TEFECİ HARUN kitap kapağı

4. bölüm / 7

TEFECİ HARUN

BÖLÜM 4

Vaveyla Yazarı: Murat Canpolat

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: BÖLÜM 4

Bir insanda Allah korkusu olmadı mı ondan her şey beklenir. Para, pul için her şey onun için mubah olur, tıpkı Harun ve onun benzerlerinde olduğu gibi.
Bu tür insanlar görünüşte mutlu görünürler, fakat içleri kömürden daha karadır. Onların içi bomboştur. Birde İslam’ı tam manasıyla yaşayan insanlara bakalım. Onlar görünüşte hüzünlüdürler, fakat içleri kuş gibi özgürdür. O kadar mutludurlar ki dünyaları onlara versen bu mutluluğu vermezler.
Ey insanoğlu! Nedir bu hırs dünyaya karşı. Sonuçta bu dünya hiç kimseye kalacak değil. Yunus Emre Hazretlerinin dediği gibi Malda Yalan Mülk de Yalan Var Biraz da Sen Oyalan. Hani derler ya Sultan Süleyman'a kalmayan dünya bize de kalmaz. İşte bize kalmayan dünya için birbirimizi yiyoruz.
Hep huzuru başka yerde arıyoruz, oysaki huzur İslam da, namaz da, zikir de, şükür de.
Şükür konusuna gelince, şükredebilmek çok büyük bir nimettir. Şükür Allah Teâlâ’nın onca verdiği nimete karşı teşekkür etmektir. Bir kere düşünelim O (c.c) vermezse biz ne yapabiliriz ki.
Bugün insanlarda ne sabır kalmış ne de şükür. O yüzden de musibetler başımızdan eksik olmuyor. Eskiye dönüp bakarsak her şeyimiz var ama şükür yok, şükürsüzlük almış başını gidiyor.
Birazda şükür nedir ona bakalım; İslam âlimleri şükrü şöyle tarif etmişlerdir: Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip dil ile de hamd etmektir. Allah Teâlâ’nın emirlerini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak şükretmek olur. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşat etmek de şükür sayılır.
Şükür, Allah Teâlâ’nın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, günahlardan kaçınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği nimetlerle günah işlerse, nankörlük etmiş olur. Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allah Teâlâ’nın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, Müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır. Şükür, Allah Teâlâ’nın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allah Teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de şükürdür. (Allah Teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demesi de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allah Teâlâ’nın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür.
Harun, çocuktan alacağını almıştı. Bundan sonra elinden geldiği kadar iyilik yapacak, eski kötülüklerini unutturmaya çalışacaktı. Bu maksatla çocuğu yanına aldı ve onu en güzel şekilde yetiştirmeye çalıştı. Hem kendisi öğreniyor hem de çocuğa öğretiyordu. Çocuk da kuran kursunda öğrendiklerini Harun’a öğretiyordu.
Bölüm 2
Harun eski hayatına dönmemek için elinden geleni yapıyor. Çocuğu en güzel şekilde yetiştirmek için çaba gösteriyordu.
Onu okula yazdırdıktan birkaç hafta sonra çocuk eve gelmiş, Harun'un dizinin dibinde oturmuştu. Baba olarak gördüğü adamın yüzüne bakarak:
‘Baba okulda veliler toplantısı var’ dedi çocuk, neşe içerisinde.
Onun kendisine baba demesi bu kadar hoşuna gidiyordu ki, her baba deyişinde içi kıpır kıpır oluyordu. O bile çocuğu, kendi çocuğu olarak benimsemişti.
‘Tamam, oğlum’ dedi Harun çocuğa şefkatle bakarak.
Ertesi gün veliler toplantısı yapılmaya başlamış, okul velilerle dolup taşmıştı.
Harun veliler toplantısının yapıldığı okula gelince velilerin garip bakışları ile karşılaştı. Hatta bazıları ona tiksinti ile bakıyor, kimisi de ondan korktuğu için yönünü değiştiriyordu.
Veliler toplantısının yapılmasından birkaç gün sonra çocuk okuldan ağlayarak gelmişti.
