12. bölüm · THE WOLFES AND THE SORCERER

12-SON UMUDUN ÇÖKÜŞÜ (HAK EDİLEN RÜYA)

Eylül🫀

𝟷𝟸. 𝐵ö𝑙ü𝑚

𝐵ö𝑙ü𝑚 Ş𝑎𝑟𝑘ı𝑠ı: 𝐵𝑖𝑙𝑙𝑖𝑒 𝐸𝑖𝑙𝑖𝑠ℎ – 𝐼 𝐿𝑂𝑉𝐸 𝑌𝑂𝑈

"𝐵𝑒𝑙𝑘𝑖 𝑑𝑒 𝑘ı𝑧ı𝑛ı ç𝑜𝑘 ö𝑧𝑙𝑒𝑚𝑖ş𝑡𝑖 𝑎𝑚𝑎 𝑏ö𝑦𝑙𝑒 𝑑𝑒ğ𝑖𝑙… 𝐵𝑒𝑙𝑘𝑖 𝑜𝑛𝑎 𝑑𝑜𝑘𝑢𝑛𝑚𝑎𝑘, 𝑔ö𝑟𝑚𝑒𝑘, 𝑘𝑜𝑙𝑙𝑎𝑚𝑎𝑘 𝑖𝑠𝑡𝑖𝑦𝑜𝑟𝑑𝑢. 𝐴𝑚𝑎 𝑜𝑙𝑠𝑎 𝑑𝑎 𝑜𝑙𝑚𝑎𝑠𝑎 𝑑𝑎 𝑘ö𝑡ü𝑦𝑑ü. 𝐻𝑒𝑟 ş𝑒𝑦 𝑘ö𝑡ü𝑦𝑑ü. 𝐷𝑒𝑟𝑒𝑘’𝑖𝑛 𝑔ö𝑟𝑑üğü 𝑟ü𝑦𝑎 ℎ𝑎𝑦𝑎𝑡ı𝑛ı 𝑑𝑒ğ𝑖ş𝑡𝑖𝑟𝑒𝑐𝑒𝑘𝑡𝑖."

𓃥

"Baba Baba… Nerdesin baba?"

"Kızım, kızım," dedi. Sağ sola dönüyordu.

"Baba, nerdesin?"

"Buradayım kızım. Nerdesin Renata, nerdesin güzelim?"

"Görmüyor musun baba? Buradayım."

"Renata, görmüyorum seni. Nerdesin kızım?"

"Buradayım baba, bak," dedi.

Renata karşısında duruyordu. Sisli bir yerdi. Renata görünmüyordu.

"Kızım," dedi Derek. Renata’ya baktı.

"Buradayım baba." Elini tuttu. "Buradayım," dedi.

"Özür dilerim kızım. Özür dilerim. Sahip çıkamadım sana," dedi.

"Bak baba, Tanrı bize bir şans verdi. Yanımdasın," dedi.

"Evet kızım," dedi. Boynuna eğildi. "Yanındayım."

"Bak baba, benim evim burası. Tanrı beni yanına aldı. Artık korkmuyorum," dedi.

Derek ağlıyordu.

"Sen beni yanına almadın baba ama o beni aldı."

"Özür dilerim kızım. Bakamadım, alamadım, sahip çıkamadım."

"Önemli değil baba. Çok üzdüler mi seni baba?" dedi Renata.

"Hak ettim kızım. Belki de," dedi.

Renata yanına geldi. Derek’in gözyaşlarını sildi.

"Annem, onu duymadığımı düşünüyordu ama ben onu hep duydum baba. Her şeyi duydum."

"Biliyorum kızım ama annen burada değil."

"Onun yanına da gitmeye çalıştım baba ama beni istemedi. Tanrı onun yanına götürmedi beni."

"Olsun kızım," dedi Derek.

"Hadi gidelim," dedi Renata. Parmağıyla bir yeri gösterdi.

"Gidelim kızım," dedi. Onu kollarının arasına aldı.
"Hadi baba, indir beni. Görmüyorum."

Derek onu indirdi.

"Özür dilerim kızım," dedi.

"Bak baba, burası işte."

"Burası mı?" Derek’in sesi titriyordu.

"Ama burası okul balosunun olduğu yer…"

"Biliyorum baba. Benim öldüğüm yer."

