14. bölüm · Toz Pembe Adalet

14. Bölüm: Kristal Avizeler ve Toz Pembe Bir Fırtına

Vaveyla Kullanıcısı

Eylül’ün o sıcak mahalle evinden, onay almış olmanın verdiği hafiflikle çıkan çiftimiz için şimdi madalyonun diğer yüzü vaktiydi. Selim’in ailesi, Eylül’ün dünyasından çok farklıydı. İstanbul’un köklü, elit ve kuralları olan bir ailesi; Nişantaşı’nda, yüksek tavanlı, her köşesi tarih kokan bir apartman dairesinde onları bekliyordu. Selim’in babası emekli bir ağır ceza hâkimi, annesi ise cemiyet hayatının zarif ama mesafeli kadınlarından biriydi.
İşte Eylül’ün o "toz pembe" enerjisiyle Nişantaşı’nın ağır havasını dağıtmaya gittiği, upuzun ve heyecan dolu

Selim’in arabası Nişantaşı’nın şık binaları arasında süzülürken Eylül, üzerinde uçuş uçuş, toz pembe ama bu kez biraz daha hanım hanımcık bir elbiseyle yan koltukta oturuyordu. Heyecandan tırnaklarını kemirmemek için kendiyle savaş veriyordu. Selim, arabanın kapısını açmadan önce Eylül’ün elini tuttu ve uzun uzun öptü.
"Korkma," dedi Selim, sesi güven vericiydi. "Annem biraz protokol sever, babam ise hayatı bir mahkeme salonu gibi yönetir. Ama senin o tek bir gülüşün, onların yıllardır ördüğü o buz dağlarını eritmeye yeter."
Eylül derin bir nefes aldı ve o meşhur ritmini içinden mırıldandı: "Yo, gümüş kaşıklar, yüksek tavanlar... Eylül geldi, şimdi dağılır dumanlar!"
Saray Yavrusunda Bir Akşam
Apartmanın asansöründen indiklerinde onları ağır, oymalı bir kapı karşıladı. Kapıyı açan yardımcı kadın nazikçe içeri buyur etti. İçerisi antika eşyalar, yağlı boya tablolar ve kristal avizelerle doluydu. Selim’in annesi Münevver Hanım, üzerinde inci kolyesi ve kusursuz topuzuyla koltukta oturuyordu. Babası Hikmet Bey ise elinde Cumhuriyet gazetesiyle gözlüğünün üzerinden gelenleri süzüyordu.
"Hoş geldin Selim," dedi Hikmet Bey, sesi bir mahkeme ilamı kadar netti. "Ve misafirimiz... Eylül Hanım, buyurun."
Eylül, en kibar haliyle Münevver Hanım’ın elini öptü. Münevver Hanım, Eylül’ün o neşeli, cıvıl cıvıl enerjisine karşı biraz mesafeli ama meraklıydı. "Okulda işler pek karışmış Selim," dedi Münevver Hanım, zarifçe kahvesinden bir yudum alarak. "Haberler bize kadar ulaştı. Bir hukukçunun adının böyle magazinel olaylara karışması ailemizin alışık olduğu bir şey değil."
Masadaki Büyük Duruşma
Yemeğe geçildiğinde, masadaki gümüş takımların parlaklığı Eylül’ün gözlerini kamaştırıyordu. Hikmet Bey, tam bir sorgu hâkimi edasıyla söze girdi. "Eylül kızım, babanın öğretmen olduğunu öğrendim. Onurlu bir meslek. Ancak Selim’le aranızdaki bu... mesele, sadece bir 'gönül işi' olarak mı kalacak yoksa bu skandalın getirdiği bir mecburiyet mi?"
Eylül, masanın altından Selim’in elini sıktı. O an içindeki o durdurulamaz neşe ve özgüven patladı. "Hikmet Bey," dedi Eylül, sesi masadaki kristal kadehler gibi berrak çıkıyordu. "Bizim hikayemiz bir mecburiyet değil, bir keşif. Ben Selim’in o ciddi, gri dünyasına güneş açtırmaya geldim. Selim ise bana, adaletin sadece kitaplarda değil, bir insanın gözlerinin içinde olduğunu öğretti. Evet, okulda konuşulanlar bir 'skandal' gibi görünebilir ama gerçekler her zaman gürültüden daha asildir."
Selim söze girdi: "Baba, Eylül benim hayatta verdiğim en doğru karar. Kariyerimi riske atmış olabilirim ama ruhumu kazandım. Eylül’ün bu eve getirdiği neşe, bizim yıllardır bu yüksek tavanlar arasına sıkıştırdığımız o sessizliği dağıtacak tek şey."
Kristallerin Arasında Bir Gülümseme
Münevver Hanım, Eylül’ün o içten ve cesur cevabı karşısında şaşırmıştı. Kimse Hikmet Bey’e bu kadar dürüst ve korkusuzca cevap veremezdi. Bir an sessizlik oldu, sonra Eylül dayanamadı ve hafifçe kıkırdadı. "Aslında," dedi Eylül, "Eğer isterseniz size o meşhur 'Toz Pembe' şarkımı söyleyebilirim, Hikmet Bey’in o ciddi bakışlarını bile yumuşatacağına eminim!"
Selim "Eylül, hayır!" dese de Hikmet Bey’in dudak kenarında çok nadir görülen o hafif gülümseme belirdi. "Toz pembe ha? Hayatın gerçeklerini biraz pembe boyamak fena fikir değilmiş," dedi Hikmet Bey.
Gecenin sonunda, o buz gibi Nişantaşı evi, Eylül’ün kahkahalarıyla ısınmaya başlamıştı. Münevver Hanım, kapıdan çıkarken Eylül’ün kolunu tuttu ve fısıldadı: "Selim’i hiç bu kadar mutlu görmemiştim kızım. O ceketinin düğmeleri sanki bugün ilk kez gerçekten çözülmüş gibiydi. Onu hep böyle güldür."
Gece Yarısı Dansı
Binadan çıktıklarında Nişantaşı’nın sokak lambaları altında Eylül, Selim’in boynuna atıldı. "Gördün mü Selim? Kristal avizeler bile toz pembe oldu!"
Selim, Eylül’ü havaya kaldırıp döndürdü. "Sen bir mucizesin Eylül. Babamın o sert bakışlarını bile yendin ya, artık bizi kimse durduramaz."
Sokağın ortasında, hiç kimseye aldırmadan, kulaklıktan yükselen o rap ritmiyle kısa bir dans ettiler. Artık iki aile de bu fırtınalı ama tutkulu aşka teslim olmuştu. Önlerinde ne dekanlık ne de kurallar vardı; sadece el ele yürüyecekleri upuzun bir yol kalmıştı.