4. bölüm · TEHLİKE KAPANI

TEHLİKE KAPANI- 3. BÖLÜM

Elifnaz

Geleceğini biliyordum. –Tahmin edebiliyordum.– Ama bu kadar erken gelmesini beklemiyordum. Belki de o değildi, sadece benzetiyordum. Yine de onu kaçıramazdım. Yüzüme yalan bir masumlukla gülümseme takındım. Sonunda cevap verdim. "Elbette, buyurun gelin. Kardeşte bir can parçasıdır sonuçta." Minnettarlıkla teşekkür sunarak hemen arkamda ki koltuğun kapısını açtı. Kolumu kaldırdım. Ters takılmış saatten saatin kaç olduğuna baktım. 13:08 idi. O koltuğa yerleşirken ben telefonumu çıkarttım. Baş parmağımla güç düğmesine bastım. Yüzüme ekranın parlaklığı vurdu. Aynı baş parmağımı telefonun ortasına koydum ve parmağımı yukarı kaydırdım. Pin kodu çıktı. Tereddüt etmeden açtım. Onun görmesi benim için bir sorun teşkil etmiyordu. Daha sonra değiştirebilirdim. Değiştirmeyecek-sem bile zaten ölecekti. Direkt olarak galeriye girdim. Tüm o fotoğrafların en başında ki fotoğrafı açtım. Önce fotoğrafa baktım. Daha sonra arkama dönüp adama baktım. Göz göze geldik. Bana bakıyordu. Bana yalvarırken ki ifadesiyle duruyordu. İkisi aynı kişiydi. Çene hatları, burunları, gözleri, dudakları... Her şeyiyle aynıydı. Tam önüme döneceğim sırada titrek bir ses ile konuştu. O endişeli ifadesi kaybolmamıştı. "Ne bekliyorsunuz? Hastaneye gitmem gerekiyor!" Önüme döndüm. Telefonu tek bir hareketle kapattım ve cebime attım. Rahattım çünkü beni şimdi öldürmeyecekti. Bunu biliyordum. Öldürmek için 1-2 aylık işlemi tamamlaması gerekiyordu. Tıpkı benim gibi. Bir katil olarak bunu anlamam zor değildi. Gaza bastım ve arabayı sürmeye başladım. Gözüm yoldaydı ama aklım yolda değildi. Onu hastaneye bırakıp elim boş dönmeye hiç niyetim yoktu. Aklıma gelen ilk soruyu sordum. "Adın nedir?" Yalan söyleyeceğini biliyordum. Gözlerimi yoldan dikiz aynasına çevirdim. Ona baktım. Bana bakıyordu. Ardından sesini duydum. "Bir önemi var mı?" Anında tekrar yola baktım. Sakin bir ses tonuyla cevap verdim. " Hayır." Sol elimi camdan dışarı çıkarttım. Derin rüzgar elime çarpıyordu. Daha sonra hiç beklemediğim bir şekilde adam soruma cevap verdi. "Ahmet." Son derece klişe bir isim. Elbette gerçek adı değildi. Tek ve keskin bir nefes verdim. Başımı hafifçe yana eğdim. Gözlerim yolu tarıyordu. Başka bir soru sordum. "Oralarda mı yaşıyorsunuz?" Bir elimle saçımı arkaya attım. Saç tutamlarım parmaklarımın arasına doluştu. Tekrar dikiz aynasından isminin Ahmet olduğunu iddia eden adama baktım. Bana bakıyordu. Gözlerinde bir endişeden çok dikkat vardı. Nötr bir ifadeyle bana bakıyordu. Nötr ifadesi yavaşça endişeli tona geri döndü. Ani veya aceleci değildi. Daha sonra cevabını duydum. "Evet." Kısa bir cevaptı. Bir soru daha soracağım sırada titrek bir sesle tekrar konuştuğunu duydum. "Hastaneye ne kadar kaldı acaba?" Bakışlarımı yola çevirdim. Direksiyonu çevirdim. Cevap