9. bölüm · THE WOLFES AND THE SORCERER

9-TEK KALMIŞ(TERK EDİLMİŞ)KALPLER

Eylül🫀

𝟿-𝐵Ö𝐿Ü𝑀

𝐵Ö𝐿Ü𝑀 Ş𝐴𝑅𝐾𝐼𝑆𝐼
𝟷-𝑗𝑜𝑗𝑖 𝑔𝑙𝑖𝑚𝑝𝑠𝑒 𝑜𝑓 𝑢𝑠

𝐵Ö𝐿Ü𝑀 Ş𝐴𝑅𝐾𝐼𝑆𝐼
𝟸- 𝑘𝑛𝑜𝑤 𝑦𝑜𝑢𝑟 𝑠𝑒𝑐𝑟𝑒𝑡𝑠

"𝐷𝑒𝑟𝑒𝑘 ℎ𝑎𝑙𝑒 𝑠𝑒𝑣𝑑𝑖ğ𝑖𝑛𝑖 ö𝑙ü𝑚ü𝑛𝑒 𝑑ö𝑛𝑑ü𝑘𝑡𝑒𝑛 𝑠𝑜𝑛𝑟𝑎 𝑏𝑖𝑟 𝑘öş𝑒𝑑𝑒 𝑜𝑛𝑢 𝑏ı𝑟𝑎𝑘𝑎𝑛 𝑎𝑑𝑎𝑚 𝑠𝑒𝑣𝑒𝑛 𝑠𝑒𝑣𝑑𝑖ğ𝑖𝑛𝑒 𝑏ö𝑦𝑙𝑒 𝑦𝑎𝑝𝑚𝑎𝑧𝑑ı 𝑏𝑢 𝑦ü𝑧𝑑𝑒𝑛 𝑜𝑛𝑢 𝑏ı𝑟𝑎𝑘ı𝑝 𝑔𝑖𝑡𝑡𝑖 𝑜𝑛𝑢 𝑦ı𝑘𝑡ı 𝑝𝑎𝑟𝑎𝑚 𝑝𝑎𝑟ç𝑎 𝑒𝑡𝑡𝑖 𝑣𝑒 𝑔𝑖𝑡𝑡𝑖'

𓃥

Ben Derek, hala sevdiğim insana zarar veren insan. Ondan uzak durdum, durmam gerekiyordu. O benden nefret etsin, yeter ki etsin. Ben onu tek başıma da severim. Benim ona karşı olan sevgim o kadar güçlü ki, o beni sevmezse de ben onu sevmeye devam ederim. Belki bir gün, geride bıraktığım kalbinde yer bulurum.

Geceler boyu yıldızlara bakar, seni anarım, ismini sayıklarım. Gözlerim kapanır, rüzgara sesimi verir, ona ulaşmasını dilerim. Belki bir gün dönüp gelirim, belki bir gün anılarımıza bakar, seni ararım. Bir gün aşkımız, kaderin çizdiği yolda buluşur, gene seversin beni. Koyarım başımı omzuna, tek izlediğim yıldızları bir gün seninle izlerim, belki. Belki bir gün kalbimin sesini dinler, sana geri dönerim.

Ve o an, sana göstermediğim aşkımın gerçek olduğunu anlarsın. Seni aradığımı, her bulduğumda uzaklaştığını fark edersin, belki. Benim aşkım öbürlerine benzemezdi. Benimki daha kötüydü, tutkuluydu, imkansızdı, ama sevgi doluydu, taki o güne kadar.

𓃥

"Derek'in Anlatımıyla"

Eleanor ve sürüsünü bıraktıktan sonra Laytonville diye küçük bir kasabaya taşındı. Kendince tarımla uğraşıyordu. Gündüzleri işle geçer, geceleri ızdırap olurdu çünkü Derek, Eleanor'u düşünmekten uyuyamazdı. Ondan sonra hayatı bu kadar sıkıcıydı.

