4. bölüm / 5
Tesadüf Komutanım!!0.4
Bölümler 5Şu an: 0.4
- 1 0.11.198 kelime
- 2 0.21.225 kelime
- 3 0.31.192 kelime
- 4 0.41.126 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 0.51.263 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Biz kızların ayrı kaldığı odaya baktım. Büyüktü ve üç yatak vardı. Ecem ben ve Tuğçe için. Ama ne güzel aynı odada kalıyoruz ne sevindim yaa.
"Komutanım? Sakıncası yoksa nerdeydiniz."
"Bu odadayken resmiyete gerek yok Ecem. Öyle askeriyeyi dolaşıyordum." Kafasını onaylarak salladı. Tuğçe yatakta uzanmış tavanı izliyordu ki bakışlarımız kesişti. Umursamadan önüme dönüp valizimi açtım.
Ecem'in üzerinde siyah bir eşofman takımı vardı. Bende siyah ince geceliğimi giymeyi tercih ettim. Zaten içerisi sıcaktı. Tuğçe bizden farksız beyaz ve kırmızı karışımı bir takım gecelik giymişti.
Valizimi odanın bir köşesine katıp yatağıma uzandım. Gözlerimi kapattığım da başımın zongladığını hissediyordum. Hayvan nasıl bastırdıysa.
"Kahve yapıcam kızlar içen var mı?" Ecem bir Tuğçe'ye bir bana bakarak sorduğu sorunun cevabını bekledi.
"Ben içmicem."
"Ben içerim." Tuğçe anında yatağında doğrulup ayağa kalktığında yine umursamadım. Yorganı üzerime çekip tekrar gözlerimi kapattığım da başımın zonglamasıyla birlikte uyuya kalmıştım bile.
...
"Pişt alooo Karina sana diyorum. Uyansana aşkım sabah olduuu. Karinaa." Gözlerimi açtığımda üzerime doğru eğilmiş siyah boncuk gözlerle bana doğru sırıtarak bakan Ecem'e baktım.
"Saat kaç be?"
"Tam beş buçuk. Yarım saat sonra bahçede olsak iyi olur bence." Yatakta doğrulup gözlerimi kırpıştırdım.
"Teşekkürler kaldırdığın için."
"Rica ederim aşkım." Samimi bir sırıtışla kendi yatağının yanına gitti. Tuğçe yatağında yoktu. Tuvalettedir diye düşündüm. Yatağımın yanında ki komidinden uzanıp telefonumu aldım. Harbi saat beş buçuktu. Yorganı üzerimden atıp lavaboya ilerledim. İçerisi boş olunca elimi yüzümü yıkayıp ihtiyaçlarımı giderdim.
Odaya geri döndüğüm de Ecem aynasını masanın üzerine katmış makyaj yapıyordu.
"Ya zaten güzelsin boyaya ne gerek var." İltifatıma kafasını çevirip bana bakarak öpücük attı.
"Sende güzelsin bebeğim. Hem çok birşey yapmıyorum ki iki üç dokunuş. Yusuf görse çiğ çiğ yer beni vallahi." Yusuf Albay'a bu şekilde konuşması komiğime gitmişti. Dolaptaki asker yeşili tişörtü giydim. Altımada asker pantolonunu geçirdikten sonra saçımı en tepeden toplayıp aynadan kendime baktım. Güzel olmuştum hee.
"Hadi çıkalım ha bu arada Tuğçe nerede?" Soran gözlerle Ecem'e baktım.
"Sabah erkenden çıktı beş gibi." Kafamı onaylarak salladım. Boş koridorda ilerlerken ileriki kapıdan da gülüşerek Yamaç ve Alp Bora çıktı. Onların arkasından da sert duruşuyla Hasan Can çıktığında yanlarına ilerledik.
"Günaydın hanımlar." Alp Bora neşeyle bize baktı. Bu askerin sert ifadesini çok merak ediyordum.