verdim. "Neredeyse vardık." Ardından yeni bir soru sordum. "Eviniz tam olarak nerede?Ziyaret edip baş sağlığı dilemek isterim." Cevap bekledim. Gösterdiğimin aksine dikkatim yolda değil, arkamda ki kurbanımdaydı. Kısa bir süre bekledikten sonra adamın cevabını duydum. "Karşınızda ki evde yaşıyorum." Başımı kesıtlı olarak hafifçe salladım. Adam bir şey daha söylemek istermiş gibi ağzını açtı ama sesi boğazından dışarı çıkmadan tekrar kapattı. Onu söylemeye teşvik etmedim. Muhtemelen işime yaramayacak aptalca bir şeydi. Arabayı yavaşlattım. Hastanenin önünde durdum. Arkama bakmadım. Ellerim hâlâ direksiyondaydı. Arka koltuğun kapısının açılma sesini duydum. Daha sonra kapanma sesini. Motoru çalıştırdım. Motorun gürültüsü etrafa nahoş bir gürültü yaydı. Yüzümde ki ifade nötrdü. Daha sonra adamın endişeli sesini tekrar durdum. Sesi yolculuk sırasında ki bir anlık nötr ifadesiyle tam bir tezat oluşturuyordu. "Teşekkür ederim!" Kafamı çevirip sesin geldiği yöne baktım. Adamın astanenin kapısına doğru ilerleyen silüetini gördüm. İç sesimle tekrar ettim. "Evimin karşısında ki ev." Dudağımın kenarı zevkle kıvrıldı. Bakışlarımı karşımdaki yola çevirdim ve gaza bastım. Araba hareketlendi. Öncesinde yavaş, daha sonra normal bir hızla ilerledi. Eve doğru yol aldım. Aklımdan sormak istediğim ama soramadığım sorular geçiyordu "nerede çalışıyor?", "çalışıyor mu yoksa benim gibi öldürdüklerini parasını mı alıyor?", "gerçek adı ne?", "Aklında ki plan ne?", "neden evini söyledi?", "gerçekten kardeşi var mı?"
Arabayı sürmeye devam ettim. Trafik ışığında yeşil ışığın sönüp sarıya dönmesi, daha sonra sarının da sönip kırmızıya geçmesiyle arabayı durdurdum. Derin bir nefes verdim ve bir elimle saçlarımı arkaya attım. Kolumu yanımda ki açık camdan dışarı sarktım. Beklemeye başladım. Yaşlı bir adam elinde bir afişle kolumu sarktığım camın karşısında belirdi. Afişte ki fotoğrafa baktım. Son öldürdüğümden bir önce ki öldürdüğüm kurbanım vardı. Tekrar yaşlı adama baktım. Yüzümde ki ifade nötrdü. Bir endişe, korku, suçluluk duygusu veya herhangi bir şey... Boş, herhangi bir duygu veya ifade barındırmayan bir bakış. Trafik ışığına baktım. Kırmızı ışık söndü ve hemen altında ki sarı ışık yandı. Motoru çalıştırdım. Gaza bastım. Araba neredeyse kaplumbağa hızında ilerledi. Açık camdan afişi uzattı. Benden istediği şey açıktı. Onu görürsen lütfen numarayı ara. Yada belkide polise verip adamla buluşturmamı falan bekliyordu. Bunu kızın katili olduğumu bilmeden yapıyordu. "Aptal ihtiyar." Diye geçirdim içimden. Yeşil ışık yandı. Gaza rekrar bastım ve arabanın hızını arttırdım. Yaşlı adam konuşmamıştı çünkü dilsizdi. Tıpkı kızı gibiydi. Bunu biliyordum çünkü haftalarca hakkında ki şeyleri araştırmıştım. Neredeyse 1 ay. Belki daha fazla. Arkama yaslandım. Sessiz, alçak uğultulu bir şekilde bir