"Hadi Derek, gel şu samanları da ahıra koy,"

dedi bu ses. Kimin sesiydi? Tabii ki Derek'in yeni hayatındaki yeni patronuydu, Damian Wells. Kendi halinde kasabada takılan, ukala, herkesi küçümseyen tiplerdendi. Derek'in yaptığı tarım ona yetmediği için, yani da bahçıvan olarak çalışıyordu. Kurt bir bahçıvan değişikti tabii ki de. Patron tek değildi, patronun oğlu ve karısı da vardı. Oğlu Lucas Wells ve karısı Regina Wells vardı. Üç kişilik bir ailelerdi. Oğlu Lucas Wells, onların aksine herkese yardım eden, iyi huylu, erdemli bir çocuktu. Bunlardan böyle bir çocuk nasıl çıkmıştı, belirsizdi. Ve Regina Wells, herkese yürüyen, ukala, evliliğinden mutlu gibi görünen ama mutlu olmayan kadındı. İşte onlarda böyleydi.

"Tamam Derek, işin bitti mi?" dedi Damian.

"Evet efendim," dedi Derek.

Damian etrafa baktı. "Tamam, git hadi, ne duruyorsun tepemde," dedi.

Derek ona karşı iyi davranmaya çalışıyordu.

"S*** patronunu nasıl davranıyor, ukala," dedim

ona olan kinim içimde hiç bir zaman bitmeyecekti. Eğer ki bir gün buradan gidersem, aklı almayacak şeyler yapmasam, dedim.

Evime varmıştım. Her zamanki gibi paltomu çıkardım ve astım. Oturdum ve düşünmeye başladım. Gerçekten ben bu kadar şey yaparken, en azından onu unuttuğuma inanırken, o ne yapıyor acaba? Çok ağlamış mıdır, yoksa başkasını bulmuş mudur? Bulamamıştır bence, yani bulamamıştır, dedim çaresizce. Onu seviyordum ama gitmek zorundaydım. Hem başka şekilde mutlu olmazdık.

𓃥

Derek derin düşüncelere dalmışken, kapı çaldı. Derek kalkıp kapıya yürüdü. Elini kapıya uzattı ve kapıyı açtı. Kapıdan kahkaha sesleri geliyordu. Derek kapıyı açınca, karşısında gördükleri arkadaşları David, John, Alex'ti. Ellerinde siyah poşet içinde alkol vardı.

"Hoş geldiniz," dedim.

"Bir şey mi oldu?" ekledim.

"Hayır la, içelim biraz diye geldik,

kafamızı dağıtırız," dedi John.

"Olmaz," dedim. "İçmem ben."

"Erkek adam içmeden durur mu?" dedi John.

"Durur," dedim sinirle. "İçmem ben," dedim tekrar.

"Tamam," dedi Alex. "İçme, bizimle gel sadece.

Cahto Peak dağlarının oraya gideceğiz. Hem sende seviyorsun orayı."

Kurtum ben, nasıl içeceğim, diyemedim. Bide ölmeyelim.

"Tamam," dedim. "Geliyorum, çıkın hadi."

"Oley be, biliyorduk olum, sensiz olmaz," dedi David.

"Tamam, tamam, gidin," dedim.

"Tamam, gidiyoruz, gel," dedi Alex.

𓃥

Kafamı salladım. Üstümü giyinip çıkacaktım. Heryerim saman olmuştu. Hızlıca üstüme klasik siyah kot pantolonum ile siyah tişörtümü giymiştim. Onları duya biliyordum, konuşuyorlardı. Ayrıca Alex'in havanın soğuk olduğuna dair şikayetlerini de duyuyordum. Çıkmaya hazırdım artık. Çıkmadan ceketimi de almıştım.

"Hazırım, çıkalım," dedim.

"Hadi gidelim," dediler.

Ama bir problemimiz vardı. Hepsi tek tek motora biniyorlardı, ben hariç. Çünkü benim motorum değil, arabam vardı.

"Dağa çıkıyoruz, arabamı getirmek zorunda mıyım?" dedim.

"Hayır, saçmalama," dedi Alex. "Benimle gel. Bu arabayla aşağı yuvarlanmak istiyorsun galiba."

"Ah, bi bilsen neler istiyorum," dedim sessizce.

"Efendim?" dedi
.
"Yok bir şey," dedim.

Dakikalar sonunda gelmiştik. Cahto Peak dağları, her geldiğimizde bir daha gelmek için sabırsızlanıyordum resmen. Ama hiç bir şey yoktu, bulutlara yakındık sadece. Bir kaç dakika sonra bir yere oturmuştuk. Manzarası çok güzeldi ama yolu o kadar güzel değildi. Heryerde taş vardı, sarsılmaktan miğdemiz ağzımıza gelmişti.

"Ee Derek, al," dedi John. Hepsi içki şişelerini açmıştı.

