2. bölüm / 5
Tesadüf Komutanım!!0.2
Bölümler 5Şu an: 0.2
- 1 0.11.198 kelime
- 2 0.21.225 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 0.31.192 kelime
- 4 0.41.126 kelime
- 5 0.51.263 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şuan şu saniye kendimi boğmak istedim. Yine çağresiz kalmıştım. İkinci utanç anım yaşanıyordu. Adamın yüzüne masum bakışlar attım. Ama o kaşlarını çattı tabii. Gözlerine gölge düştü sanki. Sıradan kahverengi gözler daha korkutucu olmuştu şimdi.
"Komutanım ben bilmiyordum gerçekten."
"Neyi?"
"Asker olduğunuzu."
"Ama saçımı neden durduk yere çektiğini biliyorsun." Korkumu belli etmedim ve dik durmaya devam ettim. Ortam sessizdi tüm bakışlar bizim üzerimizdeydi sanki. "Bir açıklama bekliyorum."
"Nerden tanıştığınızı bilmiyorum ama bir sakin olur musunuz?" Güzel yüzlü kadın yanımıza yaklaşıp ikimizin de yanında dikildi. Hatırladığım kadarıyla Tuğçe Sarıkaya bu kızdı.
İsminin Turan Enis olduğunu öğrendiğim adam arkasını döndü ve boş tekli deri koltuklardan birine oturdu.
"Kaos kokusu misss." Hasan Can'da elindeki zipponun kapağını bir açıp bir kapatarak ortamı izliyordu. Gıcık almıştım istemsizce.
Kalçasını masaya dayamış uzun boylu adamla bakışlarımız kesişti. Sarışındı ama koyu sarı. Buğday tenliydi. Bakışları normaldi. Düşman gibi bakmıyordu aksine samimi gibi duruyordu.
"Özür dilerim komutanım ama bu hareketiniz çok ergence geldi bana." Dedi Ecem. Güzel siyah saçları vardı örülüydü. Sakız çiğniyordu. Çok güzel bir kızdı.
"İltifatın için teşekkürler Başçavuş." Turan bakışlarını benden çekip Ecem'e baktı. Bir anlık beni umursamıyor diye farkettirmeden sarışın adamın yaşlandığı masanın sandelyesini çekip oturdum. Bordo beremi kafamdan çıkarıp masanın üzerine kattığım da adamla yeniden göz göze geldik.
Yukarıdan bana bakıyordu. Bende onu daha iyi görebilmek için sandelyede biraz aşağıya kayıp kafamı sandelyenin başına yasladım.
"Niye çıldırttın adamı?" Derin bir nefes verip adamın yüzünü inceledim. Yanlız yakışıklıydı.
"Yürüyen merdivenlerdeyken saçını çekmişim yanlışlıkla." Kaşlarını havaya kaldırıp sırıttı. Kollarını göğsünde birleştirip yeniden Turan'a baktığını gördüm.
Tuğçe'de Ecem'le konuşmak için onun yanına gitmişti. Diğer üç adam da aralarında saçma espiriler yapıyor gülüşüyordu.
"Nasıl tepki verdi?"
"Ters bir tepki." Yeniden bakışları bana döndü.
"Şaşırmadım." Kaşlarım çatıldı. Bu adam onu tanıyor muydu yoksa? "Niye yaptın böyle birşey?"
"Ya saçında seyreklik vardı sanki. Ama yokmuş. Bende bakarken saçını çekmiş oldum yanlışlıkla. Bu arada adın neydi?" İsim hafızam herkese yetmişti bir bu cool man tarzlı adama yetmemişti. Tabii bizim cool man de yalana inanmıştı hemen.
"Gökay Karaman." Sadece yüzüne baktım. Gökay isminin anlamını biliyordum. Eski aşkımın ismiydi.
"Göklerde ki parlak ay. Güzel isim." Kafasını onaylayarak salladı. Karşımda ki sandalyeyi çaprazıma çekip oturdu. Kafamı yaşlandığım yerden kaldırdım.
"Carina takım yıldızının adı. Değil mi?" Kaşlarımı çattım. Bunu çoğu kişi bilmezdi.
"Nerden biliyorsun bunu."