Derek korkmaya başlamıştı.

Derek içeri doğru yürüdü, renetaya baktı
Renata içeri girdiği zaman vücudu ve yüzü kan içindeydi.

𓃥

"Renata!" dedi Derek. "Ne oldu?"

"Ah baba, bir şey olmadı. Buraya girince böyle oluyor sadece," dedi.

"Aslında baba…"

Derek ona baktı. Kanlar içinde bir Thomas’a, onu öldüren kişiye bir de Renata’ya kendine dönüşüyordu bu hâl. Bu, Derek’i korkutmuştu. İki adım geriye gitti.

"Ne oldu baba?"

"Bir şey yok," dedi Derek. Titriyordu, terler içindeydi.

Neyden korkuyorsun baba?

"Renata, kızım… Ben buraya nasıl geldim?" dedi Derek.

"Annemi üzdün," dedi. "Ben de seni buraya getirdim."

Bu sefer Eleanor’un kanlı bedenine dönüşmüştü.

Derek'in gözleri kocaman açılmışt.ı sesi titreyerek sordu,
"Peki nasıl giderim?" dedi Derek.

"Gitmek mi istiyorsun baba? Eğleniyorduk."

"Ama annen beni bekliyor," dedi Derek.

"Hayır, hayır. Senin yüzünden gitti."
Derek hiçbir şey söylemedi.

"Ama sen nasıl…"

Renata artık Issac’ın bedenine bürünmüştü.

"Issac hayır"

"Hayır!" dedi Derek. "Renata!"

Issac’ın bedenini salladı.

"Renata, sen onu öldürdün, gitmek istedim burkamadınız" dedi Issac.

"Hayır, hayır!" dedi Derek. "Buradaydı!"

"Saçmalama," dedi Issac gülerek. Tırnaklarından yavaş yavaş pençeler çıkıyordu. "Nasıl öldüğünü bilmek ister misin? Acısını…"

"Hayır!" dedi Derek. "Hayır, istemiyorum."

"Çok geç," dedi Issac. "Üzgünüm."
Pençelerini Derek’in karnına birden fazla sapladı. Bunun bir rüya olduğunu biliyordu ama acısını hissedebiliyordu.
Renata artık kendi bedenine bürünmüştü.
Derek acısından duramıyordu. Gözleri kapanmıştı.

𓃥

"Anlıyor musun Baba annemin ne hiss etiğini? dedi

"Derek,"

Dedi bir ses. Derek etrafına bakıyordu, canı yanıyordu, hareket bile edemiyordu. Issac artık Renata’nın bedenine bürünmüştü. Derek kanlı ellerine baktı.

"Renata, ne oldu baba?"

"Bir şey yok güzelim."
O ne Renata’ydı ne Eleanor’du ne Issac ne de Thomas’tı. Tanrının ona verdiği küçük bir cezaydı. Ama Derek bu cezadan fazlasıyla nasibini almıştı.
Yine bir ses geldi.

"Derek!"

Derek aynı şekilde etrafına baktı. Korku bütün bedenini sarmıştı.

"Ee baba, hadi etrafı gezelim."
Derek’in kanlı elini tuttu. Derek ilk başta korkudan gitmek istemedi. Ne görüyorsa uyanmak istiyordu. Cezası yetmişti.

"Hadi baba, gelsene."
Derek istemeye istemeye yavaş yavaş gidiyordu. Siyah bir odaya götürdü. Etrafı sisliydi, ne de aydınlıktı.

"Burası neresi?"
Etrafında kimse yoktu ama sesler geliyordu.

"𝐵ı𝑟𝑎𝑘 𝑏𝑒𝑛𝑖, 𝑖ğ𝑟𝑒𝑛ç!"

Ses bunu tekrar ediyordu. Ses aslında tanıdıktı, fazlasıyla. Derek bunu ya anlamamıştı ya da anlamıyormuş gibi yapıyordu.

𓃥

"Ee baba, bu odayı hatırladın mı?"

"Hayır."
Kafasını ısrarla iki yana salladı.

"Bak."
O an Derek ve Eleanor oradaydı. Derek duvara dayanmıştı. Artık burayı hatırlamıştı, hatırlamak zorundaydı. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.

