5. bölüm / 7
TEFECİ HARUNBÖLÜM 5
Bölümler 7Şu an: BÖLÜM 5
- 1 BÖLÜM 1788 kelime
- 2 BÖLÜM 21.005 kelime
- 3 BÖLÜM 3958 kelime
- 4 BÖLÜM 41.000 kelime
- 5 BÖLÜM 5932 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 BÖLÜM 6477 kelime
- 7 BÖLÜM 7579 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Onun sözlerinden sonra gidip her şeyini hazırladı. İkisi de hazırlığını bitirdikten sonra gidecekleri yere doğru hareket ettiler. Bu arada Kadir, ona çocukların anlattıklarını söylemişti. Harun, onu dinledikten sonra gözleri yaşarmış, fakat bir şey diyememişti. Sadece ona:
‘Zamanı gelince her şeyi açıklayacağım. Umarım, şu an beni sevdiğin gibi o zaman da seversin’ diyebilmişti.
Birkaç yıl sonra...
‘Baba bak, karnemi aldım’ dedi Kadir, sevinçle.
‘Maşallah benim yavrum’ dedikten sonra ona ‘takdir bile almışsın’ dedi, ona sarılarak.
‘Baba, biliyor musun? Öğretmenim, sana o kadar dua ediyor ki anlatamam’ dedi Kadir, Harun'un yanaklarından sulu sulu öperek.
‘Ne yapmışım ki’ dedi Harun, bilmezliğe vererek.
‘Oğlunu iyileştirmek için hastane masraflarını üstlenmişsin. Bundan dolayı da sana minnettar’ dedi Kadir, ardından ona ‘öğretmenim müsait olduğun bir gün gelip seni ziyaret edecekmiş’
‘Tamam, Kadir'im’ dedi Harun ‘yarın müsaidim hocana söylersin okuldan sonra gelip bizi ziyaret edebilir’
Harun, iyilik yaptıkça rahatlıyor, rahatladıkça da iyilik yapmaya gayret ediyordu. Geçmişinde kötülük yaptığı kişilerden bulduklarını, kendisini affetmeleri için yalvarıyordu. Zaman zaman kötülük yaptığı kişiler, onu tersleseler de çoğunlukla onu affediyorlardı. Onların hangi dertleri varsa gideriyor, borçlu iseler borçlarını da ödemeye çalışıyordu.
Onun günleri namaz, kur-an, zikir ve tövbe ile geçiyordu. Geri kalan zamanlarında ise kendi mesleği olan beraberliğe devam ediyordu.
Bir cuma namazında hoca çıkmış vaaz ediyordu. Vaazında faizden bahsediyor, onun kötülüğünü, zararlarını anlatıyordu. Şöyle diyordu Hoca:
‘Değerli kardeşlerim, Bu hadis-i şerif, faiz yiyenlere bir ibret dersidir. Konuyla ilgili bir hadis ve meali şöyledir: "Miraç gecesi bir kavme uğradım. Onların karınları evler gibiydi. O karınların içinde de yılanlar vardı. O yılanlar karınlarının dışından gözüküyordu. Ben dedim ki: Ey Cebrail! Bunlar kimlerdir? Cebrail dedi ki: Bunlar faiz yiyenlerdir." Bu vesile ile -affınıza sığınarak- faiz yiyen ve tövbe etmeyip hâlâ yemeye devam eden kardeşimizi muhatap alarak bir nefis muhasebesi yapmasını tavsiye edeceğiz: Ey faiz yiyen kardeşimiz! Değer mi? Dünyanın fani ve küçücük menfaati için, ahirette böyle bir azaba razı olmak, akıl karı mıdır? Eğer faiz yemekten vazgeçmezsen, yarın mahşer günü böyle haşredileceksin. Karnın ev kadar büyük olacak. İçinde yılanlar gezecek. Buna dayanabilecek misin? Vallahi dayanamazsın. O halde gel, elde fırsat varken bu günaha tövbe et. Vesselam...’
Harun, hocayı dinledikten sonra öyle kötü oldu ki oturduğu yerden kalkmadan saatlerce ağladı. Onu görenler ‘Neden ağlıyorsun kardeşim’ deseler de o habire ağlıyordu, ta ki ikindi namazına kadar.
İkindi namazından sonra hoca onu karşısına alarak:
‘Neden ağlıyorsun evlat’ dedi babacan bir tavırla
Hocam dedi Harun:
‘Hiç affolunmayacak günah var mıdır? Şirk ve büyük günahlardan tövbe eden kişi kurtulabilir mi?’
