10. bölüm · Toz Pembe Adalet
10. Bölüm: Müfredat Dışı Arzular ve Gece Yarısı Sınırı
Bahar şenliğinin uzaklardan gelen bas sesleri, göl kenarındaki ağaçların arasında yankılanırken, Eylül ve Selim arasındaki o ince ip en sonunda kopmuştu. Selim, yıllardır inşa ettiği o disiplinli akademisyen kimliğini, Eylül’ün bir nefes kadar yakınında duran dudaklarının önünde bırakmıştı. Artık karşısında bir "öğrenci" değil, kanını kaynatan, ruhunu sarsan ve onu tüm kuralları yıkmaya davet eden bir kadın vardı.
Nefes Nefese Bir Karşılaşma
Selim, Eylül’ü sırtı yaşlı bir çınar ağacına gelecek şekilde sıkıştırdığında, aralarındaki mesafe sadece bir kağıt inceliğindeydi. Eylül, Selim’in beyaz gömleğinin kollarından sıkıca tutunmuş, parmaklarını onun tenine geçirmemek için kendini zor tutuyordu. Selim’in bakışları, Eylül’ün dudaklarından boynuna, oradan da elbisesinin dekoltesine inen o beyaz tene kilitlenmişti.
"Eylül," dedi Selim, sesi bir hırıltı kadar boğuk ve açtı. "Seni bu kadar yakınımda tutmak, kendi ellerimle cehennemime yürümek gibi. Ama durmak istemiyorum."
Eylül, Selim’in göğsünün hızla inip kalktığını hissettikçe kendi içindeki o meşhur neşenin yerini kavurucu bir sıcaklığın aldığını fark etti. "O zaman yürü hocam," diye fısıldadı. "Bu gece adaleti değil, arzuyu konuşalım. Sizin o ciddi kanunlarınızda bu anın bir karşılığı var mı?"
Sınırların Silindiği O An
Selim, bu sözlerin üzerine Eylül’ün çenesini sertçe kavradı ve onu kendine çekti. Dudakları Eylül’ün boynuna değdiği an, Eylül’ün ağzından küçük bir inilti firar etti. Selim’in sakalları Eylül’ün hassas tenini çizerken, elleri Eylül’ün belinden aşağıya, kalçalarına doğru otoriter bir tavırla indi. Selim, onu daha sıkı kavrayıp kendine daha çok yaslarken, ikisinin de vücut ısısı gece yarısının serinliğini yok etmişti.
Selim, Eylül’ün boynuna bıraktığı her öpücükte daha da derinleşiyor, daha da sahiplenici oluyordu. Eylül, ellerini Selim’in ensesindeki kısa saçlara doladı ve onun başını kendine daha çok bastırdı. "Beni bırakma," dedi Eylül, sesi titreyerek. "Bu gece her şeyi unutalım."
Selim, Eylül’ün yüzüne geri döndü; gözlerinde saf bir arzu, bir açlık vardı. "Seni bırakmak mı?" dedi nefes nefese. "Seni gördüğüm o ilk saniyeden beri zihnimde her gece bu anı yaşadım ben. Şimdi seni bırakırsam, kendimi asla affetmem."
Geceye Mühürlenen Tutku
Selim’in elleri Eylül’ün elbisesinin o ince kumaşının altında gezindikçe, Eylül’ün tüm bedeni bir yay gibi geriliyordu. Selim’in parmakları, Eylül’ün sırtındaki o çıplak tenle buluştuğunda, Eylül başını geriye atıp ay ışığına baktı. O an ne vize sonuçları ne de okulun kuralları vardı. Sadece Selim’in sert dokunuşları, Eylül’ün hızlanan nefesi ve ikisinin arasındaki o yoğun, karanlık elektrik vardı.
Selim, Eylül’ün kulağına eğilip dudaklarını oraya mühürledi. "Sen benim en güzel hatamsın Eylül," diye fısıldadı. "Ve ben bu hatayı sonuna kadar sürdürmeye niyetliyim."
Eylül, Selim’in gömleğinin düğmelerinden birini açarken, onun o sıcak tenine parmak uçlarıyla dokundu. Selim’in göğüs kaslarının gerildiğini, nefesinin boğazında düğümlendiğini hissetmek Eylül’e inanılmaz bir güç veriyordu. Artık sadece "hoşlanmak" değil, birbirlerinin her zerresini hissetme, birbirlerinin içinde kaybolma arzusu ikisini de teslim almıştı.
Ay ışığı, gölün yüzeyinde dans ederken; ağaçların gölgesinde iki ruh, toplumsal tüm kimliklerinden sıyrılmış, sadece birbirlerine olan o derin ve tutkulu açlıkla birbirlerine kenetlenmişti. O gece, kampüsün en sessiz köşesi, tarihin en büyük ve en gizli aşk hikayelerinden birine tanıklık ediyordu. Eylül’ün "toz pembe" dünyası, artık Selim’in tutkusuyla ateş kırmızısına dönmüştü.