"Onu ilk gördüğün ve öptüğün yer baba."
Derek sustu, etrafına baktı.

"Derek!"

Bir ses yeniden geldi. Derek korkuyla etrafına baktı.

"Ne oluyor? Neden buradayız?"
İlk başta sorması gereken soruyu şimdi soruyordu.

"Bilmiyorum baba, bir düşün. Hadi başka yere gidelim mi?"

Derek kafasını iki yana salladı.
"Hayır."

"Hayır mı?"

"Canım yanıyor Gitmeliyim Renata."
Renata biraz durdu.

"hayır."
Derek onu dinlemiyordu. Birkaç adım geriye gitti.

"Derek!"

Bir ses tekrar geldi.

"Kalk. Kalkmalısın."
Ses çok tanıdıktı. O an Renata Milia’ya dönüştü

"Kalk."
Sonra tekrar Renata’nın bedenine büründü.

"Gidemezsin. Lütfen baba. Burada çok korkuyorum, beni bırakma."
Derek de ağlamaya başladı.

"Olmaz. Özür dilerim kızım. Bu sen değilsin. Benim kızım öldü. Renata, öldün sen."

"Bırak beni!"
Elini çekti ve arkasına bakmadan koşmaya başladı. Renata arkasından geliyordu. Bedeni bir Renata’ya, bir Issac’a, bir Eleanor’a, bir Thomas’a dönüşüyordu. Sinirlenmişti, belliydi.
Derek bahçeye çıktı ve orada koşmaya başladı.

"Gelme!"
Koşarken ayağının altında beyaz, büyük bir çukur açıldı. Derek fark etmeden içine düştü.

𓃥

Artık rüyada değildi.
Bağırarak kalktı. Her yeri ter içindeydi.
Liam, Scott, Kira, Lidya, Milia, Stiles hepsi başındaydı.

"Sonunda uyandın," dedi Liam.

"Ne oldu?"

"Rüya görüyordun," dedi Liam.

"Uyandım," dedi Derek titreyerek.

"Evet, iyiysen gidiyorum," dedi Scott.
Derek hiçbir şey diyemedi. Bir dakika sonra Liam hariç hepsi gitmişti.

"İstersen sen de git," dedi Derek.

"Hayır," dedi Liam.

"Seni haklı bulmuyorum ama sırtımı da dönmem."
Derek sustu.

"Teşekkür ederim."

"Yapmam gerekiyordu belki de." dedi Derek.

"Evet." dedi Liam. "Yapmaman gerekiyordu ama cezasını çektin."

"Evet ama o benden daha fazla ceza çekti, hem de hiçbir sebep yokken." dedi Derek.

Liam derin bir nefes aldı.
"Bazen gitmek için bir sebep olması gerekmiyor. En sevdiğin insan bir gün elbet gider. Gittikten sonra yaptıklarına, düzeltmen ve ders alman gerekenlere bakman yeter." dedi Liam.

Derek sustu. Sadece yeri izledi. Ne gözlerine bakabildi ne de bir şey diyebildi. Sadece sustu. Her zaman yaptığı şeydi.

"Ne gördün?" dedi Liam. "Seni bu kadar korkutacak, etkisi altında bırakacak ne gördün?"

Derek boğazını temizledi. Hâlâ titreyen ellerine baktı. Kesik bir nefes aldı ve dudaklarını birbirine bastırdı.

"Aslında değişikti." dedi Derek. "Renata, Eleanor, Issac, Thomas…"

Liam gözlerini kapattı.
"Ölen ve giden herkesi gördün demek ki. Aklına takılmış."

"Fazlasıyla." dedi Derek.

"Sonra?" dedi Liam

"Sonra…" dedi Derek ve biraz sustu. "Renata okul balosunun olduğu yere götürdü."

"Okul balosu mu?" dedi Liam, kaşlarını kaldırmış şaşkınca Derek’in yüzüne bakıyordu.