"Günaydın da sen niye bu kadar mutlusun?" Kaşlarımı çatıp Yamaç ve Hasan'a baktım.
"Her zamanki hâli komutanım çok takmayın." Yamaç gülerek Alp Bora'nın omzuna iki kez hafifçe vurdu. Sonunda bahçeye çıktığımız da etrafta göz gezdirdim.
O da ne öyle. Turan'ın yanında dikilen Tuğçe mi yoksa ben mi yanlış görüyorum. Hemde gülüşüyorlar. Turan sırıtıyor. Tuğçe de çok komik birşey varmış gibi kahkaha atıyordu ki birinin beni kolumdan çekmesiyle bakışlarımı Turan ve Tuğçe'den çektim.
"Bu Tuğçe ne ayak?" Gökay'ın kolumda ki sert tutuşu sıkılaştığın da yüzünde ki kıskançlığı sezdim.
"Yoksaaa?"
"Burda konusunu açamayız Karina. Senin de Turan'a olan bakışların pek farklı değil gibi?" Sırıtışımın yerini anında ciddilik aldığında ikimizde onakara baktık. Tuğçe hâlâ gülmeye devam ederken Turan'ın bakışları bize çevrildi.
Gökay'la ikimiz en ters bakışlarla düşman gibi ikisine bakıyorken ortamı o gür ses doldurdu.
"Asker sıraya geç!" Yusuf Albay'ın gür sesi tüm Askeriye de duyulduğuna emindim. Gökay'la aynı andan diğerlerinin yanına ilerledik. Rütbe sırasına göre duruyorduk yine.
En başta Turan onun yanında Gökay sonra ben benim yanımda Hasan Can sonra Alp Bora, Ecem, Yamaç ve son olarakta Tuğçe.
"Tam zamanında aferin asker." Yusuf Albay bu sefer hepimizin önünden geçerken benim önümde durdu.
"Boya mı bu saçlar." Göz devirmemek için zor duruyordum. O kutsal soruyu bu adamda sonunda sormuştu.
"Hayır komutanım!" Gür bir sesle karşıya doğru baktım.
Benim baştan aşağı süzdükten sonra benimde önümden geçip karşımıza dikildi. Herkes en ciddi haliyle pür dikkat Yusuf Albay'ı bekliyorduk.
"Elli tur durmadan askeriye çevresini dolaşacaksınız. Altı ilaa yedi kilometre arası bir koşuş olucak. Sayması için asker dikicem. En küçük bir hatanızı görürsem ceza veririm ona göre... Hazır ol!" Hepimiz aynı anda hazır ola geçtik. "Sağa dön!" Hepimiz aynı anda sağa döndük. "Başla!" Ve koşuş.
Aynı ritim de ve aynı hizada ilerledik. Yirminci turda biraz yorulmuştuk. Arkalardan homurdanma sesleri duyuluyordu.
"Hay sikicem böyle işi." Alp Bora'nın derin nefes alıp verirken isyan edişi gülmeme sebep olmuştu. Gökay ve Turan'da birşey yoktu. Yorumlamışlardı galiba. Hasan Can da öyleydi.
"Alp Bora kapat şu çeneni yoksa ben kapatmak zorunda kalıcam!" Turan'ın sert sesini duyan Alp Bora'dan anında ses kesilmişti. Tim'den çıt çıkmadan otuz altıncı tura gelmiştik.
Herkes yavaştan yorulmuştu. Gökay bile. Tuğçe'nin isyan eden nefes alış verişlerini ne jadar duymak istemesem de en arkada olmasına rağmen duyabiliyordum.
"Off." Gökay kafasını yana çevirdi ama bana bakmadı.
"Yoruldun mu güzellik."