"Okuduğum bir kitapta karşıma çıkmıştı ordan biliyorum. Ha bu arada herkesle bu kadar samimi konuşmam. Sevmem yani konuşmayı." Kollarını göğsünde birleştirip arkasına yaslandı.
"Çok sağol ya. Mutlu oldum." Sırıtarak ona baktığımda gülümseyerek kafasını arkaya attı. Gerçekten samimi biriydi.
"Mutlu olmana sevindim havuç kafa." Gözlerimi kısıp en kötü bakışlarımı attım ona. Saçlarıma hayatım boyunca çokça böyle lakaplar takılmıştı. Sevmezdim hiç bir zamanda sevmiyecektim.
"Ha ha ha çok komik. Ben sana sarı civciv diyor muyum?" Tek kaşını kaldırdı ve masaya ellerini katıp yüzüme doğru yaklaştı. Ciddileşmişti.
"Aklından bile geçirme böyle birşeyi." Bu sefer gülen taraf ben oldum. Geri çekildiğin de artık bakışları ciddiydi ama sinirli değildi. Yanımda ki sandalye çekilince kafamı çevirip gelen kişiye baktım.
"Ee nasılsınız? Ha bu arada ben Yamaç Öztürk memnun oldum komutanlarım." Sırıtarak bana elini uzattı. Kumral yeşil gözlüydü. Bu da yakışıklıydı anasını satayım.
"Bende Karina Alagül memnun oldum. Resmiyete gerek yok." Diyerek uzattığı eli tuttum.
"Gökay Karaman. Resmiyete gerek var." Ciddi ifadesi değişmeden adamın uzattığı eli tutup sıktığını gördüm. Cidden konuşmayı seven biri değildi galiba.
O sırada da masaya yeni biri daha kurulmuştu. Tam karşıma en sert bakışlarıyla Turan Enis Dermirhan oturdu. Başıma belamı olucaktı bu adam.
"Bende Turan Enis beyler. Tim'in komutanıyım ayağınızı denk alın. Özellikle sen Gökay. Ters bir hareketini görmiyecem." Kollarını göğsünde birleştirip yüzüme bakmak yerine arkamda ki boş duvarı inceledi.
Tim'in diğer üyeleri de sıra sıra gelip boş sandelyelere kurulmuştu. Turan'ın yanında Alp Bora onun yanında Hasan Can onun karşısında Ecem Nur onun çaprazında ki sandalyede de Tuğçe vardı.
"Komutanım birşey sorabilir miyim?" Alp Bora yanında oturan Turan'a eliyle bir işareti yaparak masum bakışlar atıyordu.
"Sor." Bakışları duvardan ayrıldı ve bana çevrildi. Saniyelik bakışmamızdan sonrada yanında ki Alp Bora'ya döndü.
"Bir görevde en az kaç leş alıyorsunuz?" Güzel soruydu. Benim rekorum 24'dü. Ve o görev kadar zor bir göreve çıkmamıştım bir daha.
"Altmış yedi leş yetmiş altı kurşunla." Alp Bora şaşkın yüz ifadesiyle yeniden sandalyede geriye doğru yaslandı.
"Yanlız çok yakışıklısınız komutanım." Yanımda oturan Yamaç sırıtarak Turan'a iltifat ettiğinde. Öküz bunu umursamamıştı bile.
"Ee böyle hiç konuşmıyacak mıyız?" Tuğçe hepimize soran gözlerle bakarken sert bakışlarla öne doğru eğildim yüzünü görebilmek için.
"O zaman anlatta dinleyelim Tuğçe. Ne dersin?" Ortamda ki sessizlik devam etti Tuğçe benden düşük rütbeliydi. Bu yüzden bana ses çıkarmadı. Yeniden geriye doğru yaslandım.
Odaya geldiğimizden beri Turan'a değişik bakışlar atıyordu. Hemen de aşık olmuştu herhalde komutanına. Ama ne güzel.
"Komutanım saçlarınız boya mı?" Alp Bora bu sefer bana doğru bakarak o muhteşem soruyu sormuştu. Gökay bu soruya dayanamayıp güldü. Oflayarak kafamı öne eğip elimi alnıma attım. Ne vardı saçımda ya. İlk defa mı kızıl kız görüyordunuz.
"Yok boya değil Alp." Kafasını onaylayarak salladı ve yeniden sandalyesine yaslandı. Ortamı zippo kapağından çıkan demir sesi doldurdu. Hasan Can yine zippoyu bir açıp bir kapatıyordu.