Bu soru üzerine hoca:
‘Değerli kardeşim, tövbe ettikten sonra affolunmayacak günah yoktur. Ancak günahın affedilip affedilmeyeceğini bilemeyiz. Tövbe ettikten sonra Allah dilerse affeder, dilerse affetmez. Bunun için tövbemizin kabul şartlarına uygun olması gerekir. Şartlarına uygun olarak yapılan tövbeyi Allah affedeceğini bildiriyor. Tövbe edilmemiş olan günahlara gelince; bunlardan şirk asla affedilmeyecektir. Bunun dışında kalan günahlar ise affedilebilecek günahlardır.
‘Hocam’ dedi Harun, büyük günahlar nelerdir?’
‘Büyük günahların belli başlıları şunlardır’ dedi hoca ‘Allah'a ortak koşmak, adam öldürmek, zina iftirasında bulunmak, zina etmek, İslâmî cihattan kaçmak, sihir yapmak, yetimin malını yemek, ana-babaya karşı gelmek, Mekke'nin hareminde günah işlemek, faiz yemek, hırsızlık yapmak, içki içmek, kumar oynamak’ Bir Müslüman hafife almadan, kalbinde iman olduğu halde büyük günah işlerse, dinden çıkıp kâfir olmaz. Ehl-i sünnet, büyük günah işleyen kimsenin kâfir olmayacağını, cehennemde ebedî kalmayacağını, tövbe etmeden ölürse dahi, Allah dilerse lütuf ve ihsanıyla onu affedeceğini, dilerse adaletiyle cehennemde ona azap edeceğini kabul eder. (bk. ŞerhuAkideti't-Tahâviyye s. 370). Kebâirin (büyük günahların) en büyüğü Allah'ı tanımamak, zatında, sıfatında ve fiillerinde O'na ortak koşmaktır. Buna ekberu'l-kebâir denir. "Allah kendisine şirk koşulmasını kesinlikle affetmez. Bunun dışındaki günahları dilediği kimseler için affeder. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur." (Nisâ, 4/48) Mealindeki ayetten şirk dışında bütün günahların affedilebileceğini görmekteyiz. Eğer bir kimse şirk ve inkârından vazgeçip iman etse, elbette o da affedilecektir. Allah'ın rahmetinden ümidini keserek serkeşlik yapmaya devam etmek veya azabından emin olarak günaha aldırış etmeden tövbe etmemek de asla doğru değildir. Mümin, ne kadar günah işlerse işlesin korku ve ümit arasında olmalı, Rabbinden yüz çevirmemelidir. Bu iki durumu açıklayan ayetler vardır: "Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphe yok ki O, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir." (Zümer, 39/53) "(Resûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver. Fakat azabımın da pek acıklı bir azap olduğunu kullarıma haber ver." (Hicr, 15/49, 50)’
Hoca faizi ve tövbeyi anlattıktan sonra:
‘Evlat anlaşılıyor ki birtakım hatalara bulaşmış ve tövbe etmişsin. Yüce Mevla’m tövbeni kabul eylesin inşallah’ dedikten sonra Harun'a ‘bu tür şeyler söylenmez ama ne hata ettin ki saatlerdir ağlıyorsun’
‘Hocam’ dedi Harun ardından sustu. Söyleyip söylememek de kararsızdı. Bu yüzden de susmuş ve hocanın sorusuna cevaplamamıştı.
‘Niçin sustun evlat’ dedi Hoca, Harun'un yüzüne şefkatle bakarak.
‘Hocam’ dedi Harun tekrardan ‘Ben yıllarca faizcilik yaptım. Yani anlayacağınız tefeciydim. Yıllar sonra karşıma bir çocuk çıktı ve o benim aklımı başıma getirdi. Ondan sonra tövbe ettim ve bir daha o günaha bulaşmadım’ dedi utançla.
Kul hakkı insanların canları, bedenleri, ırz ve namusları, manevi şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dini inanç ve yaşayışları gibi konulardaki kişilik haklarıyla mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklarından oluşmakta ve bunlara yönelik olarak yapılan kötülüklerdir. Verilen zararlar kul haklarına tecavüz sayılmakta, bu tecavüz de “mazlime” ve bunun çoğulu olan “mezâlim” kelimeleriyle ifade edilmektedir.
Belli bir kişiye verilen zararlar yanında zimmet, irtikâp, karaborsacılık, fitne, idarî baskı ve zulüm gibi ammenin maddî ve manevi haklarına ve menfaatlerine, huzur, güvenlik ve refahına zarar verme sonucunu doğuran her türlü faaliyet de çeşitli ayet ve hadislerle diğer İslâmî kaynaklarda kul hakkına tecavüz sayılıp yasaklanmıştır. Öte yandan kul haklarına dair hükümler aynı zamanda Allah’ın koyduğu hükümler olduğundan bunlar da geniş anlamda hukukullah içinde görülmüş ve bu hakların gözetilmesi Allah’ın emrine saygı olarak değerlendirilmiştir.
Bölüm etkileşimi