Derek kafasını salladı.
"İki, üç yaşında vardı. Beni oraya götürdü. Gittiğim anda bütün bedeni kan olmuştu, her yeri. ‘Ne oldu?’ sordum. ‘Böyle oluyor buraya girince.’ dedi. Bedeni değişti, sonra Issac oldu. Etimi pençeleriyle parçaladı. Odaya gittik; Eleanor’u öptüğüm ve gördüğüm yere. Orada Eleanor oldu ve öldüğü yere götürdü. Orada ise Thomas’a dönüşmüştü. Arada Eleanor’un kanlı bedenine dönüşüyordu. Kaçtım ve en son kalktım."

𓃥

Liam duyduklarına inanamıyordu. Artık onun da kalbi çıkacak gibi atıyordu.
"Nasıl? Nasıl?" dedi.

"Anlattığım gibi. Bilmiyorum… Sadece Eleanor’un da yanına gitmek istediğini ama gidemediğini söyledi. O kadar." dedi Derek.

Gözleri dolmuştu. Utancından yüzüne bakmiyordu.
Liam sustu. Biraz bekledi ve yataktan kalktı. Yatak gıcırdadı.

"Nereye?" dedi Derek.

"Bilmiyorum." dedi Liam. "Ne yapacağımı bilmiyorum. Uyuyacağım."

"Tamam." dedi Derek.

Liam kapıya yöneldi. Elini kaldırdı ve ona veda etti. Kapıdan dışarı çıktı, saçlarını tutarak odasına girdi.

Öbürleri onu odasında bekliyordu.

"Geldin sonunda." dedi Scott.
"Evet." dedi Liam. Yüzündeki üzüntüyü silmişti, başını yukarı kaldırdı. "Rüya görmüş. O yüzden kan ter içinde uyanmıştı. Yaptıklarından pişman gibi duruyor."

Biraz sustu. Sonra dudağının bir tarafı kıvrıldı. Scott’un elindeki telefonu buldu.

"Sanırım biraz daha yalnızsın. Eleanor peşinden gidebilecek gibi görünmüyor." dedi
.
Eleanor telefondan güldü.

"İyi." dedi. "Kalacak bir yer buldun mu?

"Evet." dedi Milia.

"İstese de bulamaz." dedi Eleanor ve Milia’yı güldürdü.

"Sağ ol, Lidya." dedi Eleanor

Lidya kaşlarını kaldırdı.
"Ne demek?" dedi.

Milia’nın eline çaktı.
"Sen olmazsan yapamazdık. Onun sayesinde bu rüyayı görmüştü. Küçük bir cezaydı sadece." dedi.

"Ee?" dedi Kira. "Dediklerin ağırdı. Doğruyu mu söyledin yoksa?

Eleanor kesik bir nefes aldı.
"Hayır." dedi. "Gerçekti ama söylemek gibi bir niyetim yoktu. Ağzımdan kaçtı işte."

"Anladım." dedi Kira.

"Ee hadi, casus, git uyu." dedi ve Liam’ın bacağına vurdu.

"Casus değil, iyilik meleği." dedi Liam gülerek.

"Ha?" dedi Eleanor. "Sana da teşekkür ederim, planı da sen buldun."

"Hayır." dedi Stiles. "Ben sadece yardım ettim."

Kahkahalar havada uçuşuyordu. Verdikleri cezadan pişman değillerdi. Orada uzun uzun yaptıklarını konuştular ve sonra uyumaya geçtiler.

𓃥

Gece herkes için sakin geçmiş gibi görünüyordu.
Ama Derek için geçmedi.
Odasında gözleri kapalıydı fakat uyumuyordu. Tavana bakıyordu. Liam’ın söyledikleri zihninde dönüp duruyordu.

“Bazen gitmek için bir sebep olması gerekmiyor…”

Derek yumruklarını sıktı.
“Hayır.” diye fısıldadı kendi kendine. “Bu sadece bir rüya değildi.”

Tam o sırada odanın içindeki hava değişti. Soğudu. Nefesi buhar gibi çıkmaya başladı. Derek doğruldu.
Kapının yanında bir gölge vardı.

“Bu gerçek değil.” dedi Derek sertçe. “Bu da rüya.”

Gölge kıpırdadı.
Ve Eleanor’un sesi duyuldu.

“Keşke öyle olsaydı.”

Derek’in kalbi bir an duracak gibi oldu. Ayağa kalktı ama bu sefer korkuyla değil… öfkeyle.
“Ne istiyorsun?” dedi.