"Sigara mı içiyorsunuz komutanım?" Alp Bora bu sefer ki meraklı sorusunu da Hasan Can'a sordu. Esmer adam onu umursamak istemiyordu ama mecburdu. Aynı Tim'deydi. Bu yüzden de cevabı sakin bir şekilde meraklı Alp Bora'ya söyledi.
"Evet bir sorun mu vardı?" Alp Bora Hasan Can'ın ters bakışlarından tırsmış olucak ki bir cevap vermedi.
"Şey meraktan soruyorum komutanlarım ama anne babanız nereli?" Yamaç'ın ortaya attığı soruya yüzümü buruşturdum. Aile konularını sevmezdim. Ne kendi ailemi ne de başka kişilerin ailelerini umursardım.
"Benim babam Denizli'li annemde Aydın'lı." Tuğçe Yamaç'a gülerek cevap verdiğinde Yamaç sadece kısa bir baş hareketiyle onu onaylamıştı.
"Benim baba Kastamonu'lu anne Bursa'lı." Alp Bora'da nereli olduğunu söyledikten sonra ortaya Hasan Can konuştu.
"Annem de Ağrı'lı babamda." O sırada bakışlarımız yine Turan komutanla kesişti. Bu sefer gözlerimi kaçırmadan baktım. O da bana meydan okuyarak gözlerini kaçırmadı.
"Babam Çankırı'lı annem Ankara'lı ama İstanbul'da doğup büyüdüm." Ecem'de nereli olduğunu söyledikten sonra Gökay, Turan ve ben kalmıştık. Bakışlarımı sonunda çektim. En son ben söylemek istiyordum.
"Babam Adana'lı annem de Adana'lı." Gökay'la bakışlarımız kesişti. Konuşmayı sevmediğini anlamıştım aslında. Derin bir nefes verip ondan önce ben söyledim.
"Babam Bursa'lı annem de Rus." Sessizlik oluştuğun da bakışlarımı duvarda ki saate dikdim.
"Vallahi tahmin etmiştim komutanım. Saçlarınızdan." Alp Bora sırıtarak bana neşeyle bakıyordu. Tuğçe kaşlarını kaldırdı. Şaşırmış mıydı? Ecem ve Hasan'da yüzünde mimik oynamadı.
"Ee komutanım siz söylemiyecek misiniz?" Yamaç merakla Gökay'a baktı. Söylemek istemediği anlaşılıyordu.
"İkiside Samsun'lu." Kısa ve net. Buna alışmak lazımdı. Her zaman kısa cevaplar vericekti demekki. Tabii benimle niye uzun zamandır arkadaşmışız gibi davrandı bilmiyorum ama. İyi bir insana benziyordu.
Yine herkes sessizliğe büründü. Masadan ilk kalkan Turan oldu. Bana yangın merdivenlerinin oraya gelmemi istemişti. Ondan sonra Gökay kalkıp odadan çıktı. Sonra Hasan Can kalkıp çıktı. Sigara içmek için çıktığı bariz ortadaydı. Sonra Alp söylenerek kalkıp gittiğin de odada sadece Tuğçe ile ben kaldım. Ona bakmıyordum. Ama onun bana baktığını hissedebiliyordum.
"Komutanım sakıncası yoksa birşey sorabilir miyim?" Ne sorucaktı ki şimdi? Ne sorabilirdi. Annemi mi? Yoksa Turan komutanla olanları mı? Derin bir nefes alıp ona baktım. Sevmemiştim bu kızı.
"Turan komutanla aranızda birşey mi var?" Tek kaşımı kaldırıp korkulacak bakışlar attım. Kehribarlarım alev alev yanıyordu.
"Bu seni ne kadar ilgilendiriyor Tuğçe?" Dik dik bana bakması ayrı bir sinirimi bozmuştu zaten. Sırf aynı Tim'deyiz diye sesim çıkmıyordu.
"Özür dilerim komutanım." Oturduğum sandelyeyi geriye çekip ayağa kalktım. En ters bakışlarımı atıp en sonunda bende odadan çıktım.
Ahanda şu duvara yazıyorum. Bu kız benim başıma bela olmazsa bende Karina Alagül değildim.
.
Bölüm etkileşimi
