Pembe Adalet

6. Bölüm: Sınav Kağıdındaki "Pembe" Savunma

Vaveyla Kullanıcısı

Eylül’ün o çikolatayı bir madalya gibi masanın tam ortasına koyup, sabahın ilk ışıklarına kadar vizelere meydan okuduğu o gecenin sabahında; üniversite kampüsü başka bir heyecana uyanıyordu. 5. Bölümün o müzikal ve tatlı esintisinden sonra, şimdi hikayemizin en kritik virajına, "Vize Sınavı ve O Meşhur Sınav Kağıdı" bölümüne giriyoruz.

Vize günü gelip çatmıştı. Amfi 3’ün kapısında bekleyen kalabalık, sanki bir savaşa hazırlanıyormuş gibi gergindi. Herkes birbirine son dakika soruları soruyor, "Hoca şu maddeyi sorar mı?", "Ya olay sorusu gelirse ne yaparız?" diye panikliyordu. Eylül ise o sabah aynanın karşısında en sevdiği toz pembe fularını boynuna dolamış, saçlarını her zamankinden daha özenli taramıştı. İçinde, o kütüphane gecesinden kalan çikolata tadında bir özgüven vardı.
"Kızım, senin bu rahatlığın beni öldürecek," dedi Merve, elleri titreyerek notlarını karıştırırken. "Adam Selim Yılmaz diyorum! Sınavları atom parçalamaktan daha zor olur diyorlar."
Eylül, çantasından o meşhur uğurlu kalemini çıkardı. "Merve, Selim Hoca bize sadece kanunları anlatmadı; o bize adaletin ruhunu anlattı. Ruhu olan bir şeyden korkulur mu hiç? Hem bak, kulaklığımda hala o 'Toz Pembe' ritmi var, sınavda soruları bu ritimle çözeceğim!"
Amfideki Büyük Sessizlik
Sınav saati geldiğinde kapılar açıldı. Selim Hoca, her zamanki vakur duruşuyla kürsüye çıktı. Üzerinde bu kez lacivert bir ceket vardı, bakışları ciddi ama amfinin o boğucu havasını dağıtacak kadar da berraktı. Gözleri salonu tararken, en ön sırada pırıl pırıl parlayan Eylül ile bir anlığına buluştu. Hafif, neredeyse hiç belli olmayan bir baş selamı verdi.
"Süreniz 90 dakikadır arkadaşlar," dedi sesi salonun yüksek tavanında yankılanarak. "Unutmayın; hukuk sadece hatırlamak değil, muhakeme etmektir. Başarılar."
Kağıtlar dağıtıldı. Sorular gerçekten de "Selim Yılmaz Klasikleri"ydi. Karmaşık olaylar, içinden çıkılmaz mülkiyet davaları... Ama Eylül, kağıdı açtığında soruların içinde sanki hocanın o kütüphanede bıraktığı çikolatanın izini görüyordu. Kalemini kağıda vurduğunda, sanki bir rap şarkısının sözlerini yazar gibi akıcı ve neşeli bir dille cevaplamaya başladı.
O Beklenmedik "Ek Not" Cesareti
Sınavın son 10 dakikasına gelindiğinde, Eylül tüm soruları bitirmişti. Ama Eylül bu; neşesi dur durak bilmezdi. Kağıdın en altına, cevapların bittiği o boşluğa, hocanın kütüphanedeki o jestine bir karşılık vermek istedi. İçindeki o "kız neşesi" kalemine yön verdi ve küçük, zarif harflerle şu notu düştü:
"Sayın Hocam; bu sınav kağıdı gri görünüyor olabilir ama içindeki tüm cevaplar 'Toz Pembe' bir umutla yazıldı. Adaletin maratonunda, çikolata desteğiniz için tekrar teşekkürler. Bu sınavdan 100 almak değil, sizin 'Aferin Eylül' demeniz benim en büyük diplomam olur."
Notun yanına da, hocanın kütüphanede gördüğü o küçük papatyanın bir benzerini çizdi. Kağıdı teslim etmek için ayağa kalktığında, amfinin en arkasından en önüne kadar her adımı bir podyum yürüyüşü gibiydi. Kağıdı Selim Hoca’nın masasına bıraktığında, hoca kafasını kaldırdı ve doğrudan Eylül’ün gözlerine baktı.
"Bitti mi Eylül?" diye sordu alçak bir sesle.
Eylül, o en içten, en neşeli gülümsemesini takındı. "Bitti hocam. Hem de en 'dürüstlük kuralı'na uygun haliyle!"
Sınav Sonrası Ve Koridorun Yankısı
Eylül amfiden çıktığında, sanki sırtından kanatlar çıkmış gibiydi. Okulun bahçesine fırladı, kollarını iki yana açıp o ılık rüzgarı içine çekti. Merve arkasından yetişti: "Ne yaptın? Soruları yaptın mı?"
"Soruları mı? Merve, ben bugün sadece sınavı değil, hayatın en tatlı dersini verdim!" dedi Eylül. O an cebinden telefonunu çıkardı, kulaklığını taktı ve o rap ritmini tekrar başlattı.
Kendi etrafında dönerken mırıldanıyordu:
"Yo, vize bitti, dertler bitti, toz pembe hayaller geri geldi! Selim Hoca notu okuyunca, fakültede yer yerinden oynayacak!"
Eylül o gün sadece bir öğrenci olarak değil; hayalleri olan, sevdasını neşesiyle süsleyen ve gri bir binayı kendi renklerine boyayan bir kahraman olarak yürüdü o kampüste. Onun neşesi, okulun o asık suratlı güvenlik görevlisinden, kütüphanedeki en dertli öğrenciye kadar herkese ulaşıyordu. Çünkü Eylül’ün dünyasında, hiçbir sınav başarısı, sevdiği insanın kalbinde bir iz bırakma ihtimali kadar değerli değildi.