melodi mırıldanmaya başladım. Direksiyonu çevirdim. Araba yön değiştirdi. Ana yolda ilerlemeye devam ediyordum. Düşünmeye başladım. "Ona nasıl daha fazla yakınlaşabilirim?" Onunla ne kadar yakın olursam işim o kadar kolay kolay olurdu. Fakat bu onun içinde geçerli olurdu ve bu beni riske atardı. Belkide takip etmeli, programını ve çevresini öğrenmeliydim. Bu beni daha az riske sokardı. Direksiyonu tekrar çevirdim. Ara sokağa girdim. Evlerin önünde top ve saklambaç oynayan çocuklar vardı. Kuşun cıvıldamadı gibi neşeli kahkahalar saçıyorlardı etrafa. Ne sinir bozucu bir gürültü... Öldüreceğim kişilere yaş sınırı koymamış olsaydım muhtemelen 2. Kurbanım çocuklar olurdu. Şımarık veletler... Her zaman girip çıktığım evin önünde frene basarak arabayı durdurdum. Arabayı bagaja yerleştirdim ve anahtarı aldım. Yanımda ki kapıyı açtım. Arabanın dışında ki betona ayağımı bastım. Ddaha sonra kafamı çıkarttım. Arabadan çıktım ve kapıyı keskin bir kapanma sesiyle kapattım. Bagajdan çıktım ve evin önünde ki ana kapıya yöneldim. Elimde ki çıkartmış olduğum anahtarı kasıtlı olarak anahtar deliğine soktum. Çevirdim. Kapıyı keskin bir tık sesiyle açıldı. Boşta ki elimi kaldırdım ve kapıyla temas ettim. Kuvvet uygulayarak kapıyı ittirdim. Bir aralık oluştu. İçeri bir adım attım. Ardından 2. Adımı attım ve içeri girdim. Kapıyı arkamdan kapattım. İçeriden kilitlemek yerine duvarda ki askılığa anahtarı astım. Salona geçtim. Kendimi koltuğa attım. Dar, uzun koltukta sırtüstü şekilde uzanır pozisyona geçtim. Bir elimle saçımın bir tutamını aldım. Sebepsizce okşamaya başladım. Boş tavanı izliyordum. Aklımda aynı soru tekrar dönmeye başladı. "Evinin yolunu neden söyledi? Ne planlıyor?" Daha sonra "her neyse." Diyerek geçirdim içimden. "Ne de olsa o aptal bana bir şey yapamaz." Belirgin bir kibirle söylemiştim bunu. Koltukta oturur pozisyona geçtim. Ardından yere adım attım ve koltuktan indim. Kasıtlı olarak yatak odama yöneldim. Kapı kolunu kavradım. Avuç içim baskı uygularken parmaklarım etrafını sarıyordu. Dokusu yumuşak cildimle tam bir tezat oluşturuyordu. Kolu indirdim ve kapıyı açtım. İçeri girdim. Pencereden havaya baktım. Hava hâlâ aydınlıktı. Yine de bugün sebepsizce yorgundum. Bir kaç saat içerisinde neredeyse tüm enerjim tükenmişti. Yavaş adımlarla ilerledim ve kendimi yatağa attım. Üzerimi değişmek yada üzerime bir örtü geçirmek gibi şeylerle uğraşmadım. Gözlerimi kapattım ve vaktini farketmeden bir süre sonra uykuya daldım. İlk defa bu kadar hızlı uykuya dalmıştım.

NOT: Bu bölümde bir anlık geçen çocuk nefreti için özürümü sunmak isterim. Kendini kötü hisseden minik okurlarım için de ayriyetten özür dilerim. Amacım küçük düşürmek değildi. Karakterin çocuk, yaşlı, genç farketmeksizin herkese bir nefret beslediğini göstermekti. Tekrar özür diliyorum.🫶🏼

Bölüm sonu. Devam edecek...