2. bölüm / 7
TEFECİ HARUNBÖLÜM 2
Bölümler 7Şu an: BÖLÜM 2
- 1 BÖLÜM 1788 kelime
- 2 BÖLÜM 21.005 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BÖLÜM 3958 kelime
- 4 BÖLÜM 41.000 kelime
- 5 BÖLÜM 5932 kelime
- 6 BÖLÜM 6477 kelime
- 7 BÖLÜM 7579 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O günden sonra artık faizli para vermiyordu kimseye. Borcu olanlara kolaylık gösteriyor, ödeme de güçlük çekenlerden de verdiği paranın geri ödemesini almıyordu. Bu durum yaşadığı kasabayı olumlu yönde etkilemiş ondan nefret eden halkın sempatisini kazanmasına vesile olmuştu. Kasabanın tüm halkını dolanıp kendisini affetmeleri için yalvarmıştı. Bu yalvarıştan sonra kimisi affetmiş, kimisi de affetmemişti.
Günler böyle geçerken yavaş yavaş kendisine alışmış hatta ona ‘Baba’ bile demeye başlamıştı. İlk ‘Baba’ dediği zaman birden geçmişe gider gibi olmuştu. Tıpkı sahip çıktığı çocuk gibi annesiz babasız kalmış, aylarca aç susuz, perişan bir hayat yaşamıştı. En sonunda da kendisine bir adam sahip çıkmıştı.
Kendisine sahip çıkan adam ona her türlü imkânı sunuyordu, ama bunun sonucunda da her türlü pisliği bulaşmak zorunda kalmıştı. Çünkü kendisine ona hırsızlıktan tutunda, zehir satıcılığına kadar her türlü pis işleri yaptırıyordu. Böylece her imkânı da ona sunmuş oluyordu. O adamın en çok yaptığı işte tefecilikti. Aradan aylar yıllar geçmiş, kendisine sahip çıkan adam ölmüş onun yerine de kendisi geçmişti.
Zamanla da işlerini ilerletmiş insanları işlerinden etmeye yerinden yurdundan çıkarmaya kadar ilerletmişti işlerini. Hatta cinayet işleyecek kadar canileşmişti. Bunlardan biri de sahip çıktığı çocuğun anne ve babasıydı. Ona sahip çıkan ilk ailesi yetmezmiş gibi ikinci ailesini de öldürtmüştü. İkinci ailesi hatırı sayılır kişilerdi. İnsanlara doğru yolu gösterir, zorda kalanlara yardım elini uzatırlardı. Faizin, hırsızlığın çok kötü bir şey olduğunu, halka anlatıp onları bilgilendirirlerdi. Bu durum Harun'un işlerini düşürmüş, eskisi gibi faizli para veremez olmuştu. Bu yüzden de onlara karşı kin besliyordu.
Bir gün adamlarına emir verip onları getirmesini, gelmezlerse zorla getirmelerini, hatta evi başlarına yıkmalarına dair emir verdi. Adamları aldıkları emir üzerine çocuğun babasının evine vardılar. Kapıyı babası açtı ve onlara:
‘Yine ne istiyorsunuz’ diye sordu. Bu soruyu sorarken en ufak bir korku yoktu kalbinde.
Adamlar, onun korkusuz haline hayran olsalar da patronlarının emrini yerine getirmek zorundaydılar.
‘Harun Bey seni istiyor. Eğer gelmezsen zor kullanmak zorunda kalacağız’ diye tehdit ettiler onu. Bu tehditlere pabuç bırakmayan babası, her zaman kenarda sakladığı tüfeğini alarak onlara doğrulttu. Ardından onlara:
‘Eğer evimi terk etmezseniz silahımı kullanmak zorunda kalacağım’ dedi tehdit edercesine.
Harun'un adamları, onun tutumu karşısında ilk başta tereddüt etseler de kısa sürede toparlanmışlar ve hızlı hızlı bir şekilde ceplerindeki silahları çıkararak eve doğru ateş etmeye başlamışlardı. Çıkan arbede sonucu evde yangın çıkmış, cayır cayır yanmaya başlamıştı. Çocuğun babası evdeki yangını söndüreyim derken, Harun'un adamlarına yakalanmıştı.
Yangın söndürülemeyince de ateş evin her tarafını sarmıştı. Bu arada çocuğun annesi kendi hayatını hiçe sayarak oğlunu kurtarmıştı ama kendisi yangından kurtulamamıştı. Yangın söndürüldüğünde ise artık çok geçti. Ev tamamen kül olmuş, bunun yanı sıra çocuğun annesi de yangında yanarak can vermişti.
Adamlar, çocuğun babasını yaka paça tutup sürükleye sürükleye Harun’un yaşadığı malikâneye getirdiler. Onu ahıra hapsettikten sonra patronlarına:
‘Ağam’ dedi adamlarından biri. Adamları ona ağam diye hitap ediyor, yüzüne bakmıyorlardı, ‘Onu getirdik, fakat bize sorun çıkardı. Bunun üzerine bizde biraz darp etmek zorunda kaldık’
Bir başkası da:
‘Birde bize zorluk çıkarıp gelmeme konusunda direnince evinde yangın çıktı. O, yangını söndürmeyim derken elimize düştü. Bu şekilde de onu yakalayıp buraya getirdik’ dedi.