Harun, onun ağladığını görünce:
‘Ne oldu yavrum, niçin ağlıyorsun?’ diye sordu.
Onun şefkatli bir şekilde bakması çocuğun kendisine gelmesini sağlamıştı. Bu yüzden gözyaşlarını silerek:
‘Artık okula gitmeyeceğim’ dedi ve tekrar ağlamaya başladı.
Harun, onun gözyaşlarına dayanamıyor, içi sızlıyordu. Bu yüzden onu bağrına basarak:
‘Neden okula gitmek istemiyorsun?’ diye soru sordu çocuğa. Bu soru üzerine çocuk hiçbir şey demeden iç geçiriyor ağlıyordu.
Onun gözyaşlarını silerek soruyu tekrar sordu. Okulda başına gelenleri daha fazla saklayamayacağını anlayan çocuk:
‘Baba, çocuklar beni itip kakıyor. İki arkadaşım hariç, bu ikisinden başka hiç arkadaşım olmadı. Hatta öğretmenler bile bana kızıp bağırıyor. Bu yüzden okula gitmeyeceğim’ dedi çocuk, burnunu çekerek.
‘Neden sana öyle davrandılar’ dedi Harun, ne olduğunu anlayabilmek için. Aslında neler olduğunu kestirmişti, ama çocuktan da duymak istiyordu gerçekleri.
‘Baba’ dedi çocuk ‘senin onlara kötülük yaptığını söylüyorlar, faizli para vererek onları borçlandırdığını, bu yüzden de mallarını ellerinden aldığını söylediler’
Harun, duydukları karşısında başından kaynar sular dökülür gibi olmuştu. Duyduğu gerçekler için acıtmıştı. Ne yaparsa yapsın geçmişini bir türlü silemiyordu.
‘Ağlama Kadir'im, ağlama yavrum. Sil gözyaşlarını, sil ki ben de seninle beraber huzur bulayım’ dedi Harun içinden. İçinden bunlar geçiyor, bir taraftan da çocukla konuşuyordu.
‘Ben onlarla konuşur, öyle davranmalarını söylerim’ dedi, çocuğu teselli etmek için.
Çocukla konuştuktan sonra, çocuk teselli olmuş ders çalışmak için odasına geçmişti. O ders çalışmaya geçince lavaboya gidip abdest almış namaza durmuştu Harun. Namaz bittikten sonra da Allah Teâlâ’ya kendisine yardım etmesi için dua etmişti. Böylece içi ferahlamış, huzura kavuşmuştu.
Ertesi günü olduğunda Harun, Kadir'in yanaklarından öperek onu okula yolladı. Günlük işlerini bitirdikten sonra okula gitti. Niyeti, öğretmenler ile görüşüp ona karşı iyi davranmalarını söylemekti ama umduğunu bulamadı. Çünkü öğretmenler ona çok sert tepki göstermişlerdi. Hatta Kadir'in okuması bile tehlikeye düşmüştü. Çünkü çocuğu kedisi sahiplenmiş ve çocuğa kendi soyadını vermişti. Bu yüzden de okuması tehlikeye düşmüştü. Bunlardan da anlaşılıyordu ki kaldıkları yeri terk edip başka yere yerleşmeleri artık şart olmuştu.
Harun istediğini alamadan geri dönmüş, huzursuz bir şekilde düşüncelere dalmıştı. Kadir okumayı ve öğrenmeyi çok sevdiği için ona ne diyecekti.
İkindiden sonra Kadir eve geldiğinde onu karşısına aldı. Söze başlamadan evvel ondan özür diledi. Ardından ona:
‘Yavrum, buralardan ayrılmak zorundayız. O yüzden seni okuldan alıp, gideceğimiz yerde ki okula yazdıracağım’ dedi, başını okşayarak.
Kadir, okuldan alınmanın sebebini az çok anlasa da söz ettiği iki arkadaşından ayrılmak istemiyordu. Onlardan ayrıldığı takdirde bir daha arkadaş edinemeyeceğini düşünüyordu.
‘Baba’ dedi Kadir ‘neden gidiyoruz? Hem arkadaşlarımdan ayrılmak istemiyorum ki’
‘Oğlum’ dedi Harun, onun yanaklarından öperek ‘Ben birtakım hatalar yaptım ve şimdi sonuçlarını da yaşıyorum. Üstelik benim ile beraber sende yanıyorsun, hem de hiçbir suçun olmadan’
‘Baba ne diyorsun anlamıyorum?’ dedi Kadir, şaşırmış bir şekilde.
‘Hiç bir şey yavrum, sadece kendi kendime konuşuyorum. Yalnız şunu bil ki ben yaptıklarıma pişmanım hem de çok pişmanım. Umarım Yüce Mevlam da yaptıklarımdan dolayı da beni affeder’
‘Baba, Allah Teâlâ aşkına ne diyorsun hiçbir şey anlamıyorum’ dedi Kadir, ona saf saf bakarak.
‘Yok, bir şey oğul, hadi hazırlan gidiyoruz buralardan’ dedi Harun Kadir'in gözlerinden öperek.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.