"Yok, ben içmem," dedim.

"İstemiyorum," dedim.

"Hadi be oğlum, sarhoş olacağız sadece," dedi John.

"Olamam ki," dedim.

"Nasıl?" dedi David.

"Bağışıklığım var, hem de fazlasıyla. Çok denedim ama sarhoş olamıyorum," dedim.

"Ee oğlum öyle desene," dedi John.

"Diyemedim. Oğlum işte",

"tamam, iç, boşver. Biz olalım, sen de bize ayak uydur," dediler.

Artık çırpınıyordum ama onlar direniyorlardı ve de onlar kazanmıştı. İçki şişesini aldığım gibi kafama dikmiştim.

"Sakin ol oğlum," dedi Alex.

Diklediğim şişeyi indirdim.

"Sakinim zaten," dedim.

"Bayağı sakinsin ya dedi"

Sustum

2 saat sonra etraf kararmıştı. Hepsi sarhoş olmuş, iğrenç bir haldeydi. Muhtemelen eve bile gidemeyecektik. Alex telefonuna eğildi ve şarkı açtı. Bizim gibi bir sürü sarhoş insanlar vardı.

"Hayır Alex, eve gidelim, açma artık şarkı," dedim. Yürüyemiyordu bile.

"Hadi, bayılıp kalacaksınız," dedim.

"Bir şey olmaz," dedi David.

"Açsın, dinleyelim."

"Açmasın kardeşim, hadi gidelim," dedim.

"Hadi, of Derek, çok kötüsün," dedi John.

"Hadi, hadi," dedim. "Gidelim."

"Bı Saniye," dedi John.

"Boyundaki kolye ne lan?" dedi. Elini kolyeye attı.

Derek, Eleanor'a verdiği kolyenin aynısından almıştı. İçine onu koymuştu.

"Boşverin, hadi gidelim," dedim.

"Hadi."

"Tamam be, patladın be adam," dedi David.

𓃥

Hepimiz motorlara bindik. Ölmeden eve gitmek istiyordum sadece. Bir kaç dakika sonra, zar zor da olsa eve gitmiştik. Hepsini tek tek evine bırakmıştım ve evime gelmiştim. Cebimden anahtarı çıkarmıştım ve evin kilidini açmaya başladım. Ayakkabılarımı çıkardım ve içeri girdim. Uyumak için savaş verebilirdim.

Kapıyı açtıktan sonra içeri girdim ama bir terslik vardı. Çünkü patronumun karısı içerideydi. Hayla biraz da olsa alkol kokuyordum.

"Regina Hanım, sizin burada ne işiniz var?

Bir şey mi oldu, yardım mı lazım?" dedim.

"Hayır, değil. Sadece sen bana lazımsın," dedi.

"Efendim?" dedim.

Birden dibime girdi. "Alkol içmişsin," dedi.

Kafamı salladım. O da bir şeyler içmişti, belliydi.

"Lütfen bu kadar yaklaşmayın," dedim.

"Olmaz," dedim

tekrar. Aynı şeyleri söyledim ama faydası olmuyordu. Kafasına ne koyduysa yapacaktı.

"Lütfen uzak durun," dedim tekrar.

"Hadi ama," dedi. "Ne olacak sanki?"

"Hanım efendi, uzak durun," dedim. Saygımı bozmamaya çalışıyordum.

Telefonumu elime aldım, eşini arayacaktım. Arama tuşuna bastım, telefon çalıyordu. Birden Regina telefonu aldı ve yere attı.

"Bakın, ne yapıyorsunuz?" dedim

Telefonu duya biliyordum, açmıştı ama konuşmuyordu.

"Bir şey yapmıyorum," dedi.

"Yapıyorsunuz, uzak durun, artık yeter, saçmalıyorsunuz," dedim.

Telefondan ses geldi. "Lan," diye Regina'yı koltuğa ittim.

"Uzak durun, yapmayın," dedim.

"Ben sizinle çalışmak için muhatap oluyorum, böyle şeyler yapamazsınız,"

"Telefon artık kapanmıştı. Regina ayağa kalktı ve kapının önündeki anahtarı alıp kapıyı kilitledi.

"Ne yapıyorsunuz?" dedim.

"Bırakın çabuk ve çıkın," dedim.

"Aa, ama sen patronun ile hangi cüretle böyle konuşursun?" dedi.