Harun aldığı habere sevinerek:
"Güzel" güzel sözünü uzatarak söylemişti, "Şimdi elime düştün" dedi ve adamlarıyla beraber çocuğun babasının tutulduğu ahıra gitti. O sırada adamları onu sandalyeye bağlamış bir kenara sabitlemişlerdi.
Patronlarıyla beraber ahıra girince Harun, adamlarına dönerek:
‘Su getirin, getirin ki şu adamı uyandıralım. Yoksa bu gidişle adam uyanmayacak’ dedi tıslayarak. Adamlar bir kova su getirince Harun, su kovasını eline alarak adamın başından aşağıya döktü. Çocuğun babası uyanınca:
‘Reşat’ adamın yüzüne sırıtarak ‘Sana demiştim, paranı öde diye. Oysa sen ne yaptın hem paramı ödemedin hem de sigara kaçakçılığını polise ihbar ettin" deyince Reşat:
‘Harun Bey, taa ilk günden beri sizden para almadığımı belirttim durdum. Buna rağmen, siz hala para aldığımı ima ediyorsunuz. Sigara kaçakçılığına gelince, ilk defa şu an sizden duyuyorum ve sizi kimin ihbar ettiğinden haberim bile yok. Adamlarınız hunharca evimi yakarak ailemi katletti’ dedi, gözlerini kısarak ‘Şimdi söyleyin bana, bunun hesabını Allah Teâlâ katında nasıl vereceksiniz. Tabii Allah Teâlâ’nın korkusu varsa sizde. Şunu hiçbir zaman unutmayın, zulüm ile abad olanın akıbeti berbat olur, aynı benim gibi’
Bunu derken neyi kast etmişti. Kast ettiği şey ileride belli olacaktı. İnsanlar, insanlıktan çıktı mı onlardan her şey beklenir; Mesela, Harun ve onun gibiler. Fakat can çıkmadan umut da hiçbir zaman kesilmez.
‘Umarım Allah Teâlâ’dan bir inayet gelirde sizde aklınızı başınıza alır, bu işlerden vazgeçersiniz. Yoksa az önce dediğim gibi akıbetiniz kötü olur. Böylesi bir durumdan Allah Teâlâ başta sizi olmak üzere hepimizi korusun’ dedi Reşat, sözünün devamında.
Adamın sözleri Harun'un bir kulağından girip öbür kulağından çıkmıştı. Hatta daha çok sinirlenmesine sebep olmuştu.
"Sen kimsin ki bana nasihat vereceksin" dedi ve Onun yüzüne öyle bir yumruk attı ki adamın dişleri kırıldı ve ağzından kanlar boşaldı. Öyle hızlı vurmuştu ki neredeyse eli kırılacaktı Harun'un.
Adam canının yanmasına aldırış etmeden Harun'un yüzüne tükürdü. Ardından ona:
‘Sen tam bir pisliksin ve pislik içinde boğulacaksın’ dedi bağırarak.
Onun bu sözleri Harun'u iyice çileden çıkardı. Cebindeki silahı çıkararak alnına dayadı ve pis pis sırıtarak:
"Senin canını alacağım ve bunu zevkle yapacağım" demesi üzerine adam, hiçbir korku göstermeden.
‘Can alıp can vermek yalnızca Allah Teâlâ’ya aittir. Sen kimsin ki canını alacağım diyorsun. O dilemedikçe ne sen canım alabilirsin ne de bir başkası. Eğer o dilemişse ufak bir taş parçası bile canımı almaya yeter’ dedi ve kelime-i şahadet getirdi.
Adamın son sözü kelime-i şahadet olmuş, arkasından iki el silah sesi duyulmuştu. Ardından da Reşat’ın soluğu tamamen kesilmişti.
Çocuğun babası son nefesini verirken itfaiyeciler küçük çocuğu yangından kurtarmış hastaneye götürüyorlardı. Hastanede tedavi olduktan sonra kimsesizler yurduna yerleştirilmişti. Birkaç yıl orada kaldıktan sonra oradan kaçmış sokaklarda yaşamaya başlamıştı.
O sokaklarda yaşarken tefeci Harun'un azgınlığı daha da artmıştı. Birkaç yıl hapishanede yatmasına rağmen bu onu uslandırmamış, hatta daha çok hırslandırmıştı.
Aslında o özünde iyi bir insandı, küçüklüğünden beri nerede bir ihtiyar görse onun elinden tutar, gideceği yere kadar götürürdü. Nerede bir çocuk görürse onun başını okşar, halini hatırını sorar, yardım ederdi. Onun elinden tutan adam, onu kötü yollara sevk etmeseydi belki de daha iyi bir insan olabilirdi.
Çocuk, kendisini ve ailesini bu durumlara düşürenlere karşı o kadar öfkeli ve kızgındı ki eline geçirse, bir kaşık suda boğabilirdi. O yüzden de hep içinde ukde olarak kalmıştı.
Bölüm etkileşimi
