5. bölüm · TEHLİKE KAPANI
TEHLİKE KAPANI- 4. BÖLÜM
Gözlerimi yavaşça aralarken kapı zilinin çalınma sesini duyuyordum. Sinirli bir hırıltı çıkartarak yerimden kalktım. Kapıya yönelmedim. Her kimse bekleyebilirdi. Sağ ayağımın üzerine ağırlığımı verdim. Sağ elimi, sağ tarafta ki kalçamın hemen üzerine koydum. Sol elimi kaldırdım ve kolumda ki saatten saatin kaç olduğuna baktım. Sabahın erken saatleriydi. 08:32 idi. Sinirli ve keskin bir homurtu çıkarttım. Sinirli homurtuya rağmen dışarıdan bakılınca pek de sinirli görünmüyordum. Hangi aptal bu kadar erken saatte kapımı çalardı ki? Kapımın melodik sesini tekrar duydum. Derin bir nefes verirken odanın kapısına doğru ilerledim. Kapı zaten aralıktı. Kolunu indirmeme gerek yoktu. Kapının kenarını tuttum ve kendime doğru çektim. Geçmem için yeterli olacak kadar aralık açtıktan sonra kapıyı bıraktım ve odadan çıktım. Attığım her bir adımla yerler çıtırdıyordu. Çıplak ayaklarıma zeminin soğukluğu vuruyordu. Köşeyi döndüm ve salona geçtim. Direkt olarak ana kapıya yöneldim ve elimi kapı koluna uzandım. Parmaklarımla temas etmesine bir kaç saniye kala tekrar aynı melodik sesi duydum. Kapıyı aniden gürültüyle açtım. Kapıyı çalan kişinin her gün süt almak için dadanan yan komşum veya dedikodu anlatmak için saat başı ziyaret eden köşede ki komşum olmasını beklerken onu görmüştüm. Ahmet'i. Elinde küçük bir poşet vardı. Ona Ahmet demek içimden gelmiyordu çünkü bu onun gerçek ismi değildi. Şaşırmış olsam da yüzümde ki nötr ifade değişmemişti. Duygularımı, hissettiklerimi dışa vuran biri değildim. Karşımda elinde küçük bir karton poşetle duran Ahmet bir kerelik kısa süreliğine boğazını temizledi. Poşeti bana uzattı. Tek eliyle işaret parmağı, orta parmağı ve yüzük parmağı olacak şekilde üç parmağıyla tutuyordu. Poşete şüpheyle baktım. Şüpheli bakışımı belli etmemeye çalıştım. Dışarıya yansıyıp yansımadığından emin değildim. Bakışlarımı yukarı kaldırdım ve bana poşeti uzatan adamın yüzüne baktım. Ardından sakin ve minnettar bir ses tonuyla konuşmasını duydum. "Dünkü yardımınız için bir teşekkür hediyesi vermek istedim." Gülümseyerek söylüyordu. Poşete baktım. Kabul etmeli miydim yoksa etmemeli miydim? Kabul etmezsem muhtemelen peşime düştüğünü anladığımdan şüphelenecektir. Bunun yerine elime çok iyi bir fırsat olarak geçen yakınlaşabilecek olmak fırsatı elimden uçup gidebilirdi. -Belki aramızın açılması biraz abartı olabilirdi...- Verdiği hediye her neyse her şey olabilirdi. Bir patlayıcı, kamera, ses dinleme cihazı, GPS, belkide 3'ünden 2'si veya tümü bir arada. Gülümsedim ve poşeti sapından tutup onun elinden alarak kabul ettim. Gülümsemem sahte bir gülümsemeydi ama bunu o kadar çok yapmıştım ki gerçeğiyle ayırt edilemezdi. Poşeti alırken parmaklarımız çok kısa bir an temas etti. Hiç değmedi denecek kadar kısa bir an. "Teşekkür ederim. Bir gün evime beklerim. Komşu komşuya biraz sohbet ederiz." Dedim ve bir cevap beklemeden kapıyı kapattım. Şahsen bu oldukça doğaldı. Komşu komşuya oturup sohbet etmek. Havadan sudan konuşurken bir şeyler yiyip içmek. Hızlı ama bir o kadar yavaş adımlarla koltuğa doğru ilerledim. Koltuğa oturdum ve poşette ki şeyi çıkartıp masaya koydum. İncelemeye başladım. Sandığa benziyordu ama sandık değildi. Ortasında oval bir düğme vardı. Sandık benzeri kutu süslüydü. Canlı renkler dalgalı çizgiler çiziyordu. Köşelerinden sarkan renkli süslemeler vardı. Canlı, renkli çizgilere rağmen sandığın ana rengi kahverengiydi. Elimi uzatıp işaret parmağım ile oval düğmeye bastım. Kapağı açıldı ve aniden içinden saldırı pozisyonunda bir palyaço çıktı. Bir kaç santim arkama doğru eğildim. Ürkmemiştim. Beni şaşırtmıştı. Ellerini iki yanda aşağıda ve yukarıda olmak üzere kırpılmış parmaklarla açmıştı. Ağzı ısıracak gibi açıktı. Pennywise'a benziyordu. Belki de beni kurbag olarak seçtiği hakkında mesaj veriyordu. İsteğim dışında çok kısa bir süre kıkırdadım. Palyaço figürüne bakarken güldüğüm şeyi farkına vararak sustum. İki elimle tahta kutunun