"Yoo kuş gibiyim. Biraz daha koşarsam uçucakmışım gibi hissediyorum." Gökay histerik bir gülüş atıp yeniden önüne döndü. Son bir tur kalmıştı. Kimse çıt çıkarmadan son turuda bitirdiğinde askeriye bahçesinin önünde hiçbirşey olmamış gibi dikildim. Gökay'da öyle.
Ama Tuğçe buna dayanamamış olucak ki bayılmıştı. Turan Enis bey de durur mu hemen revirde ki doktorları çağırmış içeri göndermişti Tuğçe bebişimizi.
Tuğçe dışında tam kadro Yusuf Albay'ın önünde dikildik. Bize gururlu bakışlar atıyordu.
"Aferin size yavru kurtlar. Aferin." Bu adamın hayat metodu kesin 'Aferin' di emindim.
"Komutanım sizi Ufuk Yarbay çağırıyor. Özel bir konu varmış." Altay denen dünki asker yeniden Yusuf Yarbay'ın yanında bitmişti.
"Neyse... Rahat!" Aynı anda aynı pozisyon. "Hazır ol!" Aynı anda kulakları çınlatan o postal sesleri. "Serbestsiniz!" Yusuf Albay arkasını dönüp askeriyeye girince herkes bir ağızdan konuşmaya başladı. Başıma giren ağrıyla yüzümü buruşturdum.
"Kantine gidelim mi?" Gökay'ın sorusuna başımı sallıyarak cevap verdim. Turan Gökay ve bana bakıp kaşlarını çattı. Tam önünden geçerken bende aynı şekilde kaşlarımı çattım. Geçip giderken kolumu tutup 'ne oluyor Karina bu hallerin ne senin?' diye çatmasını beklerdim ki.
Böyle olmamıştı. Gökay'la askeriyenin yanında ki kantine girdik. Baya büyüktü. İçeride ki yoğun et kokusu anında burnuma dolmuştu. Sabah sabahta et yenir miydi bee? İçeride çoğu asker yemek yerken biz de sıraya girdik.
"Yemek mi yiceksin sandiviç felan mı?" Sorduğum soruyla Gökay arkasını dönüp bana baktı.
"Bilmem senin tercihin ne olurdu?" İşaret ve baş parmağımı çeneme katıp gözlerimi kısarak etrafa baktım.
"Hmm... Kararsızım. Ama sandiviç daha iyi bir tercih gibi gözüküyor." Kafasını onaylarak salladı. Elini sırtıma atıp beni kendi önüne geçirdiğinde elime orda duran metal tepsilerden birini tutuşturdu.
"Hadi yürü." Gökay'da eline bir tepsi alırken ilerleyip sandiviçlerden birini alıp tepsiye kattım. Sonra kendime bir kaşık salata kattıktan sonrada sepette duran sarı elmalardan bir tane alıp Gökay'ı bekledim.
"Şu masa boş oraya gidelim." Pencere kenarında iki sandalyeli masaya geçip oturduk. Sabahtan beri merak ettiğim o soruyu sonunda içimde tutamayıp sordum.
"Sen Tuğçe'ye ilgi mi duyuyorsun yoksa yanlış mı görüyorum ben." Çapkın bakışlarla Gökay'a baktım. Bir kaşık salatayı tam ağzına atarken bana baktı. Çiğneyip yuttuktan sonra derin bir nefes verdi.
"Bilmiyorum. Sen Turan'da nasıl hissediyorsan bende Tuğçe'de öyle hissediyorum." Kafamı onaylayarak salladım. Sandiviçimden bir ısırık alıp yavaş yavaş çiğnedim. Tam yutucaktım ki lokma gördüğüm görüntü ile boğazımda takılı kaldı. Gökay ben öksürürken sırtıma bir kaç kez hafifçe vurdu.
Askeriyenin arka bahçesinde Tuğçe Turan'ın yakalarından tutup dudağına yaklaşıyordu. O sırada Gökay da benim baktığım yere bakınca ikimiz de şokdaydık...
.
Bölüm etkileşimi