Eleanor karanlığın içinden çıktı. Üzerinde kan yoktu. İlk kez normal görünüyordu. Sakin. Sessiz.
“Seni korkutmak istemedim.” dedi. “Ama görmen gerekiyordu.”

“Neyi?” dedi şaşkınca

“Onların hâlâ bitmediğini.” dedi

Derek’in kaşları çatıldı. “Onlar?”

Eleanor bir adım geri çekildi. Odanın duvarında bir anlığına Issac’in gölgesi belirdi. Ardından Thomas’ın. Sonra küçük bir çocuk silueti.
“Bu sadece suçluluk değil.” dedi Eleanor. “Birisi senin zihnine giriyor.” dedi tek solukta

Derek’in nefesi hızlandı. “Kim?”

Tam o anda kapı sertçe açıldı.
Liam içeri girdi. “Derek, ben—”
Cümlesi yarım kaldı.
Oda normaldi.
Soğuk yoktu. Gölge yoktu. Eleanor yoktu.
Sadece Derek vardı. Ortada. Ayakta. Titreyen.

“Yine mi?” dedi Liam yavaşça.
Derek başını iki yana salladı.

“Hayır.” dedi. “Bu sefer yalnız değildim.”
Liam’ın yüzündeki ifade değişti.

“Ne demek o?”
Derek kapıya doğru baktı.

“Bu artık benim kafamın içinde değil.”
Ve tam o sırada koridordan bir çığlık yükseldi.

Milia’nın sesi.

“Milia!” dedi Liam ve kapıya doğru koştu.
Derek de peşinden çıktı.
Koridor karanlıktı. Işıklar titriyordu. Evin duvarları sanki daha dar görünüyordu.
Bir kapı çarptı.

Scott karşı odadan çıktı. “Ne oldu?”
“Milia çığlık attı!” dedi Liam.

Tam o anda Milia koridorun sonundan göründü.
Ama bir gariplik vardı.
Yüzü ifadesizdi.

“Ben buradayım.” dedi sakin bir sesle.

“Milia?” dedi Derek.

Milia başını hafifçe eğdi. “Ama uzun süre değil.”

Koridorun ışıkları birer birer söndü.
En sondaki karanlık Milia’nın ayaklarına ulaştı.
Liam ona doğru koştu. “Saçmalama, gel buraya!”

Ama Milia geriye doğru bir adım attı.

“Onu yalnız bırakmamalıydın.” dedi.
Ve karanlık onu yuttu.

“Milia!” Liam’ın sesi yankılandı.
Sessizlik.

Scott nefesini sertçe verdi. “Tamam. Bu hiç normal değil.”

Bir çatlama sesi geldi.
Tavan boyunca siyah bir çizgi ilerledi.
Stiles arkasını döndü. “Şaka yapıyorsanız hiç komik değil!”
Bir el aniden omzuna dokundu.
Stiles dondu.
Yavaşça Derek’e baktı.

“Ben genelde son ana kadar kalırım, biliyorsun değil mi?”

Derek bir adım attı. “Stiles—”
Ama Stiles’ın ayaklarının altındaki zemin karardı.
Gözlerinin içi boşaldı.

“Bu onun suçu değil.” dedi boğuk bir sesle.
Ve aşağı doğru çekildi.

Scott geri çekildi. “Bu onun zihni. Onu besliyor.”

“Ne?” dedi Liam.

Scott Derek’e baktı. “Suçluluk. Korku. Hepsi.”
Bir gölge Scott’ın arkasında belirdi.
Scott gözlerini kapattı.

“Bunu durdurmalısın.” dedi Derek’e.
Ve o da karanlığa karıştı.
Şimdi sadece Liam ve Derek kalmıştı.
Koridor daha da daraldı.
Duvarlar nefes alıyormuş gibi inip kalkıyordu.
Liam Derek’e baktı.

“Eğer bu rüyaysa…” dedi yavaşça, “uyanman gerekiyor.”

“Uyanığım!” diye bağırdı Derek.
Liam başını iki yana salladı.

“Hayır. Hâlâ kaçıyorsun.”
Karanlık Liam’ın ayaklarına ulaştı.
Derek onun kolunu tuttu.

“Gitmeyeceksin!”
Liam hafifçe gülümsedi.