köşelerini kavradım. Buna ihtiyacım yoktu. Bir işime yaramayacaktı ve eğer ki bu saçma şeye GPS, ses dinleme cihazı veya bir kamera yerleştirmişse benim yanımda bir yeri yoktu. Ayağa kalktım. Kasıtlı olarak adımlarımı mutfağa taşıdım. Kapıdan içeri girdiğimde yönümü değiştirdim ve köşede ki çöpe yöneldim. Hiç düşünmeden elimdekini çöp kutusuna attım. Ona ihtiyacım yoktu. Kolumu kaldırıp kolumda ki saatten saate baktım. Saat 09:23 idi. Yapacağım şey için geç bile kalmıştım. Mutfaktan ayrılıp odama geçtim. Girdiğimde hiç bir şeye bakmadım. Her şeyi zaten ezbere biliyordum. Direkt olarak gardırobuma yöneldim. Kulpu tutup kendime doğru çektim. Kıyafetlerim açığa çıktı. Siyah bir eşofman altı, siyah bir tişört ve siyah bir kapüşonlu hırka çıkarttım. Her birini tek tek üzerime geçirdim. Hırkanın fermuarını kapattım ve kapüşonunu kafama gerdim. Altta ki çekmeceye eğildim ve kulpu tutup çektim. Çekmece siyah maske, şapkalar, eldivenler ve gözlüklerle doluydu. Bir adet maske aldım ve lastiklerini kulaklarının arkasına geçirdim. Tekrar çekmeceyi kapattım. Bu 20°c'lik sıcakta fena halde terleyecektim. Ellerimi cebime soktum ve ana kapıya doğru ilerledim. Anahtarları aldım. Eşofman altının cebine bıraktım. Kapı koluna uzandım. Duraksadım. Kapı koluyla temas edip, kapı kolunu indirip, kapıyı açıp evden çıkmadım. Düşündüm. "O da benim peşimde. Ya o da beni izliyorsa? Bu kadar erken saatte neden uyanıktı? Uyandığımı nereden bildi?" Elimi indirdim. O da beni gözetliyordu. Günlük olarak ne zaman kalkıp gözetlemeye başladığını öğrenmem gerekiyordu. Bunun için ne yapebilirdim? Evimin karşısında oturduğunu söylemişti. Kapımın hemen üzerine bir kamera yerleştirebilirdim. Şuan beni izliyor olabilir miydi? Elbette. Muhtemelen akşama kadar izlemeye devam edecekti. Ana kapının önünden ayrılıp salona yöneldim. Koltuğa oturdum. Öne doğru eğildim. Kollarımı iki ayağımın üzerine dayadım. Ellerimi önümde birleştirdim. Gün boyu evde kalırsam beni izlediğini bildiğimi anlardı. Ne yapabilirdim? Markete gidebilirdim. Yada teklifini kabul edip evine gidebilirdim. Ama bu kadar çabuk mu? AVM'ye gidebilirdim. Yada kasaba. Çiğköfte almaya da gidebilirdim. Seçenekler çoktu ama her biri sıkıcı geliyordu. Hemen çıkmama gerek yoktu, değil mi? Biraz televizyonda gezinebilirdim. Kafamı yanımda ki kumandaya çevirdim. Elimi uzattım ve parmaklarımla kumandayı kavradım. Avucuma aldım ve kendime doğru çektim. Arkama yaslandım ve bacak bacak üzerine attım. Maskemi indirdim ve kapüşonumu çıkarttım. Kumanda da ki kırmızı güç düğmesine bastım. Televizyon açıldı. TV'ye girdim. Kanallar arasında gezinmeye başladım. Tek bir güzel şey yoktu. WaT isimli bir kanalda durdum. Ne bir haber ne de bir dizi ne de başka bir şey vardı. Sadece her zaman ki boş reklamlardan biri. Onu düşündüm. İsminin Ahmet olduğunu iddia eden kişiyi. Bende garip bir şekilde merak uyandırmaya başlamıştı. Mesela neden suçluları öldürüyordu? Adaletin olmadığı bir dünyada, insanların en vahşi hayvanlardan daha kötü olduğu dünyada adaleti arıyordu. İyi insanları arıyordu. Neden? Gerçek adı neydi? Nasıl biriydi? Yada hiç daha önce birini sevmiş miydi? Yeni bir soru. Sevmek nasıl bir şeydi? İnsanlar neden sever? İnsan soyu neden önem görür? İnsanların tek yaptığı birbirini sömürmek. Öyle değil mi? Belkide hayat çok daha güzeldi. Ben sadece karanlık yanlarını gördüm. "Her neyse." Diye geçirdim içimden. Bu boş düşüncelerden kurtulmam en iyisi olurdu. Kırmızı düğmeye basarak televizyonu kapattım. Ardından kumandayı koltuğa attım. Ayağa kalktım. Adımlarımı mutfağa yöneltti. İçeri ilk adımını attığımda kafamı çevirip çöpe baktım. O hediye hala orada duruyordu. Kafamı çeviridm ve buzdolabına baktım. Bir şeyler yeme zamanı gelmişti artık. Buzdolabına doğru yürüdüm. Tam çaprazında durdum ve gri kolunu bütün bir elimle kavradım. Kuvvet uygulayarak çektim ve açtım. Bakındım. Meyveler, geçen haftadan kalan fazla tuzlu bir pilav, yoğurt, limon ve bir dizi yumurta.
Bölüm sonu. Devam edecek...