"Siz saygı çerçevesini aşmazsanız, bende aşmam ve sabrım taşıyor," dedim.

Geri koltuğa oturmuştu. Kolumdan tutu, hayla ona laf anlatmaya çalışıyordum.

"Ne yapıyorsunuz?" dedim.

"Bırakın beni," dedim. Çekmesiyle koltuğa oturmuştum. Cama bakıyordum, hayla kimse yoktu. Ellini saçıma koydu.

"Bırakın," dedim. Saçımı biraz daha yaklaştı. Uzaklaşmaya çalıştım ama kafamı bırakmıyordu. Yutkundu.

"Hadi ama," dedi. Biraz daha dudaklarıma yakınlaştı. Bu sefer istediğini elde edecekti, yada öyle zannediyordu. Dudakları dudaklarıma değecekken, kurtulmuştum ondan.

"Yeter," dedim. Kalktığımı görünce şok olmuştu. Eli üstünün düğmesine gitti.

"Sakın," dedim. "Sakın böyle bir şey yapmayın," dedim. Lafımı bitirmeden kapı tekmeyle indirilmişti. Ben duvara sabitlenmiş bir şekilde birisinin gelmesi için yalvarıyordum.

Patronum gelmişti, içeri dalmıştı. "Yeter lan," diyip karısına tokatı yapıştırmıştı.

"Ne yapıyorsunuz? Kadına el kalkmaz," dedim.

"O zaman kadınlığını bilsin," dedi.

"Sakın, birdaha bir kadına el kaldırma patronum, demem geçiririm bir tane, görürsün," dedim.

Hiç bir şey söylemeden çekip gitti.

İşte benim hayatım Eleanor'dan sonra böyleydi. Hızlı bir şekilde yatağıma geçip günün en güzel saatlerinin tadını çıkarmak istiyordum. Ben kurt değildim artık, ben bir insandım.

𓃥

Yatağıma geçtikten sonra düşüncelere daldım. Ben Derek, hala sevdiğim insana zarar veren insan. Ondan uzak durdum, durmam gerekiyordu. O benden nefret etsin, yeter ki etsin. Ben onu tek başıma da severim. Benim ona karşı olan sevgim o kadar güçlü ki, o beni sevmezse de ben onu sevmeye devam ederim. Belki bir gün, geride bıraktığım kalbinde yer bulurum. Geceler boyu yıldızlara bakar, seni anarım, ismini sayıklarım. Gözlerim kapanır, rüzgara sesimi verir, ona ulaşmasını dilerim. Belki bir gün dönüp gelirim, belki bir gün anılarımıza bakar, seni ararım. Bir gün aşkımız, kaderin çizdiği yolda buluşur, gene seversin beni. Koyarım başımı omzuna, tek izlediğim yıldızları bir gün seninle izlerim, belki. Belki bir gün kalbimin sesini dinler, sana geri dönerim. Ve o an, sana göstermediğim aşkımın gerçek olduğunu anlarsın. Seni aradığımı, her bulduğumda uzaklaştığını fark edersin, belki. Benim aşkım öbürlerine benzemezdi. Benimki daha kötüydü, tutkuluydu, imkansızdı, ama sevgi doluydum.

𓃥
Derek artık uyumuştu onun için zor bir gündü onun için sevdiği yanında olmadığı her gün zordu gerçekten bir gün belki her şey geride bırakıp yine ona döner yapamadıkları hayalleri her şey birlikte geçirirler hiç birbirlerinden ayrılmazlar kendileri kadar bir sürü çocukları olur onlar da kurt olur birlikte mutlu mesut yaşarlardı ama derek korktuğu sürece bunların hiçbirisi olmayacaktı belliydi Eleanor için her şey çok zordu derek'in yaşadığı zorluk Eleanorun yanından bile geçmezdi Ama sevgi her zorluğu atlattırırdı sevgi de engel diye bir şey yoktu sevgisizlikte engel diye bir şey vardı o yüzden hiçbirisi hiçbir zaman engel tanımayacaktı ya da tanıyacaklardı korkacaklardı ama yapacaklardı zorundalardı bu müddetle daha mutlu olacaklardı onları öldürmek isteyenler olacaktı belki de belki de onlar hiçbir zaman bu dünyada barınamayacaktı ya da mutlu olamayacaktı elbet bir gün Sevgi kazanacaktı ama sevgilini kazanana kadar zor her şey bizi bekliyordu.

𓃥