“Beni tutamazsın. Çünkü ben gerçeğim.”
Ve Derek’in elleri boşluğa kapandı.
Liam kayboldu.
Bir anda her şey sessizleşti.
Koridor yok oldu.
Ev yok oldu.
Derek tek başına karanlığın içinde duruyordu.
Sonra bir alkış sesi duyuldu.
Yavaş. Tekli.
Eleanor karanlıktan çıktı.
“Sonunda.” dedi.

Derek titreyerek ona baktı. “Hepsi gitti.”dedi

“Hayır.” dedi Eleanor. “Hiçbiri burada değildi.”
Derek’in kaşları çatıldı.

“Bu senin korkun.” dedi Eleanor. “Hepsini kaybetmekten korkuyorsun. O yüzden zihnin onları tek tek sildi.”
𓃥

Derek nefes almaya çalıştı.
“Bu rüya…” dedi yavaşça.
Eleanor yaklaştı.
“Evet. Ama kaçtığın sürece devam edecek.”
Derek gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.

“Tamam.” dedi. “Gitmiyorum. Kaçmıyorum. Eğer suçluysam, yüzleşeceğim.

Karanlık çatladı.
Bir ışık belirdi.
Derek gözlerini açtı.
Gerçek oda.
Gerçek sabah.
Kapı çalındı.

“Derek?” dedi Liam’ın sesi. “Kahvaltıya gelmiyor musun?”

Derek hızla ayağa kalktı ve kapıyı açtı.
Liam oradaydı.
Scott aşağıdan seslendi. “Hadi geç kalıyoruz!”
Stiles mutfaktan bağırdı. “Bu sefer kimse kaybolmuyor, tamam mı?”

Milia güldü.
Hepsi buradaydı.
Gerçekti.
Derek kapının kenarına yaslandı.
Bu sefer gerçekten uyanmıştı.
Ve ilk defa korkmuyordu.

Derek kesik kesik nefes aldı.
Merdivenin korkuluklarından tutunarak aşağı indi..

"Gel." dedi Liam.

Derek sustu.

"Neyse." dedi. Milia, Derek’e bakarak çatalındaki lokmayı ağzına soktu ve sustu.

Derek sofraya oturdu. Kolunu cimcirdi. Hâlâ rüyada olduğunu hissediyordu; etkisinden çıkamamıştı. Dişlerini sıktı ve cimcirdiği kolunun acısını iliklerine kadar hissetti.
Milla ona baktı, anlam verememişti.

"Hızlı." dedi Milia. "Okula gideceğiz."

Derek lokmasını ağzına koydu, kaşlarını kaldırarak ona baktı.

"Ben mi götürüyorum?" dedi.

"Evet." dedi Milia. "Sen götürüyorsun."

Derek sustu, onay verircesine kafasını salladı ve yemeğine döndü. Arada iç çekiyordu.
Dakikalarca yemek yediler.
Milia aniden kalkıp gitti. Derek kaşlarını kaldırdı, anlam veremeden onun gidişini izledi. Bir şey demeden Scott yanına geldi.

"Gidiyoruz." dedi ciddi bir sesle.

Derek kafasını kaldırdı. Arabaya doğru yürüdü. Hepsi teker teker Derek’in arkasından arabaya bindiler.

Derek gergince şoför koltuğuna geçti ve sürmeye başladı. Uzun bir sessizlikten sonra:.

"Derek…" dedi Scott.
Scott iç çekti, yere baktı.

"Artık sana gelmeyeceğiz." dedi titreyen bir sesle. "Kendi evlerimize gideceğiz."

Derek sustu. Ağlayacakmış gibi yola bakıyordu

"Evet." dedi Milia, kafasını sallayarak. "Eleanor için geldik… Artık o yok."

"Tamam. Peki, gidebilirsiniz." dedi Derek.

Sadece bunu söylemişti. Daha da konuşmaya dermanı yoktu.

Sanki ruhu bağırıyordu ama bedeni susuyordu. Ağlayarak ya da titreyerek cevap veriyordu; böyle direniyordu.
Elini arka cebine attı. Diğer eliyle direksiyonu tutuyordu. Bir paket sigara çıkardı, sigarayı yaktı ve içmeye başladı.
Lidya şaşırarak ona baktı.

"Ne zamandır içiyorsun?" dedi.
Derek’i uzun süredir tanıyordu; hiç şahit olmamıştı.

Derek biraz sustu, titrek bir nefes aldı.

"𝐾ı𝑧ı𝑚 𝑣𝑒 𝑠𝑒𝑣𝑑𝑖ğ𝑖𝑚 𝑘𝑎𝑑ı𝑛 𝑔𝑖𝑡𝑡𝑖ğ𝑖𝑛𝑑𝑒𝑛 𝑏𝑒𝑟𝑖…" dedi.

Çaresizce gözünden bir damla yaş süzüldü.
Lidya sustu.

"Geldik." dedi Scott, etrafı izleyerek.
Derek arabayı okulun önüne çekti. Her şey bitmişti.

Arabanın kapısını açtı ve indi. Scott Derek’in yanına gitti. Bir şey söyleyecekti ama yere baktı.

Derek arabanın anahtarını ona verdi.
"Al. Ben yürüyerek giderim." dedi.

"Sağ ol. Bir dahakine getiririm." dedi Scott

"Tabii… Ne zaman bir araya gelirsek." dedi
Stiles.

yanlarına yürüyerek geldi, yere baktı.

"Sanırım yollarımız ayrılıyor." dedi.
Derek’e sarıldı.

"Bazen doğru yol yanlış gelir, yanlış yolsa doğru." dedi Derek. "Görüşürüz."

El salladı. Arkasına bakmadan gidiyordu her zamanki gibi.
Dudaklarını birbirine bastırdı, kafasını aşağı eğdi.

Çaresizce dakikalarca yürüdü. Derin bir nefes alarak kafasını kaldırdı.

𓃥

Ellerinde küçük bir bebek olan bir aile vardı. Bebeklerini seviyorlardı.
Derek onları gördüğü an, kalbine bir bıçak saplanmış gibi hissetti. Nefes alamadı. Aile ona bakmadan, onu hiçe sayarak gitti.
Derek evine gitmişti… Gitmeye çalışıyordu.
Boğazı düğüm olmuştu. Nefes almaya çalışıyordu. Eli boğazındaydı.
Kapıyı açıp içeri girdi. Ellerini komodinin üzerine koydu ve aynadaki yansımasına baktı.
Gözlerinden yaşlar akıyordu. Nefretle, acıyla kendine bakıyordu.

Kızını kaybetmişti sevdiği kadını Hem de kardeşi gibi olan sürüsünü kaybetmişti.

Etrafına baktı. Komodinin üstündeki eşyalar dikkatini çekti. Tüm gücüyle eşyaları yere fırlattı ve bağırmaya başladı.
Avazı çıktığı kadar bağırdı.
Sonra yere oturdu. Kafasını kollarının arasına aldı.
Ve yaşadığı her şeyin, bütün günlerin acısını çıkarırcasına ağlamaya başladı.

Derek’in omuzları titriyordu. Ağladığını kimse görmüyordu ama ev görüyordu. Duvarlar görüyordu. Aynadaki adam görüyordu.
Nefesi yavaş yavaş düzene girdi. Gözyaşlarını kolunun tersiyle sildi. Yerde kırılmış cam parçalarına baktı. Dağılmış hayatı gibiydi.
Ayağa kalktı.

“Toparlan.” diye fısıldadı kendi kendine.
Ses kısık ama emirdi.

Lavaboya gitti. Soğuk suyu açtı. Elleri titreyerek yüzüne su çarptı. Başını kaldırıp tekrar aynaya baktı.
Bu sefer gözlerinde sadece acı yoktu. Bir şey daha vardı.

Öfke.

“Eleanor için.” dedi dişlerinin arasından.
O an bir karar verdi.

Yıkılabilirdi. Ağlayabilirdi. Ama bitmeyecekti.
Ceketini aldı. Kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açmadan önce bir an durdu. Ev sessizdi. Fazla sessiz.

“Elveda.” demedi.

Çünkü geri döneceğini biliyordu.
Kapıyı kapattı ve geceye karıştı.
Bu sefer yürüyüşü farklıydı.
Kaybetmiş bir adam gibi değil…
Bir şeyleri geri almaya karar vermiş bir adam gibi.

𓃥